Koçero – Vatan Şiiri (1976)

Hasan Hüseyin Korkmazgil

keklik serer palazını tenha kayalıklara
uçurur korkusunu
kara diken savurur tohumunu
kurtulur korkusundan
orda bir dağ
orda bir taş
bir pınar
dağ ardında
taş ardında
pınarlı bir kara mavzer Okumaya devam et Koçero – Vatan Şiiri (1976)

İçerde (Dağlarına bahar gelmiş memleketimin)

Ahmed Arif

Haberin var mı, taş duvar?
Demir kapı, kör pencere.
Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğruna ölümlere gidip geldiğim,
Zulamdaki mahzun resim,
Haberin var mı?

Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş
Karanfil kokuyor cigaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin…

Havana Röportajı

Nâzım Hikmet Ran

hikâye insanoğlu üstüne insanoğlunun gençliği umutları üstüne
hikâyeyi benden güzel anlattılar benden güzel anlatacaklar
hikâyeyi dost düşman bilmeyen kalmadı

Batista, kulluğundaydı Şehmeran’ın

şekerkamışı milyonerlerinin Yankisinin de yerlisinin de ve tütün ve kahve milyonerlerinin Yankisinin de yerlisinin de ve tanklı uçaklı elli binlik bir ordunun ve de yiğitleri hadım ettikten ve de gözlerini oyduktan sonra döve döve öldüren kışlaların ve önlerinde sırtüstü cesetler çürüyen karakol kapılarının ve her gece karakol duvarlarını yırtıp dışarı fırlayarak sıcak karanlıklarda kanlı kuşlar gibi çırpınan çığlıkların ve Frankist papazların ve kumarhanelerin ve de eroin toptancılarının ve gangsterlerin Yankisinin de yerlisinin de ve orospuların yalnız bir Havana’da on beş bin ve karaya vurmuş bir köpek balığı gibi çürüyenin ve baygın ağır çiçek kokularıyla karışık leş kokusunun genarali Batista tümü altı milyon nüfusunun dört milyonu aç ve yüz bini verem ve Yankilere son on yılda bir milyar dolardan çok kâr getiren Küba’da, Birleşik Amerika Devletleri elçisinin Birleşik Amerika Devletleri kara hava ve deniz kuvvetinin Birleşik Amerika Devletleri dolarının yıllardır kulluğundaydı.

956’nın Kasımında Fidel de içlerinde 82 kişi Granma gemisinden denize indi.

956’nın Kasımında Küba kıyılarına sokulan Granma gemisinden denize inip yarı bellerine kadar suya gömülü ve silahlarını başlarının üstüne tutarak ve ansızın ve bir anda açılan top ve mitralyöz ateşi altında karaya çıkıp ve karanlıkları polis köpekleri gibi koklayan araştıran ışıldaklardan sakınarak ve sarıldınız teslim olun seslerini ve iri kurbağaları çiğneyip bataklıklara ve şeker kamışı tarlalarına dalarak ve palmiyelerle hindistancevizi ağaçlarının ardı sıra tepeleri tırmananlar Sierra dağında buluştu.

Fidel de içlerinde 82’nin 12’si sağ kalmıştı

Fidel de içlerinde 12 kişiydiler 56’nın kasımında

Fidel de içlerinde 150 kişiydiler aralığında 56’nın

Fidel de içlerinde 500 kişiydiler şubatında 57’nin

Fidel de içlerinde 1000 oldular 5000 oldular Fidel de içlerinde Fidel de içlerinde bir milyon yüz milyon bütün insanlık oldular yıktılar Batista’yı 959’un Ocağında ve elli binlik orduyu ve şekerkamışı milyonerlerini yerlisini de Yankisini de ve tütün ve kahve milyonerlerinin yerlisini de Yankisini de ve kışlaları ve önlerinde cesetler çürüyen karakolları ve eroin toptancılarını ve kumarhaneleri ve Birleşik Amerika Devletleri hava deniz ve kara kuvvetlerini ve Birleşik Amerika Devletleri dolarını

ve Küba’nın havasında ağır çiçek kokularına karışık leş kokusu dağıldı yani Birleşik Amerika Devletleri kokusu…

Bu sayfada yer alan bölüm, Kübalı şair Nicolás Guillén’in davetiyle, 1961 yılı Mayıs ayında 1. Küba Sanatçılar ve Yazarlar Kongresi’ne katılmak üzere Havana’ya giden Nâzım Hikmet’in, Havana’da başlayıp Moskova’da bitirdiği Havana Röportajı adlı şiirinden Fidel Castro’yu anlattığı bölümdür.

Paul Newman

Orhan Yalçın Gültekin

En sevdiğim oyunculardan biri olan Paul Newman üzerine bir saygı duruşunda bulunayım.

En beğendiğim filmlerini verdiğim önem sırasına göre değil de tarihlerine göre sıralarsam: “Somebody Up There Likes Me” (1956) [Yukarda Biri Beni Seviyor], Cat on a Hot Tin Roof (1958) [Kızgın Damdaki Kedi], Paris Blues (1961), Cool Hand Luke (1967), Butch Cassidy and the Sundance Kid (1969)… En sevdiğim erken dönem ve erken olgunluk dönemi filmlerinden. Olgunluk dönemi filmlerine ise 26 Ocak’ta değineceğim (demiştim de değinemedim.).
Okumaya devam et Paul Newman

Neriman Köksal

Orhan Yalçın Gültekin

Bugün 23 Ekim 2006. 23 Ekim’de neler olmuş, neler… Ama ben bu gece yarısında ne “Troçki ve Zinovyev’in SBKP’den atılışları” ne de “Macaristan’da SSCB egemenliğine karşı çıkış” üzerine yazmak istiyorum. Önemli şeyler olmuş ama ben bugün için biraz “hafif/sivik/light” bir konuya değineceğim; Neriman Köksal’ı anlatacağım.

Ünlendiği film, Fosforlu Cevriye, ben doğduğum yıl çevrilmiş; benim seyretmem – haliyle – çok sonradır. Onu beyaz perdede ilk ne zaman, hangi filmde izledim, anımsamıyorum. Sinemacıların “femme fatale” dedikleri karakterin 1960 sonrasındaki muhtemelen ilk, değilse de en önemli örneğiydi Yeşilçam’da.

Okumaya devam et Neriman Köksal