Münevver Karabulut Filmine Katkı ve Anlatıbilim Açısından Münevver Karabulut Cinayeti

dr. ulaş başar gezgin

ulasbasargezgin– bu yazı, tatkaçırıcı/ oyunbozan (spoiler) içermekte; gerçek bir olayın olası sonlarını tartışmaktadır. olayın sonunu merak edip heyecanlanmayı sürdürmek isteyenler için, bu yazının herşey olup bitmeden önce okunmaması önerilir.-

-bu yazıda, katil zanlısının adına özellikle yer verilmemektedir.-

bu yazıyı iki amaçla kaleme alıyoruz: birincisi, münevver karabulut’la (m.k.) ilgili bir izit (film) çekileceği duyduk; izit, ölü üstünden bile para kırmak amacıyla yapılsa da, bu izit, kitlelere toplumsal bilinç kazandırmak gibi bir işlev yüklenebilir; bu nedenle, bu yazıda, izitçilere önerilerde bulunuyoruz. ikincisi, geliştirdiğimiz anlatıbilim kuramı, insanların neden belli tür öyküleri anlatmaya değer bulup diğerlerini böyle bulmadıkları noktasında açıklayıcı olmak durumundadır. m.k. cinayeti anlatısını, anlatıbilim açısından çözümleyerek bu yolda ilerleme sağlamaya çalışıyoruz. bu ikinci amaç doğrultusunda, bu yazıda, “neden katili belirsiz aydın cinayetleri, bu olay kadar ilgi çekmez?” sorusunu da yanıtlama çabası içine giriyoruz.

konu/açkı sözcükler: anlatının açkı sözcükleri, cinayet, yoksul kız-zengin erkek, adaletsizlik.

olay örgüsü: anlatıda, diğer birçok anlatıda da görülen şu olay örgüleri var: kovalama örgüsü (bu, anlatıbilim açısından heyecansız bir kovalama. “ha yakalandı ha yakalanacak” gibi bir durum yok. gizleniyor ve aylar sonra teslim oluyor. bu geçen sürede, tam yakalanacakken kaçıp dursaydı, anlatı, daha heyecan verici olacaktı), bilmece örgüsü (“katil kim?” “katil, bilmemkimse nerede saklanıyor?” “katile yardım ve yataklık edenler kimler?”), çekişme örgüsü (çekişme, soyaklar (aile) arasında. çekişme, heyecansız; çünkü kurbanın soyağında bir öç duygusu yok, ölüsünden para yapma eğilimi var), itilmişler örgüsü (yoksul kız-zengin erkek), yoldan çıkma örgüsü (bir gencin katil oluşu), aşk örgüsü (aşk üçgeni), düşüş örgüsü (“prens olacaktı, mahkum oldu”).

anlatının özdeyişi ve yaşam felsefesi: “adalet, zengini kayırır” (benzer bir özdeyiş, yılmaz güney’in belki de en dokunaklı iziti olan ‘baba’da var. yoksul olan başkişi, zengin çocuğun suçunu üstlenmesi sonucu gelecek ya da geleceği sözü verilen parayla soyağını geçindirmeye çalışıyordu) ya da “davul bile dengi dengine” ya da “baban kadar konuş; paran kadar konuş” ya da “hayatını yaşa; arada zayiat olursa, baban seni kurtarır”.

anlatının dorukları/ 3. sayfa haberleri:

1) “genç kızın cesedi kafası kesik bir biçimde çöpte bulundu”

2) “genç kızın katili kim?”

3) “genç kızı satanistler mi öldürdü?”

4) “adli tıp’tan şok bulgu”

5) “testereyle ilgili şok gelişme”

6) “kayıplara karışan katil zanlısı rusya’da mı?”

7) “aile katil zanlısını saklıyor mu?”

8) “katil zanlısının ailesinden olay yaratacak açıklamalar”

9) “genç kızın ailesinden olay yaratacak açıklamalar”

10) “katil zanlısının şok eden bilgisayar kayıtları”

11) “katil zanlısı 18 yaşına bir ay kala teslim oldu”

12) “vatandaş soruyor: gizli pazarlık mı yapıldı?”

13) “adalet yerini bulacak mı?”

buraya, daha fazla doruk/3. sayfa haberi eklenebilir. her doruk, bir bölüm olacağından; bu doruklar, izitin akışını veriyor. hangisinin ana doruk olacağı, aşağıda sıralanan kurgu olasılıklarına göre belirlenecek.

adalet yerini bulup katil zanlısı en ağır cezaya çarptırılırsa, öykü burada biter. yine de, bu öyküde, yoksul-zengin vurgusu sürecekse -ki bu, anlatının belkemiği gibi duruyor-, *öykü, şöyle gelişebilir*: katil, hapiste diğer mahkumlardan dayak yer; koğuş ağası, ona hergün tuvaletleri temizlettirir. bu, gazetelere yansır; halk, mutlu olur; koğuş ağasını adaletin kılıcı olarak göklere çıkarır. koğuş ağası serbest kaldığında, kalabalık bir karşılama olur. bundan sonra olaylar gelişir. bu kurguda, başkişilik, koğuş ağasına geçiyor.

ikinci bir olasılıkta, zanlının babası, mafyaya para verir; koğuş ağasını şişlerler. bir süre sonra, katil, afla salıverilir ve şarkıcı olur; pişmanlığını, öldürdüğü genç kız için yaktığı ağıtlarla kanıtlamaya çalışır. aradan geçen yıllarda, halk, onun bir katil olduğunu unutur.

üçüncü bir olasılıkta, katil, babasının adamları tarafından, gardiyanlara para yedirilerek hapishaneden kaçırılır; yurtdışına geçer. ya sonra? belki yabancı ülkede yaşadıklarına girilebilir. yabancı ülkede, ne olursa olsun, yaşamı, türkiye’deki özgür günlerindeki gibi rahat olamayacaktır; karşılaştığı tüm türkiyeliler’den kuşkulanacaktır. yabancı ülkede yaşam, kolay değildir; bir gece, yolda yürürken, dazlaklar, onu bıçaklar. olaylar gelişir…

dördüncü olasılıkta, zanlının babası, ta başından, gardiyanlara ve koğuş ağasına para yedirir; çocuk, içeride paşalar gibi yaşar. çıktığı gün ne olur? burada, kurgu açısından sorun, genç kızın soyağında, belirgin bir öç duygusunun olmaması. bu nedenle, katil, hapisten çıktığında, onu kurbanın soyağından biri değil de, zenginlerden çok çekmiş bir mazlum vurabilir. öykü, burada biter.

beşinci olasılıkta, katil zanlısı, suçluluk duygusu içinde, kendini dine verir; böylece, anlatı, bir kişilik dönüşümü örgüsüne evrilir.

altıncı ve en uçuk olasılıkta, katil, pişmandır; hapisten çıkınca, yoksulları öldürmelerine karşın adalet kurumlarınca kayırılan zenginleri, adalete teslim etmek gibi kişisel bir görev üstlenir. bundan sonraki iki alt-olasılıkta, adalet, zenginleri kayırmayı sürdürür ya da sürdürmez.

yedinci olasılıkta, katil, kendi canına kıyar; tanrısal adaletin (varsa; yoksa da, kurguda yer alabilir) önünde hesap verir. bir diğer alt-olasılıkta, katil, kendi canına kıydıktan sonra, soyağı, onun için pahalı bir gömüt yapar. geceleri birileri taşı kırar, yeniden kırılır, yeniden yapılır, böyle biter. benzer bir durum, genç kızın gömütü için de düşünülebilir. “kefenin cebi yok” dense de, yoksul ve zengin, gömüt taşlarında da eşit değildir.

m.k. anlatısında, ortam, olay ve kişilik öğeleri içinden, olay, en önemlisi (cinayet; yalnızca cinayet değil, kurbanın kafasının kesik bir biçimde bulunması; yalnızca o da değil, zengin-yoksul zıtlaması). bu anlatıda, iki taraf da zengin olsaydı; bu, çekişmeli bir öykü olacaktı; böylece, anlatı, daha heyecan verici olacaktı. öte yandan, bu durumda, yoksul çoğunluğun özdeşleşebileceği bir kişilik olmayacaktı. katili belirsiz aydın cinayetlerinin bu olay denli ilgi çekmemesinin anlatıbilimsel nedeni de aynıdır. sevilgen (popüler) anlatılarda, çoğunluğun özdeşlik kurabileceği başkişiler vardır. bir aydın cinayeti anlatısında ise, başkişi (aydın), çoğunluğun özdeşlik kurabileceği bir kişilik değildir; bu nedenle, yalnızca belgesel niteliğinde ilgi çekebilir. elbette, bu olayın öne çıkarılmasının, gündem saptırmak gibi anlatıbilimsel olmayan nedenleri de vardır; ancak, olaya yönelik yaygın ilgiyi, yalnızca gündem saptırmakla açıklayamayız. öyle olsaydı, başka cinayetlerin de öne çıkarılması beklenirdi. (*)

bir anlatıda, kişilikler ne iyi ne kötüyse, kimi iyi kimi kötü yanları varsa, bu durumda, anlatı, spor karşılaşması gibi bir nitelik kazanır. kimi, birini; kimi, öbürünü tutar. birçok dizi izit, böyledir. hanımlar, dizideki kadını; beyler, dizideki erkeği; çocuklarsa çocukları tutar. m.k. izitinde de, böyle bir kişilik kurulumu, izlenme oranını katlayacaktır. bu yönde şunlar yapılabilir: katilin babasının babalık duygusuna vurgu yapılarak, kendisinin de yardım ve yataklıktan yargılanma olasılığına karşı, yine de oğlunu korumasına odaklanılabilir. böylece katilin babası, hem iyi hem kötü yönleri olan bir kişiliğe dönüşür. katilin (varolmayan) olumlu özellikleri vurgulanabilir. anlatının iyi kişileri olan kurban ve kurbanın babası için tersi yapılabilir. gerçi kurbanın babası, zaten, ölüden para çıkarma güdüsüyle, bu kurgusal işlemi yapmayı gereksiz kılıyor. kurbana ise, kötü özellikler vermek için, örneğin, yoksul erkekler yerine zengin erkekleri yeğlemesi gibi bir altmetin eklenebilir.

anlatıdaki ortamın ilk bakışta pek bir önemi yok; ancak, geniş anlamıyla ortam, bu öyküde (ve gerçekte birçok öyküde) belirleyici: özel kanallarla uyuşturulmuş bir gençlik; aşkı ünlülerin birbirleriyle yatıp kalkmalarından, birlikte basılmalarından vb. öğrenen bir kuşak. bu anlatıdaki kişilikler, böyle bir ortamın ürünü. katil zanlısının, diğer birçok anlatının tersine, dikkat çekici bir özelliği bulunmuyor; kes/yapıştır bir kişilik.

kurbanla ve soyağıyla özdeşlik kurabilecekler, yoksullar. birçok alsatçı (ticari) izitte, anlatı, mutlu sonla biter. adalet, yerini bulmazsa; izleyici, koltuğundan doyumsuz bir biçimde kalkar ve iziti beğenmez. gerçek yaşamda da, adalet, yerini bulmazsa; halk, rahatsız olur. gerçi, bir yandan, bu olay, egemenlerin işine gelen bir olay: iktidara yöneltilmesi gereken sınıf öfkesi, tek bir kişiye yöneltilmiş oluyor; katil zanlısı, günah keçisi yapılıyor; sanki onu yaratan, egemenlerin düzeni değilmiş gibi…

izitçiler için ek öneriler:

izit, yılmaz güney’in ‘baba’ izitinden bölümlerle (özellikle baba’nın suçu üstlenme kararını verdiği içsesli bölüm) desteklenebilir. daha kurgusal bir izit çekilecekse, yunan ağlatılarında (trajedi) ve shakespeare oyunlarında olduğu gibi, ölünün hayaleti, katilin kim olduğunu, nerede ve kimler tarafından saklandığını yakınlarına söyleyebilir. yakınları ilgilenmezse, başkalarına söyler, yardım ister.

açılış için önerilerimiz şunlar: izitin açılışı, mahkemede olabilir; ama bu, baştaki “katil kim?” biçimindeki heyecan öğesini söndürür. gerçeğe bağlı kalınacaksa, tanışma sahnesiyle başlanabilir. ama, bu, bir kişiyi değil de düzeni suçlayan bir izit olacaksa –ki gönlümüzde yatan budur, izit, 12 eylül’le, erdal eren’in asılmasıyla başlamalı. o, 17 yaşında asıldı; aynı yaştaki katil zanlısı, bugün, çocuk mahkemesi’nde yargılanıyor. dünün gençliği, düşünceleri için ipe gitmeyi göze alırken; bugünün gençlerinin dünyası bambaşka. özel kanalların gelişi ve yurttaşların zekasını gerileten magazin izlencelerinden görüntüler gösterilebilir; böylece, cinayetin toplumsal bağlamı verilir. kancalı açılış yapılacaksa, bir çöpçünün, çöpte, kafası kesik bir ceset bulmasıyla başlanabilir. izleyici, izitin sonunu bilmeseydi; bu, merak uyandırıcı bir açılış olabilirdi. başı belli, sonu belli olan bir anlatı için, daha kurgusal bir başlangıç gerekli. örneğin, bir diğer açılış, katilin babasının düşüyle olabilir: katilin babası, düşünde, oğlunun bedenini, kafası kesilmiş bir biçimde bir çöpte görür; dehşet içindedir; hemen oğlunun odasına gider; oğlu sağdır; rahatlar. ona kötü bir düş gördüğünü söyler ama düşünün ayrıntısını söylemez. sonra, bilinen olaylar gelişir. böylece, babanın, aynı olayın, başkasının çocuğunun başına gelince nasıl umursamaz olduğunu vurgulamış oluruz.

m.k. cinayeti anlatısında temel sorun, başkişinin kim olacağı. başkişi, m.k. olamaz; çünkü bu anlatıda başkişi ölürse, öykü orada biter. başkişinin öldüğü ve buna karşın, öykünün yine de sürdüğü neredeyse tüm anlatılarda, ya onun gerçekte ölmediği ortaya çıkar ya hayalet olarak çıkagelir ya da öbür dünyadaki maceraları anlatılır. m.k., başkişi olacaksa, bu son iki olasılık kullanılmak zorunda; yoksa anlatıya, m.k.’nın ölümüyle nokta konulacak.

başkişi, katil olacaksa, bu öykünün, kişisel dönüşüm örgüsüne evrilmesi gerekir; çünkü genel izleyici, sonunda kötülerin kazandığı bir izit izlemek istemez. sefiller’de de olduğu gibi, kötü bir kişilikle başlanıp onun nasıl iyi bir insana dönüştüğü anlatılabilir –katil zanlısı, gerçek yaşamda iyi bir insana dönüşecekse… ancak şu da var: amaç, izleyiciyi rahatlatmak değil, rahatsız etmekse; onları, gerçek yaşamda birşeyler yapmak için tetiklemekse –ki yılmaz güney izitlerinin bir bölümü böyledir, o zaman, başkişi, izit boyunca kötü olarak kalmalı ve adalet, yerini bulmamalı. bu durumda, izleyicinin, gerçek yaşamda adaletin yerini bulması için savaşım vermesi beklenir.

başkişi, polis, hukukçu, soyak üyesi, katilin soyağının sahip olduğu şirketin çalışanı da olabilir. böyle olursa, tüm olay örgüleri yeniden gözden geçirilmeli.

bu yazıda, iki amacımız vardı: m.k. izitçilerine önerilerle katkıda bulunmak ve anlatı kuramını, gerçek öyküleri çözümleyerek geliştirmek. bu iki amaç dolayısıyla, gerçek bir olayı çözümledik ve öyküleştirme önerilerinde bulunduk. olay örgüsü öngörülerimizin gerçek yaşamda tutup tutmadığını ileride göreceğiz.

(*) “aydın cinayetleri konusunu açmışken” dipçesi: ‘münevver’in ‘aydın’ anlamına gelmesi ilginç bir raslantı. biz ‘münevver’i nazım hikmet’in eşi olarak bilirdik eskiden… şimdi genelağa (internet) ‘münevver’ yazınca, sözcüğün anlamı değil, m.k. çıkıyor.

anlatıbilim kuramı için ek okumalar
* gezgin, u.b. (hazırlanıyor). gezgin yaratıcı yazarlık ve izit (film) çözümleme çalıştayı.
* gezgin, u.b. (2009). futbol neden en yaygın spordur? resim sergilerine gidenlerin sayısı neden az? ve dahası… (yayınlanmayı bekleyen çalışma)
* gezgin, u.b. (2009). film çözümlemeleri (1): ölüm emri (death sentence) (2007) üstüne…
* gezgin, u.b. (2009). film çözümlemeleri (2): 21 (2008) üstüne…

kaynak: ulaşteori

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s