İrfan Kurt
İ.T.Ü. Türk Musikisi Devlet Konservatuarı, sanatçı ve öğretim görevlisi

Çoğu kez güldürmek, güldürürken düşündürmek, yermek, övmek, eğlenmek, dalga geçmek, gönderme yapmak vb. İçin yapılan hiciv sanatı; halk kültüründe: halk şiiri halk türküleri, fıkralar, bilmeceler, tekerlemeler, destanlar, hikâyeler, atışmalar günlük konuşmalar, şakalar gibi birçok alanda sıkça kullanılmaktadır.

Halk şiiri ve türkülerde anlatım bazen çok açıktır, söylenmek istenen açık ve net bir dille anlatılmıştır.

Eşeği saldım çayıra
Otlaya karnın doyura
Gördüğü işi hayıra
Yoranın da avradını
Kazak Abdal

Telli sazdır bunun adı
Ne ayet dinler ne kadı
Bunu çalan anlar kendi
Şeytan bunun neresinde
Aşık Dertli

Çağımızın en büyük ozanlarından olan Aşık Veysel:

Raşit çoktur adın gibi
Hiçbir tat yok tadın gibi
Yontulmadık odun gibi
Uzatmışsın boy raşit

demiştir.

Ruhsatî ise:

Babanı katmam sayıya
Özün benzettim ayıya
Kendi eştiğin kuyuya
Düşesin Seyit Efendi

diyebilmiştir.

Bu ve bunun gibi birçok örnekte; kendilerini küçük gören, aşağılayan kişilere hiciv ile verilen cevaplarda bir yerme söz konusudur.

Türk Halk Müziğinin hiciv ustalarından Şemsi Yastıman; “Türk’ü anlamak için türkü dinlemek gerek” sözü ile bir cümleye dört anlam sığdırabilme ustalığının yanı sıra “meslekler destanı”nda ise saz çalıp türkü söylemesinin nedenlerini, hiçbir meslekte dikiş tutturamamasını sayfalar süren destanında çalıp söyleyerek hicvetmiştir.

(Destandan bir örnek)
Üfürükçü oldum önce kendim çıldırdım
Müezzin oldum cemaati yıldırdım
İmam oldum yanlış namaz kıldırdım
İşten el çektirdiler vaaz ile

Görüldüğü gibi bu örneklerde açık bir anlatım vardır.

Bazen da karşısındaki överken yerilmiş, cahil yerine konulmuştur. Bilmediği farklı anlam taşıyan kelimeler kullanılmıştır.

Fahr-i alemsin ve lakin fa sı yok
Gevher-i kaansın ve lakin ra sı yok
Dilerim haktan bunu ruz-u şeb
Sana bir merkeb vere kim ba sı yok

Anlatılan kısaca şu:

Alemlerin efendisisin lakin –fa-sı olmayınca geriye “har” kalıyor, yani alemlerin eşeğisin deniliyor. Mücevher kutususun değerlisin lakin -ra-sı olmayınca geriye “gevh”, yani” kene” kalıyor. İnsanların kanını emiyorsun; dilerim bunu haktan gece gündüz (ruz-u şeb). “Merkeb”in “ba”sı olmayınca geriye “merk”, yani ölüm kalıyor. Dilerim haktan tez zaman da ölesin denilmekte ve içerisinde gizli anlamlar bulunmaktadır.

Halk şiirinde hicvin içerisinde “bilip de bilmezlikten gelme” veya “olmazı oldurma “başlıklarıyla anlatılan türlere de sıkça rastlanmaktadır. Bu zaman zaman tasavvufi konuları da içine almıştır.

Büyük tasavvuf şairi yunus emre den birkaç örnek:

Bir sinek bir kartalı
Kaldırdı vurdu yere
Yalan değil gerçektir
Bende gördüm tozunu
***
Balık kavağa çıkmış
Zift turşusun yemeğe
Leylek goduk doğurmuş
Baka şunun sözüne
***
Bir serçenin kanadın
Kırk kağnıya yüklediler
Kırk çift dahi çekemedi
Şöyle kaldı koşulu
***
Öküz taşın üstünde
Taşı balık götürür
Balığı götüren su
Bünyadın yelden kodu
***
Yunus bir söz söyledi
Hiçbir söze benzemez
Cahiller kazamazlar
Hiç ilmin kuyusunu

Kaygusuz Abdal’da da birçok örnek vardır. Bunlardan bazıları:

Kaplu kaplu bağalar kanatlanmış uçmağa
Kertenkele derilmiş diler kirim geçmeğe
Kelebek ok yay almış ava şikara çıkmış
Donuzları korkutur ayuları kaçmağa
***
Ergene’nin köprüsü susuzluktan bunalmış
Edirne minaresi eğilmiş su içmeğe

Kaz destanından birkaç satır:

Bir kaz aldım ben karıdan
Boynu da uzun borudan
Kırk Abdal kanın kurudan
Kırk gün oldu kaynadırım kaynamaz

Sekizimiz odun çeker
Dokuzumuz ateş yakar
Kaz kaldırmış başın bakar
Kırk gün oldu kaynadırım kaynamaz

Kaygusuz Abdal n’idelim
Ahd ile vefa güdelim
Kaldırıb postu gidelim
Kırk gün oldu kaynadırım kaynamaz

Bu destanın benzerini dedem avcı hikâyesi olarak anlatır, hikayenin arasında da destandan beyitler söylerdi. Bu destanda olmayan fakat dedemlerin söylediği birkaç beyit vardır. Bir tanesi şöyledir:

Altından ataş yaktı
Üstünden güneş yaktı
Kaz kaldırdı boynun baktı
Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz

Gelelim “manda yuva yapmış söğüt dalına “türküsüne:

Türküler eleştirilmek istendiğinde sözleri anlamsız bulunduğunda hep bu türkü dile dolanmıştır. Eğer ki; yöresel kültür, dil, türkünün ne amaçla yapıldığı neyi anlattığı bilinmiş olsa eleştirenler herhalde başlarını öne eğerdi:

Türkü Kastamonu’nun Tosya ilçesinden derlenmiştir. Ben de Kastamonuluyum. Çocukluğumdan beri duyduğum bildiğim şekli ile yörede okunan sözleri şöyledir:

Of-of——-
Manda yuva yapmış söğüt dalına –aman aman
Yavrusunu sinek kapmış, gördün mü

Amanin yandım.
Amanin amanin amanin yandım
Tiridine tiridine tiridine bandım
Bedava mı sandın, para vedim aldım

of-of——-
Sabahlayin erken çifte giderken-aman aman
Öküzüm torbadan düştü gördün mü

Amanin yandım
Bağlantı
Of-of—-

Sabah ezanını okurken-aman aman
Müezzin minareden uçtu gördün mü

Amanin yandım
Bağlantı

(Bu türkü TRT repertuarına “Aşağıdan geliyor Türkmen koyunu” kıtası ilavesi ile girmiştir. Bunun nedenleri ayrı bir konu başlığıdır.)

Türküde anlatılmak istenilenin ne olduğunun anlaşılabilmesi için hem türkünün çıkış nedeni hem de yöresel özelliklerinin bilinmesi gerekmektedir. Yöre dili ve anlatımı yöresel kültür çok önemlidir. Bizce çok bilinen bir kelime yörede farklı anlamlarda kullanılabilmektedir. Örneğin: “handan” hoş, neşeli, güler yüzlü anlamında bir bayan ismi olarak bilinmesine rağmen, “handan” yörede aşağılayıcı küfür niteliğinde bir sözdür. Mayıs bir ay adı olmasına rağmen yörede taze tezek için kullanılır, vb.

Türkünün hikâyesine gelince:

Dönemin beyi tarafından halk ozanlarının yönetim aleyhine söz söylemeleri yasaklanmıştır. Bu yasağın yanı sıra saz çalıp türkü söyleyen ozana bir eğlencede kendilerine türkü çalması emrivakisi yapılmış, bir kenara da önüne kuru ekmeklerden oluşan yemek konmuştur. Bu ortamda bu türkünün çıktığı söylenmektedir.

Ozan da kendisine yapılan bu haksızlığı onlarla dalga geçerek dile getirmiştir.

Şöyle ki:

Tosya bilindiği gibi pirinci ile ünlüdür. Çeltik tarlalarının sürülmesinde kullanılan manda yazın sıcağında göletlere yatarak az kıllı olan derisini hem serinletmek hem sineklerden korumak amacıyla çamura bular. Bunun için de göletlerin ve çeltik tarlalarının kenarlarında bulunan ve dalları da suyun içine kadar uzanan salkım söğütlerin dalları üzerine, gölgesine yatar. İşte, mandanın söğüt dalına yuva yapması budur. Yavrusunu sinek kapması da yavrunun sinek tarafından ısırılmasıdır. Çünkü yörede kapmak sözü ısırmak anlamındadır. “köpek kapar” gibi. Ayrıca “cız tutmak” diye bir deyim vardır. Bir tür sineğin hayvanların kuyruk altlarına girip ısırması ile oluşan ve hayvanı delirten oradan oraya sıçratan bir olaydır.

Ardından “gördün mü” sözcüğü ile türküye devam edip akıl almaz olayların olduğunu vurgulayıp alay etmektedir.

İkinci kıtadaki “öküzün torbadan düşmesi” ise: öküzlerin hem yemlenmesi, ekine zarar vermemesi hem de zaman kazanmak için boyunlarına takılan yem torbasının öküzün boynundan çıkması ve öküzün yemeden içmeden kesilmesi anlamını taşır.

Üçüncü kıtadaki müezzinin minareden uçması da erenlere karışması ermesi anlamındadır.

Bağlantı bölümünde de tirit yemeğini emeği karşılığı hak ettiğini anlatıyor. Tirit: kuru ekmekleri sıcak su ile ıslatarak yapılan bir yöre yemeğidir. Durumu iyi olanlar et suyu soğan ve kıyma da ilave edebilirler.

Türkü baştan sona içinde doğruları anlatan fakat ilk bakışta anlamsız gibi görünen bir ifade taşımaktadır. Ozanın ince zekâsı hiciv sanatının çok güzel bir örneğini sunmuştur. Özellikle farklı anlam taşıyan kelimeler seçilmiş; kendine yapılan haksızlığa onlarla alay ederek, “eylenerek”, dalga geçerek cevap verilmiştir.

Ayrıca türkü melodik açıdan da çok zengindir. Hoş ritmik bir yapısı vardır. Bu nedenle üç kuşak halk müziği sanatçıları tarafından repertuarlarına alınmış ve kasetlere okunmuştur. Zehra Bilir, Belkıs Akkale ve Kubat bu sanatçılara örnektir.

Türküler dolusu sevgiyle, dostlukla…

Not:
Bu yazı “yöresel anlatım içerisinde hiciv sanatının uygulanması ve Manda Yuva Yapmış Söğüt Dalına Gerçeği” başlığı altında Müzikte Temsil & Müziksel Temsil 6-7-8 Ekim 2005 İstanbul Uluslararası Sempozyumu’nda tarafımdan bildiri olarak sunulmuştur.

Kaynak: Türkü Sitesi