fakir hoca’nın ışığı hiç sönmeyecek!

derkenar
birgün, 05 ekim 2008

öğretmen, ilköğretim müfettişi, türkiye öğretmenler sendikası (tös)’ün kurucu ve başkanı, sosyalist yazar fakir baykurt’u yitireli dokuz yıl oldu.

11 ekim 1999’da almanya’nın essen kentinde ölen fakir baykurt, ölümün 9. yıldönümünde memleketi burdur’da anılacak. 10-12 ekim 2008 tarihleri arasında fakir-der’in düzenlediği “9. fakir baykurt kültür ve sanat günleri” kapsamında gerçekleştirilecek etkinlikler 10 ekim cuma günü saat 12.00’de yürüyüşle başlayacak…

türk edebiyatının kilometre taşlarından, toplumcu gerçekçi sanatın ülkemizdeki saygın isimlerinden biri olan fakir baykurt’un mücadele ile geçen yaşamına kısaca değinelim. asıl adı tahir olan fakir baykurt, 1929’da burdur akçaköy’de doğdu. 1943’te akçaköy ilkokulu’nu, 1948’de gönen köy enstitüsü’nü bitiren baykurt bir süre köy öğretmenliği yaptı. 1955’te gazi eğitim enstitüsü’nü bitirdikten sonra türkçe öğretmeni olarak çalışmaya başladı.

demokrat parti (dp) döneminde politik görüşlerinden dolayı öğretmenlikten alındı. 1958’de cumhuriyet gazetesinde yayınlanan “yılanların öcü” romanı nedeniyle kovuşturmaya uğradı. 1960 askeri darbesinin ardından ilköğretim müfettişliğine atandı. 1965 yılında tös’ün kurucu başkanı oldu. 1969’da ülke çapındaki ilk öğretmen boykotunu örgütlediği için tekrar açığa alındı. 1971 darbesinde tutuklandı. tahliye olduktan sonra milli folklor enstitüsü uzmanlığı, odtü halkla ilişkiler ve yayın müdürlüğü, kültür bakanlığı danışmanlığı gibi görevlerde bulundu.

1979’da almanya’da yabancı çocuk ve gençlerin teşviki ve bölgesel çalışma kurumu’nda eğitim uzmanı olarak çalıştı. 12 eylül 1980 darbesinden sonra barış derneği davası sanığı olarak arandı. yaşamını yitirdiği 11 ekim 1999’a kadar almanya’nın duisburg kentinde yaşadı. cenazesi türkiye’ye getirilerek zincirlikuyu mezarlığı’nda toprağa verildi…

fakir baykurt’un eserleri arasında; yılanların öcü (1954), irazcanın dirliği (1961), onuncu köy (1961), amerikan sargısı (1967), tırpan (1970), köygöçüren (1973), kara ahmet destanı (1977), yüksek fırınlar (1983), koca ren (1986) ve kaplumbağalar (1980) isimli romanları; çilli (1955), anadolu garajı (1970), on binlerce kağnı (1971), can parası (1973), içerdeki oğul (1974), sınırdaki ölü (1975), gece vardiyası (1982) ve barış çöreği (1982) isimli öykü kitapları sayılabilir…

1958 yunus nadi roman ödülü, 1971 türk dil kurumu roman ödülü, 1974 sait faik hikâye armağanı, 1978 orhan kemal roman armağanı, 1984 berlin senatosu çocuk yazını ödülü, 1998 sedat simavi roman ödülü sahibi fakir baykurt, edebiyatçı kimliğinin yanı sıra devrimci kimliği ile de tarihimizin unutulmaz isimleri arasında yer aldı…

bayburt milletvekili adayı

bir anı ile noktalayalım yazıyı. yıl 1999… 18 nisan 1999 genel seçimleri’nde izmir’den kavga arkadaşı can yücel ile birlikte özgürlük ve dayanışma partisi’nden milletvekili adayı olan fakir baykurt, seçimler için canla başla çalışmakta. öyle ki, bildiri dağıtılacak semtlere can yücel ile birlikte herkesten önce geliyor ve yine herkesten sonra gidiyor. enerjileri, çalışkanlıkları ve umutlarıyla o iki çınarı kıskanmayan yok gibi…

onu son görüşüm istanbul’da yapılan “ödp milletvekili adayları” toplantısında oldu. toplantı sonrasında uçağın kalkmasına kadar hayal kahvesi’nde sohbet ettik. caz ve şarap can yücel’i keyiflendirmiş, espri üstüne espri patlatıyordu. bir süre sonra can baba’yı ve fakir hoca’yı uçağa götürmek üzere kalktık. apar topar kahveden dışarı çıkarken, can baba birden hışımla gerisin geriye döndü. bir şey unuttu sandık. elinde bir tomar peçeteyle geri döndü ve peçeteleri omzundaki heybesine özenle yerleştirdi. fakir hoca, benden önce sordu:

– ne yapacaksın o kadar peçeteyi?

can baba bütün ciddiyetiyle yanıtladı:

– ben şimdi uçakta bunlara şiir yazarım. ama sen yazamazsın!

can yücel kanser illetine yakalandıktan sonra ona: “kanserinin yarısını bana ver, yeter ki sen yaşa” diyen fakir baykurt da yakalandığı kanser hastalığından kurtulamayarak aramızdan ayrıldı.

o, kitapları, yaktığı mücadele ışığı ile yaşıyor. fakir hoca’nın ışığı sönmeyecek!..

***

“kahrolsun kızıl yılanlar!”

ankara, 23 nisan 1962… ulus sineması’nda türk sinemasının yüz akı bir filmin, “yılanların öcü”nün ilk gösterimi yapılmakta. metin erksan’ın çektiği “yılanların öcü”nün gösterimi biter bitmez, salonda bulunan bir grup faşist sloganlar atmaya başlar: “kahrolsun komünistler!”

“yılanların öcü”nün yazarı fakir baykurt sahnededir. tepkiler önce ona yönelir, “yuhh!” sesleri arasında kırmızı mürekkep atarlar baykurt’a. tansiyon giderek artar ve sinema salonunun koltukları, vitrinleri tahrip edilir. hızını alamayan grup, sloganlar eşliğinde kızılay’dan zafer anıtı’na doğru yürüyüşe geçer. olayların ardından 24 kişi tutuklanır. ankara’daki olayları filmin gösterildiği erzurum’da, niğde’de, tarsus’taki olaylar izler. film afişleri yırtılır, film oynatılırken “kahrolsun komünistler!” ve “kahrolsun kızıl yılanlar!” sloganları atılır. yürüyüşler yapılır…

bu “yılanların öcü”ne ilk saldırı değildir. baykurt’un romanı yayınlandığında da “milliyetçi cephe”den itirazlar yükselmiş, hakaret dolu yazılar yazılmıştır. fakir baykurt, köy gerçeğini bütün çıplaklığı ile ortaya koyduğu “yılanların öcü” romanını 1958 yılında cumhuriyet gazetesinde tefrika halinde yayınlar. “yılanların öcü”, anası irazca, karısı hatça ve üç çocuğuyla toprağını ekerek kendi halinde yaşayan yoksul bir köylü olan kara bayram ile evlerinin önünde ev yapmak isteyen bir başka ailenin mücadelesini anlatmaktadır. roman, 1958’de cumhuriyet gazetesi yunus nadi ödülü’nü kazandıktan sonra milliyetçilerden tepkiler koro halinde yükselir: “türk köylüsünün ahlak ve faziletine… aile kutsiyetini sarsıcı… dini akidelerimizi rencide eden…”

sansür kurulu…

1965 genel seçimleri’nde türkiye işçi partisi’nden istanbul milletvekili adayı olan metin erksan’ın yönettiği fikret hakan, nurhan nur, aliye rona, kadir savun, erol taş, ali şen’in oynadığı “yılanların öcü” filmi, 1962 yılında yazar fakir baykurt’un doğduğu köy olan burdur’un akçaköy’de çekilir. film tamamlanır tamamlanmaz sansür kurulu’na gönderilir.

27 mayıs 1960’dan sonra 1961 anayasası’nın getirdiği özgürlük ortamında filmin sansüre uğrayacağı tahmin edilmemektedir. ancak film sansür kurulu’nca “sakıncalı” bulunarak yasaklanır. dönemin cumhurbaşkanı cemal gürsel iyi bir sinema izleyicisidir. son çare filmi cemal paşa’ya seyrettirmektir. çankaya köşkü’nde izler cemal paşa “yılanların öcü”nü ve metin erksan’ı “bu filmi yapmakla çok değerli bir vatan hizmetinde bulunmuşsunuz” diyerek kutlar.

usta yönetmen halit refiğ sansür olayını, şengül kılıç hristidas’ın kaleme aldığı “sinemada ulusal tavır, halit refiğ kitabı”nda şu satırlarla anlatır: “aslında 61 anayasası çıktıktan sonra hiç kuşkusuz bunun film piyasasına da yansıması gerekiyordu. bunun en tipik tezahürü ‘yılanların öcü’dür. metin erksan tam on yıllık aradan sonra fakir baykurt’un romanı ‘yılanların öcü’nü filme çekti. sansür tarafından tıpkı ‘âşık veysel’ gibi bütünüyle yasaklandı. fakat zaman değişmişti. 61 anayasası’nı meydana getiren grubun şefi cemal gürsel, çankaya’daydı. ve çok iyi bir tesadüf olarak cemal gürsel çok sıkı bir türk filmi seyircisiydi. onun bu durumunu bilenler filmi ona seyrettirdiler. cemal gürsel de, ‘bu filmi yapanlar türkiye’ye hizmet etmiştir’ dedi. tabii ertesi gün sansür heyetine bir albay gittiğinde, ‘yılanların öcü’ tek kare kesilmeden gösterime girdi.” [1]

“yılanların öcü”, cemal gürsel’in devreye girmesiyle birlikte sansür kurulu’ndan geçer. ancak cumhurbaşkanı’nın, içişleri bakanı’nın isteğine rağmen bir ay sürer gerekli iznin verilmesi. bu arada tartışmalar sürmektedir. iki “külyutmaz” milletvekili “filmi meclis’te bütün milletvekilleri ile seyredelim ve öyle karar verelim” diye önerge bile verirler meclis’e. ama önerge kabul edilmez.

“yılanların öcü” o yıl sinema yazarları seçimi’nde; en başarılı film, en başarılı yönetmen, en iyi erkek oyuncu ve en iyi kadın oyuncu ödüllerini alırken, 1966 yılında tunus kartaca film şenliği şeref madalyası’nı alacaktır…

[1] sinemada ulusal tavır, halit refiğ kitabı, şengül kılıç hristidas, iş bankası yayınları, 2007.

***

yılanların öcü

bu kara bayram’ın, seksen evli karataş köyünde kimsenin gözüne batmıyan bir hayatı vardı.

babadan kalma, ahırlı, samanlıklı, toprak damlı bir evi, bir kağnısı; bir öküzü, bir ineği, bir eşeği, üç koyunu, iki ası kuzusu, üçü yumurtlıyan on bir tavuğu ve yedi yıl önce satılan bir çiftlikten boğazına kadar borca belenerek aldığı kırk beş dönüm kadar toprağı… bu toprakların ancak üç evleği sulanabiliyordu, bir dönümü bile değil. ama onu yarıcılıktan, kır bayır da olsa, bu topraklar kurtarmıştı. hele bu yıl borcunu da paklayınca, karataş’ta komşu katarına girmişti. artık kendinin de bir varlık olduğunu duymaya başlıyordu yavaş yavaş…

evliydi. üç çocuğu vardı. babası, daha bayram tüysüz bir delikanlıyken, anlaşılmaz bir köy ağrısından eyvallahı çekip gitmişti. bayram’a hemen hemen her işte söz geçiren anası, sağdı. ocağın başkanlığı onun elindeydi. anasiyle karısı arasında, belli bir gelin-kaynana anlaşmazlığı filan sezilmiyordu.

kapısında bir de köpek vardı; korkusuz ürküsüz günler geçip gidiyordu. bir uçtan da işleri yoluna giriyordu.

bu romandaki olaylara kadar…

bundan önce, kendi karısından başka bir kariyle yatma dalgası da yoktu. kafasının altındaki bu ateş bu romandaki olayların akışı sırasında parladı.

yılanların öcü, remzi kitabevi, 1962.

“fakir hoca’nın ışığı hiç sönmeyecek!” için 4 yorum

  1. Geri bildirim: 11 ekim « günün tarihi
  2. Geri bildirim: 11 ekim « günün tarihi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.