Nasıl sevmeli?

Ece Temelkuran
milliyet, 03 mayıs 2002

Yaşar Kemal, Tilda ve bütün “sıra arkadaşları” için…

“Biz namuslu yaşadık Tilda. İyi insanlar olduk.” Bu, en uzun cümlesidir Türkçe’nin.

Yaşar Kemal’in ölen eşi Tilda’nın mezarı başında söylediği.

En uzun romandan daha uzun, en ağırından daha taş.

* * *
Okumaya devam et Nasıl sevmeli?

Darüşşafaka ve Türk Musıkisi-ıı

Cem Behar

Darüşşafaka geleneksel Osmanlı/Türk musıkisinin öğretimi konusunda gerçekten müstesna bir yere sahip. Çünkü Darüşşafaka’nın ilk musıki hocası ve 1876’dan beri talebeye eser meşk eden Zekâi Dede (1825-1897) vefat ettiğinde yerine derhal oğlu Hâfız Ahmet Efendi (1869-1943) getirildi ve Ahmet Efendi musıki hocalığını ölümüne dek sürdürdü.

Böylece lise muadili modern bir mektepte neredeyse yetmiş yıl boyunca kesintisiz bir biçimde Türk musıkisi dersleri verilmiş oldu.

Darüşşafaka Hâfız Ahmet Efendi’yi açıkça babasının “vâris-i meslek ve fazileti” olarak nitelemişti. Yani Ahmet Efendi’yi bu göreve bâhusus babasının izlediği yöntemleri izleyeceği için getirdiğini ifade etmişti. Ahmet Efendi de babasından devraldığı geleneksel musıki öğretim sisteminden hiç şaşmadı. Her ders yılının başında okula yeni girenler arasından seçtiği yetenekli öğrencilerle ayrı bir musıki sınıfı oluşturdu ve tıpkı babası gibi bu öğrencilere eser meşk etti. Bu eğitim böylece otuz yıl kadar devam etti. Okumaya devam et Darüşşafaka ve Türk Musıkisi-ıı

Darüşşafaka ve Türk Musıkisi-I

cem behar

türkiye’nin en eski ve en saygın eğitim kurumlarından biridir darüşşafaka (yani “şefkat evi”). darüşşafaka 1865 yılında aralarında vidinli tevfik paşa ve gazi ahmet muhtar paşa’nın da bulunduğu birkaç hayırseverin önderliğinde kurulmuş olan cemiyet-i tedrisiye-yi islâmiye adlı dernek tarafından açıldı.
Okumaya devam et Darüşşafaka ve Türk Musıkisi-I

Atatürk’ün Nesebi Vesilesiyle

Orhan Yalçın Gültekin

Taha Akyol’un bugünkü (03 Ocak 1999) Milliyet’te yayınlanan yazısını sizlerle paylaşmak istedim.

Çok önceleri yazıda sözü geçen web sitesini ziyaret edip sinirleri bozulan ve herkesi tepki göstermeye çağırmış olan arkadaşlarımızın morali biraz yerine gelmiştir diye düşünüyorum.

Kişisel olarak insanların nesebi ile hiç mi hiç ilgilenmem ve nesebi gayri-sahih olmanın da kişiyi küçültücü herhangi bir yanı bulunmadığını düşünürüm. Sonuç olarak resmî nikâh kamu önünde birlikteliğin ifade ediliş biçimlerinden biridir. Benim o zamanki karşı çıkışım da, siyasi mülâhazalarla insanlarin medeni durumlarının kullanılmasıydı.

Atatürk ile ilgili bu tür bir iddianın dile getirilmesi “şeriatçı” rüzgârın iğrenç bir siyasi dalaveresiydi. Okumaya devam et Atatürk’ün Nesebi Vesilesiyle

Deniz Gezmiş Anlatıyor

Deniz Gezmiş

Yalnızsın. Gemerek’in dışında bir benzin istasyonunun arkası. Yerler ıslak. Çamur. Zifiri bir karanlık. Bir yamaçtasın orada. Yalnızca jandarmaların attıkları mermilerin alevlerini görüyorsun. Ateş etsen yerin belli olacak; ateş edemiyorsun.

O anda bombayı atmak aklıma geldi. Kafan çalışıyor. Mantığın tıkır tıkır işliyor. Soğukkanlısın. Pimini çekip bombayı elinde tutuyorsun bir iki saniye. Pimi çektikten dört saniye sonra bombanın patlaması gerek. Vakit geçirmemek gerek. Bomba elinde patlayabilir; bunun korkusu var içinde; elinde patlarsa diye.

Okumaya devam et Deniz Gezmiş Anlatıyor

Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’ya Önsöz

Karl Marks

ÖNSÖZ
Londra, Ocak 1859

Burjuva ekonomi sistemini şu sırayla inceliyorum: sermaye, toprak mülkiyeti, ücretli emek; devlet, dış ticaret, dünya pazarı, ilk üç başlık altında modern burjuva toplumun bölündüğü üç büyük sınıfın ekonomik varlık koşullarını inceliyorum; öteki üç başlığın birbiriyle ilişkisi açıktır. Sermayenin incelendiği birinci kitabın birinci kısmı, şu bölümlere ayrılmıştır: 1. meta; 2. para ya da basit dolaşım; 3. genel olarak sermaye, ilk iki bölüm, bu kitabın içeriğini oluşturmaktadır. Basılmak üzere değil, kendi aydınlanmam için uzun zaman aralıklarıyla karaladığım ve tasarlanan plan gereğince sistemli olarak hazırlanması koşullara bağlı bulunan monografiler şeklinde materyaller, toplu olarak önümde bulunmaktadır.

Hazırlamış olduğum bir genel girişi yayınlamıyorum;[1] çünkü düşünüp taşındıktan sonra, bana öyle geldi ki, ilkönce kanıtlanması gereken sonuçlar konusunda önceden yargılara varmak, ancak sıkıcı olabilirdi ve beni izleyecek okurun, tekil’den genel’e geçmesi gerekecekti. Buna karşılık, benim kendi ekonomi politik incelemelerimin seyri konusunda bazı bilgiler sunmam, bana, burada, yerinde bir davranış gibi gelmektedir.

Okumaya devam et Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’ya Önsöz

Tricontinental’e Mesaj

Ernesto Ché Guevara

Şimdi akkor zamanıdır,
ve yakında yalnız ışık
görülecektir.”

Jose Marti

Son dünya savaşının bitimi üzerinden yirmi bir yıl geçti; çeşitli yayınlar her dilde Japon yenilgisiyle simgelenen bu olayı kutlamaktalar. Farklı kamplara bölünmüş dünya üzerinde görüntüsel bir iyimserlik havası hüküm sürmekte.

Dünya savaşı olmaksızın yirmi bir yıl — bu, aşırı cepheleşmeler, şiddetli çatışmalar ve ani değişimler süresinde çok önemli gibi görünmektedir. Ancak uğrunda savaşmaya hepimizin hazır olduğu bu barışın pratik sonuçlarını (sefalet, dünyanın büyük bölümlerinin aşağılanması ve gittikçe artan sömürü) tahlile girişmeden, bu barışın gerçek barış olup olmadığı sorusuyla karşılaşıyoruz.
Okumaya devam et Tricontinental’e Mesaj