Dağlar

Sabahattin Âli

Başım dağ saçlarım kardır,
Deli rüzgârlarım vardır,
Ovalar bana çok dardır,
Benim meskenim dağlardır.

Şehirler bana bir tuzak,
İnsan sohbetleri yasak,
Uzak olun benden, uzak,
Benim meskenim dağlardır.

Kalbime benzer taşları,
Heybetli öter kuşları,
Göğe yakındır başları;
Benim meskenim dağlardır.

Yarimi ellere verin;
Sevdamı yellere verin;
Elleri bana gönderin:
Benim meskenim dağlardır.

Bir gün kadrim bilinirse,
İsmim ağza alınırsa,
Yerim soran bulunursa:
Benim meskenim dağlardır.

Yorumcu: Sadık Gürbüz

Öyle Günler Gördüm ki

Sabahattin Alî

Öyle günler gördüm ki, aydın gökler kararıp
Bahtım bir bulut gibi üstüme çöker oldu,
Her gözümü yumunca tanıdık yüzler görüp,
Hayaller alev alev beynimi yakar oldu.
Ümitsizlik, gariplik dört tarafımı sarıp
Yüzüm sırıtsa bile, içim yaş döker oldu.

Her sabah ilk ışıklar gözlerimi oyardı,
Uyanan taş duvarlar iniltimi duyardı.

Öyle günler gördüm ki, duvarlar gelir dile,
Gözümde canlanırdı eşkiya masalları.
Varlığımı sarardı, hain bir isteyişle
Görmediğim yumuşak bir düşmanın elleri
Kafada çelik gibi fikirler dursa bile
Kalplerin eksik olmaz böyle zayıf halleri:

Bazen kendi kendimin elinden kurtulurdum,
Kalbimi bir çamurda çırpınırken bulurdum.
Okumaya devam et Öyle Günler Gördüm ki

Leylim Ley

Sabahattin Âli

Döndüm daldan düşen kuru yaprağa
Seher yeli dağıt beni kır beni
Götür tozlarımı burdan uzağa
Yarin çıplak ayağına sür beni

Aldım sazı çıkmış gurbet görmeye
Dönüp yare geldim yüzüm sürmeye
Ne lüzum var şuna buna sormaya
Senden ayrı ne hal oldum gör beni
Okumaya devam et Leylim Ley

Sabahattin Âli

Bektaş Çağdaş

Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül aldırma

Yukarıdaki dizeleri duyduğumuzda aklımıza ilk gelen Sabahattin Âli ve onun baş eğmeyen duruşudur. Onun haksızlığa boyun eğmeyen idealist ve toplumcu duruşu yaşamını yaşanmaz hale getirse de gördüğü küçük bir ışıktan düşüncelerini ve duygusunu dile getirmeyi bilmiştir. Kısa yaşamına çok şeyi sığdırmayı başarmıştır.

Sabahattin Âli’nin soy ağacına baktığımızda, büyük dedesinin Mareşal Mehmet Ali Paşa, bu paşanın beş kızının da Türkiye devrimci hareketinin değerli insanlarının ya anneleri ya da büyük anneleri olduğu ortaya çıkıyor. Şöyle ki bu paşanın kızlarından Seher, Mehmet Ali Aybar’ın anneannesi; Leyla Cemile Hanım, Nazım Hikmet’in anneannesi; Zahide Hanım, Ali Fuat Cebesoy’un annesi ve Saniye Hanım ise Sabahattin Âli’nin anneannesidir. Türkiye resmi kayıtlarına göre gerçek adı Karl Detroit olan Mehmet Ali Paşa, sadrazam Ali Paşa tarafından İstanbul’a getirilmiş ve devşirme olarak yetiştirilmiş. Alman kayıtlarına göre yetimhanede büyümüş, 18 yaşında gemilerde miçoluğa başlamış, bu yolla İstanbul’a gelmiş ve İstanbul’un buğulu atmosferinden etkilenerek denize atlayarak Ali Paşa’nın himayesine girmiş birisi. Birçok cephede görev alan Mehmet Ali Paşa son olarak Osmanlı’ya başkaldıran Arnavutluk ve Karadağ’daki isyanı bastırmak için gönderildiğinde orada isyancılar tarafından başı kesilerek öldürülmüş.

Okumaya devam et Sabahattin Âli