Kot İşçileri ve Ölüm

erdinç ergenç

* avrupa’da 1990’ların başında düzenlenen boykotun ardından yasaklanınca kumla kot ağartma işi türkiye’ye taşındı. iki sene önce lazerle ağartma teknolojisi türkiye’ye girdi. hala merdiven altı tesislerde kumlama yapılıyor.
* kot işçileri çalıştığı fabrikanın izbe bodrumunda öldükten iki gün sonra bulunan ve kimsesizler mezarlığına gömülen silikozis hastası süleyman öter için mezar taşı istiyor.
* iki kardeşini silikozisten kaybeden lokman incirli’nin dayısı da aynı hastalıktan mustarip. 2 aralık’ta ankara’da ölen kardeşi adem incirli’nin açtığı davanın sonucunu görmeye hayatı yetmedi.
* ölenler arasında türkiye’ye çalışmaya gelen iki azeri de var.
* tuzla’da bir haftada iki ve biri de gölcük’te olmak üzere toplam üç tersane işçisi hayatını kaybetti.
* sürmeneli dört kardeş birden silikoz hastası oldu. sigortasız çalışan işçi kardeşler yeşil kartla tedavi olmaya çalışıyor.
* ilk kot taşlama ustası 38 yaşındaki murat aydın ve üç çocuğuna şimdi tek başına çalışan karısı bakıyor. gecekonduda tüple yaşam savaşı veren aydın, eşinin sigortasından yararlanıyor.
* kot işçileri birliği’nin kurucusu gazi polat, kotlarını beyazlattığı adil ışık’ın müdürüyle yüzleşti. şirket suçu taşerona attı, polat ise çareyi mahkemede arıyor.
* kot ağartılırken kullanılan kumların ciğerlerde sertleşmesiyle oluşan silikozis’in kesin tedavisi yok. vereme çok benzediği için yanlış tedavi uygulanan hastalara ağrı kesici ve oksijen tedavisi dışında ilaç bulunmuyor.

arkadaşımıza mezar taşı istiyoruz

kot005skot işçileri birliği, çalıştığı fabrikanın bodrumundaki izbe bir işçi koğuşunda ölen ve cesedi iki gün geçtikten sonra bulunarak arkadaşları tarafından kimsesizler mezarlığına gömülen süleyman öter’e mezar taşı istedi. kot işçileri birliği adına konuşan silikozis hastası gazi polat, hasta olduğu ortaya çıktıktan sonra eşi tarafından iki çocuğuyla terk edilen hüseyin özkaya’nın da sinop’ta tek başına, yardımına bir el bile uzatılamadan ekim ayı sonunda hayatını kaybettiğini söyledi. polat, “silikozdan mı yoksa kederden mi öldüğünü bilmediğini” söylediği özkaya’dan bir yıl önce de amca oğlu beytullah’ın da aynı hastalıktan kaybettiklerini hatırlattı. insan hakları derneği’nden kamuoyuna seslenen polat, sadaka değil, tazminat ve malulen emeklilik hakkı talep ettiklerini ve arkadaşlarına mezar taşı yaptıracak bir gelir istediklerini ifade etti

hak mücadelesi ömürden uzun

tedavisi olmayan ölümcül silikozis hastası olan kot işçileri, aralık ayı başında ankara’da ölen adem incirli’nin bir yıl önce kardeşini aynı hastalıktan kaybettiğini hatırlatarak, hakkını aramak isteyenler için mahkemelerin ömürlerinden uzun sürdüğünü söyledi.

istanbul tabipler odası yönetim kurulu üyesi dr. nazmi algan ise tıp camiasının bu hastalığı çok geç tanıdığını belirterek, kot işçilerindeki ilk vakanın ancak 2005’te teşhis edilebildiğine dikkat çekti. algan, eğer çalışırken gerekli tedbirlerin alınmış olması halinde bu kadar çok ve ağır vakalarla karşılaşılmayacağını kaydetti.

1990’ların başında isviçre’de başlayan taşlanmış kota karşı boykot avrupa’ya yayılınca yasaklanan beyazlatılmış kot üretimi daha sonra türkiye’ye kaydı. rodeo adı verilen yöntemle kumlanarak beyazlatılan kotlar, bu işte çalışanların hayatlarını kararttı. kotlara basınçlı hava ile kum püskürtülerek yapılan işte, kumlar ziyan olmasın diye dar kapalı odalarda çalışan işçilerin ciğerlerine dolan tozlar, daha sonra sertleşerek tedavisi imkansız ve ölümcül silikozis hastalığına yol açtı.

hasta sayısı tahmini 4 bin

istanbul gaziosmanpaşa’da 1990’ların başından itibaren yoğunlaşan tekstil fabrikalarında ve merdiven altı rodeo tesislerinde çoğu sigortasız 10 bine yakın işçinin çalıştığı tahmin ediliyor. sadece bu ilçede hasta sayısının bini bulduğu söyleniyor.

bir zamanlar yüksek para uğruna bu işte çalışarak hastalığa yakalananlar arasında, akrabalar çok. ikisi kardeşi vefat eden kendisi ise malulen emekli olan lokman incirli’nin dayısı osman cudak da silikozis hastası. hasan ve osman gerçel adlı ikiz kardeşlerin yanı sıra sürmeneli ismail hakkı durgun da üç kardeşiyle aynı hastalığı paylaşıyor. bingöl karlıova’ya bağlı taşlıçay köyünde ise tam 187 kişi bu hastalıktan muzdarip. köyde doktora gitmeyenlerle birlikte bu sayının 300 olduğu sanılıyor.

türkiye’ye çalışmaya gelen azeri, romen, moldovyalı, türkmenistan, tacikistan ve bulgaristan’dan da işçilerin bu işlere girdikleri biliniyor. gazi polat, ölenler arasında iki de azeri olduğunu söylüyor. sağlık bakanlığı’nın geçen ay içinde yaptığı denetimlerde ise 80 işyerinde çalışan işçilerin yüzde 38’inde silikozise rastlandığı ortaya çıkmıştı. toplam silikozis hastası sayısının 4 bin olduğu sanılıyor.

ünlü markalar da var

iki yıl öncesine kadar yoğun olarak kullanılan yöntemi, mavi jeans, colins, strom, collezione ve adil ışık gibi firmaların yanı sıra avrupa’nın önde gelen markalarının da tercih ettiği öğrenildi. hasta işçiler, kotlarını beyazlattıkları markalar arasında hollanda’dan cracker, alman zagora, ingiliz panger ve rus big jordan’ın olduğunu söylüyor. ancak hastalık duyulup medyaya yansımasının ardından büyük firmaların bir kısmı lazer teknolojisine geçti. öte yandan merdiven altı taşeron tesislerde hâlâ kumlama yapıldığı söyleniyor ve kansere yol açtığı söylenen kimyasal ile zımpara yöntemi ise beyazlatmada yaygın olarak kullanılıyor. avrupa’da yasaklanan kumlama yöntemi yerine uzun yıllardır lazer teknolojisi kullanıyor.

iki kardeşini kaybetti, kendisi ve dayısı hasta

kot001sçorumlu 31 yaşındaki lokman incirli, aralık ayı başında ankara’da ölen adem incirli’nin ağabeyi. lokman, iki kardeşini kendisini de çalışmaktan alıkoyan silikozis hastalığından kaybetti. adem’in ölümünden iki gün sonra doğan oğluna kardeşinin ismini vermiş. bir başka kardeşi olan yusuf ise 2004 yılında askerdeyken ölmüş. ölüm nedeni olarak kayda zatürree geçti ancak o da diğer iki kardeşi ve dayısı ile birlikte kot taşlama işinde çalışmıştı.

lokman incirli, 2001’de kardeşleriyle istanbul’a gelerek kardeşi yusuf ile vural giyim sanayi ve ekol tekstil’de iki yıla yakın çalışmaya başladı. usta olan lokman’a sigorta yapan işveren, çırak olan yusuf’a ise yapmadı. 2003 aralık’ta işten çıkan kardeşlerden yusuf askere gitti ve eylül 2004’te vatani görevini yaparken hastalanarak zatürree teşhisi konulan akciğer rahatsızlığından öldü.

daha sonra bir gıda fabrikasında çalışmaya başlayan lokman’ın testlerinde ise tüberküloz çıkınca yedikule göğüs hastalıkları hastanesi’ne gitti ve mart 2006’da silikozis tespit edildi. ciğerinden alınan parçadan cam parçacıkları ve pas boyası çıktığı raporla tespit edildi. 16 gün hastanede yatan lokman, meslek hastalığı tespiti yaptırıp dilekçe vererek malulen emeklilik hakkı kazandı.

acı itiraf: lazer o zaman da vardı

öteki kardeş adem ise 2006 başında çorum’a giderek evlendi ancak daha sonra anlaşamayarak ayrılan adem, ankara’da çalıştığı yemek fabrikasında silikozis olduğu ortaya çıkınca işten ayrıldı. kasım 2008 ortasında rahatsızlanan adem, hastaneye yattı ancak ağırlaşarak 15 günlük komanın ardından 2 aralık’ta ankara’da hayatını kaybetti. malulen emeklilik ve tazminat talebiyle açtığı dava ise hayattayken sonuçlanmadı.

lokman ise hastaneden aldığı yüzde 51 iş göremez raporu sayesinde malulen emekli olabilmiş ve devletten aldığı 500 ytl maaşla köyde birisi yeni doğan iki çocukla yaşamını sürdürüyor. lokman, kendisinin çalıştığı dönemde lazer teknolojisinin olduğunu ancak pahalı olduğu için işverenler tarafından tercih edilmediğini de söylüyor.

sürmeneli dört kardeş birden silikoz

kot007sismail hakkı durgun, 36 yaşında sürmeneli bir silikozis hastası. durgun’un kendisinden büyük bir ve küçük iki kardeşi de silikozis hastası. gaziosmanpaşa’da izbe bir bodrum katında tek odalı bir evde gaz sobasıyla yaşamaya çalışıyor. sigortasız olduğu için, malulen emekli olamıyor ve hiçbir geliri de yok. sağlık durumu elvermediği için çalışamıyor. komşu ve belediyenin desteğiyle hayata tutunuyor.

rodeo işine 2001 yılında abisi başlamış. 2003’te istanbul’a bir başka kardeşiyle gelen ismail, önce bir markette çalışmaya başlamış. 170 ytl aylık alan ismail, iki ay sonra 300 ytl maaşla merteks tekstil’e geçmiş. iki ay sonra 340 ytl almaya başlayan ismail, kumlama işinde sigortasız çalışmış. daha sonra zımpara ile kot beyazlama bölümüne geçen ismail, nisan 2007’de hasta olduğu ortaya çıkınca işten atılmış. dokuz ay boyunca verem tedavisi yapılan ismail, bir senede 60 kilodan 48 kiloya inmiş. dört ay önce de kederden sigaraya başlayan ismail, malulen emeklilik hakkı istiyor.

kendisiyle birlikte sigortasız çalışan 34 ve 30 yaşındaki iki kardeşi de hasta olduğu ortaya çıkınca trabzon’a dönerek yeşil kart alıp, hastaneden rapor alma ve tedavi olma peşinde. sürmeneli kardeşler, merteks’te sigortasız çalıştırıldıkları için bu sigorta tespiti yaptıramıyor ve belki de hayatlarından uzun bir mahkeme süreci onları bekliyor.

kutu

ilk kot taşlama ustası tüple hayata tutunuyor

kot011smurat aydın 38 yaşında. istanbul’un en eski kum rodeo ustalarından biri. bu işte 14 sene boyunca sigortasız çalıştı. 2007’de nefes darlığı çekmeye başlayınca doktora gitti. 15 günde teşhis kondu. ancak hastalık ilerlediği için tek çare olarak oksijen tüpüyle yaşama tutunuyor. üç çocuğu var ve şimdi evin geçimini tek başına çalışmak zorunda kalan eşi üstleniyor. meslek hastası olduğuna dair raporu var ancak hiçbir işe yaramıyor. sigortası hiç olmadığı için malulen emekli de olamıyor. ağrılarını azaltan oksijen tüpünü ise kot işçileri birliği aracılığıyla bir hayırseverden almış. 70 ytl vererek tüpü kullanmak için özel aparatı almış. iki ay giden tüp 15 ytl’ye dolduruluyor. asıl çözüm ise 950 dolarlık oksijen makinesi ancak bunu almaya gücü yetmiyor. kahveye gidemiyor ve sigaralı ortamda bulunamıyor. aslında bir çözüm var ama o da türkiye’de mümkün değil. akciğer nakli. avrupa’daki maliyeti 150 bin dolar.

kotlarını taşladığı şirket ile yüzleşti çözüm yok

silikozis hastası gazi polat, kot işçileri birliği’nin kurucularından. birçok büyük firmaya kot beyazlatma hizmeti veren merteks tekstil’de iki yıl kot beyazlatma işinde kumlama adı verilen rodeo işçiliği yapmış. silikozis hastası işçilerin hak arama mücadelesinde en ön safta yer alıyor. çalıştığı firma ve kotlarını beyazlattığı markalar aleyhine açtığı davalar sürüyor. polat, önceki gün, 1.5 yıl boyunca ürünlerini beyazlattığı adil ışık adlı firmanın müdürü ve avukatları ile yüzleşti. ancak görüşmeden herhangi bir sonuç çıkmadı. polat, daha önce telefonla görüştüğü ve kendisinden özür dileyen adil ışık’ın müdürü ve avukatlarıyla bir türlü anlaşamadığını kaydetti. polat, kotlarını beyazlatırken yakalandığı silikozis hastalığı ile ilgili firmanın sorumluluk kabul etmediğini ve suçu taşeron firmaya attığını söyledi. polat’ın hem çalıştığı taşeron firma, hem de kotlarını beyazlattığı büyük firmalar aleyhine açtığı dava sürüyor.

tuzla’dan da bir haftada üç ölüm haberi

silikozis hastası kot işçilerine destek vermek için gelen tersane işçileri birliği derneği (tibder) başkanı zeynel nihadioğlu, tuzla tersaneler bölgesi’nde bir hafta içinde iki işçinin yanarak, gölcük’te ise bir işçinin düşme sonucu öldüğünü açıkladı. böylece tersanelerde ölenlerin sayısı 117’ye yükseldi.

furtrans şirketler grubu’na bağlı anadolu tersanesi’nde meydana gelen patlama ve yangınlarda beş gün arayla iki işçi yanarak fena şekilde can verdi. nihadioğlu’nun verdiği bilgiye göre, 12 aralık’ta m/t procida adlı gemide çıkan yangında ağır yaralanan erdal inceyol, bir gün sonra öldü. 18 aralık’ta ise aynı tersanede aynı geminin yapımında cebeci adlı taşeron firmaya bağlı çalışan hızır akbulut yakıt tankının içini temizlerken yaşanan patlama sonucu ağır yanıklarla hastaneye kaldırıldı. yüzde 85 oranında vücudu yanan akbulut, 19 aralık’ta kartal lütfü kırdar eğitim hastanesi’nde hayatını kaybetti. tibder, akbulut’un çalıştığı tankta gaz ölçümü yapılmadan çalıştırıldığını açıkladı.

bu ölümlere bir yenisi de önceki gün gölcük’ten eklendi. türker tersanesi’nde nardem adlı taşeron firmaya bağlı olarak çalışırken 24 gün önce düşüp yaralanan aydın kaplan adlı 31 yaşındaki işçi, izmit devlet hastanesi’nde verdiği yaşam mücadelesini kaybetti. böylece bir hafta içinde üç olmak üzere toplam tersanelerde çalışırken yaşamını yitiren işçi sayısı 117’yi buldu.

“Kot İşçileri ve Ölüm” için 2 yorum

  1. hadi lazer teknolojisine geçilemedi diyelim, bu işin maliyet hesabının yapılmasına karşıyım gerçi, ama 3m maske kullanılsaydı silicanın geçmesine engel olunacaktı. yine de zor bir durum, çünkü silica ultra mikroskopik büyüklükte daha doğrusu küçüklükte. amerika, kullanım zorluğu ile ilgili olsa gerek, maske kullanılmaması ile ilgili ciddi yaptırımlara sahip olduğundan topyekun olarak teknoloji değişiminde çözümü buldu. buyrun 3m maskeniz defektli ise dava açabilirsiniz diye yardımcı olan hukuk sitelerinden birinin linkini veriyorum: http://www.kerrysteigerwalt.com/public/defectiverespirators/
    araçlar amaç olmuş orada ama en azından işçileri insanca çalışıyor ve yaşıyor.
    tuberkuloz diye yanlış tedavi dediniz, yanısıra tuberküloz hastalığı silicosis hastalarında çok daha yüksek bir oranda görülür. en çarpıcı bilgi ise hastanın teşhisten itibaren beklenen yaşam süresinin 2 yıl olması
    dr. burak yılmazer dş’87

  2. Kot işçisi ölüyor, farkında mısın?

    Sen ‘granit taş/kum tozu/kedi kumu’ dersin, o ‘selika’ der.
    Altın kadar değerlidir. ‘Bir gramı boşa gitmesin’ diye kapılar pencereler sıkı sıkı kapatılır.
    Olur ya, zerrecikler havaya karışırsa bir daha dönmez. Sermayeyi kediye vermemeli tabi ki(!)
    Slikozis’e yakalanan emekçi, artık iflah olmaz bir yola girmiştir. Ciğerleri kömür karasına dönmüş, kalbi iflas etmiş, yaşayan ölüye benzemiştir.
    Vaktiyle Kuş gribi, Deli Dana, Kırım Kongo Kanamalı Kene hastalıkları bilinmezdi. “Köyümüze kıran düştü” derlerdi.
    Adı konulmamış, teşhisi yapılmamış hastalıktan insanlar toprağa girer;
    Hele buna bir de nazar/bela/pis nefes zannıyla otantik/fantastik/metafizik bir boyut eklendi mi, işin içinden çıkılmaz hale gelirdi.
    Slikozis, iki bin beş’te tespit edildi.
    Ama ne var ki, elli yıldır yüz binlerce kot emekçisi, ‘Sen taşlanmış, beyazlanmış, aklanmış paklanmış, eskitilmiş kot giy’ diye
    Ya canından oluyor, yirmi iki, yirmi üç yaşlarında hayata veda ediyor,
    Ya da genç yaşta hayattan elini eteğini çekiyor.
    Sadece Bingöl’ün Karlıova ilçesinin Taşlıçay köyünde üç yüz genç, bu hastalığa yakalandı, çoğu öldü. Kalanlarsa veremle mücadele ediyor, diyalize bağlı yaşıyor, yataktan çıkamıyor.
    Hayat onlar için çoktan bitti. Ne neşe kaldı, ne heyecan, ne de aile huzuru… Duvardaki siyah beyaz resimden başka, geçmişi hatırlatan bir şey yok artık.
    ……….
    Koruculuk, hayvancılığa sekte vurunca çaresiz kalan gençler, bilmedikleri bir memlekette, bekar evlerinde kalıyor, sigortasız çalışmak zorunda bırakılıyorlardı.
    “İşine gelirse, kapının önünde üç kuruş için bekleyen binler var. İstersen yevmiyeni vereyim, sırtına pul yapıştırıp göndereyim memleketine!” namertçe bir tehditti.
    Atölye, sadece kazanca odaklıydı. İnsan=sermaye: Sınırsız limitsiz zenginlik!
    Burada çalışan insandı, ama insan hesaba katılmamıştı. Kapitalizmin feodalizmden farkı, biri şehirli, diğeri köylü olmasıydı.
    Denize düşen yılana sarılır, böyle bir şeydi. Maraba olmaktan kurtulan gençler, daha büyük bir felaketle karşı karşıyaydı.
    Hiç olmazsa köylerinde açık hava, temiz su vardı. Şimdi ikisinden de mahrumdular. Sanki temerküz kampında kürek cezasına çarptırılmışlardı.
    On saat zehir soluyan, toz yutan emekçiler, üç beş gün sonra önce öksürükle, sonra nefes darlığıyla, bilahare yürüme güçlüğüyle karşılaşıyorlar; işe gitmedikleri saatler, sorgusuz sualsiz yevmiyeden kesiliyordu.
    Gurbet elde ölen olursa, imece usulü cenaze masrafı ayarlanıyor, bir minübüsün bagajında yüzlerce kilometre öteye, köy mezarlığına götürülüyordu.
    Kimi evli, ekmek parası götürecek; kimi nişanlı, ev bark düzecek; kimi bekar, başlık parası ayarlayacaktı.
    ………………
    Denetimi yok mu bunun?
    Güzel soru. Olmaz olur mu? Var tabi ki. Denetçi, teftişe geleceği zaman, atölye sahibinden araba istiyor, sonunda geliyor; pis kokuları teneffüs etmemek için civar bir yerde belgeler dolduruluyor, temiz raporu(!) hazırlanıyor, gidiyor.
    Eğer biraz titizlik gösterirse, “Müfettiş bey, madem öyle kapatalım gitsin, hem bunlara sigorta yaparsam maaşı nerden vereceğim? Devlet zaten Yeşil Kart’a bağlamış. Sigortayı ne yapsınlar?” zihin kirliliğiyle beyni allak bullak oluyor.
    “Sade biz değiliz ki bu yöntemi kullanan! Maden, tünel, yol yapımı, seramik, cam işçileri de aynı tozu yutuyor; devlet değil misiniz, önlem alın!” yüzsüzlüğün aymazlığın arsızlığın kepazeliğin daniskasıydı.
    “Kendiniz için istemediğinizi başkası için de istemeyin” Peygamber Buyruğu’nu baş tacı etmiş bir insanın yapması gereken ilk şey, kimseden bir şey beklemeden, robot kıyafetleri bulup alıp giydirmekti.
    Velev ki kanun, yasa, denetleme olmasın. Hayvana reva görülmeyecek bir ortamda, saatler geçirmeye zorlamak, ölüme sebebiyet vermekti, düpedüz cinayetti.
    Holokost’tu bunun adı. Orada cayır cayır yanıyorlar, burada ise nefesleri buhar oluyor, ciğerleri köze dönüyordu.
    Bir şey yapmalı!
    Soma için “Yaşam Odası çok pahalı!” diyen etkili ve yetkili birine, gazeteci “Senin oğlun yeğenin olsa üçü beşi hesaba katar mıydın?” demek istemiş, diyememişti.
    O gün bunlar denseydi, bugün bir hayatı daha kurtarabilirdik.
    Kıyıya vurmuş sayısız denizanasından birini denize göndermek, onun için çok şey ifade ederdi.

    Tarık Sezai KARATEPE
    YAYINLANMASI İÇİN YAZDIM
    0554 9893040

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s