orhan yalçın gültekin

oyg009türkiye tarihinin en önemli ve merak uyandıran evlenme ve boşanma öyküsü, mustafa kemal ile lâtife hanım’a aittir.

yeni devletin kurucusu mustafa kemal ile izmir’in tanınmış ailelerinden uşşakizadelerin kızı lâtife hanım, 29 ocak 1923’te eski usulle evlenirler.

iki buçuk yıl süren evlilikleri 05 ağustos 1925’te – yine – eski usulle sona erer. boşanmanın gerçekleşmesinden kısa süre sonra ise medeni kanun kabul edilir.

boşandıktan sonra izmir ve istanbul’da yaşayan lâtife hanım, ne eşi ve evliliği ne de bu süreçte tanığı olduğu siyasi konularla ilgili bir açıklama yapar.

bu suskunluğunu bütün yaşamı boyunca büyük bir titizlikle koruyan lâtife hanım, yaşadıkları ve tanıklık ettiklerini mezara kadar götürür.

12 temmuz 1975’te yaşamını yitirdiğinde ardında bir dizi mektup bırakır. yakınları bu mektupların varlığını açıkladığında devlet, mektuplara el koyar; mahkeme kararı ile okunmasını engeller ve 50 yıl kilit altında tutulmasına karar ver-dir-ir.

bu karara itirazlar başlar hemen. ne ki itirazlar, haber alma, bilgi edinme özgürlüğünün kısıtlanmasına dönüktür.

osmanlı bakiyesi üzerinde yeni bir devlet kurma sürecinin en hararetli döneminin en önemli tanıklarından biri olduğu varsayılan lâtife hanım’ın geride bıraktıklarının cazibesi, hemen herkesin gözünü kamaştırır.

***

doğrusu ben, iki kişi arasındaki birliktelikler sürecinde elde edilen bilgilerin taraflar arasında kalması ve alenileştirilmemesinden yanayım.

özel yaşamın gizliliği yalnızca iki kişi arasındaki ilişkiyi içermez. aynı zamanda bu birliktelik sürecinde ve bu birlikteliğin olanakları kullanılarak elde edilen bilgileri de içerir.

bunları – yani hem ‘özelin özeli’ni hem de ”genelin özeli’ni ya da “özeldeki geneli” açıklayıp açıklamamak, o birlikteliği yaşayan insanların tasarrufundadır.

özel yaşamın gizliliği kişilere göre değişen bir ilke olmamalı.

bu konulardaki merakımın düzeyi ne olursa olsun, beni rahatsız eden şey, yaşamı süresince bu konularda tek kelime etmemeye özen göstermiş bir kişinin özel hatıra defterinin ve/veya kişisel mektuplarının ölümünden sonra yayınlanma ihtimalini de içeren bir mahkeme değerlendirmesine konu olmasıdır.

mahkeme yayınlanabilir kararı verseydi ve yakınları da buna uygun davransaydı bile, lâtife hanımın yaşarken hiç şaşmadığı duruşuna saygıdan yayınlanmasına karşı çıkılmalıydı.

kaldı ki lâtife hanım, yaşarken bunların yayınlanması yönünde bir çaba içinde olmadığı gibi, evliliği ve eşi hakkında konuşmayı kesinlikle reddetmiştir.

yaşarken böyle bir duruş sergilemiş bir kadının ölümünün ardından değil bu duruşa aykırı bir karar alınması, bu konunun mahkemeye götürülmesi bile ahlakî açıdan sakattır.

eğer bir takım sırlar vardıysa ve bu sırlar türkiye ve dünya’daki dengeleri bütünüyle değiştirecek önemde olsaydı bile, ben bu sırları lâtife hanımın mezarında ters dönmesine yol açacak ya da kemiklerini sızlatacak böyle bir yayınlama kararıyla öğrenmek istemezdim.

ahlakî duruşumuzun ne olması gerektiğini düşünmeliyiz.

bize yapılmasını istemediğimizi başkasına da yapmayız ama onunla yetinmeyip başkasının kendisine yapılmasını istemediğini de yapmamalıyız.

ilkokulda biz böyle öğrendik. bugüne kadar bundan şaşmadım; bundan sonra da şaşmaya niyetim yok.

lâtife hanımın kararına saygı duymak bu kadar mı zor?

***

sorgulanması gereken, bir dönemin perde arkasını öğrenmemizi engelleyecek ya da geciktirecek bir karar alınması olmamalıdır. karşı çıkılması gereken, bir bireyin ‘gizlilik hakkı’nın şu ya da bu gerekçeyle çiğnenmesi yönünde adım atılmasıdır.

ben, hiç bir gerekçenin bu ‘gizlilik hakkı’nın çiğnenmesini zorunlu kılacak türden bir geçerliliğe sahip olduğunu düşünmüyorum.

söz konusu dönemle ilgili merakı paylaşıyorum, ancak merakımın bir başka bireyin ‘gizlilik hakkı’nın çiğnenmesi temelinde karşılanmasını da istemiyorum.

bireyin özgürlüğünün sınırı bir başkasının özgürlük sınırıdır.

***

“hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan [“ya da aklayan” diye eklemek gerekiyor. (oyg)] bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz. ”

“herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”

“her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.”

“kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.”

bunlar yasa maddeleri…

bana göre bu haklar, yalnızca yaşayanları değil, bu dünyadan göçenleri de kapsar. bir insanın ölümü üzerine mirasçılarının da, devletin de, diğer bireylerin de o insanın yaşarkenki tavrına saygı göstermesini ve yaşarkenki tavrına göre davranmasını beklerim.

ben böyle yapıyorum.

06 ağustos 2007 15:15