türker alkan
radikal, 19 eylül 2008
‘deniz feneri’ deyip geçmeyin. yaptıkları işi iyi biliyorlardı. radyodaki reklamlarını dinleyince ben de dürüst ve yararlı bir kuruluş olduğuna inanmış, ‘karınca kararınca katkıda bulunsam’ diye düşünmüştüm. sonra ilgilenecek vaktim olmadı. skandal patlak verince, “aman iyi ki yardım etmemişim, yoksa ben de aldatılmışlar listesine girecektim!” dedim kendi kendime.
deniz feneri’nin en büyük günahı, gerçekten yardıma muhtaç kişilerin yardım görmesini zorlaştırması oldu. toplumumuzda zaten var olan güven bunalımını iyice artırdı. şimdi yolumun üzerindeki genç kadını düşünüyorum, kucağında çocuğu, metronun merdivenlerine, ‘çok hasta evladım, ilaç parası için!’ dediğini duyuyorum her geçişte. tükenmez kalem, kâğıt mendil satıp duruyor. gerçekten yardıma muhtaç olup olmadığını bilmeyi çok isterdim. ama durumu ne olursa olsun, bundan sonra eline geçen paranın azalması kaçınılmaz!
yani deniz feneri tarafından fakirlere yardım için toplanan paralar zenginlerin cebine gitti, bu arada yardım edilmesi gerekenlerin sıkıntısı arttı!
alman yargıç, “türk basını maalesef her zaman gerçeklere uygun haber yapmadı. dava, siyasete alet edildi” diyor. fakat burada gerçekçi olmayan bir ifade var sanırım. zira aynı yargıç şunları da söylüyor:
“burada dolandırıcıların basit bir eylemi söz konusu değildir. siyasi ve islami bir ideoloji vardı… paralar, türkiye’deki kanal 7’ye, deniz feneri türkiye’ye ve türkiye’deki bazı şirketlere gitti.
paralarla ilgili kararı türkiye’de kanal 7 sorumluları veriyordu… türkiye’deki kanal 7’de perde arkasındaki isimler zekeriya karaman, ismail karahan ve harun kapıyoldaşı’ydı. mehmet gürhan hiyerarşide türkiye’deki bu isimler arasındaydı. gürhan’ın geniş kapsamlı ortak bir siyasal görüşü vardı. milli görüş üyeliği ve zamanında milli gazete’de çalışması bunu gösteriyordu. şimdiki görevi de bunun devamı gibiydi.”
yani alman yargıçlar, toplanan paraların dini siyasete alet eden bir görüşün taraftarlarınca siyasal ve ideolojik amaçlarla kullanıldığını açıkça söylüyor. bu iddia yeteri kadar ‘siyasal’ değil mi ki ‘dava siyasete alet edildi’ diye bir açıklama yapıyor! anlamak zor!
yardım paralarının siyasal amaçla kullanılması için ille de bir siyasal partinin cebine girmesi gerekmiyor. paraların, o partiyi destekleyen şirketlere ve televizyon kanallarına verilmesi, sonuç olarak gene yolsuzluğa siyasal bir karakter vermektedir.
‘deniz feneri’ olayı, türünün tek örneği değil. bundan önce de dini inancı güçlü olan vatandaşlarımızın (tabii özellikle almanya’dakilerin) duygularına hitap ederek para toplayanlara ve bu paraları kişisel veya partisel amaçlar için kullananlara rastladık.
ama yugoslavya’da kan gövdeyi götürürken bosnalı müslümanlar için toplanan paralar iç edildi…
‘yeşil sermaye’ denen ‘mütedeyyin’ kişilerin oluşturduğu, çoğu konya merkezli, pek çok holding yüksek kâr payı vaatleriyle almanya’daki vatandaşların paracıklarını cebe indirip, ‘kusura bakmayın, bir yanlışlık olmuş’ dediler…
gene aynı çevreden gelen kişilerin kurduğu partide hazine’nin trilyonları bir gecede ortadan kayboldu. sorumluların bir kısmı hapisle cezalandırılsa da affedildi…
şimdi de ‘deniz feneri’ faciasında aynı filmi tekrar izliyoruz…
bu kıssadan çıkarılacak hisseler nelerdir derseniz…
birincisi, halkımızın olaylardan ders çıkarmadığını görüyoruz. aynı adamların kurduğu aynı tuzağa defalarca düşüyorlar ve her seferinde de, ‘allah allah, nasıl olur bu?’ diyerek şaşkınlıklarını ifade ediyorlar.
ikincisi öteden beri ileri sürülen ‘dindar insanlar, dindar olmayanlardan daha güvenilir kişilerdir’ yargısı geçerli olmayabiliyor.
merak ediyorum, dindar olmayan türkler (ateistler, agnostikler, teistler…) bir araya gelip almanya’da ‘yel değirmeni’ adında bir yardım derneği kursalar ne kadar başarılı olurlardı dersiniz? hiç şansları olmazdı sanırım!




Yorum bırakın