12 Mart öncesi, 9 Martı nasıl değerlendirmeliyiz?

Ergenekon tartışmalarının yapıldığı günümüzden, siyasal tarihimizdeki önemli olaylardan biri olan 9 Mart’a bakmayı denersek nasıl bir değerlendirme yapabiliriz?

Gelin 68 ve 70’li o yıllara doğru gidelim ve bu yazı bildiklerimizin ortaya dökülmesine vesile olsun!

Eşyayı adıyla tarif etmek gerekirse konuşulması gereken konu, cunta meselesidir. Cunta askeri bir oluşumdur. Kelime anlamlarından biri çete demektir. Bizde cunta hep ordu içersindeki “ilerici Kemalist” unsurların faaliyeti olmuş; “demokrasi oyununda” sandıktan hep “gerici, yobaz” kadroların çıkmasına bir tepki olarak, üniformalılar ve onların teşvikçileri tarafından gündemde tutulmuştur.

Cuntacılığın temel dayanağı, halka güvenmemektir. Bunun uzandığı uç, “halk için komünizm gerekli ise onu da biz getiririz!” anlamındaki otokrat söylemdir.

O günlerde YÖN dergisinde gündemde tutulan slogan, diğerleri yanında “halk için halka rağmen” sloganıdır. YÖN ve devamı olan Devrim, “Türkiye’nin Düzeni” kitabıyla büyük bir popülerlik kazanmış olan Doğan Avcıoğlu’nun yönetiminde cuntacılığın odağı yayın organları olmuştur.

Kim cuntacı kim değildi sorunu şimdilik konumuz değil.

27 Mayıs darbesini gerçekleştiren ve gerçekten çok ileri siyasi kazanımlar sağlayan 1961 anayasasını bizlere kazandıran, başarıya ulaşmış bir cuntadır. Aralarındaki anlaşmazlıklar ve tasfiyelerden anlıyoruz ki ve kuvvetle muhtemeldir ki sonuçlarını da tahmin etmiyorlardı.

Bu ortamda Türkiye İşçi Partisi kurulmuştur. “Anayasa sosyalizme açık mı kapalı mı?” tartışmaları arasında TİP meclise 15 milletvekili sokmayı başarmıştır. İktidarda ise “kuyruklar” diye isimlendirilen ve küçümsenen, cunta tarafından devrilmiş DP’nin devamı AP vardır. Mecliste eski cuntacılar, Tabii Senatör olarak yer almaktadır. “27 Mayıs Devrim Dernekleri” bunların yandaşı emekliler tarafından kurulmuştur. Anayasa hocamız Tarık Zafer Tunaya’nın da başkanlığını yaptığı “Devrim Ocakları “ örgütlenmeleri vardır.

Faşist bir devlet anlayışı ile fakültelerde dernekler, derneklerin birleşmesi ile İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği, Ankara Üniversitesi gibi birlikler, Birliklerin bir araya gelmesi ile Türkiye Milli Talebe Federasyonu ve TMTF’nin de işçi sendikaları Federasyonu, kadın ve izci birliklerinin üst örgütünün de katılımıyla oluşturulan Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı’nda örgütlenen oluşumlar ortaya çıkmıştır. Bu oluşumların istedikleri, umut ettikleri sonuçları doğurmaması üzerine bunlar çift başlı hale getirilmiş, iktidarların borazanı olmuştur. İktidarların bu uygulamasına karşı “sol” gençlik bunlardan ayrı olarak önce Fikir Kulüpleri Federasyonunu bunun da TİP gençlik örgütü seviyesinde kalması üzerine İstanbul’da Devrimci Öğrenci Birliği kurulmuş ve bu oluşumlar eylemci bir anlayışla toplumda geniş bir katılım ve kabul görmüştür.

Dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’dan alt kademelere kadar dayatılan “Anayasa Sosyalizme kapalıdır!” düşüncesinin etkin olduğu dönemde TİP’in belirgin söylemi, Mehmet Ali Aybar tarafından dile getirilen ”Güler yüzlü sosyalizm!”dir. Hatırlayalım ki TİP milletvekili Çetin Altan, Nazım Hikmet hakkında olumlu sözler söylediği için mecliste linç edilmeye çalışılmıştır.

Bu baskı dönemini kırmanın akılcı yolu nedir? Gerek söylemde gerek pratikte ittifaklar aramaktır.

Burada “zinde güçler” söylemini açmak gerekir. Kimdir zinde güçler? Ordu, gençlik ve aydın kesim…

Ordu, NATO konseptine göre tüm ihtiyaçları, eğitimi vs bu çerçeve içinde yeniden dizayn edilmişken ve kurtuluş/kuruluş dönemimizin fikri yapısı hızla eritilirken, olması gereken Kemalist bir fikri yapı atfedilerek, hiç değilse içindeki bir kesimin müttefik olduğu kabulü bazılarınca yaygınlaştırılmıştır.

Aydın kesim, zaten elde var birdir. İlginç bir şekilde “Günün şartlarında solcu olmayana aydın denmez!” söylemi ağırlıkla gündemdedir. Çetin Altan, İlhan Selçuk, İlhami Soysal gibi güçlü kalemler karşısında, sağcı kalemler cihat çağrıları yapan ve hala bunun vebalini taşıyan Mehmet Şevki Eygi, Kabaklı, Şenler gibi kalemciklerdir.

Doğası gereği gençlik, toplumda alabildiğine çok olan haksızlıklar karşısında tütün-pancar-fındık mitinglerinden topraksız köylünün toprak işgallerine, işçi grevlerinden fabrika işgallerine ve tüm haksızlıkların odağında olan, dünya jandarmalığına soyunmuş ABD emperyalizminin somutlaşması olan Amerikan 6. filosuna karşı eylemlere koşmakta ve neredeyse en güçlü muhalefet odağı konumuna gelmektedir.

Yapılan son Dev-Genç Kongresinde Anadolu’nun en ücra köşelerindeki yerleşim birimlerinde açılan Dev-Genç Şubelerini kongre kararı ile bizzat ben onaylatmıştım. Dev-Genç yurt genelinde en etkin muhalefet konumuna gelmekteydi.

Solun mevcut düzene karşı olan örgütleri, bu oluşumu kucaklayacak, perspektif kazandıracak örgütü yok ya da yeterli değildir. Bu hareketlilikten solun dışındaki oluşumların yarar/kazanım sağlamaya çalışması kaçınılmazdır. Hatırlayalım, Ecevit’in “Bu düzen değişmelidir!” sloganı çerçevesinde ortanın solu hareketi bu dönemin ürünüdür. Bu kitlelerin sola açılması önüne konulan bir engel olarak, kapitalizmin stepnesi olarak gündeme getirilmiştir. Ecevit’in yükselişi bu dönemdedir.

Bu dönemin önemle hatırlanması gereken bir sloganı da “parlamento dışı muhalefettir”. Bu, parlamentoya, seçilmişlere güvensizliği belgeleyen bir kabuldür. Dev-Genç Başkanlarından Atilla Sarp’ın anılarında yer alan DÖB’lülerin parlamentoyu basma girişimi, parlamento önünde oturma eylemi, eski meclise girip bağımsızlık yemini edilmesini bu bütünlükte düşünülelim.

Üniformalılar arasındaki “sol” görünümlü 9 Mart cunta oluşumunun, paşaların adları etrafında söylentiler çıkması, özellikle deniz subaylarının ateşli bildirisi, havacı genç subayların Göksenin Dergisi yayınları, genç subaylar arasındaki hareketlilik, mitinglerde yürüyüşlerde atılan “ordu gençlik elele !” ve “Ne Amerika ne Rusya!” sloganları artık iyice belirginleşen cunta izlenimleridir.

9 Marta getiren süreç budur. 27 Mayıs dâhil yaşadığımız tüm darbelerin ABD’nin bilgisi dâhilinde olduğu sır değildir.

12 Mart’ta Kuvvet Komutanlarının Demirel Hükümetine Muhtıra vererek istifa etmesi üzerine 9 Martçıların darbe yaptığı zannıyla Dev-Genç Başkanı Ertuğrul Kürkçü’nün muhtırayı önce destekler mahiyette bildiri yayınlayıp hemen akabinde desteği çekmesi de gerçektir. Cuntayı destekleyen gruplarla Dikmen toplantısı yapılması da dönemin düşünce ve eylem yapısını gösteren önemli turnusol kâğıtlarıdır.

9 Mart cuntası oluşumunda gençlik neresinde idi, bu da ayrıca tartışılmalıdır.

Ergenekon soruşturması/kovuşturmasına gelince… Tüm eksikliklerine ve ceza yargılaması hukuku dersinden geçer not alamayacak olan iddianamesine karşın bence de bir milattır.

Darbecilik, günümüzde Hale’nin dediği gibi Afrika’nın kabile devletlerinin gündemindedir.

Cevabı aranması gereken can alıcı soru ise şudur: düğmeye basan kim?

“12 Mart öncesi, 9 Martı nasıl değerlendirmeliyiz?” için 8 yorum

  1. sayın kıyıcı,

    beni 38 yıl öncesine götürdünüz. değerlendirmenize katılıyorum. 27 mayıs’ı ve 12 mart’ı o günlerde yaşanılanların heyecanıyla sol kesimden alkışlayanlar oldu. çoğunlukla bu alkışlar kısa bir süre sonra geri alındı. gerçekler daha açık görüldü. sadece “61 anayasası” anılmaya değer. demokratik açılımlar ve özgürlüklerin genişletilmesi anlamında büyük kazanımların elde edildiği bir gerçek.

    darbe, cunta, çete… isimleri ile malum. savunulacak hiç bir yanları olmadığını kendileri bizzat öğrettiler herkese. buna rağmen bazı eski sözde solcularımızın şimdi ergenekon çetesine dahil olmalarına ne demeli? bir zamanların güçlü kalemlerini ibretle seyrediyorum. acı duyuyorum.

    bence her demokratın birinci ödevi antidemokratik her yapılanmaya karşı olmak ve bu yapılanmaları deşifre etmektir.

    tüm sorunlarımızın gerçekten demokratik bir düzende çözülebileceğine inanıyorum.

    saygılarımla.

    mehmet ali temel

  2. 12 mart ve öncesi için değerlendirmeler, günümüzde önem taşımaktadır. 27 mayıs anayasası içinde bazı olumsuzluklar taşımasına rağmen (milli güvenlik kurulu) dönemin ileri anayasalarından yararlanılarak hazırlandığı için ileri bir anayasa idi. 27 mayısçılar da bunun farkında idiler. anayasaya koydukları geçici madde ile, anayasa’nın gerisinde kalan tck’deki maddelerin, başvurulması halinde iptaline imkan tanınıyordu. süre 1963 sonunda bitiyordu. tip aydınların da partiye katılımı ile gelişip güçleniyordu. partililer ve aydınlarca kurulan temel hakları yaşatma derneği kuruldu. dernek anayasaya aykırı kanunları tespit etti. değişik platformlarda kamuoyuna sunuldu. başbakan inönü’ye anayasaya aykırı bu kanunlarla ilgili ne düşündüğü soruluyordu. başbakan anayasa mahkememiz gerekeni yapacaktır cevabını veriyordu. bu kanunların birçoğundan chp muhalefet iken şikâyetçiydi. ancak ne chp ne de 27 mayıs anayasasını getiren tabii senatörler, anayasaya aykırı yasaların iptalinin gereğini yapmıyorlardı. bağımsız senatör niyazi ağırnaslı tip’e girince, parti anayasa mahkemesine başvurdu. pek çoğu iptal oldu.141 ve 142. maddeler için başvuru geri çevrildi. ancak, gerekçeli kararda anayasanın sosyalizme açık olduğu yorumu yapılıyordu.

    dönemi anlatabilmek için bir-iki örnek daha vermek istiyorum.

    tip gerekli örgütlenmeyi yapamadığı için, 27 mayıs sonrası yapılan ilk seçimlere katılamıyordu. seçim öncesi dönemin partileri, ap, ytp, chp, ckmp ve memleketçi serbest parti çankaya’da bir araya geldi. tip toplantıya çağrılmamıştı. seçime katılan partiler, 27 mayıs devrimini ve atatürk reformlarını korumak, dini siyasete alet etmemek, bölücü propaganda yapmamak, yassıada kararlarını ve mbk’nin seçim politikasını eleştirmemek, dış politikada birlik olmak gibi öğelerle birlikte aşırı sola, komünizme ve her türlü totaliter sisteme ve ayrımcılığa karşı olmakta birleştiklerini ileri sürüyorlardı. seçimlere vesayet altında gidiliyordu.

    tip kurucuları, türk-iş ve bağlı sendikaların yöneticilerinin, tip’i destekleyeceklerini düşünüyorlardı. ancak, s. demirsoy ve h. tunç, d. avcıoğlu ve arkadaşlarının teşviki ile çalışanlar partisini kurmaya çalıştılar. tip’li sendikacıların gayreti, anadolu’dan gelen sendikacıların karşı çıkması ile başarılı olamadılar. bu arada parti örgütlerine, toplantılarına saldırılar yurt çapında artıyor, parlamentoda bütün partilerin ve tabii senatörlerin katılımı ile komünizmle mücadele komisyonu kuruluyor, komisyon kurulma çalışmaları tip’e saldırı vesilesi yapılıyordu. m. ataklı ve a. yıldız, k. kaplan da kervan’da yerlerini alıyorlardı. çalışanlar partisini kuramayan türk-iş yöneticileri, komünizmi telin mitingi düzenlediler. mitingin konuşmacıları arasında kadri kaplan ve halil tunç da vardı.

    tip dolaylı, dolaysız bütün engellemelere rağmen gelişiyor, işçi ve emekçilerin mücadele yollarını açıyor, demokratikleşmenin geniş yığınlarca yaşanmasının öncü gücü oluyordu. ödenekli gençlik örgütleri etkinliklerini kaybediyor sosyalist gençler barış, demokrasi mücadelesini yükseltiyorlardı.

    tip 1. büyük kongresi ve 2. büyük kongre de d.avcıoğlu’nun tezlerinin etkisini fazlaca hissetmedi. yapılan seçimlerde her yerleşim bölgesinden oy aldı. parlamentoya 15 milletvekili girdi.

    1963′lerden itibaren tip’in kürt sorunu, kıbrıs sorunu, ikili anlaşmalar ve demokratikleşme konusunda getirdiği görüşler halen geçerliliğini sürdürmektedir.

    devamını göndereceğim. a. celayir

    1. sayın a. celayir,

      yorumlarını bir dönemin tamamlayıcı açıklamaları olarak anlıyorum. yanılmıyorum umarım. yoksa biz ne kadar haklı ve doğruyduk, diğerleri ne kadar yanlıştı mantığı kimseye bir şey kazandırmıyor. doğrularımızı ve yanlışlarımızı açıklayabilecek konumdayız diye düşünüyorum.

      tamamlayıcı olmasını umduğum gönderilerini bekliyorum.

      dostlukla…

  3. sayın mustafa lütfi kıyıcı,

    gözden kaçırılmaması gereken önemli bir olgu da, her darbe veya her muhtıra sonrası türkiye nin küresel sermayenin kucağına biraz daha fazla oturtulmuş olmasıdır. en son 28 şubat muhtırası sonucu anadolu sermayesi küresel sermayeyle bütünleştirilmiş ve ona tam bağımlı hale getirilmiştir.

  4. sevgili mustafa selam,

    uzun zamandır,senin ve hale’nin yazlarını takipediyorum. her yazınızdan sonra geçmişe uzanıyorum. ben fkf’de sen döb’deydin, aşağı yukarı çoğu eylemlerde beraberdik. seninle aramızda saygılı bir ilişki vardı, çünkü sen alçak gönüllü biriydin. bugün seninle ayni düşünsel ve zihinsel parelelik içinde olmak beni mutlu ediyor. bu yazındaki tespitlerine ve anlatımındaki objektifliğe katılmamak mümkün değil. dilerimki o yılları ve yaşananları kıtaplaştırırsın.

    umarım beni hatırlarsın, seninle enson kutlu-sargın duruşmasında karşılaşmıştık. ben şimdi antalya-hatay’da yaşıyorum. istanbul’a gelirsem, seni ziyaret etmek isterim.

    selam ve sevgiler.

  5. bu arada gözden kaçmamasi gereken; mttb kongresidir. bu kongrede galip gelen nevzat yalçıntaş’ın ideolojik mimarlarından olduğu türk-islam sentezi çizgisinin tavizsiz abd yanlısı konumu ve “yeniden milli mücadele” dergisi etrafinda toplanan ve aralarinda bu günün insan haklarından sorumlu devlet bakanı ve başbakan yardımcısı cemil çiçek’in de bulunmasıdır..

    yine unutulmamalidir ki t.c.’nin ordusu bir nato ordusu ve generallerinin tümü daha harp akademileri’nden başlayarak yetiştirilen birer nato generali olmasıdır.

    Bu gün ise varmış gibi gösterilen akp-genel kurmay celiskisi, aslında yoktur ve her iki taraf da tabanlarındaki militan unsurlara “hulus çakmakta” ve görüntü vermektedir.

    her iki tarafta günümüzde globalizmin; biraz eskise de bop projesinin aktörleri olmak uzere 1969’lardan başlayan ve bu güne kadar gelen bir projeksiyonun ya da senaryoların aktörleridirler.

    bu gün ulus devleti tasfiye eden küresellen kapitalizmin tsk’nin ulus devletteki “rolünü” elinden alarak işe başlamış görüntüsünü verirken, bir taraftan görüntüde “demokrasi” havariliği yapmakta, diğer taraftan yine “harp okulları”nda ulus devlet ve kurucu irade döneminin kemalist ögeleri ile atatürkçü olarak yetiştirilmiş genç subayları da “muhalefet görüntüsü” ile pasifize etmeye ve tasfiye etmeye çalışmaktadır…

    bana göre…

  6. 1965 sonrası, toplumsal muhalefet Parlamento’da sesini duyurma imkânı buldu. Parlamento çalışmalarına kalite gelmişti. TİP milletvekilleri konuşmaya başlayınca, Meclis’e sessizlik çöküyor, bütün parlamento TİP ne diyor diye merakla izliyor, genellikle konuşmanın sonunda taşkınlık yapıyorlardı. Meclis denetiminden geçmemiş ikili anlaşmalar, hiçbir denetime tabii olmayan yabancı üsler ve T.C. yasalarına tabii olmayan yabancılar konularını gündeme getiren TİP toplumun bütün kesimlerini etkiliyordu.

    İktidar genellikle demagoji yapıyor, gözleri boyamaya çalışıyordu (“Üs yok, tesis var” gibi).

    Anayasal haklar kullanılıyor, işçiler sendikalarında örgütleniyor, baskılara karşı direnme haklarını kullanıyorlardı. İş, ekmek, hürriyet mücadelesi ülkenin en uzak köşelerine yayılıyordu. Doğu mitingleri, toprak reformu talepleri, aş ve iş talepleri, NATO’ya hayır kampanyaları, özerk üniversite, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi siyasetin gündemine giriyordu. TİP gelişmelerden memnundu. Maya tutmuştu.

    CHP politikalarını gözden geçirip, Ortanın Solu politikalarını benimsediklerini ifade ediyorlardı. CHP genel sekreteri B. Ecevit Ortanın Solu politikalarını benimseyerek sola duvar çektiklerini söylüyor ve AP yöneticilerini daha etkili politikalar tespit etmeye çağırıyordu.

    AP yöneticileri verilen pası değerlendiriyor, siyasi partiler yasası ve seçim yasası bütün partilerin ittifakı ile değiştiriliyor, TİP’in parlamentoya girmesinin önü kesilmeye çalışılıyordu. Düğmeye basılmıştı.

    Diğer yandan basın parlamenter mücadelenin pasifist bir mücadele olduğunu işliyordu.

    Aynı dönemde, Vietnam’da başarısızlığa uğrayan ABD’yi bağlantısız ülkelerin geliştirdiği politikalar da zorluyordu.

    Bu atmosfer’de Yunanistan’da asker darbe yapıyordu. Kıbrıs’ta iki halk arasında huzursuzluk artıyordu.

    TİP Kıbrıs’ta çözümün askerlerden, üslerden arınmış, eşit haklara sahip iki toplumlu federal Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulması olduğunu söylüyordu. TİP’in Kıbrıs tezleri o dönemde partiye karşı şer cephesi oluşmasına yol açmıştı.

    Bu dönemde daha önce D. Avcıoğlu ve arkadaşlarının tezlerine Marksist kılıf geçirilerek sosyalistlerin önüne getirildi. Mucib Ataklı’nın başkanı olduğu 27 Mayıs Milli Devrim Derneğinin çağrısı ile aralarında FKF, DİSK gibi yöneticileri TİP’li ve sosyalistlerin de olduğu o dönem faaliyette olan sivil toplum kuruluşlarının katılımı ile DEV-GÜÇ kuruldu. Başına Kadri Kaplan getirildi. Dev-Güç eylem planları yapılırken, konuşmacı tespitlerinde sosyalistler aşırı olarak niteleniyor, şiddeti meşrulaştırma gayretlerine karşı çıkışlar pasifizm ve parlamenteristlikle suçlanıyorlardı. Mitinglerde “Ordu, Gençlik El Ele İktidara” sloganları atılıyordu.

    FKF’de rahatsızlık oluştu. Yönetime bu gerekçelerle Dev-Güç’ten ayrılma önerisi götürüldü. FKF genel başkanı D. Perinçek, Dev-Güç’ün vurucu gücünün FKF olduğunu söyledi ve ayrılmayı düşünmediklerini söyledi. FKF’li gençler tüzüğün gereklerini yerine getirerek D. Perinçek düşürüldü. Z. Şahin başkanlığa getirildi. G. Bşk. Z. Şahin bir telgrafla FKF’nin Dev-Güç’ten ayrıldığını bildirdi.

    Kitle eylemleri yapma yeterliliği TİP, DİSK ve FKF’de vardı. NATO’ya Hayır kampanyaları, 6. Filoyu protesto hareketleri kitle eylemleri ile protesto ediliyor, bazı genç arkadaşlarımız bu eylemler içinde eylemi amacından uzaklaştıran yönlere çekiştiriyorlardı. Kitle eylemlerinin düzenleyicileri oportünist, pasifist, parlamenteristlikle suçlanıyor, şiddet girişimleri kahramanlık olarak sunuluyordu. Parlamento dışı muhalefet moda olmuş demokratik olanaklarla muhalefet yapmak, meşru kalabilmek çabası suç olmuştu.

    Gençler arasında MDD hızla yayılıyor, bin bir emekle yaratılan potansiyel kısa yoldan hayata geçirilmek isteniyordu. Parti içinde G. Başkan Aybar’la, bir kısım yönetici arasında ayrılık çıktı. Aybar’ın Parti kurullarında görüşülmeden parti politikalarından farklı bir çizgi izlemesi problem yarattı. Üçüncü büyük kongreye bu atmosferde gidildi. Kongre sonucunda Aybar’ın listesi hem işçi olmayan kesim, hem de işçi kesiminde GYK’lu üyeliklerinin büyük çoğunluğunu kazanmıştı. S. Aren, Ş. Erik, H. Güven seçilebilmiş, Bahadınlı 1. Yedek, B. Boran 2. Yedek, N. Sargın 4. yedek oluyordu.

    Devam edeceğim.

    A. CELAYİR

  7. sayın mustafa lütfi kıyıcı,

    yazınızı okuyunca tarihe benim bulunduğum yerden, o dönemin bilgilerine dayalı olarak tanıklık etmek istedim. biz haklıydık, onlar haksızdı demek istemedim. önceden düşünülmüş hazırlanmış yazılar değildi. geç saatte yazıldı.

    sevgiler…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s