GDO üzerine değil katır üzerine bir çeşitleme

Orhan Yalçın Gültekin

Samatya-Yedikule-Kocamustafapaşa üçgeninde yetişmiş biri olarak Yedikule surdışında kesilen “nallı kuzu”lardan bilmeden yemişliğim kesin vardır. Hafif ekşimsi bir tat yakaladığımızda “Hah, bu nallı kuzu” derdik. “Nallı kuzu”nun eti gerçekten ekşimsi midir, bilemiyorum ama biz ayrımı böyle yapardık.

Katır eti sakıncalı mıdır, değil midir, bilemeyeceğim. Muhtemelen “nallı kuzu”ların bir bileşeni de katırlardı.

Katırlarla da bir alıp veremediğim yoktur; severim kendilerini. hatta yalnızlığa mahkum halleri, niye şiirlere konu olmamıştır, anlayabilmiş değilim. Şairler, şairliklerinden utansın.

“bir katır gibi yalnızım
sensizliğin ummanında
nereye baksam
nereye uzansam
sen yoksun…

“bir katır gibi yalnızım
önüm arkam sağım solum sobe
uzatsam elimi tutmak için gelir misin?
nerelerdesin?”

Bir katırın en baba şarkısı da şu olsa gerek:

“yalnızım ben, çooook yalnızım
buymuş benim alınyazım…”

katirKatır, dişi at ile erkek eşeğin çiftleşmesinden ortaya çıkan bir mahlukat. İngilizce’de* bir de “hinny” ya da “jenny” ve de “jennet” denilen bir mahlukat var -ki ben onun bizdeki karşılığını bulamadım- ve erkek at ile dişi eşeğin çiftleşmesinden vücut buluyormuş. Ne ki bu hinny-jenny-jennet pek bir nadirmiş. Araştırmalara göre dişi atın erkek eşekten döl alması daha kolaymış da dişi eşek bu konuda seçiciymiş, erkek attan nadiren döl alırmış.

Malumunuz üzere atlar ve eşekler farklı sayıda kromozomlara sahip olduklarından iki farklı tür olarak sınıflandırılmışlar.

Erkek katırların tamamı, dişi katırların da kahir ekseriyeti kısırmış.

Her ne kadar doğada varsa da yani takdir-i tabiatsa da (ya da takdir-i ilahi) bu tür bir ürünün insanlar tarafından pek de makbul kabul edilmemeleri de anlaşılırdır.

Katır, anasından da babasından da daha dayanıklı ve güçlüdür; çok daha fazla iş görür. Amma velakin, uzun vadede çiftçi-ormancı-toplayıcı vb için arzu edilir olmaktan uzaktır. Niye? Çünkü üreyemez, türünü sürdüremez. Öldüğünde yerine koyulacak bir döl veremez! Yani uzun vadede verimsiz yatırımdır.

Kim gider de çarşıdan-pazardan at ya da eşek almak dururken katır alır? Bedava verseler, yeminin, suyunun karşılığını alamazsın, zira at ve eşekte o yem ve suyun karşılığı, yalnızca o at ya da eşeğin kendi başına ürettiği değer-iş değil ama kendi zürriyetidir de… Yani sahibinin at ve eşek üzerindeki mülkiyeti aynı zamanda o at ve eşeğin zürriyeti -çocukları, torunları vb- üzerindeki mülkiyetidir de…

Doğuramadığı varsayılan kadınların hemen “boş ol, boş ol, boş ol”lanmasının ardında da bu mantık yok mudur?

Biraz da buradan yakalım…

Not: Bu yazının ilham kaynağı GDO’ya hayır platformu web sitesindeki şu ifadelerdir:

GDO nedir?

gdoGDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) kısaca genetik mühendisliği ile bir canlıya başka bir canlı türünden gen aktarılarak yeni bir canlı organizma yaratılması olarak tanımlanabilir. Gen aktarılan canlının DNA’sı değiştirilmekte, kendi türünde olmayan özellikler edinmektedir.

Canlılar doğal süreçler içinde de değişikliğe uğrarlar. Bugün gıda olarak yediğimiz bitkilerin hemen hemen hepsi, insanların müdahalesi ile ya da doğal süreçler sonucu gelişerek, bugünkü özelliklerini kazanmış, çeşitlenmiş, zenginleşmiştir. Ancak bu değişiklikler aynı türün farklı çeşitleri arasında melezlenmeler ile oluşmuştur. Doğada farklı türler arası genetik alışveriş yoktur. Bilinen tek örnek at ve eşeğin çiftleşmesinden olan katırdır, ki o da kısır bir hayvandır, üreyemez.

“GDO üzerine değil katır üzerine bir çeşitleme” için 6 yorum

  1. yalçın bey, katıra yaklaşımınız güzeldi. ancak gdo’yu bir anlasak diyorum. genetik mühendisliği diyorsunuz. yani bilim oluyor. insanlığın yararına kullanılırsa, iyi birşeyler üretilebilr mi? doğada üretilen iyi, laboratuvarda üretilen tu kaka mı?
    ben hala araftayım.

    1. ali bey, benim derdim doğa-laboratuvar ayrımcılığı yapmak değil. bütün sorun, insanın üretiminin doğayı, yani kendi varoluş koşullarını, dolayısıyla da geleceğini tüketip tüketmediği konusu… benim anladığım kadarıyla gdo, bugünkü haliyle, öncelikle tarım alanlarının kendini yeniden üretimini engelliyor. bilirsiniz, eski usulde tarımsal alanlar kendini yenileme olanağı bulsun diye nadasa bırakılırdı. bu, çiftçinin geleceğe yatırım amacıyla anlık çıkarlarını sınırlamasının bir örneğiydi. hani atasözünde derler ya: kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez.
      laboratuvarda üretilen kuşkusuz bilimsel ürün oluyor ama bilim var, bilim var. atom bombası da laboratuvarda üretildi. önemli olan, sizin de belirttiğiniz gibi, bilimin insanlığın yararına kullanılması. insan ise, herşeyin olduğu gibi, dün-bugün-yarın bütünlüğü demektir.

  2. yalçın bey, yarın deyince stalin’in gazeteciye sorduğu soru aklıma geldi: “bizlere insan dersek 2000 yıl veya 2 milyon yıl sonra bizim yerimizde olanlara da mı insan diyeceğiz?”
    kelimesi kelimesine böyle olmayabilir ama anlam bu idi…

  3. bir kere “gavurca” diye bir dil yoktur ve bu çok kaba bir tabirdir bence. sizi düzgün kelime kullanmaya davet ediyorum. kimse diline böyle laflar edilmesini istemez. bir düşünün ki onlar da bizim dilimize “gavurca” diyor olabilir,siz de sinirlenmez misiniz ?

    1. “gâvurca” diye bir dil vardır… türkçe konuşan müslüman halk ağzında en dar anlamıyla “batılıların konuştuğu yabancı dillerden herhangi biri” anlamında kullanılır. (“çok iyi gâvurca biliyor…)

      “gâvur” sözcüğü farsça “gebr”den (imansız) gelir ve ilk çıkışında biraz da aşağılama ve küçümseme amaçlı olarak gayrımüslimler için kullanılırdı. aşağılama ve küçümseme vurgusu ise, gayrımüslümlerin “inançsız”lığına vurguydu ve onları “ateşetaparlar”la bağlantılandırıyordu. sonrasında anlam yumuşadı ve belli bir grubun dışındakilerin tamamını anlatmak için kullanılmaya başlandı. hatta zamanla bir takdir ve imrenme ifadesi olarak da kullanılmaya başlandı.: bir teknolojik atılım, yenilik vb ile ilgili olarak: “gâvur yapıyor, kardeşim…” denildiğini hiç duymadınız mı?

      başkaları da bizim dilimize “gâvurca” diyor olsa, ben sinirlenmezdim ama sizin sinirlenmenizi de anlarım.

  4. Yazımın aslında espri olsun diye İngilizce yerine “gavurca” demiştim. Elena isminde bir okuyucum bu ifadeyi eleştirmiş. Kendimce bir cevap vermiştim. Yorumlar bölümünde -yukarıda- duruyor her ikisi de. Sonra, eğer biri bu ifadeden rahatsız oluyorsa, kullanmamak daha iyi olur diye düşünüp “gavurca”yı İngilizce ile değiştirdim. Sürçü lisan ettiysem affola…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s