Mustafa

Orhan Yalçın Gültekin

Sonunda seyredebildim. Genellikle bu tür, üzerinde çokça konuşulan, saflaşılan filmleri sıcağı sıcağına seyretmem, soğumasını bekler, sonra sakin sakin, sindire sindire gider seyrederim. Bu sefer öyle olmadı. Oğlumun teklifini kabul ettim ve filmi seyretmeye gittik. Filmi, büyükçe bir salonda, çoğunluk mesaide bunalırken, salonu kapatmışız hissi veren az sayıda seyirciyle birlikte izledik.

Son söyleyeceğimi önceden söyleyeyim: Filmi sevmedim, beğenmedim. Aslında seyrettiğime ne sinema filmi denebilirdi ne de belgesel… Film diye üzerinde konuşulan powerpoint sunumundan hallice bir şeydi. Rahatsız edici olan ise başı ve sonu belli bir yaşamın başı sonu belirsiz bir biçimde sunulmasıydı. Yer yer kesiklikler vardı ve sanki üç-beş saatlik bir film sansüre uğramış da boşluklardan anlaşılamaz hale gelmiş duygusu uyandırıyordu.

Okumaya devam et Mustafa