Aşık İhsanî

ali turalı
halk ozanı, komünist ozan, kul sefili

1970’li yılların sosyalist ozanı üstadım âşık ihsanîyi bugün (21.04 2009) yaşamakta olduğu diyarbakır’da beyin kanamasından kaybettik.

cumhuriyet döneminin sosyalist ozanı; başkaldırının yılmaz ustası âşık ihsani

aşık ihsani ‘yi tanıyalım

asikihsani2âşık ihsanî 1930 yılında diyarbakır’da doğdu. iki yaşında babası filit’i yitirdi. anası onu sıkıntılar içinde büyüttü. ihsanî biraz gelişip boy atınca anasıyla beraber tezek toplamaya başladı, ağanın yanında kaz çobanlığı yaptı. öyle bir gün geldi ki, ağanın baskısına ve sıkıntısına dayanamayıp kaçtı. yaşamını devam ettirmek için her türlü işte çalıştı. gitmediği yer yapmadığı iş kalmadı. uşak şeker fabrikasında çalıştığı dönemde güllüşah’la (sevim) tanışıp evlendi.

âşık ihsanî’ in yaşamını incelerken, kendi söylediği şu sözleri aktarmayı uygun gördüm.

“ben küçükken babam ölmüş. nasıl mı ölmüş, kim mi öldürmüş, ölmüş işte… ne siz sorun, ne ben diyeyim? babamın ölümünden sonra, ben ve benden küçük bacım, bir hükümlüye vurulmuş zincir gibi, genç anamın boynuna takılmışız…”

işte böyle anlatıyor, âşık ihsanî yaşam hikâyesini. ama bununla da bitmiyor. çünkü yoksulluk, çaresizlik onunla yoldaş olmuştur, bir türlü peşini bırakmaz. yoksulluktan daha bela, başlarında, kel ağa ile şeyh vardır. bela ki böylesi hiç görülmemiş. köylerinin üstüne kara bir bulut gibi çökmüş, köylüye aydınlık yüzü göstermeyen. âşık ihsanî de büyük bir okuma aşkı vardır, fakat bu aşkın karşısında da aşılması güç bir ağa ve şeyh belası vardır. şeyh din, iman korkusuyla ağanın emirlerini köylüye dikte eder. yoksul köylü çocuklarının okula gidememeleri de ağanın şeyhe uygulattığı emirlerinden biridir. çünkü ağa köylünün uyanmasından yana değildir. uyanan halkın ne yapacağını iyi bilmektedir. o nedenle şeyhin aracılığıyla, cennet, cehennem korkusu veya vaatleriyle halkı uyutmakta ve çocuklarının okumasını engellemektedir. okula gidenin kâfir olduğunu, cehennemde yanacağını söyleyip, yoksul halkı sindirip, cehalete, karanlığa itiyorlardı. ama âşık ihsanî bunlara içten içten gülüp geçiyordu. duymazlıktan geliyordu. mahallelerindeki zengin çocuklarının gittiği okulun yanından geçerken, hep onlardan biri olmayı düşünüyordu. fakat olamıyordu.

yine bir gün tezek toplamaya giderken, torbayı anasının üzerine attığı gibi kaçtı, ama kimse ona sahip çıkıp okula yazdırmadı” bu karşı çıkışından dolayı, o gün en korktuğu da başına gelir. şeyhin müridi onu oradan alıp, şeyhin huzuruna çıkarır, ihsanî ömründe ilk defa orada çok korkar. içinde bir nefret tohumu o gün yeşermeye başlar. bu nefret, öyle nefrettir ki, feodal toplum yapısının, toprak ağaları ve din adına sömürgecilik yapan şeyhlere ve müritlerine karşı baş kaldırıp, mücadele etmesini, başlatmış olur.

âşık ihsanî, başlangıcında rüyasında gördüğü bir güzelin etkisiyle sevdanın ozanı olarak, yurdunun tamamını, yurt dışının bazı yerlerini karış karış dolaştı ise de, bir süre sonra, içinde bulunduğu coğrafyanın feodal yapısının verdiği rahatsızlıktan, kendini sınıfsal çelişkilerin ortasında buldu. bu çelişkilerden yola çıkarak, düşüncesini değiştirdi, safını işçi sınıfının yanı olarak belirledi. düşüncesindeki bu değişmeler ve gelişmeler doğrultusunda, şiirinde ki konularda değişti ve gelişti. bu değişmeler, onun, emek ile sermaye çelişkisini kavramasına ve bu konularda kendini yetiştirip, bölgesindeki ağalara ve şeyhlere de başkaldırısını getirdi. kel ağanın nezdinde kapitalist düzene, kıl imamın nazarında feodal yapıyı sorgulamaya başladı, sazıyla sözüyle dile getirip tele döktü.

asikihsanive sonrasında âşık ihsanî’yi, 1960’ların açık sosyalist partisi türkiye işçi partisinin (tip) içinde gördük, artık o işçi sınıfı içinde fiili olarak yerini almış, işçi sınıfının kurtuluşu için çalıp, söylüyor, mücadelesini veriyordu. parti içindeki çalışmalarıyla da her geçen gün sınıf bilincini de artıyordu. sınıf bilinci arttıkça, emperyalizme-kapitalizme olan kini de artıyordu. bu kinin verdiği hızla halkın karşısına geçip, türküleriyle, şiirleriyle sınıf bilincini aşılıyor, emek sermaye çelişkisini anlatıyordu. bunda da çok başarılı oluyordu. çünkü her toplantısı, verdiği her konseri on binleri, yüz binleri buluyordu. statları, kapalı spor salonlarını doldurmayı başarıyordu. o, artık işçi sınıfının yegâne ozanı olmuştu.

âşık ihsanî’nin, bu çıkışından, başarısından rahatsız olanlar vardı, en başta devlet rahatsız olmaya başlamıştı. bunun devamında, yasaklar, tutuklamalar başladı. fakat bunların hiç biri âşık ihsanî’yi yıldırmıyordu, çünkü o artık sosyalist bir halk ozanıydı.

1960 ile 1980’lerin en baskıcı dönemlerinin hiç susmayan sosyalist ozanı, işçi sınıfının grevlerinde, mitinglerinde, bir mayıslarda meydanları gümbür gümbür sallayan, yönetenleri kaygıya düşüren sınıfın güçlü ozanı âşık ihsanî.

ve bundan sonra o: “sorumluyum ben çağımdan/düz ovamdan dik dağımdan/sömürgeyi torağımdan/sürene dek yazacağım.” diyor. ve gerçekten çağının sorumluluklarını, işçi sınıfına sunduğu katkılarıyla yerine getirmeye çalışmıştır. ve bu şiirinden dolayı sosyalizm propagandası yaptığı gerekçesiyle cezaya çarptırılmıştır. tutuklu olarak yargılanmıştır.

yine peşinden, 1970 yılında doldurduğu üç dert ve dağdan indim düze adlı plaklarında emniyeti küçük düşürücü, alaya alıcı sözler bulunduğundan cezaya çarptırılmış, bir sene ağır hapis, 500 lira da para cezası ile 6 ay süreyle bursa iline sürgün edilmiştir.

bunlar yetmiyormuş gibi yazacağı adlı şiir kitabı türkiye’nin her yerinde yok satarken, kitabı, istanbul 6. asliye ceza hâkimliğince komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle toplatılmıştır. ihsanî usta da bir süre yine ceza evinde kalmış ve tutuklu olarak yargılanmıştır.

kısacası, ihsanî ustanın her hangi bir geceye katılması bile suç sayılıyor, bu gecelerde okuduğu şiirlerden ve yaptığı konuşmalardan dolayı sürekli mahkemeye veriliyordu. ama âşık ihsanî tüm bu olumsuzluklara karşı mücadelesine yılmadan devam etmiştir.

âşık ihsanî, yukarda bahsettiğim gibi sosyalist düşünceyi savunuyordu, onun için de, o günün sosyalizmi savunan türkiye işçi partisi (tip)’ten milletvekili olmak onunda hakkıydı. ihsanî usta da buradan yola çıkarak 1968’de istanbul’dan tip milletvekili adayı oldu, ama kazanamadı. fakat bundan sonra üzerindeki baskılarda artmış oldu. yani, sosyalist düşünceyi savunmak, işçi sınıfına yakın durmak âşık ihsanî’ ye suç olmuştu. onun için kendine 1974’de ecevit hükümeti tarafından pasaport verilmemiştir. yurt dışına çıkmak, almanya’da türk işçilere konser vermek istemesi engellenmişti. böylelikle insanlık hakları kısıtlanmıştır. günümüzde olduğu gibi, 1974 yılında da devleti dolandıranlara, asalaklara, çetelere her türlü kolaylık sağlanırken, halkının ozanı ihsanî ustaya halkını ve işçi sınıfını çok sevdiği ve kapitalizme karşı şiirler yazdığı için dışarı çıkma yasağı konmuştur. bu topraklarda vatansever olmak için devleti dolandıracaksın, çete kuracaksın ya da 6. filoyu yurda koyacaksın.

bunlardan hiç birini ihsanî usta yapamadığından böyle çağ dışı uygulamalara maruz kalmıştır.

âşık ihsanî’nin toplumcu şiirle gürleyen sesi, binlerce yıllık halk şiirinin en modern, en güçlü sesidir. âşık ihsanî bu çıkışıyla kimi sosyalist geçinen burjuva aydınları tarafından eleştirilip karalansa da, bu yersiz ve mesnetsiz eleştiriler, ihsanî ustanın güçlü sözleri karşısında etkisiz kalmıştır.

âşık ihsanî, ardı arkası kesilmeyen devrimci söylemlerle sarsılıp duran 20.yy toplumunun öncülerinden, bunların başta gelen ozanlarından biridir. bu öyle bir ozan ki egemen sınıflar karşısında köleleşmiş, iniltiden başka bir sesi kalmamış olan devlet yanlısı, sözüm ona ozanları da kaldırıp atmış, onun yerine dünya işçi sınıfının mutluluğuna adanmış devrimci anlam taşıyan bir ses getirmiştir. şöyle ki:

özgür düşüncede arınmış günde
teknik bilim savaşında en önde
kökü kanlı toprakların üstünde
yedi açan kızıl gülde biz varız
öküzü sabanı duvara asan
ağayı patronun üstüne kusan
makineye geçip düğmeye basan
cıvıl cıvıl köyde ilde biz varız.

ihsanî ustanın bu örneklerini çoğaltabiliriz.

âşık ihsanî’nin devrime ve sosyalizme olan inancı sadece sözde değil pratik dede görülmüştür. bir örnek: 1969 yılında amerikan 6. filosunun izmir’e girişini engellemek için mahir çayan’larla protesto eylemlerine katıldı ve tutuklandı. tutuklu kaldıkları yer öyle insanlık dışı bir yerdi ki, oraya atfen, daha sonra devrimcilerin dillerinden düşmeyip marş haline gelen şu şiirini yazdı.

izmir bura kordon boyu
üç kişi bir tabuttayız
suçumuz ne bilmiyoruz
üç kişi bir tabuttayız
altımız taş üstümüz taş
ayaklar su içinde yaş
sancı bastı yavaş yavaş
üç kişi bir tabuttayız.

âşık ihsanî’ in halk şiirindeki yeri:

âşık ihsanî’nin halk şiirinde tartışılmaz, büyük bir yeri vardır. bunu yaşamının her döneminde, canı pahasına da olsa kanıtlamıştır. o, her zaman kendini halkının ozanı olarak görmüş ve öyle yaşamayı başarmıştır. hiçbir zaman yaşantısını halkından ayrı tutmamış ve kendini, hiçbir dönem halktan soyutlamamıştır. her zaman halkla iç içe yaşamayı uygun görmüştür. âşık ihsanî bu bilinci ve inancı ile halk şiirine çok yenilikler katmıştır. en başta devlete ve düzene hiçbir dönemde uşaklık etmemiştir. her dönem de sazıyla, sözüyle, haksızlığa, baskı ve zulme baş kaldırmış, ona sus dendikçe susmayıp sesini daha da yükseltmiş, 500 binlere hitap eder olmuş. devlet, yükselen bu sesleri durdurmak için her türlü baskıyı uyguluyordu. bunlarda yetmiyor, kendi ideolojisini yaymak, aşılamak için konya âşıklar bayramını tertipleyip kendine sözcülük edecek âşıkları yaratırken, âşık ihsanî de hemen bunun alternatifini yaratmak için kolları sıvadı. bu çalışmasında başarılı da oldu. kısa zamanda konya âşıklar bayramının karşısına devrimci ozanları örgütleyip dev-oz (devrimci ozanlar) derneğini kurarak devletin ideolojisine boyun bükmeyip karşı durmayı başarmıştır. ve bununla da, cumhuriyet döneminde halk şiirinde baş kaldırışa öncülük etmiştir.

1960 ile 1970 yılları arasında, âşık ihsanî’ in halk şiirindeki çıkışı o dönemin köşe yazarları, eleştirmenleri ve aydınlarının da gözünden kaçmadı. ihsanî’nin halk şiirinde yeni bir çığır açtığını, yazdıkları köşelerinde şu sözlerle ifade ederler.

“âşık ihsanî, halk şiirindeki yeniliği ve söyleyiş tarzıyla “sosyal adaletçi âşık” sıfatıyla köy ağalarına olduğu gibi şehir ağalarına da ver yansın ediyor.” (milliyet)

“âşık ihsanî, bizim için çok önemli noktaya gelmiştir. kıpırtısız bir yakınma yoluna girmeyip, toplumsal savaşın bir düzeni değiştirme savaşı olduğunu bilen, bildiren, bambaşka bir âşık olarak ortaya çıkmıştır.” (yön)

“âşık ihsanî’ in şiirleri başından sonuna kadar toplumsal sorunlara değinen, adaletsizlikleri yeren ve daha bir mutlu dünya, ağasız bir dünya isteyen eserlerdir.” (imece dergisi)

” âşık ihsanî’ in hiç tahsil görmemesine rağmen türkçeyi ne kadar güzel kullandığını ve anadolu emekçileriyle, ırgatlarını ne kadar güzel dile getirdiğini anlamamak için kör olmak lazım!” (kirpi dergisi)
“âşık ihsanî’nin şiirleri, anadolu’da haksız, adaletsiz, insafsız, ölçüsüz ne varsa değişmesini isteyen, acıları ve dertleri yaratan kişilere yaman silleler atan eserlerdir.” (kim dergisi)

kimi aydınlarımız korkusuzca yükselen bu sese burun kıvırırken, kimileri de âşık ihsanî’nin bu çıkışının büyük bir ses getireceğini sezmişlerdir ve bu açıklamaları yapmayı uygun görmüşlerdir. doğrudur. aydınlarımız yanılmadılar. âşık ihsanî hep aynı doğruda, yani halkından kopmadan, halkının yanında kalmayı başardı. zaman nasıl gelirse gelsin onu değiştiremedi. geri adım attıramadı. bundan dolayı da 1974 yılında ecevit hükümeti dışarı çıkma yasağı koyarak pasaport vermeyip, avrupa ülkelerinde konser vermesini engelledi. ama onun ünü tüm engellemelere rağmen ülke dışına çıkmayı başardı. ihsanî’nin bir günlük yaşamını anlatan “anadolu şiirleri” adlı film fransa da ödül kazandı. bu da âşık ihsanî’nin nezdinde, ihsanî gibi düşünen ozanların yapıtlarına verilen bir başarı veya yenilikti.

âşık ihsanî, cumhuriyet dönemi halk şiirine bir vurgu, bir kavga, bir savaş getirdi. yani, osmanlı döneminde pir sultan ile koç köroğlu’nun baş kaldırışını, kavgasını, cumhuriyet dönemi halk şiirine taşıdı. çağdaşı ozanlara da yeni bir yol açmış oldu.

onun şiirinde ezilenin yanında ezene karşı verilen bir mücadele, hırsıza hayduda karşı verilen bir kavga. bu kavga insanlığın ve insan olmanın onur kavgası idi. âşık ihsanî hiçbir zaman devletçi olmadı, olanların da karşısında oldu. onun içindir ki hep kovuşturmalara, tutuklanmalara ve hapis de yatmalara maruz kaldı. kimi kendine halkın ozanıyım diyen baykuşlar devletten maaş alıp kendini devletin himayesine sokarken, âşık ihsanî, halkından kopmayıp, işiten kulağı, gören gözü olmaya çalışıp sazıyla sözüyle yanlarında oldu. ve bu yolda da asırlar sürecek bir çığır açtı. ( pir sultan misali)

âşık ihsanî’ nin sanatı:

âşık ihsanî’nin sanatı devrimcidir. insanların sokakta bile yürümeye korktuğu 1960-1980 yıllarında çıkıp stadyumlarda, kapalı spor salonlarında, sazıyla sözüyle bangır bangır sosyalizmin propagandasını yapmış, ezilen halkları bilinçlendirmeye çalışmıştır. bunu yaparken de sanatındaki gücü halkından alıp halkına vermiştir.

âşık ihsanî’nin sanatı veya halk şiirine bakış açısı bazı yazar ve aydınlarımızın da ilk çıktığı günden dikkatini çekmeye başladı. ve âşık ihsanî ile konuşma arzusunda bulundular. vatan gazetesinde (iki binli yıllarda çıkan vatan değil) bu yazarlarımızdan biriyle konuşurken ihsanî şöyle diyordu:

“ben çağımızı ve çağımızın geleceğini anlatıyorum. eski şairlerin şiirlerini söylemekten bir şey çıkmaz. her gün ileri ve yeni şeyler söylemek ve yaratmak lazım.”

evet, âşık ihsanî’nin sanatı ve yaşamı yukarıda söyledikleriyle birbirini bütünler durumdadır. çünkü hep ezilen ve sömürülen işçi sınıfı için yeni şeyler üretmenin zorunluluğu içinde olmuştur. yaptığı sanatın kaynağını da ezilen ve horlanan işçi sınıfından almıştır. birileri gibi, işçi sınıfının sorunları yığılıp kalmışken, ya da işçi sınıfının sömürüldüğü bir sistemin içindeyken, gül ile bülbül veya toprakla uğraşmamıştır. hiçbir zaman burjuvadan ilham almamış ve onların isteği doğrultusunda şiir yazmamıştır. âşık ihsanî salt ve yalın işçi sınıfı için gerekli olanı söylemiştir. ha bunu yaparken de kimseden direktif almamıştır, kendi içinden geldiği biçimde konularını seçip gün ışığına çıkarıp, yönetenlerin ve halkı ezenlerin kafalarına bir çivi gibi çakmıştır. hatta âşık ihsanî’nin bu denli bilinçli ve düzenli çıkışını takip eden bazı yazarlarımız ona şöyle deme yanılgısına düştüler.

“okul yüzü görmeyen bir kişi bu denli vurgulu ve etkili şiir üretemez. buna sovyetlerden yazıp gönderiyorlar oda söylüyor.”

fakat işin aslı böyle değildi. işin özünü araştırıp takip ettiler ki gerçekten yanıldıklarının farkına yine kendileri vardılar. çünkü yazan da söyleyen de âşık ihsanî idi. bunun bir okuryazarlık meselesi olmadığını anladılar ve sınıf ve toplum bilincinin neler yaptırdığını da kavramış oldular. çünkü bu bir inançtı (tanrı kavramı değil) işçi sınıfına olan bağlılığı ve sosyalizme olan inancı idi. bütün benliğiyle sınıfına bağlılığıydı. onurlu yaşama giden yolun buradan başladığını fark etmekti. yukarıda ilhamını işçi sınıfından alıyordu derken; ezilen halkların ve ezilen sınıfların ideolojisi olan sosyalizmden bahsetmiştim. bu felsefede âşık ihsanî’nin özüne işlemişti. yazdığı her satırda söylediği her dizede ondan bahsediyor ondan çalıp söylüyordu.

âşık ihsanî sanatını, sanat olsun diye değil, halkını bilinçlendirme, işçi sınıfını coşturma. bir araya toparlama, emperyalizme karşı harekete geçirip mücadeleye çağırmak için yapıyordu. işçi sınıfı arasında bu denli çok tutulması, söylenmesi ve dinlenmesi de buradan geliyordu. aslında âşık ihsanî’nin her dizesinde işçi sınıfı kendini buluyordu, kendini dinliyordu, bunun yanında sorunlarının çözümü de orada idi. âşık ihsanî, söylemiş olduğu türkü ve şiirleriyle, halka yapılan zulmün ve işkencenin karşısında tek bir yürek olarak dikilmenin ve bu zorba düzene başkaldırmanın destanıdır.

âşık ihsanî, halk şiirindeki, bin yıldır süregelen kaderciliği, mistisizmi bir yana atıp kendi dizelerinde, kavgaya, ayaklanışa ve başkaldırıya dönüştürmüştür. yani halk şiiri, türk toplumunun en aydınlık bir devrimci çağa girmesiyle bir kavga şiirine dönüşerek en yiğit, en yetenekli ustasını da âşık ihsanî’de bulmuştur. âşık ihsanî kendi kendine yetişmiş bir ozansa da, bu gün türkiye işçi sınıfının övüneceği aydın bir dövüşçü düzeyine ulaşmanın yollarını bulmuştur. ihsanî sazını eline aldığında karşısında on binlerce dinleyici bulan ve onları coşturmasını, harekete geçirmesini bilen bir ozandır.

bütün bunlara rağmen, âşık ihsanî de kim diyenler oldu. bunlar da doğaldır. çünkü ihsanî’den ve söylediklerinden rahatsız olanlar, düzene uşaklık eden aydınlar (sözde aydın) vardı. ama diyenler kimlerdi? yaptıkları neydi? ne yapmak istiyorlardı? bunlara iyi bakmak lazımdı.

âşık ihsanî bu tip biriyle tartışırken; adam “bugün yapılan bir sanat en az elli yıl sonra anlaşılmalıdır.” diyordu. ihsanî de ona cevaben “o zaman neden kendinizi şimdi yoruyorsunuz? elli yıl sonra kalkın yapın sanatınızı!” deyip cevabını en okkalı tarafından yapıştırıyordu.

fransızların ünlü gazetesi “le monde” türkiye’deki, âşık ihsanî’nin başlattığı hareketten övgüyle söz etmektedir.

“bugün köylerden gelen yeni bir ozan türünün olağanüstü bir biçimde yeşermesi yayılması, misli görülmemiş bir politik ve sosyal bilinçlenmeye tanıklık etmektedir. bu ozanlar sadece türkü söylemekle yetinmeyip, ihsanî ve dostlarının şiirleri küçük kitapçıklar halinde bütün ülkeye dağıldığı gibi haftalık dergilerde de yayınlanmaktadır. bu yeni akımın öncüsü âşık ihsanî’nin buluşlarına bazı halk ozanları da katkıda bulunmuşlardır. günümüzde sadece vietnam savaşına koyan ozanlarda görülen açık sertlik âşık ihsanî’nin ilk göze çarpan özelliğidir.”

şöyle ki:

bizim köyün kel ağası bir sabah
çökmeye başladı çöktü ha çöktü.
boğazından aldığını burnundan
dökmeye başladı döktü ha döktü.

bu denli içerde ve dışarıda sanatını kabul ettirmiş ve kendinden söz ettirmeyi başarmış olan âşık ihsanî’yi kendi yoz aydınlarımız ve kafatasçı yazarlarımız görmezden geliyor, bunun böyle olmadığını yazıyorlardı. çünkü ihsanî’nin yazdıkları, söyledikleri onların işine gelmiyordu. ustanın her sözü onların kafasına balyoz gibi iniyordu. ama âşık ihsanî bu kafatasçı ve ırkçı düşünen yazarların, aydınların yazmış ve söylemiş olduklarına gülüp geçiyor, o her biri balyoz gibi inen şiirleriyle cevap veriyordu. onlara göre sanat burjuvazinin tekelindeydi, halk arasından ve köyden gelen birisi bu denli alkışlanacak düzeyde sanat yapamazlardı. nitekim zaman, her zaman olduğu gibi, yine onları yanılttı, çünkü le monde gibi ünlü bir gazetede dünyanın birçok değerinden bahsedilmesi veya yazılıp çizilmesi doğaldır. ancak le monde’un hiç okul yüzü görmemiş; halk ozanı olmadan önce yeryüzünde çobanlık, yer dibinde maden işçiliği yaparak yaşamını sürdüren âşık ihsanî usta gibi birini bu değerler arasına alarak kendisine sayfalar dolusu yer vermesi olağan üstü bir olay olsa gerek. ama kafatasçı, ihsanî düşmanları bunun farkında mı? isterse olmasınlar. onun yaratıcısı işçi sınıfı bunun farkında ve bilincin de ya bu ona yeter.

“benim adım emekçidir dört bucak
bir gün ayak seslerini duyacak
ve benim önümde duramayacak
boynunun üstüne yıkılacaksın!”

âşık ihsani’nin halk şiirindeki başkaldırısı; yeri ve önemi

burada öncelikle başkaldırı olgusu nedir? ne değildir? ona bakalım. halk şiirinde başkaldırı, silahlı ayaklanmadan, felsefi düzlemde karşı çıkışa; belirli olumsuzlukları eleştirmeye, doğa güçlerinden yakınmaya değin geniş bir alanı kaplar. kısacası halk ozanı gördüğü olumsuzlukları sazıyla sözüyle taşlar. bu başkaldırı şiirlerini, halk ozanının, birey olarak ya da kümeler halinde özgürleşme veya bir isteği yerine getirmenin dışa yansımasıdır.

halk şiirinde başkaldırı, halk şiirinin olduğu her dönemde olmuştur. fakat kimi zaman doğaya karşı, kimi zaman kadere ve kaderciliğe karşı olmuştur. ama osmanlı dönemindeki başkaldırı, pir sultan ve köroğlu, dadaloğlu tarafından direkt olarak düzene ve yönetenlere karşı olmuştur. bu çıkışla da kendi dönemlerine damgasını vurmuşlardır. onlar, osmanlının bozuk yapısına feodal düzenine karşı yılmadan, canları pahasına mücadelelerini sürdürmüşlerdir. günümüz ozanlarına da ışık tutmuşlardır.

işte âşık ihsanî’nin de halk şiirindeki başkaldırısı tıpkı onlarınki gibidir. âşık ihsanî hiçbir dönemde, doğaya, kadere veya tanrıya başkaldırıda bulunmaz. çünkü onları gözü görmez. onun kavgası emperyalist düzen ve onun kapı uşakları iledir. çünkü değişmesi gerekli olan düzendir. düzen değişmeden hiçbir şeyin olmayacağını biliyordur. değiştireceği düzenin yerine neyi koyacağını da bilmektedir. sosyalizm.

1) başkaldırıdaki yeri:

cumhuriyet dönemi halk şiirine baktığımızda, topluma kendini kabul ettirmiş çok ozana rastlarız. ama bu ozanların hiç birisi kendini kabullenip bağrına basan toplumun sorunlarına çare aramamıştır. hiç biri haksızlığın ve zulmün üzerine gitmemiştir. bu ozanların birçoğu gülünen, bülbül inen, doğa nen ve toprak inen uğraşmış, “bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın” mantığıyla yola çıkıp günlerini gün etmişlerdir. çoğunluğu da kendini devlete kapılanmıştır. bu nedenle de, devletin baskıcı ve faşist ideolojisine boyun eğmişlerdir. olanı biteni kaderden bilip, kendilerini mistisizme vermişlerdir. bu da yetmez gibi, devletin yönlendirdiği biçimde çalıp söylemişlerdir. 1960’lı yıllara kadar hiçbir ozan devleti ve onun ideolojisini eleştirip karşısına almaya cesaret edememiştir.

ama 1960’lı yılların sonlarına doğru halk şiirinde, düzene ve faşizme karşı bir ayaklanma, ya da bir başkaldırı görülmüştür. bu dönemdeki başkaldırının öncüsü ve yaratıcısı âşık ihsanî’dir. o artık devletin karşısına dikilmiş bir koç köroğlu’dur, ya da kaltak osmanlının maşası hınzır paşaya boyun eğmeyen pir sultan abdal’dır. ama bu onların izinde, zulme ve işkenceye meydan okuyan âşık ihsanî’dir. sazını eline aldın mı, sözünü balyoz gibi kullanan ihsanî ustadır. devletle ve düzenle hiç barışık olmayan, onun baskıcı ve sömürücü faşist düzenini değiştirmeye ve kurtuluşun işçi sınıfının iktidarında olduğuna inanan devrimci ozan ihsanî ustadır.

yine; topuyla, tankıyla gelen 12 eylül 1980 darbesi, solcuları bir şekilde sindirip kabuğuna çekerken, bunun yanında solcu ozanların da bazılarını ülkeyi terk etmeye, bazılarını da susturmayı başarırken, yine âşık ihsanî’yi susturamadı. birileri gibi de kaset yapma uğruna içerik değiştirmedi. sazını omzuna atıp dolaştı anadolu’yu karış karış 1980 öncesi çizgisinden ödün vermeden. hatta 1980 sonrası yazdığı başlık parası şiirinden dolayı kovuşturmaya alındı.

beşibiyerde oy döne döne
beşibiyerdenin ocağı söne.

kovuşturmayı yapan baş komiser, bu beşibiryerdenin ne olduğunu sorar, çünkü o günkü milli güvenlik konseyi beş kişiden oluşmaktadır. bu şiirde geçen beşi bir yerde ile milli güvenlik konseyine atıfta bulunulduğunu düşünmektedir. fakat âşık ihsanî, beşibiryerdenin kadınlarımızın süs olarak boyunlarına taktığı beş altın lira değerinde bir altın olduğunu söyler, ama komiser inanmaz ve ihsanî’yi tutuklar.

âşık ihsanî; bu yargılanmalardan ve çektiği acılardan şikâyetçi de değildir ve yaptıklarından da hiç pişman olmaz. çünkü onun beyninde işçi sınıfının iktidarı sosyalizm vardır. devireceği bu bozuk düzenin yerine neyi koyacağını o iyi bilmektedir. bir devrimci içinde önemli olan bu değil midir?

sevgili dr. ömer uluçay, berfin bahar dergisinin 70. sayısında âşık ihsanî’yi anlattığı “güvercinler salacağız yakındır” başlıklı yazısında, ihsanî’nin şiirlerinin tarihinin eski olduğunu, yani sovyetlerdeki değişimden önce olduğunu ve şimdi, yani sovyetlerin dağılmasından sonraki şiirlerini görmek istediğini, kısacası âşık ihsanî’de değişiklik olup olmadığını merak ediyor. ama onun yüreğindeki sosyalizmin hiç silinmeyeceğini düşünemiyordu. çünkü âşık ihsanî’deki sosyalist düşünce, tam tersine sovyetlere değil işçi sınıfına bağlıydı. işçi sınıfı da zafere ulaşıncaya kadar sürecektir bu sevda ve onda ki bu başkaldırı.

2) başkaldırıdaki önemi:

âşık ihsanî, ölçülü-uyaklı halk şiirinde toplumcu bakış açısıyla başkaldırıyı ilk ve en güçlü dile getiren halk ozanıdır. ölçülü-uyaklı halk şiirinin geleneksel yapısını, gerek saz, gerekse söz olarak kurmaya, çağdaşlaştırmaya çalışmış öncü bir halk ozanıdır. ekonomik, politik sözcük ve kavramları, sloganları şiirinde en yerli yerinde kullanmayı bilen ve bunlara gerçek anlamlarının yanında birde şiir değeri kazandırabilen güçlü, usta bir halk ozanıdır.

buraya kadar gerçek doğruları aktaran süleyman yağız, bundan sonrasında, ihsanî ustanın şiiri yalnız başkaldırı kabul etmesi ve sadece bunun şiirini yazmasını eksiklik kabul ediyorum diyor. ben de burada süleyman yağız’a diyorum ki; sınıf inancını ve sosyalist düşünceyi kabullenip bu yolda kendini kanıtlayıp uzun bir mesafe kat eden bir ozandan, güle, bülbüle veya birilerinin doğrultusunda ısmarlama ya da tanrıya yakarış şiirleri yazması beklenemez. eğer sen böyle bir şey bekliyorsan bu sendeki yorumlama eksikliğidir.

âşık ihsanî’nin halk şiirinde başkaldırıdaki önemi tartışılamaz. nedenine gelince, cumhuriyet döneminde, halk şiirindeki başkaldırı onunla var olmuştur. ondan sonraki ozanlar ise ihsanî ustadan etkilenip kervana katılmışlardır. buradan yola çıkacak olursak ve âşık ihsanî’nin şiir yapısını incelersek, hep kavga ve mücadele üzerine kurulu olduğunu görürüz. şiirlerinde ezilen halklara mesaj vermeyi kendine görev bilmiştir. bu noktadan sonra ihsanî ustadan yumuşak tarzda şiirler beklemek yanlış olur. o, işçi sınıfının ve sosyalist ideolojinin içinde yoğrulmuş, oradan sesini duyurup âşık ihsanî olarak çıkmıştır.

âşık ihsanî’nin şiirlerini anlamak ve ona hak vermek için, işçi sınıfı hareketinde bulunmak ve sosyalist düşünceyi kavrayıp anlamak gereklidir. ihsanî ustanın her dizesinde alın teri ve onun ideolojisi sosyalizmin kokusu vardır. ihsanî ustanın her dizesinde zalimin zulmüne karşı verilen mücadele vardır. ihsanî ustanın her dizesinde faşizme indirilen birer balyozdan yumruk vardır. ihsanî ustanın dizelerinde kaltak osmanlının zindanlarında direnen pir sultan vardır. şeyh bedrettin ve börklüceli vardır. kısacası bu karadan da kara düzenin karşısında direnen ve onu yerden yere vuran bir yiğit ses vardır. sevgili süleyman yağız, ihsanî usta zaten kalıcıdır. işçi sınıfı var olduğu sürece de kalacaktır. onun için hiç şüphen olmasın, bunu da şiirindeki o kavgacı ruhla başarmıştır. geçmişte pir sultan ne ise, bugün de âşık ihsanî odur. kalemine sağlık ihsanî usta, iyi ki senin gibi bir ozanımız var.

halk ozanı
kul sefili (ali turalı)

komünist ozan
kul sefili ( ali turalı)
kulsefili.websahasi.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s