aysegulaltinay.jpg
ayşe gül altınay
sabancı üniversitesi öğretim üyesi
taraf, 10 temmuz 2008

tüm erkekler gibi sevan nişanyan da şiddeti normalleştiren, hatta olumlayan egemen “erkeklik” anlayışını reddetmek, farklı bir erkek olmak, insan olmak gibi bir seçeneğe sahip(ti). ancak bu tür bir “erkeklik” anlayışını sorgulamak bir yana, başkaları tarafından yapıldığında “işkence” olarak kodlayacağımız bir eylemi “sembolik bir jest” olarak tanımlayacak kadar meşru görüyor uyguladığı şiddeti. bu durumda “erkek kimliğini insan olmayı engelleyen bir bakış içinde” kurgulayan, nişanyan’ın kendisi mi, onu kınayan kadınlar mı?

bundan yaklaşık iki hafta önce acı bir haberle sarsıldık: istanbul bilgi üniversitesi öğretim üyesi ve agos yazarı sevan nişanyan kendi dışkısını eşinin başından aşağıya boşaltmıştı. 80’lerin başında diyarbakır cezaevindeki mahkûmlara veya 90’ların başında güneydoğu’da köylülere uygulandığını bildiğimiz türden bir işkenceydi bu.

–sevgili duygu asena’nın kulakları çınlasın- türkiye’de kadının adı da, kadınların yaşadığı erkek şiddetinin adı da ancak 20 yıldır var. bu şiddet türü ilk olarak 1987’de dayağa karşı dayanışma yürüyüşü’nde dillendirildiğinde, dayağın kendisi değil, dayağı dillendirmek ayıplanmış, şiddet ya yok sayılmış, ya da kadın suçlanarak meşru görülmüştü. 20 yıllık zorlu bir mücadelenin ardından artık “şiddetin adı var” diyebiliriz. aile içi şiddet, tck’nın çeşitli maddeleri ve 4320 sayılı yasa ile “suç” kabul ediliyor. “aile içi tecavüz” ve “cinsel taciz” hem hukuk diline, hem gündelik dile yerleşen yeni kavramlar arasında.

yeşim arat’la birlikte 2007’de yürüttüğümüz araştırma gösterdi ki türkiye’de her on kadından dokuzu “haklı görülebilecek şiddet yoktur” diyor ve yine her on kadından dokuzu mahkemelerin eşlerini döven erkeklere ceza vermesini istiyor. kısacası, artık türkiye’de kadınların ezici bir çoğunluğu için aile içi şiddet meşru ve “aile içinde çözülmesi gereken” bir mesele değil.

yasalarda ve kadınların yaklaşımındaki önemli dönüşüme rağmen şiddeti normal, kaçınılmaz ve meşru gören zihniyet hâlâ yaygın. bu zihniyetin ana dayanağı ise “aile içinde yaşananlar özeldir” anlayışı.

kişisel/özel olanla kamusal/politik olan birbirinden nasıl ayrılır?

feminist hareket neredeyse 200 yıldır özel/kişisel olanla kamusal/politik olan arasındaki ayrımı sorgulamaktadır. kadınların yaşadıkları pek çok engelin, sorunun, şiddetin, “aile içinde” veya “iki kişinin özelinde” yaşandığı için siyaset dışı tutulmasına karşı bir isyanı ifade eder feminizm. tam da bu yüzden, özellikle son 40 yılda, feminizmin ana şiarı “kişisel olan politiktir” olmuştur.

bu ayrım yalnız normatif kaygılarla eleştirilmemiş, aynı zamanda bir yanılsama üzerine kurulduğu da vurgulanmıştır. aile dediğimiz kurum, nikâhtan boşanmaya, “aile planlaması”ndan mal rejimine kadar pek çok uygulama ile devlet tarafından “var” edilir, devletin ve ekonominin işleyişi kadınların aile içindeki (ücretsiz) emeği üzerine otururken, kadınların yaşadıkları şiddeti “özel” yapan nedir? aile içinde yaşanan sistematik ayrımcılığı ve şiddeti bir demokrasi sorunsalı olarak tanımlamayan bir “demokrasi” kimin demokrasisidir? aile içinde yaşanan erkek şiddeti kadınları derinden yaralar, özgüvenlerini yerle bir eder, toplumsal/siyasal hayattan uzaklaştırır, ürküterek sindirir ve köleleştirirken, bu süreçleri nasıl demokrasi mücadelemizin dışında kurgulayabiliriz? feminist hareket neredeyse iki asırdır bu soruları sormaktadır.

tutarlı bir demokratlık çizgisi öneren, ve bu çizginin altını cesurca dolduran agos, aile içi şiddet ve demokrasi arasında nasıl bir ilişki görmektedir? sevan nişanyan’ın şiddetini gözardı etmek ve onu “demokrat bir yazar” olarak görmeye devam etmek, tüm kadınları şiddete maruz bırakan bir toplumsal yapıyı onaylamak ve yeniden üretmek olmaz mı? şüphesiz, bu soruları agos’un yanısıra istanbul bilgi üniversitesi ve taraf gazetesine de yöneltmemiz gerekir.

“erkek” mi “insan” mı?

etyen mahçupyan agos’taki yazısında diyor ki: “ben bu yazarımızın yaptığının erkeklikle değil, düpedüz insanlıkla ilgili bir durum olduğunu düşünüyorum. aynı hareketin bir kadın tarafından hiçbir şekilde yapılamayacağını düşünenler varsa, onlara sözüm yok. ama düşünmeyi sürdüren kadınların erkek kimliğini kendi kafalarında, insan olmayı engelleyen bir bakış içinde yeniden yaratmalarını fazlasıyla üzücü buluyorum.”

feminizmin çıkış noktası şudur ki kimse erkek veya kadın doğmaz, toplumsal süreçlerle erkek ve kadın olur. tüm erkekler gibi sevan nişanyan da şiddeti normalleştiren, hatta olumlayan egemen “erkeklik” anlayışını reddetmek, farklı bir erkek olmak, insan olmak gibi bir seçeneğe sahip(ti). ancak geçtiğimiz haftalarda yaşananlar ve kendisinin daha sonraki açıklamaları gösteriyor ki bu tür bir “erkeklik” anlayışını sorgulamak bir yana, başkaları tarafından yapıldığında “işkence” olarak kodlayacağımız bir eylemi “sembolik bir jest” olarak tanımlayacak kadar meşru görüyor uyguladığı şiddeti. kısacası nişanyan, kendisini egemen erkeklik kodlarının içine hapsetmiş, uyguladığı şiddetle insanlıktan çıktığının farkında dahi olmayan bir erkek olarak çıkıyor karşımıza. bu durumda “erkek kimliğini insan olmayı engelleyen bir bakış içinde” kurgulayan, nişanyan’ın kendisi mi, onu kınayan kadınlar mı?
dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi türkiye’de de kadınların yaşadığı şiddetin ezici bir çoğunluğu eşleri veya ailelerinden bir erkek kaynaklı. erkeklerin yaşadığı şiddetin ezici bir çoğunluğu da başka erkekler kaynaklı. kısacası, hep birlikte “şiddet”le kendisini ifade eden bir erkeklik anlayışından muzdaribiz. acıtarak, öldürerek “erkek” olunan bir dünya hepimizi acıtıyor, öldürüyor. biz feministler diyoruz ki başka bir dünya mümkün. feminizm, kadınları özgürleştirirken erkekleri de özgürleştirmeyi, insanlaştırmayı vaadediyor.

bunun yolu da en başta şiddetin adını “şiddet” koymaktan, kadınların evde (ve her yerde) yaşadıkları şiddeti hepimizin demokrasi sorunsalı olarak görmekten, bu şiddeti meşru gören ve uygulayan erkeklerin demokrat kimliğini sorgulamaktan geçiyor…

taraf, 10 temmuz 2008

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Popüler