Mihri Belli Üzerine Notlar

O. Yalçın Gültekin

Herhalde Mihri Belli ile ilgili yapılmakta olan en yanlış değerlendirmelerden biri onun proletaryanın önderliğini reddedip önderliği asker-sivil aydın zümreye bıraktığını söylemektir.

Şu an kaynaklara ulaşamıyorum ama aklımda kaldığına göre, Mihri Belli’nin söylediği “önderliğin pazarlık konusu olmadığı; Türkiye’nin önündeki devrim aşamasında (milli ve demokratik görevler içeren devrim) proletarya gibi küçükburjuvazinin de önder olabileceği ve bu ikisi arasında önderlik konusunda sıkı bir mücadele olacağı; verili anda önderlik konusunda küçükburjuvazinin önde olduğu-avantajlı olduğu” idi.

Mihri Belli’nin proletarya önderliğini reddettiği eleştirisi, esas olarak yine aynı kanattan ama halk savaşını savunanlarca farklı gerekçelerle dillendirilmiştir, örneğin şu biçimde: “Mihri Belli arkadaş ise, işçi sınıfının önderliğini reddederek, köylülüğü değil de, işçi sınıfını temel güç kabul ederek, işçi sınıfının fiili öncülüğünün geçerli olduğunu savunmaktadır.” (1)

Herhalde Mihri Belli’nin en çok eleştirileceği konulardan biri Jaures’den (?) ödünç alarak geliştirdiği şu tezdir: “Devrimci milliyetçilikle” proleter enternasyonalizmi çelişmez.” Mihri Belli de kendisini “devrimci milliyetçi” olarak tanımlamıştır. Yine Mihri Belli’ye göre “sosyalistler koyu milliyetçilerdir” ve “milliyetçiliğin azı enternasyonalizmden kişiyi uzaklaştırır”. (2)

Mihri Belli, Mustafa Suphi ve Şefik Hüsnü TKP’sinin düşünsel iklimini 60’lı yıllara taşımış ve Leninist demokratik devrim teorisini bir çevre ülke (sömürge/yarısömürge/yarıbağımlı) olan Türkiye’ye uyarlamıştır. Mihrici Milli Demokratik Devrim teorisi Leninist teoriyle uyumluluk gösteriyordu. Olgunlaşmamış bir proleter duruş anlamına gelen bu demokratik devrim anlayışı, proletarya önderliğinde olsa bile bu demokratik devrimin bir burjuva demokratik devrim olduğundan yola çıkıyordu. Aynı gelenekten yola çıkan ve sosyalist hareketin değişik bölüntülerini oluşturan Doğu Perinçek, Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya da demokratik devrimin Mihrici (ve Leninist) kavranışına dayanıyorlardı. Sonradan Mahir Çayan, özü itibariyle MDD’yi anti-emperyalist anti-oligarşik devrim olarak ifadelendirmişti. (Bir istisna Hüseyin İnan’dı. İnan, MDD’yi proletarya önderliğinde bir BDD olarak görmüyordu, çünkü İnan’a göre MDD, kapitalizmi geliştirmeyecekti.)(3)

Kanımca Mihri Belli’nin doğru safta yer aldığında bile o saf içinde yanlış yerde durduğu söylenebilir. Tamamen yanlış safta yer aldığı da olmuştur.

Ama herhalde Mihri Belli gibi 1960’lı yıllardan bu yana etkisi şu ya da bu biçimde, şu ya da bu düzeyde sürmüş bir insanın kendi görüşleri dışardan bir şeyler katılmadan ortaya serilip eleştirilmeye hakkı vardır. Belki çoğu kişiden daha fazla hak edenlerin en önde olanlarındandır.

Hasılı Mihri Belli, Türkiye sosyalist hareketi içinde önemli roller üstlenmiş bir sosyalistti. Öyle kestirmeden sıfırlanacak bir kişi ise asla değildi.

KuYerel, 18 Ağustos 2011

Dipnotlar:
(1) Mahir Çayan, ASD’ye Açık Mektup
(2) Mahir Çayan, ASD’ye Açık Mektup
(3) Hüseyin İnan, Türkiye Devriminin Yolu

“MDD, emperyalizmin hegemonyası altındaki ülkelerin, evrensel bir öz kazanmış olan devrim stratejisidir. Burjuva Demokratik Devrimi ise, kapitalist üretim ilişkilerinin belirli bir gelişim düzeyinde (emperyalizm faktörü önemli değildir) kapitalizm öncesi üretim ilişkilerinin tasfiyesi için geçerli bir devrimdir. İki devrim, politik ve ideolojik karakterleriyle birbirinden farklıdır. Bu yüzden MDD ile Burjuva Demokratik Devrimi arasında sadece öncülüğe bağlı bir ayrımdan hareket edilerek tahlil yapılamaz.”
(…)

“Bu yüzden MDD mücadelesi, başından sonuna kadar ezilen sınıf ve tabakaların politik mücadeledeki ittifaklarıdır. Başka bir ifade tarzı ile, önümüzdeki devrimci adımın MDD olmasını zorunlu kılan etken, temel çelişkinin çözümü için gerekli sınıflar ittifakıdır.”
(…)

“Emperyalizmin tasfiyesinden sonra halk kitlelerinin kendi aralarındaki çelişkiler ön plana çıkacaktır, fakat emek-sermaye çelişkisi temel çelişki olmayacaktır ve olamaz. Temel çelişkinin emek-sermaye çelişkisi olması demek, toplumda kapitalist üretim ilişkilerinin hakim olması ve işçi sınıfının sömürülmesi demektir. Oysa MDD böyle bir toplum yaratmayacaktır. Emek-sermaye çelişkisi talî bir çelişki olarak MDD sürecinde belirli bir dönem var olacaktır, fakat hakim çelişki olamaz. Olması demek devrimde işçi sınıfı öncülüğünün gerçekleşmemesi demektir. işçi sınıfı öncülüğünün gerçekleşmemesi halinde ise, MDD söz konusu değildir.”

Dağlarda Ateşler Yandıkça

Behçet Necatigil

Oda karanlık
Odadan dışarı çık
Şehir karanlık
Şehirden dışarı çık
Korkma
Yürü bir hayli yürü
Gördün mü
Dağlar başladı artık.

Korkun dağılır rüzgarda
Bekle biraz
Dağlarda ateşler yandıkça
Karanlıktan korkulmaz.

Dağlar karanlık
Dağlara yukarı çık
Korkma
Yürü bir hayli yürü
Az daha yukarı çık
Birbirinden uzakta
Gördün mü
Ateşler parladı artık.

Şimdi dağlar kaldı yine ardında
Odan yendi karanlığı, ölümü
Dağlarda ateşler yandıkça
Karanlıktan korkulmazmış, gördün mü?

Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu 2 No.lu Bildiri (12 Mart 1971)

Bütün dünya halklarına ve Türkiye Halkı’na THKO’nun sesidir.

Türkiye, içinde bulunduğu şu günlerde ekonomik ve politik yapısıyla önemli gelişmelere gebedir. Bütün gerici güçlerin sorumluluğu üzerinden atmaya çalıştığı bu günün Türkiye’sinde halkımıza gerekli açıklamayı yapıyoruz.

Uzun bir süreden beri emperyalizmin yurdumuzdaki temsilcisi olan hain Hükümet, içine düştüğü ekonomik buhranı çözememiş ve peşinden politik buhran baş göstermiştir. Ekonomik ve politik buhranın doğurduğu kitlelerin ekonomik talepleri ve bu talepler için tepkileri artmıştır. Devrimci mücadelemiz yeni boyutlar kazanarak, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın ciddi tohumlarını atmaya başlamıştır. Bu gelişmeler karşısında hain hükümet kontrolü altında direkt kullanabildiği sermayesinin silahlı bekçileriyle yeni polisi, jandarması ve sivil gerici güçleriyle koruyamaz olmuştur.

Kısaca Türkiye’nin içinde bulunduğu durum şudur:

  1. Sömürünün devamını sağlayan devlet mekanizmasının belli kesimleri işlemez olmuştur. Bunlar, hükümet ve parlamentodur.
  2. Sermaye sahibi gerici güçler arasındaki ittifak sarsılmış ve kontrolü devam ettirecek bir bütünlük olma özelliğini yitirmiştir.
  3. Devletin en büyük baskı aracı olan gerici Ordu prestijini kaybetmiştir.
  4. Gerici Ordu içindeki ilerici güçler birleşerek iktidara aday olmaya başlamışlardır.
  5. Halk kitleleri ekonomik mücadelelerine hız vererek, politik atılımlar yapmışlardır. Böylece her sınıf ve zümrenin kendi sınıfsal çıkarını koruma mücadelesi belirgin hale gelmiştir.
  6. Gelişen devrimci mücadelemiz Ulusal Kurtuluş Savaşımızın eşiğine varmıştır.

Böyle bir Türkiye’de Amerika ve gericiler, Ordu’nun muhtırasıyla giriştikleri tedbirlerle şunları planlamışlardır:

  1. Devlet mekanizmasının başı Cevdet Sunay yerinde kalacak, işlemez hale gelmiş olan hükümet ve parlamento devletin diğer kesimleriyle takviye edilecek. Bunun en sağlam garantisi, kontrolü gerici Ordu’nun eline vermektir.
  2. Böylece gericiler arasındaki parçalanma son bulacak ve ileriye dönük sağlam ittifak yeniden kurulacak. Ordu muhtırası üzerine gericilerin ağız birliği etmesi bundandır.
  3. Ordu gericileri toparlayıcı rolünü oynadığı için prestiji yükselecek ve ileriye dönük askerî diktanın zeminini hazırlayacaktır.
  4. Gerici Ordu içindeki iktidara aday ilerici güçlerin mücadelesi kısa vadede önlenecek, uzun vadede ise bu ilerici güç tasfiye edilecektir.
  5. Halk kitlelerinin mücadelesi yeni hükümetin gelişiyle eski hızını kaybedecektir. Toplum bir müddet sorunların çözümünü hükümetin kendisinden bekleyecek, politik buhran halledilmiş gibi ekonomik buhran halledilecek vadiyle sınıf mücadelesi kısırlaştırılacaktır.
  6. Devrimci mücadele bastırılacak ve güdümlü bir mücadele ortamı hazırlanacaktır.

Gerici Ordu’nun muhtırası, görünüşte hain hükümete karşı olduğu için halkın geçici desteğini kazanacak, attığı ilerici sloganlarla da devrimci güçleri yanına alacaktır. Bu tavır Ordu’yu gericilerin dışında bağımsız bir güç gibi göstermeyi başaracak ve alacağı zorba tedbirleri haklı göstermesini sağlayacaktır.

Son yıllarda Amerika’nın planladığı darbelerin tipik bir örneğini teşkil eden bu gerici gelişmeye karşı THKO’nun tavrı şudur:

  1. Ordu’nun muhtırasıyla başlayan gelişim, ilerici değil gericidir.
  2. Bu gerici gelişime karşı devrimci mücadeleyi sürdürmek için silahlı bir güç THKO, en amansız şekilde karşı koyacaktır.

Kısa dönemde halk kitleleri ve devrimciler hatalarından dolayı aldanacak, gericiler ise güçlenecektir.

Halkımız ve devrimcilere bu gerici gelişimin sahte sloganlarına ve üniformalarına aldanmamalarını bildiririz.

Gelecek yeni Hükümet ekonomik buhranı çözemeyecek, politik buhranı geçici olarak giderecektir. Reformlar ve ülke kalkınması gerçekleşmeyecek, buna karşı halk üzerindeki zulüm artacak, devrimci mücadele zorba metotlarla engellenecek, etnik guruplar üzerindeki baskı ve asimilasyon politikası artacaktır.

Adım adım yaklaşan Askerî Dikta’ya karşı var olmanın tek yolu, silahlı bir güç olmaktır.

Ortak Pazar Sorunu

Hüseyin İnan

Ortak Pazar ile Amerika arasında gizli bir rekabet mevcuttur. Fakat bu rekabet henüz politikada gözle görülür şekle girmemiştir. Sosyalist devletlere ve bağımsızlık savaşı veren halklara karşı iki emperyalist blok arasındaki çelişkilerin ekonomik, askerî, politik keskinleşmesi olanağı günümüzde yoktur.

Türkiye’deki işbirlikçi burjuvazinin başını çektiği gericiler, ekonomik işbirliğini Ortak Pazar lehine kaydırmaktadırlar. Türkiye’deki gerici sınıflar son yıllarda Ortak Pazar ülkeleri ile işbirliğini geliştirmişler ve Ortak Pazar’a aday olmuşlardır. Ortak Pazar’a dahil olmak için geçiş dönemini tamamlamak çabasındadırlar. Ortaya on-onbeş yıl içinde Ortak Pazar ülkelerinin bugünkü durumuna erişme sloganı atıyorlar. Bu slogan gereği sanayi kalkınmasını (montaj ve tüketime dönük imalât sanayiini) tamamlamaya ve tarımda Ortak Pazar’ın tarım ürünleri ihtiyacını karşılayacak gelişme seviyesine eriştirmeye çalışıyorlar.

Geçiş döneminin planlaması, işbirlikçi burjuvazi ve diğer gerici güçlerin önlerindeki engellerin kaldırılmasını, iç pazarın sömürülmesi ve yatırım hamlelerinin sağlanması için gericilerin ekonomik, politik garantilere sahip olmasını öngörmektedir.

Gericiler bu planlarını gerçekleştirmek için iç pazarın sömürülmesinde belli ölçüde engel olan devrimci mücadeleyi yok etme politikasını uygulamaya koyulmuşlardır.

Hüseyin İnan, TürkiyeDevriminin Yolu’ndan Bölüm

Akşamlar Hey Akşamlar

Cahit Külebi

Kim esir değildir
Kendi içerisinde?
Akşamlar hey akşamlar!

Doğmasaydım eğer
O küçük şehirde
Kim böyle boş gezer,
Yüzer gibi olur,
Bir koca nehirde?

Yorgunluk hey yorgunluk!
İnatçı yorgunluk!
Dalgın bir yüz kadar
Tozlu ayakkabılar.
Yorgunluk hey yorgunluk!

Cahit Külebi
Tokat, Zile, Çeltek Köyü, 10 Ocak 1917
Ankara, 20 Haziran 1997

Darüşşafaka Tarihçesinde Tarihler

Orhan Yalçın Gültekin

Bu yazı Darüşşafaka’dan Yankı’nın Eylül 2003 sayısında yayımlanmıştı. Gözden geçirip birkaç maddî hata ile en sondaki hatalı akıl yürütmeleri çıkartıp Darüşşafakalılar Derneği ile Çırak Mektebi’nin kuruluş tarihini de metne ekledim.

İnsanlar zamanı ölçer ve takvimleri oluştururken hangi başlangıç olayını alırlarsa alsınlar bir de ölçü aracı belirlemişler. Bu ölçü aracı ya “Güneş” olmuş ya da “Ay”. “Güneş”in ölçü aracı olarak alındığı durumlarda dünyanın güneş etrafında bir tam dönüşüne denk düşen süre olan 365 gün 6 saat kullanılmış. “Ay”ın ölçü aracı olduğunda ise “Ay”ın “Dünya” çevresinde 12 kez dönmesinin süresi (12 x 29,5 = 354 ve 355 gün) esas alınmış. Tarihte Güneş Takvimi’ni ilk Mısırlılar kullanmış, Ay Takvimi’ni ise Sümerler.

Osmanlılardan bu yana üç takvim kullanmışız: Hicrî, Rumî ve Milâdî takvimler. Hicrî ve Rumî takvimler Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göç (hicret) edişini (15 veya 16 Temmuz 622) başlangıç kabul ederken, Milâdî takvim, Ocak ayının 1. Gününden hareket etmiş.(1) Öte yandan Hicrî takvim bir Ay takvimiyken, Rumî ve Milâdî takvimler Güneş takvimi olarak düzenlenmiş, Hicrî ve Rumî takvimlerde yıl, Mart ayından başlatılmış.

Hicrî başlangıcın Milâdî karşılığında değişik kaynaklarda iki farklı tarih (15 Temmuz 622 veya 16 Temmuz 622) verilmektedir. Diyanet’in değerlendirmesini esas aldık. Yaygın olarak kullanılan da budur.

Bu yazının ilk yayımında (2003) Milâdî takvim başlangıcı olarak yaygın bir yanlışı kullanmış ve “Hz. İsa’nın doğumundan yola çıkmış” diye yazmıştım. Oysa Ocak (January) ayı Roma mitolojisindeki “Kapı/Geçit” tanrısı Janus’tan gelmektedir. Tanrı Janus’un farklı yönlere bakan iki yüzü vardır; bir yüzü gidene, diğer yüzü ise gelene bakar.

Cemiyet-i Tedrisiyye-i İslamiye ne zaman kuruldu?

Cemiyet-i Tedrisiyye-i İslamiye’nin (Darüşşafaka Cemiyeti) kuruluş yılı değişik kayıtlarda farklı gösterilmiştir.

Hem Cumhurbaşkanı M. Kemal Atatürk ’e sunulan 1927 tarihli “Darüşşafaka – İlk Halk Mektebi” adlı yapıtta hem 1948 baskılı “Darüşşafaka 1873” adlı çalışmada 1281 karşılığı olarak 1865 verilmektedir Cemiyet’in kuruluş yılı olarak. Uzun süredir ise DC’nin kuruluş tarihi, 1863 olarak kullanılıyor/kabul ediliyor. Elimdeki 1978 yıllığındaki tarihçede de 1863 yılı verilmiş. 1865 yerine 1863’ün ilk ne zaman kullanıldığını ise bilemiyorum. Peki, bu tarihlerden hangisi doğru? Yoksa ikisi de mi yanlış? Doğru olan ne?

Darüşşafaka Tarihi 1863-1998 adlı çalışmada “Darüşşafaka Cemiyeti 30 Mart 1863 günlü (21 Şevval 1280) padişah fermanıyla Cemiyet-i Tedrisiyye-i İslamiye olarak kurulmuştur.” denilmektedir. Eğer Hicrî 21 Şevval 1280 tarihi doğruysa, bunun milâdi karşılığı 30 Mart 1864’tür.

Buna göre Darüşşafaka Cemiyeti’nin Kuruluş tarihi Hicrî 21 Şevval 1280/ Rumî 18 Mart 1280/Milâdî 30 Mart 1864 Çarşamba görünüyor. Ancak Cemiyet-i Tedrisiyye-i İslâmiye’nin kuruluş başvurusunun 1863 yılında yapıldığı söylenebilir.

Peki, 1865 nereden çıkıyor? Şuradan: CTİ (DC), ilk eğitim çalışmalarına 1865 yılında başlıyor. 15 Şevval 1281/1 Mart 1281/13 Mart 1865 Pazartesi tarihli Tasvir-i Efkâr’da yayınlanan Madde-i Resmiye’de, 1865 yılının Mart ayının 13’ünden ay sonuna kadar her Cumartesi, Salı ve Perşembe günleri kayıt yaptırılabileceği yazılmaktadır. Eğitim Nisan 1865’te başlamıştır. Olasıdır ki talîm ve terbiyeye başlangıç yılı, kuruluş yılı olarak kabul edilmiş.

Darüşşafaka ne zaman kuruldu?

Darüşşafaka’nın kuruluş yılı 1873 olarak kabul edilir ki bu tamamen yanlıştır. 1873, Darüşşafaka adı altında eğitime başlandığı yıldır.

Darüşşafaka Nizamnamesi Hicrî 15 Ramazan 1288’de hazırlanmış. Bu tarih, Rumî 16 Teşrinisani 1287 ve Milâdî 28 Kasım 1871 Salı’ya denk düşüyor. (DT 1863-1998’de 21 Kasım 1871 olarak yazılmış. Bkn. Sf 18.)

Anlaşılan o ki, nizamnameyi hazırlamak yetmiyor; bir de padişah fermanı gerekiyor. “Aciz yetimler ve Müslüman çocukların talim ve terbiyeleri için” kurulan Darüşşafaka’yla ilgili İrade-i Seniye-i Hazret-i Padişahı Sureti’nin tarihi ise Hicrî 15 Muharrem 1289. Bu tarih de Rumî 13 Mart 1288 ve Milâdî 25 Mart 1872 Pazartesi’nin karşılığı.

Darüşşafaka ne zaman eğitime başladı?

Darüşşafaka’nın eğitime başlama tarihiyle ilgili ilk not, Tarihi Bina’nın açılış töreninden üç gün sonra olduğuyla ilgilidir.

Tarihi Bina’nın açılış töreniyle ilgili olarak birbiriyle çelişen iki tarih var:

  1. Rumî 12 Haziran 1289 – Milâdî 24 Haziran 1873 Salı (D-İHM Sf. 5). Buna göre Darüşşafaka’nın eğitime başlama tarihi 27 Haziran 1873 Cuma
  2. Hicri 2 Cemaziyülevvel 1290 – 28 Haziran 1873 Cumartesi (D-İHM Sf. 7). Buna göre Darüşşafaka’nın eğitime başlama tarihi 1 Temmuz 1873 Pazartesi

Öte yandan DT 1863-1998 sayfa 19’da eğitime başlama tarihi olarak Milâdî 29 Haziran 1873 Pazar yazılmış.

Darüşşafaka Mezunin Cemiyeti ne zaman kuruldu?

Darüşşafaka Mezunlar Derneği’nin 8 Ağustos 1908 (1324) günlü ilk toplantısı(NÖ) ifadesinden yola çıkarak Darüşşafakalılar Derneğinin kuruluş tarihi 08.08.1908 olarak kabul edilmiş ve böyle de kullanılmıştır. Oysa ki kuruluş tarihi olan 8 Ağustos 1324 Rumî takvime göredir ve Milâdî takvim karşılığı 21 Ağustos 1908 Cuma’dır.

Bilindiği gibi Darüşşafakalılar Derneği bir yetişenler derneğinden fazlasıdır.  (OYG) Darüşşafakalılar Derneği’nde bir araya gelmiş Darüşşafakalılar, “tıpkı Darüşşafaka kurucularının ve ilk Cemiyet-i Tedrisiyye üyelerinin yaptıkları gibi esnaf çıraklarını meccanen okutmayı ve bu suretle kendilerine edilmiş olan hizmetin şükran borçlarını bir nebze ödemeyi düşünerek” Rumî 14 Şubat 1325 / Milâdî 27 Şubat 1910 Pazar günü Çırak Mektebi’nin açılış törenini yapmış ve eğitime başlamışlardır. (SZB)

Kaynaklar:

  1. Darüşşafaka – İlk Halk Mektebi: 1. Basım Darüşşafaka Cemiyeti (1927)İ 2. Basım Darüşşafakalılar Derneği (2000)
  2. Darüşşafaka 1873, 1. Basım, Darüşşafakalılar Cemiyeti (1948)
  3. Darüşşafaka Tarihi 1863-1998, Darüşşafaka Cemiyeti (1998)

Türkân Saylan’la Röportaj

Sayın Türkan Saylan,

“Eğitimde fırsat eşitliği” ülküsüyle kurulmuş olan Darüşşafaka Lisesi’nden yetişmiş ya da bu amaca gönül vermiş çağdaş düşünceye sahip insanlardan oluşan Darüşşafakalılar Derneği olarak sizlerin Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nde yaptığınız çalışmaları takdirle takip ediyoruz.

Aydınlık bir ülke ve gelecek yaratmakta aynı cephede sizinle birlikte olduğumuzu düşünüyoruz. Darüşşafaka’nın dünyaya açılan kapısı olan Darüşşafakalılar Derneği olarak yayınladığımız bültenimiz için sizinle küçük bir söyleşi yapmak arzusundayız.

Amacımız, Darüşşafaka ile paralel boyutta faaliyet gösteren ÇYDD’nin üyelerimize tanıtımının yanısıra etkileşime girerek, işbirliği ve karşılıklı öğrenme süreci başlatmak. Böylece aynı idealler uğruna mücadele veren iki sivil toplum örgütünün sağlıklı iletişiminin ilk adımlarını atmış olmayı da arzuluyoruz.

Erdinç Ergenç
Darüşşafakalılar Derneği
Yönetim Kurulu Üyesi Okumaya devam et Türkân Saylan’la Röportaj

Dünyanın En Tuhaf Mahluku

Nâzım Hikmet Ran

Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi
korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
– demeğe de dilim varmıyor ama –
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

1947

Hızır ile İlyas… Deniz, Yusuf ve Hüseyin…

Orhan Yalçın Gültekin

Biz onları iki kişi diye bilirdik; Hızır ile İlyas…

6 Mayıslarda yeryüzünde buluşurlar diye öğrenmiştik…

Bizim tanıdığımız üç kişi daha var; Deniz, Yusuf ve Hüseyin…

Bir 6 Mayısta hiç ayrılmamacasına buluşmuşlardı… Tanığıyız…

Derler ki Hızır, darda kalanların yardımcısıdır, İlyas da denizlerin hâkimi…

Biz biliriz ki Deniz, Yusuf ve Hüseyin darda kalanlar haklarını elde etsinler, insanca yaşasınlar diye biraraya gelmişlerdi…

Hızır’a da selâm olsun, İlyas’a da…
Deniz’e de selâm, Yusuf’a da selâm, Hüseyin’e de selâm…
Vesselâm…

OYG, Facebook 06.05.2017

Ali Fuat Okan

O Emekçi Halkın Kurtuluşu
Davasına Kendini Adayan
Yüzbinlerce Devrimciden Biriydi
Selam Ona!
Ve Bu Mücadelede
Hayatlarını Kaybedenlere
Bin Selam!

Ali Fuat’ı Yitirmek

Ali Fuat’la Cebeci Cumhuriyet Yurdunda kalıyorduk. Onunla ayni dönem mezun olup SBF’ye gelen o çok sevdiğimiz diğer Darüşşafakalı arkadaşlar, yurdun cepheden bakınca en soldaki büyük, köşe odalarından birine yerleşmişlerdi. Okumaya devam et Ali Fuat Okan