Can Bartu

Orhan Yalçın Gültekin

Bugün hiç bir şey paylaşasım yok…
Ölenle ölünmez, biliyorum ama her ölü de ölmüyor.
Cikletlerden çıkan futbolcu resimleri vardı…
Duvara yapıştırıp bırakır ve yere süzülüşünü izlerdik.
Sonra bir başkası aynısını yapardı.
Elindeki futbolcu kartı hangi kartın üstüne düşerse, o kartı kazanırdın.
Oyunun içine sokmadığım, kaybetmeyi göze alamadığım futbolcu kartı ona aitti…
O, benim için Péle gibiydi… Seyredemediğim ama büyüklüğünü kabullendiğim…
Péle kadar bile görüntüsü yok futbol oynarken…
O, Can Bartu… Bir efsane…
Farsça afsāna أفسانه “anlatı, destan” anlamına gelirmiş.
Bazı olay ve kişiler, kulaktan kulağa aktarılır ve hiç tanık olmamışlar nezdinde efsane halini alırmış.
Can Bartu… Işıltılı efsane …

Milli Takımdan Nazi Selamı

Mehmet Yüce

“Türk” Milli Takımı

1931 Balkan Oyunları Yunanistan’ın başkenti Atina’da yapıldı. Futbol müsabakaları ise Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da icra edildi. Türkiye iki ayrı kafile ile Atina ve Sofya’ya gitti. Milli takım Sofya’da oynadığı müsabakalarda Bulgaristan’a 5-1 mağlup olurken, Yugoslavya’yı 2-0 mağlup etti.

Fotoğrafta oyunların kapanış töreninde futbol turnuvasına katılan üç ülkenin sporcuları görülüyor. Önde Türkiye ve arkada Bulgaristan pek alışık olunmayan bir şekil ile seyircileri selamlıyor. Kafile Reisi Fethi Tahsin Bey ve milli takım, birincisinde olduğu gibi ikinci cihan savaşında da Almanya’nın yanında savaşacak olan Bulgarlara “Nazi Selamı” veriyor…

Federasyon reisliğini ittihadçılardan ve Altınordu Kulübü eski reislerinden Hamdi Emin Bey’in yaptığı bu dönemde kulüplerin Türk olmayan futbolcu oynatmaları da yasaklanıyor. Sırf bu yüzden 1930 – 31 sezonunda İstanbulspor, Türk olduklarını ispat edemediği oyuncuları Kâzım ve Ramiz sebebiyle berabere bitirdikleri Beşiktaş ve Süleymaniye müsabakalarından hükmen mağlup sayılıyor.

Ayrıca Altaylı Vehab Bey (Vahab Özaltay) – o sıra memleketin en iyi Merkez Muhacimi durumunda – siyah derisi nedeniyle milli takıma alınmamak için, eften püften bir sebepten altı aylık boykot cezasına çarptırılıyor. Yani altı ay futbol oynaması yasaklanıyor.

Kaynak: Memleket Futbolu, 3 Nisan 2014

Bir ayaktopu müsabakası üzerine bazı notlar

Tuğrul Kaban

Dün bütün gün o kadar lafını ettiniz, ben de merakımdan dün aksam şu ayaktopu müsabakasına biraz bakayım bari dedim.

Ancak aynı şeyi seyrettiğime emin değilim. Benimki galiba Türk Telekom – Samsung arasındaki bir müsabaka idi.

Bir de oyuncuların sırtlarında isimleri vardı. Bazıları ilk adını yazmış, bazıları son adını. Bir tanesi de herhalde karar verememiş ki iki adını birden yazmış. İlginç bir kural. İngiltere’de Arsenal’in Alexander Oxlade Chamberlain diye bir oyuncusu var, iyi ki o da adının tamamını yazmak zorunda kalmıyor.

Anlaşılan her ekipte söz konusu ülkeden sadece 4 tane oyuncu oynayabiliyor, geriye kalan 7 tanesi başka ülkelerden gelmek zorunda galiba. Bu da ilginç bir kural. Ama bu beynelmilellik benim hoşuma gitti.

Üstelik Türkiyeli ekibin müdürü İtalyalıymış, İngiltereli ekibin müdürü ise Portekizli. Bu da ilginç. İtalyalı olan bir ara İtalyanca çok bağırdı, yanındaki tercümanı da aynı şekilde Türkçe bağırdı.
Okumaya devam et Bir ayaktopu müsabakası üzerine bazı notlar

Faruk Hızal – Zanaatkâr Bir Kaleci

Fethi Aytuna

FarukHızal-01Faruk Hızal 1921 yılında İstanbul Karagümrük’te doğar.  Henüz dört beş yaşlarındayken babasını kaybeder. Darüşşafaka Lisesinin sınavını kazanarak, hayatının akışını değiştirecek bu yeni yuvasında okumaya başlar.

Darüşşafaka Lisesi o yıllarda yalnız ülkenin önde gelen bir eğitim kurumu değil aynı zamanda başarılı sporcular yetiştiren bir okuldur. Okul takımında oynayan pek çok isim daha sonra Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray, Vefa ve Beykoz gibi seçkin kulüplerin futbolcusu olur.

Faruk Hızal bir yandan lisedeki ağabeylerinin yaptığı maçları izler, bir yandan sınıf arkadaşlarıyla birlikte bezden yaptıkları toplarla futbol oynamaya başlar. “Sınıftan çıkardık. On, on beş dakikalık teneffüs vardı. O zaman şimdiki gibi toplar nerede. Çorapları söküp sararak yuvarlak haline getirir, pamuk koyarak top yapardık ama bayağı zıplardı o toplar.”

Sınıflar ilerledikçe okul takımında kendine yer bulur. “Darüşşafaka’dayken ileride oynardım. Kaleci İbrahim Tanla vardı uzun boylu. Sınıfça da büyüktü. Ama o hava toplarına iyi çıkamazdı. Benim boyum onun kadar uzun olmadığı halde ben yumruklardım topu. Onun yüzünden kaleye geçtim.” Okumaya devam et Faruk Hızal – Zanaatkâr Bir Kaleci

Solda bir Futbolcu: Selçuk Yula

“Kitap okumayan, Dostoyevski’yi bilmeyen kişi çok akıllı ve doğru futbol oynayamaz, futbolcu olamaz…” – Selçuk Yula

12 Eylül ve Selçuk Yula
“Darbeyi yapanlar toplumu ve siyaseti istedikleri gibi biçimlendirdiği gibi spora ve özellikle de futbola el attılar. O dönemin ünlü bir futbolcusu olarak sokakta yaşananların sahalarda pek hissedildiğini söyleyemem. Ancak bu futbola dokunmadıkları anlamına gelmemeli. Kenan Evren bu işe çok önem veriyordu. Kupa törenlerinde kupayı bizzat teslim etmesi bile bir propaganda şekliydi. Darbe döneminden tribünler de nasibini aldı. Önceki yıllarda sokaklarda biriken öfke bilinçli olarak stadyumlara kaydırıldı. Gençlerin buralarda depolitize olması istendiği çok açık ortadaydı. Dönemin devrimci sloganları bile değiştirildi: Gündoğdu hep uyandık stadlarda toplandık! Sonraki yıllarda tezahüratlar ordu ve Kenan Evren lehine atılmaya başlanmıştı…”

Okumaya devam et Solda bir Futbolcu: Selçuk Yula

Alex, vedanın provasını yapmıştı ama yöneticiler için “vefa”nın İstanbul’da bir semt adı olduğunu unutmuştu

Biraz sonra uçağa bineceğim. O dakikadan sonra, Brezilya size uzak, Türkiye bana yakın olacak. Evet, birazdan peronda yavaş adımlarla yürüyeceğim. Önce arkama bakmak istemeyeceğim, gözlerimle savaşacağım. Çok kısa sürecek. İlk adımda yenileceğim. Başımı arkaya çevirdiğimde milyonları görmek, milyonlarca sevgiyi bırakıp gitmek zor olacak, olmalı.

Okumaya devam et Alex, vedanın provasını yapmıştı ama yöneticiler için “vefa”nın İstanbul’da bir semt adı olduğunu unutmuştu

Sócrates

Orhan Yalçın Gültekin

Pelé’yi seyretmemiş ama Pelé efsanesiyle büyümüş bir kuşağın içinden biri olarak, Pelé ile ilgili genel yargıları kabullenerek Pelé, Franz Beckenbauer ve Johan Cruyff üçlüsüne ve Maradona’nın eklenmesiyle oluşturulan “Kare As”a da çok fazla itiraz etmemekle birlikte “Maradona good; Pelé better; George Best” biçimindeki Kuzey İrlanda deyişini “Cruyff excellent” biçiminde tamamlamayı yeğlemişimdir. Kuşkusuz zaman içinde futbol sahalarından Zinedine Zidane gibi bir sürü başka yıldız gelmiş geçmiştir. Şimdilerde Messi, Ronaldo konuşuluyor. Yarın öbür gün başkaları da bu panteonda yerini alacak.

Okumaya devam et Sócrates