Anneannemi hep ağlattınız

hale özgür kıyıcı

haleozgurkiyicitaylan özgür’ün öldürülüşünün 40. yılı

23 eylül 1969–2009… tam kırk yıl geçti. bu süreçte yaşananlar/yaşadıklarımız nelerdi? bu süreci anlatmak hiç de kolay değil. yazılı ve görsel medyada nasıl yer aldı/alamadı. bu yaşananları, yaşanmışlıkları oğlumuz sinan taylan kıyıcı derledi ve yayıma hazır vaziyete getirmeye çalışıyor. istanbul 5. ağır ceza mahkemesinde yargılanan polis memuru lisan çakıcı’yı daha 4 yaşında tanımıştı. o minicik çocuğun anneannesini ağlatanlara isyanını dile getirmesi bile olay olmuştu. sanık, “tehdit ediliyorum” diye mahkeme başkanına şikâyet ettiğinde, tehdit edenin o minicik çocuk olduğu anlaşılınca ve ne söylediği mahkeme başkanınca sorulunca, verilen cevap aziz nesinlik idi: “anneannemi ağlatan pis katiller…”

sanık, ilk duruşmadan sonra bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesine sevk edilmişti. hastaneden aldığı a-tipik psikoz raporu ile tahliye edilmiş ve tanık fahri aral’ın verdiği ifade ile beraat etmişti. (fahri aral’ın hep inkâr ettiği kararın gerekçe bölümünü yazımın sonuna ekledim.) kıymet coşkun (elbaşı) ve ablası nimet oral, savcılıkta verdiği ifadeye rağmen mahkemede tanıklık yapmaya gelmeyince, bu durumlar sanık polis memurunun lehinde kullanılarak beraat kararına neden olmuşlardı. haseki hastanesinde taylan ile ilgili acil kayıtları bile buharlaşmıştı. taylan’ın yanında olan odtü’lü mimar sait kozacıoğlu ise mahkemede tanıklık yapmamış, sırları ile geçtiğimiz yıl “60. yaşını paris’te kutlayamadan” (oral çalışlar, radikal) vefat etmişti.

polis memuru lisan çakıcı tahliye olduktan sonra cinayetle yargılandığı dönemde gizli eller tarafından kollanarak “sosyal demokrat” ahmet isvan’ın istanbul belediye başkanlığı döneminde temizlik işleri personel şefi olarak yeni hayatına başlamıştı.

bu dönem 1975–1978 dönemlerini kapsıyor. tanıklardan fahri aral disk’te basın bölümünün başında ya da disk’te yetkili idi.

taylan’ın öldürülüşünü araştıran mahkeme bitmiş, dosyası adliyenin tozlu raflarında faili meçhul cinayetlerin başlangıcı olarak seka’ya gitmek üzere sıra beklemeye başlamıştı. taylan’la beraber istanbul üniversitesinden tüm ısrarlı uyarılara rağmen dışarıya çıkmak için çaba harcayan sait kozacıoğlu’nun üstünden çıkan silah da savcılık emanetinde buharlaşmıştı. bir televizyon dizisinde elindeki silahı bir kız arkadaşına teslim ediyormuş gibi kurgulanan taylan’ın üzerinde ise silah yoktu. bu ucuz diziye bile alet edilmişlerdi.

dava 1978’de bitmişti. biz ailesi hala bu cinayetin nasıl olduğunu, kim/kimler tarafından yapıldığını sorgulamayı sürdürürken, 1990 yılında em. yrb. talat turhan’ın gazeteciler cemiyetinde “kontr-gerilla neler yaptı?” açıklamasında “taylan özgür’ü 1969’da üsteğmen, şu an ise üst düzey bir general olan kişi öldürmüştür. ben bu dosyayı 1978’de hasan fehmi güneş’in içişleri bakanı olmasının hemen ertesinde makam odasında, deniz baykal, ertuğrul günay ve uğur mumcu’nun odada bulunduğu bir anda onların yanında teslim ettim.” demişti. bu açıklama, çeteleşme kitabında da yer almıştır. verdiği başka konferanslarda da tekrarlamıştır. milliyet gazetesi yazarı rafet ballı ile yaptığı röportajda da tekrarlanmıştır.

bu itiraf bizi çok şaşırtmış ve katilin bulunması konusunda umutlandırmıştı. uğur mumcu hepimizin bildiği uğur mumcu’ydu. ertuğrul günay ise eşim m. lütfi’nin dönem arkadaşı idi. bu itirafın doğrulanmasını, en azından bir açıklama yapılmasını bekliyorduk. ancak, girişimlerimiz maalesef sonuçsuz kalmıştı. ben, kızım inan’la beraber ankara’ya uğur mumcu’nun evine gitmiştim. elindeki yayıma hazırladığı bir araştırma dosyasından sonra bu konuyu ele alacağına söz vererek bizi uğurlamıştı. bu görüşmeden bir müddet sonra da kendisi faili bilinen bir cinayete kurban edildi.

talat turhan sıradan bir kişi olmadığı halde, ne yazık ki bu açıklamaları basında kıyıda köşede yer almıştı. 1990’daki bu üst düzey generali kimse merak etmemiş miydi? birileri bu üst düzey generalin kim olduğunu bildiği halde örtbas etmeye mi çalışıyordu? belli ki öyleydi. katil ve üst düzey general tanımlanmasının birilerini korkuttuğu açıktı.

“genelkurmay niye susuyor” diye bir mektup hazırlayıp, tüm kuvvet komutanları ve basına göndermiştim. arkasından “1969’da üsteğmen 1990 yılında üst düzey general olanlar cinayetle suçlanıyorsunuz” yazıma da bir yanıt alamadım. kimse em. kur. yrb. talat turhan’ı sorgulayamıyordu. sen neye dayanarak bir üst düzey generali böyle bir itham altında bırakırsın diyen de yoktu, ordunun itibarıyla böyle oynayamazsın diyen de.

can dündar’ın talat turhan’la yaptığı bir söyleşi ise ilginçti. turhan, “ben bu ismi bir tek mit başkanına söylerim.” diyecekti. bu açıklamayı bile mit görmezden geldi.

1969’da üsteğmen olup 1990’da üst düzey general olanları hesaplamak zor bir iş değil. bu hesaplamaları yaptığınızda karşımıza çıkan isimler ise çok ilginç. bu isimler içinde günümüzde hala görevde olanlar var. emekli olmuşlar ise ergenekon davasına dâhil edilmiş isimler veya dokunulamamış isimler.

ergenekon davalarında bu konu da açıklanır mı acaba diye, pek çok faili meçhul /faili bilinen cinayet mağdurları olarak umutlansak da, umut galiba yetmiyor. talat turhan’ın benim korumalarım yok açıklaması da ona bu güvenceyi vermesi gerekenlerce duyulmuyor.

oğlumuz sinan taylan’ın yaptığı bu çalışma 40 yıldır süregelen bir direnişin çalışması olacak. bu kitabın adı daha konulmadı ama sanırım “anneannemi hep ağlattınız” olacak.

“Anneannemi hep ağlattınız” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s