Barış…

prof. dr. yakup kepenek

yakupkepenekyarın dünya barış günü. yapılacak toplu gösterilerle; konuşma, yazı ve yorumlarla barış vurgusu yapılacak…

ancak, yargıdan ekonomiye, üniversiteden işsizliğe ve iş ilişkilerine kadar toplumun içinden geçmekte olduğu süreçler de bunlara kaynaklık eden siyasetin işleyişi de “barışı besleyen” bir özellik göstermiyor.

barışa en çok gereksinim olan bugünlerde, iktidar ve muhalefet birbirleriyle savaşıyor. toplumun barış isteğiyle siyasetin kendi içindeki savaşkan durumu arasında tam bir uyumsuzluk, daha doğrusu bir büyük çelişki var. dünya barış günü’ne türkiye’ye bu büyük çelişki damgasını vuruyor.

başbakan, kürt sorunuyla ilgili içeriği belirsiz bir barışçı açılımın öncülüğünü yapmak istediğini öne sürüyor. ancak, aynı başbakan—son birkaç gündür gösterdiği yumuşak sayılan tutum bir yana—en küçük bir eleştiri karşısında parlıyor; saldırganlaşıyor; parlaması hiç de barış çağrışımı yapmıyor.

iktidarı suçlama bakımından aralarında derece farkı da olsa muhalefet partileri hükümetin kürt sorununa çözüm girişimini ülkenin bölünmesine giden yol olarak alıyor. eşitlikçi ve özgürlükçü çözüm seçeneklerini tartışmaya açacak, buna öncülük edecek yerde iktidarı bölücülükle ve hainlikle suçluyor. muhalefetin bu tutumu da hiçbir biçimde barış çağrışımı yapmıyor.

kısaca, siyaset, bir bütün olarak “barış çağrışımı yapmayan” bir yapıya sahiptir.

bu durum ister istemez şu soruya yol açıyor.

türkiye, barışçı olmayan siyaset yapısıyla barışa ulaşabilir mi?

türkiye, siyasetindeki bu çelişkiyi, yine “siyaset kurumuyla” aşmak zorundadır. burada asıl barışçı uyarı görevi toplumun kamuoyu oluşturan kesimlerine düşüyor. çünkü toplum barış istiyor.

toplumun barış isteği varsayım olmanın ötesinde bir gerçekliktir. eğer “temsili demokrasi” geçerli olsaydı, yani siyaset halkın isteklerine göre biçimlenseydi, bunun siyasete yansıması kaçınılmazdı. öyle olmuyor; toplumun barış arzusu siyaseti etkilemiyor. böyle olunca da var olan durumuyla siyasetin, toplumdan kopukluğu, tıkanıklığı ve çapsızlığı ortaya çıkıyor.

***
siyasetin bu barış ile çelişen durumunun iki temel nedeni var. nedenlerden birincisi, siyasetin “12 eylül’ün yıkıntıları” üzerinde yapılması; ikincisi de yine siyasetin yapısal olarak bozukluğudur.

yaklaşık 30 yıl önce ülkeyi 12 eylüle götüren, tamamıyla iktidar ve muhalefet partilerinin çözüm üretememesinden kaynaklanan çatışmalı süreçti. ancak sözüm ona barış için yapıldığı öne sürülen 12 eylül, ölüm getirdi, işkence getirdi, baskı ve hukuksuzluk getirdi; kürt sorununun ağırlaşmasına ve çatışmaya dönüşmesine neden oldu.

niteliği değişik olsa da günümüzde de büyük bir çatışma yaşanıyor. iktidarın ve muhalefetin, 12 eylül öncesinden “ders alarak”, barış için elbirliği yapmaları, ayrıca bu nedenle de kaçınılmaz bir zorunluluktur.

barış için çoktan 12 eylül’ün “hesabının görülmesi” gerekirdi. olmadı. ancak, diğer adı “demokratik” olan “açılım” gerçek bir demokratikleşme bağlamında biçimlenmelidir. barışa giden yolun “eşitlik ve özgürlük” taşlarıyla döşenmesi, bunlara dayanışma ve kardeşliğin de eklenmesi, iktidarı ve muhalefetiyle siyaseti “birleştirici” bir hareket noktası olabilir; daha doğrusu olmalıdır.

çünkü barış ancak bu ilkelerden doğabilir; bunlar üzerinde büyüyebilir ve yerleşir.

eşitlik ve özgürlük eksenli “bütüncül” bir demokratik barış, yalnız ülke insanın ölümünü ve ekonomik kaynakların savaş amacıyla yerli ya da yabancı silah satıcılarına aktarılmasını önlemekle kalmaz. barış, toplumsal gizilgücü harekete geçirir; gönenci birikimli olarak artırır; ekonomik, siyasal, kültürel ve sosyal gelişmelerin gerçekleştirilmesinin temeli olur.

bu toplum yarım yüzyıldır şöyle veya böyle bir savaş ortamı yaşıyor. barış hiç olmazsa bu kez şansa bırakılmamalıdır; bırakanların sorumluluğu büyük olur.

“Barış…” için bir yorum

  1. siyasetin sorunları çözmek için yapıldığı sanılır.
    bu yanlış, hep yapılagelmiştir.
    siyaset sorun çözmez; siyasetin kendisi sorundur.
    insanlık; halk yığınları, siyasetsiz yapabildiği zaman kurtulacak.
    siyaset, şimdilik, halk yığınları istediği için var.
    ve siyaset halk yığınlarının yapısına göre şekillenir.
    siyasetçi, halk yığınlarının isteklerine göre siyaset yapar.
    bu nedenle bazı siyasetçiler savaştan yana iseler bu, halk yığınlar arasında savaştan yana olanlar var diyedir.
    asıl siyasetçi halkın kölesidir. onun gözüne girmek için çevirmeyeceği dolap, yapmayacağı şaklabanlık yoktur.
    siyasetçinin işi, halk yığınları arasında var olan hastalıkları kaşımaktır.
    başka iş beceremezler.
    başarısız bir boyacı, yani hitler, hak yığınlarının gerici yanını okşayarak, bir siyasetçinin dünyanın başına nasıl çorap örebileceğini, çok acı bir şekilde, göstermiştir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s