Obama’nın Düdüklü Treni

Ümit Özgerçin

ABD’nin 44. cumhurbaşkanı seçilen Barack Hüseyin (orta adı artık rahatlıkla söyleniyor) Obama, 1861 tarihinde köleliğe son veren 16. ABD cumhurbaşkanı Abraham Lincoln’ın Whistler Stop Train ile yaptığı yolculuğun aynı rotasını alarak, Philadelphia’dan başlayıp Wilmington, Delaware’den geçip yardımcısı Biden’ı (Biden senelerce her gün Delaware’den Washington DC’deki kongre binasına trenle gitmiştir) da kafileye katarak Washington DC’ye geldi. Tabii ki her cumhurbaşkanı için senelerdir yapılan şaşaalı kutlamalar salı gününe kadar devam edecek ve obama salı günü elini Bible (İncil) üzerine koyarak cumhurbaşkanı yeminini edecektir. “The rest is history” (Gerisi tarih…) derler. Evet, Obama tarih yazmıştır.

Bütün kutlamalar ve şenlikler iyi güzel ama 21 Ocak çarşamba gününden itibaren bakalım ABD, dünya ve ülkemiz, Obama’dan ne görecek. Sınıf arkadaşım Mehmet Erişkin ile Obama’ya verdiğimiz oylar boşa mı gidecek, yoksa katıldığımız tarihi bir oylama sonucu tarihî pozitif değişiklikler olup, dünya barışı, çevre kirliliği, çocuklarımızın geleceği, ekonomi vs. obama sayesinde mi düzelecek? Bazı koyun Amerikalılar Obama’yı medyanın da kışkırtmasıyla Messiah (Mesih) olarak görüyorlar. Ben gökten kar ve yağmur dışında hiçbir şeyin, hele bir insanın ineceğine inanmam. Bu arada Bible (İncil) ve Kur’an kodcuları acaba harekete geçip olaylar olmadan (11/9 ikizler… Amerikalılar 9/11 derler.) kodları bulup tarih tespit etseler iyi olmaz mı? Olaylar olduktan sonra ben de kodlarım. Ben Obama’yı 2004 demokrat parti kongresinde (aday John Kerry) verdiği “key note speech” ile tanıdım. “Martin Luther King speech”i kadar da etkiliydi. Hemen ardından bu adam bir yerlere gider demiştim, fakat cumhurbaşkanı olacağı aklımdan geçmemişti doğrusu. Ancak 2007 Şubatının dondurucu soğuk bir Chicago gününde adaylığını koyunca, ben de Daçka 71 grubunda Obama’yı “el Presidante” ilan ettim, çünkü çok emindim. Zira ABD halkı artık Bushlardan, Clintonlardan bıkmıştı; bir yeniliğe susamışlardı ve obama oradaydı. Yani “at the right time, at the right place” (doğru zamanda, doğru yerde).

Bush’un 8 senelik imajında aklımda tek kalan, sıfır noktasında (ground zero) ikizlerden kalan taş yığını üzerine çıkıp kolunu bir itfaiyecinin omuzuna sarıp elinde megafon “bize bunu yapanlar bizden duyacaklar” demesidir. Ben de “Yeeaaahhhh, go Bush go…” (Kim tutar seni Bush?) diyordum.

Fakat 2003 senesinde “shock and awe” hareketinde (yani ırak üzerine bombalar yağarken) Pasha Restoran’dan yemek alıyordum. Türk TV (TRT-INT) bombardımanı canlı veriyordu. Aşçısından kasiyerine ve müşteriler, hepimiz ağlıyorduk. Hemen çıktım oradan, seyredemedim. Sonra bazı harfler değişti ve Bush oldu pusht.

Bush devrinin başka acı anlarından biri de New Orleans’ı vuran Katrina kasırgasından sonraydı. Bush devleti ne kadar incompetent (yetersiz, ehliyetsiz) olduğunu göstermişti. “Yaw, sen de amma sulu gözlüsün” demeyin ama Katrina’nın geçtiği günün gecesi tam 6 saat sürekli TV haberlerini seyrettim ve sabaha doğru gözyaşlarımla dalmışım.

Irak’ın bombalanması, Saddam’ın asılması ve Katrina kasırgası artık bende Bush’a karşı bir nefretin doğmasına sebep olmuştu. Aynı nefret Amerikalılarda da doğmuştu ki, demokrat parti adayı olan obama büyük avantajdaydı. Yeri gelmişken şunu söylemek gerekir: Afrika’dan zincirlere bağlanıp gemilerle ABD’ye getirilip köle olarak beyazlara satılan siyahların en büyük intikamı ABD’nin en yüksek makamına çıkan obama sayesinde gerçekleşmiştir. Meltem Türkgenç kardeşimizin birkaç gün önce sergilediği iki ABD’li atletin “civil rights” (medeni haklar) protestosuna Alabama eyaletinden Rosa Parks, James Meredith, Malcolm X, Martin Luther King, vs. vs. gibi şahısları da eklememiz gerekir.

Son olarak sene 18 Ocak 1975 cumartesi günü ABD’ye ayak basmışım. 21 Ocak salı ağabeyimin istasyonunda benzin basıyorum. Muhit Roslyn, çok mütevazı, zengin ve beyaz dolu bir semt… İstasyona gelen her arabanın benzini dolarken ön ve arka camlarını squeegee (lastik silecek) ile sileceksin. Bir siyah geldi. Siler miyim? Ağabeyim kaçırır mı? Görmüş ve hemen yanıma gelip sordu: “O adamın camını niye silmedin?” Cevabım, “O zenci, yaaw” oldu. Ağabeyim, “gel içeri” dedi.

ABD’de her Türk’ün 8, 10 sene kaldıktan sonra ilk söyledikleri şey, “bak kardeşim burası Türkiye değil”. Ağabeyim de aynısını söyledi ve ekledi “bir gün o zenci dediğin şahıs karşına Shell Oil Company president olarak çıkabilir.”

Welllll, 1980’de ilk istasyonumu aldığımda, Amoco Oil Company territory manager “African American” idi. Artık zenci diyemezsiniz, kanun var.

İşte Kunta Kinte’den, kölelikten, zincirlerden ABD cumhurbaşkanlığına. What a country! (ne ülke ama!)

One thought on “Obama’nın Düdüklü Treni”

  1. cok gecikmis de olsa, bir yorum yazmak istedim. seni oralara gitmeden tanidigimi dusunuyorum. benim de canada’da yasadigim yillarda (1991-94) tum metro istasyonlarinda, siyah beyaz beraberliklerin mutlu resimleri yer aliyordu..”ne kadar hos bir yakinlastirma yaklasimi” demistim. canada hep sakin ve anlayisli olmustu bu konuda da.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s