Orhan Yalçın Gültekin

Geçmişe özlemden belki, belki de persenk olmuştur da dilimize ondandır, başlıkta ‘devrimcilik’ dememiz.

“Gocunmayın güzel beyler, hanımlar; alınıp incinmeyin. silah silah çatmayın o güzel kaşlarınızı”. Siz, ‘solculuk’ okuyun.

***

Bir zamanlar ‘devrim’den bahsederdik…

İçinde yaşadığımız dünyaya ilişkin çözümlemelerimiz, Osmanlıdan günümüze bu coğrafyanın tarihsel-siyasal-ekonomik-toplumsal durumuna ilişkin bir tarih çizelgemiz olurdu.

Türkiye’nin ulaştığı geliş-me-mişlik aşamasını belirlerdik kendimizce; kendimizce hangi devrim aşamasında olduğumuzu saptardık.

Devrimde şiddetin rolünü tartışmakla yetinmez, nasıl ve ne zaman kullanılacağına-kullanılmayacağına göre saflaşırdık. Barışçıl mı olacak, şiddete dayanan mı; şiddete dayanacaksa kırlar mı temel alınacak, kentler mi…

Biz ‘devrim’i çok sevmiştik! Kimilerimiz hâla ve inadına ‘devrim’i çok ama pek çok seviyor ve ‘şimdiki zaman kipi’ içinde bir yerlerde hâlâ muhafaza ediyoruz. Bazıları için ise anlatılan ‘geçmiş zaman kipi’dir ‘devrim’.

***

Bir zamanlar ‘parti’den bahsederdik…

Partinin devrimin bir aracı ama zorunlu bir aracı olduğuna inanır, nasıl bir parti olması gerektiğinden kurulmasının koşullarının ne olduğuna dek geniş bir alanda hararetli tartışmalara girerdik.

İki-üç kişilik merkez komiteleri tarafından yönetilen partimsiler, parti inşaa örgütleri, parti öncesi örgütler, parti gibi davran-amay-an örgüt(ümsü)ler olarak ‘parti’ gibi davranmaya özen gösterir, göstermeyenleri kıyasıya eleştirirdik.

Biz ol-a-mayan ve kur-a-madığımız ‘partiler’imizi de çok sevmiştik! Kimilerimiz hâlâ ve inadına ‘partilerimiz’i çok ama çok seviyoruz. Bazılarının Türkiye Cumhuriyeti Siyasal Partiler Kanununa uygun olarak kurulmuş ‘partiler’i var! Onlar da ‘parti’lerini çok seviyorlar!

Tadı, dokusu farklı olsa da ‘partiler’ hâlâ ‘şimdiki zaman kipi’dir!

***

Bir zamanlar ‘partili olmaktan’ bahsederdik…

Çok da yakın olmayan bir geleceğin ürünü olarak kabullendiğimizde bile bugünden adım adım yaklaşılacak, ilmik ilmik örülecek bir ‘hedef’ olan ‘parti’mize daha bugünden lâyık olmanın keyifli ağırlığını üzerimizde hissederek yaşadık, savaşım verdik.

‘Örgüt’ümüzden ayrılmak zorunda kalıp da göğü çıplak ellerimizle birbaşına fethetme irademizi beyan ettiğimizde de ‘partili’ olarak davrandık; öyle yaşadık ve öyle savaşım verdik. Bizi bağlayan verili anda hangi ‘örgüt’ün içinde yeraldığımız değildi. Biz, ‘parti’ dediğimiz ve devrime önderlik edecek o ‘mefhum’a bağlıydık.

Biz ‘partili’ olmayı çok sevmiştik. Şimdi ‘partili’ olma konusunda kararlaştırıcı bir eşikteyiz. Gerçekten de anlatılan geçmiş zaman kipine dönüşmüştür; hiç değilse kimi ‘önderler’ için böyle olduğu görülmüştür. Diğerleri için böyle olup olmadığını da yakın zamanda göreceğiz.

***

Konuyu 2007 milletvekili seçimleri ve Bin Umut adayları bağlamında ÖDP, EMEP ve SDP başkanlarının tavırlarına getiriyorum. Gerçi benimki hariçten gazel okumak sayılır; sözkonusu partilerin ne öncülleriyle ne bugünleriyle içinden geçtikleri sürecin hiç bir evresinde hiç bir ilgim olmamıştır.

Bir yurttaş olarak baktığımda ne görüyorum?

Parti başkanları, partilerinin gücüne güvenmeyi bir tarafa bırakıp başka bir partinin gücüne dayanıp bağımsız milletvekili olarak meclise tırmanmaya çalıştılar. Bunlardan ikisi [M. Ufuk Uras (ÖDP) ve Akın Birdal (SDP)] bunu başardı; onlar şimdi milletvekili! EMEP başkanı Levent Tüzel ise sınıfta kaldı.

Bizim bildiğimiz gemiyi en son kaptanlar terkederdi.

Şimdi ise bir yenilikle karşılaşıyoruz: Captains first… (Önce kaptanlar…)

ÖDP – Özgürlük ve Dayanışma Partisi

ÖDP eski-yeni-eski başkanı M. Ufuk Uras, bir bakmışsınız partisini yüzüstü bırakmış, DTP desteğiyle ‘büyük’ bir ‘kişisel’ başarı sağlamış ve milletvekili seçilmiş. Seçildiğinde partisine dönmeyi de bir seçenek olarak düşünüyormuş ama grup kurma yeter sayısına erişememiş olsaymış, grup kurabilsin diye DTP’ye katılabilirmiş; konu seçim öncesinde DTP yöneticileriyle görüşülmüş. Aslında M. Ufuk Uras’ın hedefi de başkaymış: ‘Baykal hizbi’ dışında bütün solu birleştirecek yeni bir girişimin içinde yer almak.

Aslında M. Ufuk Uras’ın seçim kampanyasında birden fazla ata oynamanın doğurduğu kafa karışıklığından mütevellit anlatım/sunum kargaşası/karmaşası da vardı.

Muhtemeldir ki DTP ile görüşmelerinde farklı bir söylem tutturmuştur. Yoksa DTP, ‘sol’ CHP’li bir görünüm çizen seçim bildirisiyle yola çıkan bir adaya sıcak bakar mıydı?

M. Ufuk Uras’ın televizyon programlarındaki ikircikli konuşmalarında bile solumsu bir şey bulabilirdiniz ama seçim bildirisinde bulabileceğiniz yenilenmiş bir CHP programının ipuçlarıdır.

M. Ufuk Uras’ın web sitesinde yer alan seçim bildirisinde bir kez bile işçi ve/veya emekçi sözcükleri geçmediği gibi “sol-sosyalizm” türü ifadeler de bulunmamaktadır.

Bildirinin başlıkları şöyledir:

* Cumhuriyet bir çağdaş uygarlık projesidir.
* Çağdaş uygarlığa nasıl ulaşılır?
* Laiklikte ne durumdayız?
* Çözüm gerçek laiklikte.
* Karanlığa karşı demokrasi…
* Birarada yaşamanın zemini demokrasi…

Bildiri “bilinçli, demokrat, iyi insanlar”a sorulan sorularla sürüyor ve çoğu garip ikilemlerden birini seçmemiz isteniyor.

“Savaş”ın karşıtı “barış”tır da “darbe”nin karşıtı “demokrasi” midir?
“Milliyetçilik”in karşıtı ne zaman “kardeşlik” oldu?
“Dincilik mi, laiklik mi” derken “tehlikenin farkında mısınız?” mı demek istiyordu?
“Sömürü”nün karşıtı “eşitlik” midir?

Bildiri “Oyumuz Mehmet Ufuk Uras’a!” diye bitiyor.

Anlaşıldığı kadarıyla M. Ufuk Uras’ın bildirisi CHP tabanına dönüktü. Söylemi “sol”da “Baykal hizbi” dışındakileri birleştirmeye yönelikti. Belki de bu yüzden Kürt yoktu bildirisinde. DTP’nin nasıl olup da “sol CHP’li” profili çizen birini desteklediğini anlayamadım.

Kimi ÖDP’lilerin eski-yeni-eski başkanlarının bu kişisel girişimlerine dönük eleştirilerini görebiliyoruz. bu, ÖDP’de hâlâ ‘parti ruhu’nu taşıyan‘partili’lerin olduğu anlamına geliyor. Önder İşleyen’in yazısı, M. Ufuk Uras’ın kişisel girişimlerinin bir eleştirisi olarak bu ‘partili’ tavrı yansıtıyor.

M. Ufuk Uras’ı İstanbul’dan Ankara’ya trenle uğurlayanlar ise bir hazin dayanışmanın özgürlüğünü yaşıyorlar.

EMEP – Emek Partisi

EMEP başkanı Levent Tüzel de DTP ile anlaşıp partisini terkederek milletvekili koltuğuna oturmaya çalışmıştı. başaramadı ve partisine geri döndü netekim.

‘Emek Partisi’nin (EMEP) kurumsal web sitesinde “Tüzel yeniden başkan” başlığıyla yayınlanan 30 Temmuz 2007 tarihli bir haberde şöyle deniliyor:

Emek Partisi’nin (EMEP) dün Ankara’da gerçekleştirilen 3. Olağanüstü Kongresi’nde parti genel başkanlığına Levent Tüzel yeniden seçildi. Genel seçimler nedeniyle istifa etmiş olan Tüzel, tekrar parti genel başkanı seçildi. EMEP genel başkan yardımcısı Haydar Kaya, Tüzel’in Bin Umut bağımsız adayı olarak katılabilmesi için görevinden istifa etmiş olduğunu hatırlattı.

Demek ki Levent Tüzel, kendi başına buyruk davranmamış. başkanlığını yaptığı parti MYK’sı oturmuş, “Levent ağabey sen ayrıl parti’den; şansını bir dene, belki DTP oylarıyla milletvekili seçilirsin. Seçilemezsen de ne gam; döner parti başkanlığı koltuğuna yeniden oturursun.” mealinde bir karar almış.

Seçimlerden tam bir hafta sonra EMEP olağanüstü kongre ‘yapmış’ ve sevgili Levent ağabeylerini bağırlarına basıp ortada duran parti başkanlığı koltuğuna yeniden oturtmuş.

Bugün seçim, haftasına olağanüstü genel kurul… Levent Tüzel hep başkan…

Yahu, Kanaryasevenler Derneği’nde bile hesap sorarlar adama… EMEP’lilerden henüz bir ‘hesap sorma’ tavrı yok ortalarda.

Demek Levent Tüzel’in terkettiği zaten parti bile değilmiş!

SDP – Sosyalist Demokrasi Partisi

İç ‘iktidar’ savaşımlarıyla kendini yiyip bitiren SDP’nin onursal genel başkanını DTP desteğiyle meclise taşımış olması büyük başarıdır. Önüne koyduğu ikili görevin [‘sosyalistlerin birliği’ ve ‘sosyalist hareket’ ile ‘Kürt hareketi’nin kolektif öncülüğünde ‘çatı partisi’] sarmalında salınıp duran SDP, 2007 seçimlerini önceleyen günlerde ikinci görevi öne almış görünmekteydi.

Akın Birdal’ın, DTP açısından ‘en çok kayırılan aday’ olduğunu söylersem yanılmış olmam diye düşünüyorum. Tapulu arazisi olarak gördüğü Diyarbakır’dan aday göstermiştir DTP Akın Birdal’ı. Akın Birdal da bu ‘en çok kayırılan aday’ konumunun karşılığını, meclise giren DTP kökenli ‘bağımsız aday’dan birinin ‘yasaklı’ olması sebebiyle eksiği kapatmak üzere DTP’ye katılarak vermiştir. SDP, onursal genel başkanının DTP’ye katılımını nasıl karşılar, bilemiyoruz ama Akın Birdal, DTP’ye hayırlı ve uğurlu olsun!