Olvido

Ahmet Muhip Dıranas

Hoyrattır bu akşamüstüler daima.
Gün saltanatıyla gitti mi bir defa
Yalnızlığımızla doldurup her yeri
Bir renk çığlığı içinde bahçemizden,
Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan
Lavanta çiçeği kokan kederleri;
Hoyrattır bu akşamüstüler daima.

Okumaya devam et Olvido

28 Nisan

Cahit Külebi​

Turan Emeksiz’in Anısına

Gökyüzü öyle mavi,
Minareler öyle inceydi, öyle aktı.
Anne gibiydi ilkyaz güneşi
Nerdeyse insanları okşıyacaktı.
Anne gibiydi, ılıktı, ılımandı
Saçları uçurmıya hazır rüzgar.
Delikanlılar andızlara benziyordu,
Bahar laleleri gibiydi kızlar.
Kıpırdamaktaydı tohumlar toprakta,
Çimenler yeşermekte, çağlalar büyümekteydi yavaş yavaş
Erguvan kokuları geliyordu boğazdan
Vapur düdükleri, deniz yosunlarıyla sarmaş dolaş.
Öyleyi ama ne güneş okşar,
Ne rüzgar uçururdu saçları.
Siren sesleri deliceydi, umutsuzdu,
Umutsuzdu kent, umutsuzdu çocuklar.
Birşey düğümlenmişti gırtlaklarında
Nisan yağmuru gibi Kirpiklerinde damlalar vardı.

Okumaya devam et 28 Nisan

Hani Kurşun Sıksan Geçmez Geceden

Ahmed Arif

Yiğit harmanları, yığınaklar,
Kurulmuş çetin dağlarında vatanların.
Dize getirilmiş haydutlar,
Hayınlar, amana gelmiş,
Yetim hakkı sorulmuş,
Hesap görülmüş.
Okumaya devam et Hani Kurşun Sıksan Geçmez Geceden

Gecelerim

Ahmed Rasim

Valide kapıda, ben içeride kaldım.

Artık Dârüşşafaka’ya kaydedilmiştim. O dayak patırtısından sonra valide beni mektebe götürerek ilmühaber aldık. Mahalleden kimsesiz olduğuma dair bir kağıt çıkartarak mektep müdürüne verdik. Tamam Ağustosun onyedinci günü idi. O yegane teribeytgahta beni soydular. Bir gömlek, don, keten urba, kırmızı fes, bir laçin verdiler. Giyindim, bahçeye fırladım.

Bir alay çocuk. Uyanıyorlar. Ben durur muyum? Yarım saat içinde cümlesine alıştım. Ben altısının adını bile öğrendim. Hüseyin, İhsan, Mehmet, Reşit, Raşit, Ali, Fahri, Salih. Hep bunlar benim arkadaşım. Fakat burada birisi var. Bir mi ya? Beş altı kişi var. Bize nezaret ediyorlar. Arif Ağa mubassırımız. Naki Efendi müdürümüz. Ziyade haşarılık olmayacak. Derhal kaş çatılıyor. Bu iyi. Dayak yok. Hele o mektepten kurtuldum. Gık desem koca sopa başıma iniyordu. Burada öyle şey yok. Ben valideyi unuttum. Akşama kadar o geniş, çiçekli, muntazam bahçede oynadık. Bir düdük sesi? Kim aldırır! Çocuklar çalıyor. O ne? Herkes toplandı. Sıra duruldu. Ben de onları taklit ettim. Bizden bir sene evvel giren efendilerden biri bizi tabur haline koydu. Büyük bir gururla: Okumaya devam et Gecelerim

Dağlar

Sabahattin Âli

Başım dağ saçlarım kardır,
Deli rüzgârlarım vardır,
Ovalar bana çok dardır,
Benim meskenim dağlardır.

Şehirler bana bir tuzak,
İnsan sohbetleri yasak,
Uzak olun benden, uzak,
Benim meskenim dağlardır.

Kalbime benzer taşları,
Heybetli öter kuşları,
Göğe yakındır başları;
Benim meskenim dağlardır.

Yarimi ellere verin;
Sevdamı yellere verin;
Elleri bana gönderin:
Benim meskenim dağlardır.

Bir gün kadrim bilinirse,
İsmim ağza alınırsa,
Yerim soran bulunursa:
Benim meskenim dağlardır.

Yorumcu: Sadık Gürbüz

Ölü 

Fazıl Hüsnü Dağlarca

Hangi mahallede imam yok,
Ben orada öleceğim.
Kimse görmesin ne kadar güzel,
Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.

Ölüler namına, azade ve temiz,
Meçhul denizlerde balık;
Müslüman değil miyim, haşa,
Fakat istemiyorum, kalabalık.

Beyaz kefenler giydirmesinler,
Sızlamasın karanlığım havada.
Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım,
Ki bütün azalarım hülyada.

Hiçbir dua yerine getiremez,
Benim kainatlardan uzaklığımı.
Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar,
Çılgınca seviyorum sıcaklığımı…