Siz nasıl bu kadar zalim oldunuz?

Ece Temelkuran


Bütün arap ülkeleri kendi otoriter rejimlerini eleştiriyorlar, işte ortadan kaldırmaya çalışıyorlar vs. ss.

Biz kendi otoriterleşen rejimimizle ilgili ne yapabiliyoruz, sadece şunu yapabiliyoruz, yaptığı her şeyi giderek normalleştiriyoruz.

Bir tane köşe yazarımıza, Nuray Mert’e, meydanlardan “mert değil namert” diye hedef gösteriyor Başbakan, şahsen hedef gösteriyor.

Yine şahsen Sırrı Süreyya Önder’i meydanlardan hedef gösteriyor, Beyefendi, Adıyamanlısınız , değil mi Mustafa Bey,sizin memleketlidir, Sırrı Bey, Adıyaman’da hedef gösterildi.

Bir tane kızcağız kalçasını kırıyor bir eylemde, “kadın mıdır kız mıdır bilemiyorum” diyor. Allah’tan Kemal Kılıçdaroğlu, “o kadar meraklısıysan git kontrol et” dedi.

Ondan sonra bir adam ölüyor, emekli öğretmen.

Mustafa Bey!..

Siz ne zaman böyle bir insan haline geldiniz?

Okumaya devam et Siz nasıl bu kadar zalim oldunuz?

Gezi Direnişi: Ne oldu? Neden oldu? Ne olacak?

Ece Temelkuran

Soruyorlar:
“Üç ağaç için mi?”
Başlangıçta evet. Üç ağaç içindi. Ama artık “üç fidan” için, bütün fidanlar için… Gaz ile boğmaya çalıştığınız fidan gibi kız ve oğlan çocukları için artık. “Ben dedim öyle olacak” kibriniz için. İnsanları gerizekalı yerine koyduğunuz, çocuk muamelesi yaptığınız için. Roboski için, Reyhanlı için, gaz ile, bomba ile, kurşun ile öldürdüğünüz ve arkasından sırıtarak “Allah rahmet eylesin” dediğiniz bütün Türk, Kürt, Ermeni, Arap, Rum, Alevi, Caferi çocuklar için. Konuşan herkesi hapse attığınız için. Yoksul insanlara “Ananı da al da git!” dediğiniz için. Nehirlerimizi satıp, ağaçlarımızı kesip, dağlarımızın karnını oyup bir türlü doymadığınız için. Bütün gazetecileri korkutup sindirdiğiniz için. Bütün öğrencileri dövdüğünüz için. Kızlarımızı saçlarından sürüklediğiniz, oğullarımızı işkenceden geçirdiğiniz için. Bütün bunlar beyler, bizim insan olduğumuzu, bu ülkenin yurttaşı olduğumuzu unuttuğunuz için. Bu artık zulme karşı bir direniş. Bu böyle biline!
Okumaya devam et Gezi Direnişi: Ne oldu? Neden oldu? Ne olacak?

Teferruat!

Ece Temelkuran

Size birazdan anlatacaklarım iki yazar arasındaki polemik değildir. Siyasi, vicdani ve ahlaki bir meseledir. Ciddi bir meseledir.

Geçen salı günü, Habertürk’te Erdoğan Aktaş’la beraber hazırlayıp sunduğumuz ‘Türkiye’nin Nabzı’ programında üniversite birinci sınıftan beri aklımda olan bir soruyu konuklarımızdan Nazlı Ilıcak’a sordum. 1980 darbesinin birkaç ay öncesinde Nokta Operasyonu yapılan Fatsa’nın, o dönemdeki belediye başkanı ‘Terzi Fikri’ lakabıyla meşhur Fikri Sönmez’in sıkıyönetim mahkemesinde verdiği sözlü ifadeden bir paragraf okudum. Sönmez, Fatsa’ya yapılan kanlı kontrgerilla operasyonunun ve haklarında açılan dava iddianamesinin Nazlı Ilıcak’ın yazılarına ve Tercüman gazetesinin hedef göstermelerine dayandığını söylüyordu.

Nazlı Hanım ne Fatsa ne de o dönemdeki yazılarıyla ilgili bir şey hatırlamadığını söyledi. Yüzlerce insanın işkence gördüğü, üstelik o operasyonu destekleyen yazılar yazmışsanız nasıl unutursunuz? Bilemem. Ama Nazlı Hanım zorlanınca şöyle dedi:

“O dönemde kontrgerillaya destek vermiş olduk tabii.”

Okumaya devam et Teferruat!

Ece Temelkuran | Götürülenler – Götürülmeyenler

Ece Temelkuran
Dağların karnının çokuluslu şirketler tarafından deşilmesine, denizlerin tesettür oteli yapımı için toz toprak doldurulmasına, türbe yeşili pantolonlu adamların aç gözlerle ‘Daha da daha da’ diyerek bu yeni toprakları ele geçirmesine… İşte bütün bunlara ancak bu kadar dayanabildi Latife. Şöyle kallavi, çift ş’li ‘aşşağılık politikalar’ deyiverdi. Tabii o zaman da AKP’li kasaba beyi, festival protokolü sırasından fırladı ve patladı:
“Paranı ben verdim! Susacaksın!”
Latife kaçın kurrası, geri adım atar mı hiç:
“Al sana olay çıkarıyorum işte, tutuklatabiliyorsan tutuklat!”
Gecekondu örgütlenmelerinde polisle, faşistle boğazlaşmış solcu bir kadınla AKP’nin “somun demokratı” bir olur mu hiç? Tabii ki AKP’li fatura filan gösteriyor:
“Uçak parasını ben verdim onun! Susacak.”
Susmak o kadar ucuz olsa onca insan ölür müydü bu ülkede? Susulmuyor, susulmayacak tabii. Ama ya yarın yazar Latife Tekin için kalkıp de Ergenekoncu derlerse?

Sinan Aygün’ü savunmak
Dün sabah, 24 kişi, 13 aydır iddianamesi yazılamayan, ‘şehir efsanesi’nden hallice bir hali olan Ergenekon davası kapsamında gözaltına alındı. Bu gözaltılar o kadar acayip ki İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı “Olaydan haberim yok” diyor. Ve her nasılsa bu gözaltılar AKP’nin kapatma davasıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’nde kritik bir gün yaşanırken oluyor. ‘Devletin kalelerini’ fetih etmek niyetiyle ‘Ya Allah bismillah’ çekmiş AKP yiğitleri surları dövüyor:
“Allahallahallah!”
İktidarın bu arsız güç kullanımına, hukuk dışı bu kısasa kısas hamlığına tam söz söyleyeceksiniz, gözaltına alınan isimlere bakıyorsunuz. Arada bir isim:
Sinan Aygün!
Ben şimdi oturup Sinan Aygün’ün gözaltına alınmasını eleştiren, Aygün’ü savunan bir yazı mı yazacağım?
İnsanın içinden gelmiyor tabii. Ama sonra…

Seni kim savunacak?
Ya yarın Latife’nin Ergenekon çetesiyle bir bağlantısı bulunuverirse? Niye bulunmasın? Bağlantısı bulunanların bağlantısı ispatlandı mı ki bulunmayanların bağlantısı ispatlanamasın!
Ya böyle bir şey olursa ne yapacağız? Mesela yarın öbür gün beni de alırlarsa? Sizi de alırlarsa? Kuafördeki manikürcü kız, “Suçları olmasa gözaltına almazlardı” diyor televizyondaki haberleri izlerken. Siz de mi manikürcü kız gibi düşünüyorsunuz? Ya benim, ya senin hakkında da sadece manikürcü kız gibi düşünenler konuşursa televizyonlarda?

Ağlak totaliterler
Götürülenlerin söyledikleri hemen hemen hiçbir şeye katılmıyorum. Ama daha çok katılmadığım şey bu ülkenin, herkesin bir sabah alıp götürülebileceği bir yer olarak kalması. Bu yeni değil elbette. Biz görmeden kimler, kimler götürüldü bu ülkede yıllardır.
Ve buna mukabil kimler kimler götürülmedi, yıllardır! Bugün Sivas Katliamı’nın yıldönümü. Dönemin Refah Partili Belediye Meclis Üyesi Cafer Erçakmak yıllardır bulunmadığı gibi aranmıyor da.
Kimse onu alıp bir sabah götüremiyor! Aziz Nesin’in yangından kurtulmasını engellemeye çalışan, bütün gazetelerde fotoğrafları yayımlanan bu adam bir türlü bir çeteye dahil edilemiyor, bir türlü tehlikeli bulunmuyor. Bu adam gibi daha kimler kimler var götürülmeyen?
Bugünlerde iyi düşünün o yüzden. Götürülmeyenlere ne kadar yakınsınız? Götürülenlere ne kadar uzak olduğunuzu düşünmeyin. Götürülmeyenlere ne kadar yakın olduğunuzu düşünün. İyi düşünün.

Milliyet, 02 Temmuz 2008

Ece Temelkuran | Nasıl sevmeli?

Ece Temelkuran

Yaşar Kemal, Tilda ve bütün “sıra arkadaşları” için…

“Biz namuslu yaşadık Tilda. İyi insanlar olduk.” Bu, en uzun cümlesidir Türkçe’nin.

Yaşar Kemal’in ölen eşi Tilda’nın mezarı başında söylediği.

En uzun romandan daha uzun, en ağırından daha taş.

* * *

Okumaya devam et Ece Temelkuran | Nasıl sevmeli?