Darbelerden bir demet: 12 Mart ve Nazife

hale özgür kıyıcı

haleozgurkiyicid–2 101, hasımlılar
siyasi kadınlar koğuşu
sağmalcılar/istanbul

yıllar, yıllar geçer ve bir gün ta uzaklardaki bir zamandan bir fotoğraf görürsünüz. yirmili yaşlar. fidan gibi genç kızlar. bayrampaşa cezaevinin siyasi kadınlar koğuşunun avlusu. inadına gülümseyen. “ben iyiyim, merak etmeyin!” diyen yüzler. belli ki “dışarıya” gönderilecek…

rüçhan’ın ölümü nedeni ile ınternet sayfalarında yayınlanan fotoğraftan bahsediyorum. biri var orada aramızda. ben size onu anlatmak istiyorum.

ilk günlerin kargaşasında kimin, kim olduğunu anlayamazsın. gerçi, hangi gruptan olursa olsun örgütlü kişileri tanırsın. diğerlerini duruşundan, konuşurken kullandığı terminolojiden vs.

selimiye askeri cezaevinden, sağmalcılar cezaevine sevkimiz yapılmıştı. adli tutuklularla aynı koğuşu paylaşırken bizi, d–2 101 hasımlılar siyasi kadınlar koğuşu diye tanımladıkları bir koğuşa nakletmişlerdi. 6–7 kişiyken 256 sanıklı davanın konuklarının gelmesi ile nerdeyse yatacak yer bulunamaz olmuştu. gelenlerin içinde subay eşleri de vardı. thkp-c’ ile aynı güneşte çamaşır kurutmuş olmakla suçlanan bir yığın insan tutuklanmıştı.

espriyi bir yana bırakırsak gerçekten manzara vahimdi… ziverbey köşkünün ev sahipleri, iyi çalışmış, işkencehanelerinin tezgâhından geçmeyen kalmamıştı. (işkence görmeyenleri de nasıl misafir ettiklerini, nasıl gönül ilişkisi kurduklarını, kendileri ile uzlaşanları, yer gösterenleri, anılarından-internet sayfalarından okuyup yıllar sonra öğreniyoruz. bir gün şaşırmamayı da öğreneceğiz herhalde.)

kimse tanımıyordu nazife kaya’yı. aramıza karışmış yaşayıp gidiyordu. zaman geçer. her ay gönderilen “tutukluluğun devamına “ evrakları da zamanını doldurur. iddianameler dağılır. kimin, kim ve ne olduğuna, en keskin görünenlerin sorulmayanları bile anlattıklarına şahit olduğun bir süreçte savunma hazırlıkları başlar. stres basar insanı. yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali herkesin bir “mazereti “ vardır.

nazife, ankara’dan filiz yılmaz (eren) ile beraber gelmişti. maltepe askeri cezaevinden firar eden cihan, mahir ve ömer’e yardım ve yataklıktan tutuklanmıştı. bu traji-komik anı sanırım tutuklayanların da ruh halini anlatır, darbecilerin formasyonunu da…

siyasetle hiç alakası olmayan ve ankara’da bir gece kulübünde çalışan nazife’nin bir sevgilisi/dostu vardır. günün birinde adanalı pamuk tüccarı ağa ile tanışınca, eskinin hükmü kalmaz. yeni tanıştığı ağa, çoğunlukla adana’da yaşadığı için, sevgili trafiğini idare eder. adanalı ağa, sık sık ankara’ya gelmeye başlayınca karışıklıklar başlar. trafik karışır. bahaneler yetmez hale gelir. ferasetin de bir sınırı vardır.

mahirlerin, cihanların maltepe cezaevinden firar ettiği günlerdir. gazetelerden cihan’ların firarını okuyunca, eski sevgilisine eve gelmemesini, cezaevinden kaçanların evine zorla girip annesini rehin aldıklarını, 2-3 gün sonra onların gideceklerini, bu zaman diliminde eve uğramamasını sıkı sıkı tembih eder. adamcağız inanır. ancak zaman, muhbir vatandaşlığın itibar gördüğü, teşvik edildiği bir zamandır. adam, doğruca ankara sıkıyönetim komutanlığına gidip ihbarda bulunur. sevgilisini kurtarmak boynunun borcudur aklınca. her taşın altında firarileri arayan görevliler, cemselere bir bölük askeri doldurup yola çıkarlar.

nazife’nin evi basılır ve adanalı pamuk tüccarı ile beraber gözaltına alınır. malum yerde misafir edilir. adanalı aynı zamanda, nasıl oluyorsa abdestinde-namazında da bir adamdır. her namaz vakti geldiğinde görevlilerden izin istemek için ayağa kalktığında dayak yer. bilinen bir şey vardır, sorguda/işkencede… militanlara kendisinden önce çözülenlerin itirafları; ”biz zaten her şeyi biliyoruz. bak ahmet bunu dedi, mehmet şunu dedi, boşuna kendini de bizi de yorma!” metodu, iyi polis-kötü polis klasiği vs uygulanır. konuşan ama örgütsel hiçbir şey söylemeyen ise “acaba”larla doludur. hiçbir şey bilmediği anlaşılana kadar epey işkence çeker. sorgucu için sorun, atlatılma endişesi ile yeni bir bilgiye ulaşabilmek arasındaki gidip gelmelerdir.

filiz’le beraber aynı hücreyi paylaşan nazife’nin anlattıkları/itirafları da fayda etmez ve “(…) bu o….. çocuğu bizi namazla kandırmaya çalışıyor, konuşturamadık da. kaçışı bu organize etmiştir!” diye yapılan işkencelerden bitap düşen adanalı pamuk tüccarının 256 sanıklı thkp-c davasında hazırlık soruşturmasındaki yeri bu hovardalığından kaynaklanıyor. sanırım bu zamparalık ona çok pahalıya mal olmuştur. şimdi ne yapar, nerede yaşar bilemem ama filiz’le ne zaman buluşsak kulağını bir çınlatırız.

soruşturmayı yürüten askeri savcılar hâkim yarbay naci gür, hâkim yarbay süleyman yıldıran, hâkim yarbay hanefi öncül, dz. hâkim kd. binbaşı irfan avunduk iddianameyi hazırlarken nazife kaya ve adanalı pamuk tüccarından bahsedememiş bile… en azından kovuşturmaya yer olmadığı doğrultusunda iddianamede yer verebilirdi. kovuşturmaya yer olmadığı doğrultusunda 101 kişinin ismi yer alırken, bu komediyi atlamalarının bence tek nedeni; tarihe geçmesini istememeleri.

12 mart darbecilerini, cıa-mossad’ın ne hale düşürdüğüne bir bakın. yalakalık sınır tanımıyor. nazife kaya’nın varlığını ispat edeceğimiz cezaevi avlusunda çekilen fotoğrafa her baktığımda düşüncelere dalar giderim… bizi bu aklı-evveller nasıl esir aldı diye. bu ülkede yaşamadık mı yaşı 17 olup da idam edilenleri? 12 mart–12 eylül darbecilerinin yargılanacağı günü beklerken teker teker göçüp gidiyoruz. bu da çocuklarımıza mirasımız mı olacak? “askeri iç hizmet” geleneği, anayasa’nın hep üstünde mi olacak?

filiz eren yılmaz; sosyoloji-tiyatro eğitimi aldığından, anlatımlarında mimiklerini çok iyi kullanırdı. nazife; ”ben bir yalan söyledim, kaç aydır buradayım. bu adamlar gerçekten çok safmış. anlatılan masala inanıp cemseler dolusu askerlerle evi basıp bizi buralara kadar getirdiler. hadi ben neyse de adanalının hiçbir suçu yok. gerçekten beş vakit namazında, yapılan işkencenin haddi-hesabı yok.” derken darbecilerin-işbirlikçilerinin ne kadar zavallı olduğunu kendi dünyasında çözümleyivermişti.

12 mart anlatılırken kim bilir bu anı gibi yazılmadık kaç anı vardır. 12 mart’ın süreci-cezaevi günleri ve sonrasını yazmaya devam edeceğim. matilda gökçeli’nin (yaşar kemal’in eşi) mektuplarında şefika, araru, ateş ve arzu’nun cezaevindeki yaşamlarını anlattıktan sonra “bu isimler kimin kod adı” diye sıkıyönetim görevlilerinin yaptığı soruşturma sonucunda karşılarına çıkan canlılar kimdi biliyor musunuz? tilda’nın sevimli kedileri…

işte bizi bunlar astı, bizi bu soğuk savaş paranoyasına kapılmış zihniyetteki adamlar sokak ortasında kurşunladı, öldürdü, öldürttü. havan topuyla, makineli tüfeklerle bu adamlar yok etti. şimdi gençlikten medet umanlara benden bir uyarı: elinizi genç insanların üzerinden çekin. o gençler akıllandı. siz iktidar olacaksınız diye, siz darbecilik oynayacaksınız diye telef olmayacaklar. hala darbeleri savunan varsa…

simurg’un notu: ilk kez “yeni harman dergisi“nde yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s