prof.dr. kemal önen

nezaket, zarafet, hoşgörü ve bilim nasıl birer kültürel ürün iseler kavgacılık da çok kez negatif bir kültür seçimidir. eleştiriye katlanmayan ve “dikensiz gül bahçesi” isteyenler, arada bir neden eleştiriliyorum veya eleştiriliyoruz diye kendilerini sorgulamalıdırlar.

‘ira furor brevis est’*
horace

ne kadar sinirli, parlayan, duygusallığın öne çıktığı, karşılıklı anlayıştan adeta yoksun ve kavgacı bir toplum görüntüsündeyiz! davranışlarımız, ilişkilerimiz ve konuşmalarımızda, çağdaş, uygar oluşun öne çıkmasını ve yoğunlaşmasını daha ne süre bekleyeceğiz? sokaklar, evler, spor alanları, okullar hatta saygın olması gereken ve de beklenen kurumlar, kişiler öfkeli ve çoğu kez yasadışı girişimler ve kavgacı davranışlarla dopdolu. bunlar medyanın, bazen

abartılı da olsa, günlük haberleri ve de konuları halinde. “yan bakma yakarım!” veya “buluttan nem kapıp patlama” şeklinde tutumlar, sözler ve girişimlerle; etik değerleri, kuralları ve bazen yasaları da bir yana iten olaylar, tecavüzler adeta yaşamın bir biçimi olmakta. daha da kötüsü, bunların pek çok kişi ve bazı kesimlerce doğal görülmeye başlaması.

insan nesline özgü ve binlerce yıllık bir beyinsel, zihinsel evrimin ürettiği, “uzlaşma kültürü” bir yana itilmiş ve sadece; yemek/içmek, yatmak/kalkmak, bağırıp/çağırmak, haklılık saplantısı içinde tehdit, güç gösterisi ve hükmetme, sahip olma tutkusunun düşkünü bir kısım insan ve de kurum. gerçi, insanın ara beyninde muhtemelen (limbik sistemde), yaşamda etken dört özellik bilinir. (beslenme, korku, sakınma ve üreme/üretme.) saldırganlık da bunların uzantısı ve bir türevi gibi alınabilir. ancak beynin evrimi, diğer canlılardan farklı olarak neokorteks’in (önbeyin) oluşması ile rasyonelleşme ve yukarıdaki emosyonel dürtüleri dengeleme, bastırma veya gerektiğinde devreden çıkarabilme gücünü getirmiştir insana. bu olgu uygarlığı, yüzeysel değil, beyinsel olarak özümsemenin dayanağı ve de evrimin insana bir ödülü gibi düşünülebilir.

sadece mal ve cah (rütbe/mevki) ile insanın olgunluğu gelişemiyor. saldırganın cesaret gösterisi çok kez basiretten yoksunlukla bir aradadır. acı olan şu ki; olgunluğa (kemale) ulaşmakta ve de ulaştırmakta örnek olacak kişiler, kurumlar, kesimler, liderler, siyasetçiler, eğitimcilerin vb.’nin bazıları da bu yetersizlik ile malul. ülke ve toplumun çeşitli önemli sorununa eğilecek ve toplumsal matürasyonda örnek ve de rehber olacaklarına, gereksiz olarak çatışma kültürlerini öne çıkararak gündem oluşturuyor ve gündem de kalma çabası içinde bulunabiliyorlar. ayrıca bu alışkanlık resmi veya resmi olmayan ve yasal dayanaklı güç ve yetki odaklarına da girebiliyor, yerleşebiliyor ve tehdit-sindirme, yetkinin ve gücün doğal bir yöntemi haline dönebiliyor. güç veya yetki, yasal dayanaklarla elde edilse bile bu türde kullanılması “yetki darbesi” gibi düşünülebilir.

tutku, ihtiras ancak kullanıldığı alana ve gayeye göre, gerekli yaratıcı ve üretici olabileceği gibi egoizme dönüştüğünde çok yıkıcı ve de bozucu olabilir.

“sık sık öfke baldan tatlıdır” şeklindeki uyarı bunu önlemek içindir.

rahmetli prof. dr. akil muhtar bey hocamız 1930’lu yıllarda yayımladığı “ilim bakımından ahlak” adlı kitabında: “insan beyninin henüz gelişmesini tamamlayamadığı ve insanların sıkıntı ve mutsuzluklarının ve çatışmalarının temelinde bu gelişme eksikliğine dayalı egoizmin yattığını ileri sürer. çağdaş bir kısım bilimci de benzer düşünceleri öne sürmektedirler. (brain based ethics-the lancet, 2008) ancak eğitim ve öğretimle egosit ihtirasların ve saldırgan tutumların önemli ölçüde önlenebileceği konusunda da hemen herkes fikir birliği içindedir. başka deyimle, “beyinsel, düzenleyici ve rasyonel düşünde etik değerleri öne çıkaran eğitim ve öğretim, dayanılacak tek yol gibi gözüküyor.” nezaket, zarafet, hoşgörü ve bilim nasıl birer kültürel ürün iseler kavgacılık da çok kez negatif bir kültür seçimidir. eleştireye katlanmayan ve “dikensiz gül bahçesi” isteyenler, arada bir neden eleştiriliyorum veya eleştiriliyoruz diye kendilerini sorgulamalıdırlar.

hem yakarsın berk-i şemşir-i sitemle alemi
hem döner dersin, ser-i kuyumda feryad olmasın.
**

bu olası mı?

———————
* öfke kısa süreli deliliktir.
** hem yakarsın sitem kılıcının yıldırımıyla alemi
hem döner dersin, sokağımın başında feryad olmasın.

cumhuriyet, 20 eylül 2008

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Popüler