iclâl aydın

serin bir sabahtı. çok sevdiğim bir kız arkadaşımla hisar’da kahvaltı için sözleşmiştik. simitlerimiz, beyaz peynir ve domates tabağının yanında sıcacık çaylarımız duruyordu. masanın altındaki mangala bir kürek kor bıraktı mahcup gülümseyişli, taş çatlasın 17 yaşında olan garson. “peynirin üzerine biraz zeytinyağı bıraktım” diye fısıldamıştı az önce servis yaparken. bu misafirperverlikle karışık utangaçlıktan etkilenmemek mümkün mü? içtenlikle teşekkür ettik garsonumuza. “abla teşekkür edip durmayın, vallahi işimi yapıyorum, hepsi bu” dedi yine içine içine konuşarak…

çayımızı karıştırırken “ben de darüşşafaka’da okudum” dedi arkadaşım.

“yani senin baban…” diye başlayıp, nasıl tamamlayacağımı bilemeyerek durdum.

“evet, benim babam ben dokuz yaşındayken öldü. sonra okula girdim işte…”

“zor olmalı…” dedim.

“aslında… başka bir şey oldu. beni sakinleştirdi. çünkü okuldaki diğer çocukların da babası yoktu. dünyadaki tek babası ölmüş çocuk ben değildim yani. kiminin babası o daha dört yaşındayken ölmüştü, kiminin ki daha anne karnındayken. kızlı erkekli hepimiz eşittik. yıllar geçip de durumumuzu iyice kanıksadıktan sonra okula yeni gelen yabancı öğretmenleri üzdüğümüz küçük şakalar bile yapar olmuştuk. boynumuzu büker ‘sir, biliyor musunuz, biz hepimiz yetimiz’ diye başlardık. ama öyle iyi bir yetiştiriliyorduk ki sadece çok iyi öğrenciler değil aynı zamanda hayata dirayetli, sağlam insanlar olmamız için de özen gösteriliyordu.”

***

darüşşafaka cemiyeti’nin bu yıl yeni öğrenci kayıtları için hazırlattığı tanıtım filmlerinden söz ediyorduk. çağan ırmak çekmiş, okan bayülgen seslendirmiş. okul cemiyetinin üyeleri gönüllü olarak çalışıyorlar. ilköğretim dördüncü sınıfta okumakta olan ve babalarını kaybetmiş, maddi olanakları olmayan öğrenciler için çok özel bir eğitim veren bu okul, bir çok önemli ismin yetiştiği bir yuva aynı zamanda.

arkadaşım “özellikle anadolu’daki öğretmenlere ulaşmamız gerekiyor. bir ışık gördükleri, inandıkları öğrencilerini mutlaka sınava sokmalılar” dedi çayının son yudumunu alıp. hemen bir kağıt kalem çıkarıp yazmaya başladı:

“bilgi hattı: 444 1863

internet ile ulaşım adresi: http://www.darussafaka.org

sınav haziran’da yapılacak.

kazanan öğrenciler yatılı olarak, liseyi bitirene dek yabancı dille eğitim alacaklar.

ve büyük olasılıkla türkiye’nin en başarılı isimleri olacaklar.”

***

arkadaşımla kahvaltımızı unutup, okul anılarına dalmışken yağmur başladı. bize çalışkan bir karınca gibi servis yapan garsonumuz “kahve içer misiniz?” diye sordu, omuzlarımıza birer şal bırakarak. kahvelerimiz geldiğinde garsonun nereli olduğunu, yaşını, eğitimini tahmin etmeye çalıştım. yüzünün üzerindeki yara izine dalmış gözlerim. yine utandı, güldü. işte şu mahcup gülüş…

bir restoranda, kuaförde, markette görüyorum bu gencecik utangaç gülüşleri. yarım kalmış bir şeyleri yerleştirmişler göz kapaklarına, fön tutuyor, manikür yapıyor, çay servis ediyor ya da paket yerleştiriyorlar…

şans, kader nerede dönmüş onlar için bilinmiyor.

sevgili okur; öğrenci ya da öğretmen olmayabilirsiniz. ama hiç tanımadığınız yoksul ve kimsesiz bir çocuğun iyi koşullarda okuması ya da 1863 yılından bu yana ayakta kalmış bu sağlam eğitim kurumunun yaşaması sizin için önemli olabilir.

olabilir mi?

olur belki…

olsun lütfen!

belki siz de bireysel olarak bağış yapar ya da bağış yapabilecek kurumlar ile darüşşafaka’yı buluşturabilirsiniz…

hiç olmayacak şey değil; bugün siirt’te ya da bingöl’de veya ısparta’da okul sonrası çobanlık yapan akıllı bir delikanlı bir gün bu ülkenin cumhurbaşkanı bile olabilir.

olabilir mi?

olur belki…

olsun lütfen!

vatan, 22 nisan 2007