Aslında sorun ne biliyor musunuz?

mehmet ufuk peker

içinde şiddet içeren her düşünce karşıtını yaratıyor. adına liberal (özgürlükçü) diyen bir grup var. ancak liberalizm dediklerini kendileri ile aynı düşünenlerin ‘özgürlük’lerini savunurken başkalarını da mahkûm etmek üzerine kuruyorlar. yani ‘özgürleşme’ tek tipleşiyor. dolayısı ile onun gibi düşünmeyen doğrudan kendini baskı altında hissedip, onun tam karşısında yer alıyor.

yani liberalizm’in kurucusu olan burjuva aydınların felsefesinin tam tersi bir durum var bizim liberallerde.

**

söz gelimi “voltaire”nin, “söylediklerinizin hiçbirinde sizinle aynı görüşte değilim; ancak, onları söyleme hakkınızı ölünceye değin savunacağım.” sözü bizim liberallerimiz açısından anlamsız hatta yersiz bir sözdür.

örneğin liberal aydınların önemli sözcülerinden addedilen etyen mahçupyan’ın taraf gazetesinde yayımlanan bir yazısında türkan saylan’ın ‘ergenekon terör örgütü’ ile ideolojik birlik içinde olduğu saptaması vardı.

‘nitekim saylan da evinin aranmasından iki gün sonra şöyle demekteydi:

ülkemizi sattırmayız, böldürmeyiz. her devrimin bir karşı devrimi vardır. devrimimizi korumak zorundayız.

bu bir itiraf… saylan ideolojik açıdan ergenekon’un parçası olduğunu bundan daha iyi söyleyemezdi.’

bu yazıyı okuyanlar etyen mahçupyan’ın zihin haritasını çok iyi anlayacaklardır. bu söz, cumhuriyet mitingleri ile ilgili söylenmişti anımsadığım kadar. ancak mahçupyan’a göre aslında atatürkçülük ve laikçilik zaten ergenekoncu ilan edilmeniz için yeterli. en azından ideolojik olarak ergenekon’un bir parçası olmanız için…

aslında laik olmayı başaramamış bir sistemde korunan da laiklik değildir elbette. nedense laiklik vurgusu etyen mahçupyan’ı sıkmaktadır. yoksa etyen beyin laiklik kavramının kendisi ile mi sorunu var? kendisi bir rejimin laik olmasından mı rahatsız oluyor? bunu da anlayamadım.

ben çağdaş yaşamı destekleme derneği gibi derneklerin aslında islami grupların yurt ve vakıflarına karşı bir tepki olarak kurulduğunu düşünenlerdenim. rejimin değişmesi konusundaki beklentilerin de bu tip örgütlenmeler nedeniyle kabardığını görüyorum. hele de sivas katliamında sıradan halkın, sıradan insanların şeriat çağrısı karşısında nasıl provoke olduğunu gören insanların korkularını anlayabiliyorum.

evet, sivas katliamı, belki de ergenekon terör örgütü ve ortakları tarafından kışkırtılmıştır. (etö’nun ortaklarından özellikle bahsediyorum. zira mevcut haliyle etö denen örgüt, geçmişteki darbe, katliam, cinayet vb karanlık olayların tümünü bana açıklamıyor.) derin devlet işbaşındadır vb. ancak bunların hiçbiri sivas katliamında sıradan sivaslı insanların katliama katıldıkları gerçeğini değiştirmez. o vahşetin içinde sıradan müslümanların bulunabiliyor olması, şeriat tehlikesinin zannedildiği kadar uzak olmadığının kanıtıdır.

unutmayalım ki, rejim değiştiği anda, çok sağlam olduğunu düşündüğünüz bilim insanları, aydınlar ve bürokratlar o rejimin parçası olmaktan kendilerini alamaz çoğunlukla. biz bunu 12 eylül’de yaşadık. şu anda da yaşıyoruz. kutuplaştırılan bir ülkede, insanların kendilerini güvence altında görmemeleri sonucu, aslında hiç olmadıkları yerlerde konumlandırıyor insanlar kendilerini.

şeriat rejiminin yakın bir tehlike olmadığının farkında olan ve akp’nin küresel sermayenin hizmetinde olduğunu bilen biri olarak; bu satırları yazarken asıl amacım, ‘uzak’ ve ‘yakın’ kavramlarının göreceli, baktığınız yöne ve düşünsel ikliminize göre değişebilir olduğunu göstermekti. kimisi bize ‘uzak’ geleni ‘yakın’ olarak yorumlayabilir.

bir sosyalistin, kemalist, ırkçı, laikçi söylemleri benimsemeye başlaması ile hâlihazırda suç işleyen polisleri koruyan, polise taş atan çocukları terörle mücadele kapsamında yargılayıp ‘yetişkinler’ gibi cezalandırılmasını sağlayan bir hukuk sisteminden medet umması, hatta kaderini bu hukuk sistemince yürütülen bir davada hissetmesi arasında herhangi bir fark yoktur. bu iki tip akıl tutulması da oldukça rahatsız edicidir.

ancak bu iki tarafın ‘kışkırtıcı’ tavırları daha büyük tehlikeler içermektedir. düşünülmesi ve önlemi alınması gereken konular var;

1- mevcut kutupların ikisi de aslen kapitalist sistemi savunan taraflardır. birisi daha hızlı bir küreselleşmeyi, diğeri ise daha yavaş bir küreselleşmeyi savunmaktadır. o nedenle zaten bir sosyalistin bu kutuplar içersinde var olması onun sosyalist kimliğini erozyona uğratmaktadır kaçınılmaz olarak.

2- bu gün bu iki taraf’tan biri ‘darbe karşıtlığı’ ile yandaş toplamakta, karşı tarafı ‘darbeci’ olarak nitelendirmektedir. (28 şubat muhtırasına o günlerde karşı çıkmış biri olarak ‘darbeci’ etiketi bana da vurulmaya çalışılmadı değil.) ancak bunun gelecekte gerçek ‘darbeci’ bir nesil yaratacağı kimsenin umurunda değildir. örneğin, şu an askeri okullara giren veya girmeye çalışan gençlerin arasında mutlaka sizin siyasi ‘karşıt’larınız vardır. ve bu gençlerin ciddi bir bicimde amacı büyüyüp ‘darbe’ yapmak olarak şekillenmeye başlamıştır. bu ‘ergen psikolojisi’nin kaçınılmaz bir sonucudur.

öte taraftan yine ‘darbe’ karşıtı olması muhtemel gençlerin ise ciddi olarak ‘kapitalizm’i ve ‘liberal demokrasi’yi darbenin tek çözümü olarak addetmesi gibi başka bir sorun vardır. oysa bu gençlere ülkemizde yapılan bütün ‘darbe’lerin bir şekilde ‘kapitalist’ sistemin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendiğini, 28 şubat sonrası susup, bu gün konuşmaya başlayan pek çok ‘liberal aydın’ın 12 eylül sürecinde, 1980’lerde askerlerle pek sıkı-fıkı olduğunu da göstermek gerekiyor. kapitalizm, sovyetler birliği ve sosyalizm ‘tehdit’i karşısında totaliter rejimleri desteklemişti. bu totaliter rejimler arasında türkiye’nin payına düşen ‘darbeler’dir.

hatta bugünün ‘darbe karşıtı’ aydınlarının arasında gelecekte ‘kapitalizm’in ihtiyaçları değiştiğinde ‘darbe yandaşları’ çıkabilir. bunu da unutmamak lazım. ılımlı islamcılar zaten 12 eylül darbesinden pek hoşnuttu. tabii ‘dün dündür bugün bugündür.’

3- ergenekon terör örgütü’ne karşı yürütülen operasyonlar, adeta yalnızca tüm derin devlet faaliyetlerini bir-kaç kişinin üstüne yıkmaktadır. oysa hepimizin bildiği bir durum, bu örgütlenmenin çok daha geniş olduğu yönündedir. ancak bunların tümü amaç ve faaliyetleri birebir örtüşmeyen gruplar gibi görünmekteydi. hatta zaman zaman çatışmaktaydılar. bu örgütlerin önemli ve üst düzey yöneticileri olduğu ileri sürülen kişilerin öldürüldüğüne dahi tanık olduk yani ya yakalananlar bu örgütün bir kısmı, ya da ergenekon gibi başka yasadışı örgütlerde söz konusu. davanın bu gidişi ile mevcut tüm suçların bu ekibin üzerine yıkılacağı ve bazı suçluların da otomatikman aklanmış olacağı kesin. tabii bu kişiler hali hazırda olduğu gibi, bürokrat ve işadamı olarak sistemi yönetmeye devam da edecekler.

4- en önemlisi de: toplum bu davaya kilitlenmiş durumda. emekçilerin, işçilerin haklarını ‘gasp’ eden yasaların çıkacağı dönemlerde nedense bir anda operasyon düğmesine basılıyor. emekçilerin eylemleri ergenekon davası ile ilgili tartışma ve haberlerin arasında kaynıyor. bu da geleceğimizi darbeler kadar tehdit eden başka bir soruna yol açıyor.

şu an bu ülkede ‘sosyal güvenlik sistemi’ çökertilmiş durumda. çalışanların hakları ve toplumun sağlık sisteminden yararlanması ile ilgili düzenlemeler büyük oranda hükümetlerin yetki alanında. ve her an bir ‘genelge’ ile sağlık hizmetleri büyük oranda paralı hale getirilebilir. yani asıl burada ‘tehlikenin farkında mısınız?’ diye sormak gerekiyor. ancak biz bütün enerjimizi ‘ergenekon’ bataklığında harcıyoruz.

sendikalar yasası ve kamu çalışanları personel rejimi yasası ile ülkemizde zaten oldukça dumura uğratılmış ‘iş güvencesi’ tamamen yok edilmek isteniyor. ‘tehlikenin farkında mısınız?

13 mayıs 2009

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s