can dündar

ilhan selçuk gözaltına alındığında cumhuriyet’e gitmiştim. balbay dedi ki: “artık sabahları birbirimizi arıyoruz; bu sabah alınan var mı diye…”

aynen öyle oldu.

dün sabah telefonu kapalıydı.

dilek’le koşup evine gittik.

site güvenliği, polislerin 6.40’ta geldiğini, 4 saattir içeride arama yaptıklarını söyledi.

vatansever kuvvetler hareketiyle ilgili bir şeyler arıyorlardı.

az sonra bir sivil polis, bilgisayar kasasıyla çıktı dışarı…

hemen ardından da balbay göründü kapıda… yanında 4 sivil polis vardı. bizi görünce gülümsedi. endişelenmememizi söyledi:
“gocunacak bir şeyim yok; ne yaptığım ortada” dedi.

ekip otosuna bindirildi; gitti.

yeni çocuğu olmuştu. diğer kızı yeni ilkokula başlamıştı.

birtakım adamların eve gelip her tarafı aramasını ve bilgisayarı yüklenip gidişini ona nasıl açıklayacaklardı?

“bilgisayara virüs girmiş. amcalar onu temizleyecekler” dediler.

* * *

darbe dönemlerinde yaşadığımız türde sahneler bunlar…

“sivil”de pek sevimsiz kaçıyorlar.

balbay, 25 mart’ta ntv’deki neden programında konuğum olduğunda yücel aşkın örneğini hatırlatmıştı.

van yüzüncü yıl üniversitesi rektörü prof. aşkın hakkında çete kurmaktan 3150 yıl hapis cezası istenmişti.

bir de yazıyla yazalım:

üç bin yüz elli yıl…

kendisi bu cezayı almadıysa da yardımcısı, tutukluluğunun üçüncü ayında buna dayanamayarak intihar etmişti.

“şimdi onun katili kim?” diye soruyordu balbay ve hükümet’in 8 kişilik asansöre “belki kaldırır” diye 30 kişiyi sığdırmaya çalıştığını söylüyordu.

türkçeyle oynamayı sevdiğinden ergenekon’a yeni bir isim takmıştı:

“heryerekon!”

* * *

“ergenekon” adlı bir kitaba imza atmış biri olarak son 10 yılı bu çeteye dair yazılar yazarak, programlar yaparak geçirdim.

akp dahil hükümetleri, zamanında darbecileri yargılamadığı için eleştirdim. “yargılamazsanız, yargılanırsınız” dedim.

ama burada, başından beri ben de balbay gibi “ergenekon”dan ziyade “heryerekon” kokusu alıyorum.

daha seçimler öncesinde dışişleri bakanı abdullah gül, “ümraniye’de bulunan bombalara dikkat edin. bunun arkası gelecek” demişti.

o zamandan beri soruşturmanın üzerindeki siyasi etiket silinmedi.

soruşturma bahanesiyle hükümet muhaliflerine gözdağı verildiği, hoşa gitmeyen isimlerin listeye dahil edildiği, gece yarısı gözaltına almalarla, yazdırılan kitaplarla hedef haline getirildiği ve nihayet (dünkü gözaltıların zamanlamasında açıkça görüldüğü gibi) dikkatlerin akp davasından buraya çekildiği görüldü.

ve ne yazık ki, gerçekten de provokasyonlarla darbe tezgâhlayan bir kanlı çetenin ortaya çıkarılması ihtiyacı, bu siyasi niyetin gölgesinde kaldı.

“asansör” öyle partizanca dolduruluyor ki, içinde yargılanmayı hak edenler bile “asansör düşecek” kaygısıyla saklanıyor.

* * *

şu anda yaşanan, asırlık bir hesaplaşmanın son raundunda tarafların birbirlerine düello teklifidir. seçilen silah, hukuktur.

“seninkiler benim partimi kapatırsa benimkiler de seninkilerin ipliğini pazara çıkarır” hesaplaşmasından ne kapatılmak istenen parti ne de hedef alınan çete zarar görür.

zarar görecek şey sadece yargıdır.

ben, dün anayasa mahkemesi’nin 367 kararında ne hissettiysem, bugün bu soruşturmada aynı hisleri taşıyorum.

hukuka inancımı giderek yitiriyorum.

bütün izah çabalarını da “bilgisayara virüs girdi, amcalar onu temizleyecekler” yalanı gibi dinliyorum.

ağustos erken bastırdı ankara’ya…

sıcak… ve korkarım daha da sıcak olacak.

milliyet, 02 temmuz 2008