Taylan Özgür: 41 Yıldır Faili Meçhul

Bu yazı, bir yıl önce yazılmıştı. O günden bugüne üç yüz altmış beş günlük bir farkın ötesinde “herşey sakin”! Bir değişiklik yok, anlayacağınız.

Adın adımız oldu
Andın andımız
Yolun yolumuz oldu
Yolundayız

ODTÜ’ye silinmez bir biçimde “devrim” yazdılar

1968 yılıydı. ODTÜ öğrencisi dört kişi, Hüseyin İnan, Taylan Özgür, Alpaslan Özdoğan ve Mustafa Yalçıner, o heyecanı ODTÜ stadyumunda yazıya döktüler… Gece yarısından sabaha dek uğraşarak kocaman harflerle devrim yazdılar stadyumun oturulacak kesimine. O gece, o dört genç insan düşlerini, özlemlerini yansıtıyorlardı o yazıyla, sanki yarına dair programlarıydı yazdıkları, sanki söz veriyorlardı kendilerine ve yazıyı okuyacak herkese ve sanki yakında kuracakları örgütün, THKO’nun, kuruluş nedenini yazıyorlardı stadyuma. [1]

İran şahı ile Barzani’nin fotoğrafları yan yana

Taylan 1968 yılında Hüseyin İnan ve İbrahim Seven’in de aralarında bulunduğu bir grupla İran sınırından molla Barzani’nin tarafına geçmişti. Henüz kimse El Fetih’e gitmemişti. Onların amaçları da gerilla eğitimi almaktı. İran’a giderken kılavuzluk etmesi için Van’ın Özalp ilçesindeki Anzaflıoğlu aşiretinden olan halamızın kocasının yanına uğramışlar. Eniştem ve oğlu grubun sınırı geçmesine yardımcı olmuş. Ancak Taylan, “geri dönebiliriz, bizi bir gün bekleyin” diye tembih etmiş ve gerçekten de ertesi gün geri dönmüşler. Taylan enişteme, “Barzani hareketi, CIA patentli. Aklınızı başınıza alın. İran şahı ile Barzani’nin fotoğrafları her yerde yan yana duruyor” demiş. Taylan’ın hedef haline gelmesinin nedeni Barzani hareketinin ABD ilişkilerini açıklaması diye düşünüyorum. Uğur Mumcu da böyle düşünüyordu. [2]

Komer’in arabası yakıldı

Komer, kendisine yöneltilen protesto gösterilerini ciddiye almadığını göstermek veya protestonun ciddiyetini test etmek üzere ODTÜ öğrencilerinin şaşkın bakışları arasında 1969 model ‘Cadillac’ marka, siyah renkli, 06 CA 001 plakalı makam otomobiliyle, 6 Ocak 1969 pazartesi günü, saat 12.30’da ODTÜ’ye geldi. Gözlerine inanamayan, gökte aradıkları Komer’i yerde bulan öğrenciler ilk şaşkınlıkları geçer geçmez bu inanılmaz olayı tüm kampusa duyurdular.

Komer’in otomobilini ilk olarak, rektörlüğün hemen yanında ve karşısında olan kantin, kütüphane ve kimya laboratuarında bulunan öğrenciler fark etti Mustafa Yalçıner, Komer’in ODTÜ’ye geldiğini arkadaşlarına haber vermek için yurtlara koştururken, Mimarlık Fakültesi üçüncü sınıf öğrencisi Hamid Yakup isimli İranlı bir öğrenci de, ODTÜ SFK’ye giderek, arkadaşlarına seslendi: “Haberiniz var mı? Komer’in otomobili rektörlüğün önünde”. Sinan Cemgil, Hüseyin İnan, İrfan Uçar, Halil Çelimli, Yusuf Aslan, Tuncay Çelen, Mehmet Akın Atauz, İbrahim Seven, Ulaş Bardakçı, Mete Ertekin, Sait Big, Serdar Haybat, Mustafa Taylan Özgür ve birkaç öğrenci, hızla olay yerine gittiler. Birkaç öğrenci, ODTÜ rektörlük binası önünde park etmiş ABD büyükelçisinin makam otomobilinin yanına gelerek şoför Nidai Cemal’den, kapı ve kontak anahtarlarını istedi. Şoför, anahtarları vermedi. Bunun üzerine öğrenciler arabayı taşa tuttular ve ‘çimlere basmayınız’ yazılı demirleri sökerek arabanın camlarını kırmaya başladılar. Rektör Kurdaş ile ODTÜ öğrenci birliği başkanı İskender Odabaşıoğlu, bu arada, öğrencilerin arasına karışarak eylemcileri engellemeye çalıştı. Rektör Kurdaş’ın uzaklaşmasından sonra Sinan Cemgil, Hüseyin İnan, Akın Atauz, İbrahim Seven, Halil Çelimli, Tuncay Çelen, İrfan Uçar, Ulaş Bardakçı, Yusuf Aslan, Mustafa Taylan Özgür, Komer’in otomobilini ilkönce tutarak sallamaya ve sarsmaya başladılar. Komer’in otomobilini sarsan ve sallamaya çalışan öğrenciler, sonra havaya kaldırarak devirmek için bir süre uğraştılar. Fakat otomobil çok ağır olduğu için deviremediler. Civardan bulunan bir çelik boruyu, manivela gibi kullanarak Komer’in otomobilini ilkönce yan, sonra ters çevirdiler. Ters çevrilen otomobilin benzin deposundan benzin akmaya başladı. Hüseyin İnan, Sinan’ın boynundaki kaşkolu alarak; ters çevrilmiş ve benzin akıtan otomobilin benzin deposunun kapağını açar ve kaşkolu deponun içine sarkıttı. Benzin emdirdiği kırmızı siyah çizgili uzun kaşkolu otomobilin değişik yerlerine vurarak, otomobili, benzinle buladı. Ve kibriti çaktı. Otomobili söndürmek için gelen itfaiye öğrencilerin engeliyle karşılaştı. Ateş alan otomobilin etrafında toplanan binlerce ODTÜ’lü Amerikan emperyalizmini ve Komer’i ve Komer’in ODTÜ’ye gelmesine izin veren rektör Kurdaş’ı saatlerce protesto ettiler. [3]

Devrimci dayanışma için

ODTÜ Öğrenci Birliği’yle beraber İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği’ni (İÜTB) ele geçirmek amacıyla, Ankara ve İstanbul’dan devrimci gençler, kongre için çaba gösterir. İÜTB kongresi 25 ağustos 1969 günü açılır. Fakat çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle kongre, 13 Eylül gününe ertelenir. İÜTB kongresinde arkadaşlarına destek olmak amacıyla ODTÜ ve Ankara üniversitesine bağlı bir grup devrimci genç, İstanbul’a gelmeye karar verir.

Gidip dönmemek, gelip görmemek var

Mustafa Taylan Özgür, İstanbul’a gelmeden bir gün önce, Sinan Cemgil, Hüseyin İnan ve Alpaslan Özdoğan ile ODTÜ yurtlarında otururken Sinan Cemgil’in, ”Taylan, İstanbul’a gidiyorsun. Gel bir fotoğraf çektirelim. Bir iş olur. Hiç olmazsa hatıra kalsın” isteğiyle, dördü birden fotoğraf çektirir. Sinan’ın hanımı Şirin o sıra hamiledir. Taylan da Sinan’a ”Gidip dönmemek, gelip görmemek var. Çocuğun doğduğu zaman kız da olsa, erkek de olsa ismini Taylan koy” der. Daha sonra Sinan, doğan çocuğunun ismini Taylan koyar.

Kongreye hazırlık

ODTÜ Öğrenci Birliği divan başkanı Münir Ramazan Aktolga, Mustafa Taylan Özgür, Mehmet Sait Kozacıoğlu, Mustafa Yalçıner, Alpaslan Özdoğan, Halil Çelimli, Hüseyin İnan, Şükrü Işık, Tuncer Sümer, Yusuf Aslan, Fehmi Erbaş, Ruhi Koç, İlhami Aras ve Deniz Gezmiş başta olmak üzere Ankara Üniversitesi ve ODTÜ’ye bağlı bir grup devrimci öğrenci, otobüsle İstanbul’a gelir. Gelen örgencilerin hemen hepsi silahlıdır.

Ankara’dan gelen örgenciler, İTÜ Gümüşsuyu Yurdu’nda kalır. Ankara’dan gelenler arasında çıkan bir anlaşmazlık nedeniyle Hüseyin İnan, Şükrü Işık, Yusuf Aslan, Mustafa Yalçıner, Halil Çelimli ve Alpaslan Özdoğan, Ankara’ya geri döner.

Ölüm adın kalleş olsun

İÜTB kongresi, 23 Eylül 1969 salı günü, İstanbul üniversitesi merkez binada başlar. Sağcıların adayı Atilla Kılıçoğlu, solcuların adayı Şuayip Dilmen’dir. İki grup da hazırlıklı gelmiştir. Ankara’dan gelen Mehmet Sait Kozacıoğlu, yanında Mustafa Taylan Özgür olduğu bir sırada merkez bahçede silahını çekerek bir kaç el ateş eder. Sait Kozacıoğlu polis tarafından yakalanarak gözaltına alınır. Mustafa Taylan Özgür ise polisten kaçmak isterken Beyazıt Meydanı’nda silahla vurularak öldürülür.

Matem tutmayacağız, mersiyeler düzmeyeceğiz

24 Eylül 1969 çarşamba günü sabah saat 10.00′da Atatürk Anıtı’nın önünde toplanan öğrenciler, önce istiklal marşını söyledikten sonra Mustafa Taylan Özgür için iki dakikalık saygı durusunda bulunur. Bu sırada ODTÜ rektörlük damına yerleştirilen siren 2 dakika çalınır. Atatürk anıtı önünde toplanan kalabalığa, polis tarafından aranan Sinan Cemgil, hitap ederek şunları söyler:

“Bir devrimci kardeşimiz polis kurşunu ile kahpece öldürülmüştür. Devrimci şehitlerin matemini tutacak zamanımız yoktur. Devrimcilerin postunu ucuza satmayacağız. Gün gelecek Türkiye’nin bağımsızlığı ve kurtuluşu için gerekirse hepimiz vurulacağız. Bunlar bizi korkutmuyor, üzmüyor ancak kinimiz bileniyor. Taylan Özgür’ün ardından matem tutmayacağız, mersiyeler düzmeyeceğiz. O, 24 saatini devrime adamış bir kişiydi. Yapılacak çok işlerimiz vardır, ikinci kurtuluş savaşının ilk kurşunlanan devrimcilerinden sonra bizler de düşebiliriz, bunu korku değil varacağımız şerefli bir nokta olarak kabul ediyoruz. Taylan, Komer‘in arabasını yakarak devrim için ilk kıvılcımı atmıştı. Bu kıvılcım devam ettirilecektir. Türkiye’de CIA artık bir adam temizleme kampanyası açmıştır. Yılmıyoruz, korkmuyoruz.” [4]

Faili meçhul

Lisan Çakıcı adlı bir polis memuru

Cinayetin faili olarak önce Lisan Çakıcı adında bir polis memurunun adı geçer. Hakkında dava açılır.

Lisan Çakıcı; katil miydi, değil miydi? Bu adam gerçekten Taylan’ın vurulduğu sırada orada olan bir kişi, katili de tanıdığından eminim. Ve bu adam sürekli kollandı. Adamın polislikten atıldığı söylendi, adamı Kumkapı Temizlik İşlerinde personel şefi olarak gördük. Temizlik işleri şefliği yapamaz dedik. Çünkü akli dengesi yerinde mi değil mi diye adamı Bakırköy’e yatırmışlardı dava sürerken. Daha sonra Sarıyer itfaiye memuru yaptılar. Yani sürekli kolladılar bu adamı. [5]

Anneannemi hep ağlattınız

Bu yaşananları, yaşanmışlıkları oğlumuz Sinan Taylan Kıyıcı derledi ve yayıma hazır vaziyete getirmeye çalışıyor. İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan polis memuru Lisan Çakıcı’yı daha 4 yaşında tanımıştı. O minicik çocuğun anneannesini ağlatanlara isyanını dile getirmesi bile olay olmuştu. Sanık, “Tehdit ediliyorum” diye mahkeme başkanına şikâyet ettiğinde, tehdit edenin o minicik çocuk olduğu anlaşılınca ve ne söylediği mahkeme başkanınca sorulunca, verilen cevap Aziz Nesinlik idi: “Anneannemi ağlatan pis katiller…” [6]

Bir meçhul üsteğmen

90 yılında, Talat Turhan’ın Gazeteciler Cemiyeti Lokali’nde yaptığı bir basın toplantısında, Taylan’ın katilinin, 1969′da üsteğmen olan ve 1990 yılında da halen görevde olan üst düzey bir generalin olduğunu öğrendik. Daha önce bilindiği gibi Lisan Çakıcı adlı bir polis memuru yakalandı, yargılandı. Ama bu adam, Türkiye’de kendisini ’sol’cuyum diye adlandıran bazı insanların yapmadıkları tanıklıklar sayesinde beraat etti. Ve sonuçta Taylan’ın dosyası ‘faili meçhullere’ katıldı. Ama bu dosya, ‘90 yılından itibaren faili bilinen konumunda. Ve 17 yıldır, Talat Turhan bu üst düzey generalin ismini açıklamıyor. Biz Talat Turhan’ı bu konuda zorladığımız zaman bize, “Ben, dosyayı 1978 yılında H. Fehmi Güneş’e teslim ettim” diyor. Ve tanık da gösteriyor; Turhan, “dosyayı Fehmi Güneş’e verdiğim sırada odada uğur mumcu, Ertuğrul Günay ve Deniz Baykal da vardı. Ben üsteğmenin kim olduğunu bildiren dosyayı teslim ettim, ben görevimi yaptım” dedi. Bununla ilgili hiçbir dava açılmadı. 17 yıldır biz bu üst düzey generalin kim olduğunu soruyoruz. Genelkurmay Başkanlığına, Meclis Başkanlığı’na her yere başvurular yaptık, bir sonuç alamadık. Yani, faili meçhul değil, bu katliamın faili biliniyor, diğerleri gibi. Talat Turhan’ın “Çeteleşme” kitabında da bu bölümü anlatan sayfalarında aynen şöyle geçiyor, “Devlet cinayet işlemiştir.” Harp Okulundan ‘64-’65 mezunu olan ve ‘90 yılında üst düzey general olan bütün herkes benim gözümde zanlıdır. Bu kadar açıktır. Burada bir düğümü çözdük aslında. Ve benim amacım, sadece kardeşimin katilini bulmak değil. Bir delil bulduk ve bu delilin ucunda da belki diğer faili meçhullere de ulaşacağız. [7]

Bir de komiser Mehmet çıktı ortaya

Cinayet tarihinde 11 yaşında bir çocuk olan bir başka tanık, tam da bu herc ü merç içinde ortaya çıkıp “Hayır” dedi, “katil ne Lisan Çakıcı ne bir üsteğmen, katil komşumuz komiser Mehmet!”

Kadir Akın, katilin bir polis olduğunu, bu kişiyi emniyet arşivinden teşhis edebileceğini söyledi. Akın, cinayeti 11 yaşında iken annesiyle birlikte pencereden izlediğini belirtti, “Taylan Özgür`ün üzerinde kırmızı bir tişört vardı. Yenikapı`ya inen Mithatpaşa Caddesi`ne girdiğini gördüm, 100-150 metre koştu. Arkasından eli silahlı koşan adamı da gördüm. Taylan Özgür dolmuş durağına kadar koştu. Dolmuşa çarpınca yere düştü, arkasından onu silahla kovalayan kişi geldi. Taylan yerdeyken ve hareketsiz yatarken tek el ateş etti” dedi.

Akın, cinayetten kısa bir süre sonra olay yerine “Toplum Polisi”nin geldiğini belirtti, Özgür`ü vuran kişinin bu polislerle bir süre görüştükten sonra, yürüyerek gözden kaybolduğunu dile getirdi. Akın, anlatımlarını şöyle sürdürdü: “1973-1974 yılları arasında Özgür`ün katiliyle yeniden karşılaştım. Bir gün alt katımızda oturan bir teyzenin evine hırsız girmişti. Hırsızlıktan sonra eve bir grup polis geldi. Ekibin başındaki kişiyi görür görmez tanıdım. O kişi Taylan Özgür`ün katiliydi. Hemen anneme gösterdim. Annem de bunu teyit etti. Babamla da konuştuk. Babam o adamı tanıyordu. Çünkü o komiserin gittiği kahveye gidiyordu. Babama o polisin adını sorduğumda bana ‘komiser Mehmet. Bir süredir yurtdışında görevliydi, şimdi geldi’ dedi.” [8] (ayrıca bakınız ve dinleyiniz: [9])

Talat Turhan çark ediyor

Kadir Akın’ın bu açıklaması, Talat Turhan’a bir manevra alanı verdi ve Turhan çark ederek şunları söyledi:

üsteğmen iddiasının sahibi emekli Yarbay Talat Turhan, bu tanıklık üzerine Kadir Akın`ın babası Fahrettin Akın`ın üsteğmen meselesini kendisine 1977 yılında, hapishaneden çıktıktan sonra sarhoşken anlattığını belirtti, Fahrettin Akın`ın “komiser” yerine yanlışlıkla “üsteğmen” demiş olabileceğini kaydetti. [10]

Hülasa

Mustafa Taylan Özgür’ün Gladio ya da bizdeki adıyla kontrgerilla tarafından katledilişinin üzerinden tamı tamına 40 yıl geçti.

Bütün bu sürede susanlar, geri adım atıp ifadesini değiştirenler, davayı sonuna dek takip etmeyenler, dosyaları sümenaltı edenler, sorulan sorulara yanıt vermekten imtina edenler, suç duyurularını kulak arkası edenler, görevini yerine getirmemek için bin dereden su getirenler, meclis soruşturması açılması için gereken imzaları vermeyenler oldu.

Kırk yılda ortaya çıkan ipuçları bir dizi soruyu da beraberinde getirdi.

Bir şey ise açık ve net görünüyor: olaya kıyısından köşesinden bulaşmışların hemen hiçbiri temiz değil!

Mustafa Taylan özgür adına açılmış bu güncede yer alan yazılara göz attığınızda bunu görebileceksiniz.

Daha garip ve incitici olan ise şudur: 1960’lar Türkiyesinin ilk kontrgerilla-Gladio cinayeti solun sosyalist kanadında bile bir ortak hareket, bir ortak devinim, birlikte sorgulama ve izleme çabası oluşturamadı.

Belki de bu yüzden, faili meçhul dosya sayısı bu kadar kabarık hale geldi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s