80. Yıldönümünde Birinci Meclis

doç. dr. ahmet demirel’in 1. meclis’in açılışının 80. yılı münasebetiyle yazmış olduğu ve toplumsal tarih dergisinin nisan 2000 tarihli 76. sayısında yayınlanan “80. yıldönümünde birinci meclis” başlıklı yazısını, tam 10 yıl sonra, birinci meclis’in açılışının 90. yıldönümünde bir kez daha yayınlıyoruz.

ahmet demirel

önemli olayları beşli, onlu yıldönümlerinde anmak adettendir. hele 25, 50, 75 gibi çeyrek yüzyıllık dillimler söz konusu olduğunda bu türden anmalara ayrı bir özen gösterilir. 23 nisan 2000 türkiye büyük millet meclisi’nin birinci döneminin açılışının 80. yıldönümü. bilebildiğim kadarıyla, sekseninci yıl için herhangi bir anma töreni hazırlığı yok. türk parlamento yaşamında çok özel bir yeri olan birinci meclis’in açılışı için geçmişte de özel anma günleri pek düzenlenmemişti. hatırladıklarım, meclisin 25. yıldönümünde (1945) meclis katib-i umumisi veysel genya tarafından hazırlanıp “türkiye büyük millet meclisi’nin 25. yıldönümü anış” adıyla yayınlanan ve son derece değerli bilgiler içeren albümle, 50. yıldönümünde (1970) tbmm başkanlığı’nca düzenlenen ve o tarihte hayatta olan 13 milletvekilinin de davet edildiği törenden ibaret. bu törende yapılan konuşmalarla, hayatta olan milletvekilleri, meclis memurları ve gazetecilerin görüş ve anıları nurettin can gülekli ve rıza onaran tarafından derlenip, 1973’te “türkiye birinci büyük millet meclisi 50. yıldönümü” adıyla yayınlanmıştı. topu topu iki kitap ve 1970’te ankara’da yapılan sade bir tören.

gerçi, 23 nisan günü öteden beri bir ulusal bayram olarak kutlanmaktadır, ama bu bayramın başına gelenler de uzun bir yazı oluşturabilecek cinstendir. burada, bu bayramın birinci meclis’le olan bağlantısının zamanla hafızalardan silindiğini söylemek sanırım yanlış olmaz.

oysa çok zor koşullar altında toplanan ve bir yandan meclis başkanı ve başkumandan mustafa kemal paşa’yla birlikte kurtuluş savaşı’nı yönetip başarıya ulaştıran, bir yandan da ardarda yaptığı yasal düzenlemelerle türkiye cumhuriyeti’nin temellerini atan birinci meclis bunun çok ötesinde, daha farklı bir ilgiyi fazlasıyla hak ediyor.

birinci meclis’e karşı uzun süre ilgisiz kalınmasının temel nedeni, kanımca, bu meclisin muhalefetli bir meclis olması ve içinde barındırdığı muhalefetin, uzun süre, -özellikle de tek parti döneminde- olduğundan farklı bir biçimde gösterilip makbul bulunmamasıydı. bir başka deyişle, birinci meclis’in havası, tek parti döneminin koşullarına uygun düşmüyordu ve buna bağlı olarak, beşli ve onlu yıldönümlerinde anma günleri ihmal edildi. bu ilgisizliğin, tek parti döneminin sona ermesinden sonra da önemli ölçüde devam ettiğini de belirtmek gerekir. 1970’te yapılan anma töreninde ismet inönü’nün söylemiş olduğu şu sözler oldukça anlamlıdır:

“türkiye büyük millet meclisinin 1920’de açılmasının 50’nci yılını kutlamak fikri çok değerli bir düşünüş ve buluş olmuştur”. (1).

sadece anma günleri değil, tarık zafer tunaya, hıfzı veldet velidedeoğlu ve daha birkaç akademisyenin yazdığı makaleler bir yana bırakılırsa, uzun süre, önemli bilimsel çalışmalar da yapılmadı. bununla birlikte, 1980’de meclis gizli toplantı tutanaklarının da yayınlanması konuyla ilgili çalışmaların sayısını artırdı. izleyen yıllarda yapılan bilimsel çalışmalarla, birinci meclis ve dönemin askeri ve siyasi yönleri çok boyutlu olarak incelendi. bunları burada bir kez daha ele almak yerine, bu yazıda, sadece, meclisin nasıl açıldığını, nasıl bir binada toplandığını, milletvekilleri ve meclis memurlarının hangi koşullar altında çalıştıklarını, yeme-içme, yatma sorunlarını nasıl giderdiklerini, kılık-kıyafetlerinin nasıl olduğunu, neler düşündüklerini, o dönemi yaşayanların anılarına başvurarak aktarmak istiyorum.

meclis’in açılışı

23 nisan 1920’de ankara’da olağanüstü yetkilerle donatılmış olarak toplanan birinci meclis’in açılış günü aslında 22 nisan olarak düşünülmüştü. bununla birlikte 22 nisan’ın perşembe, buna karşılık 23 nisan’ın cuma gününe denk gelmesi, açılış gününün 23 nisan olarak değiştirilmesine yol açtı. saruhan mebusu yunus nadi (abalıoğlu) bey, meclisin açılışındaki bu tarih değişikliğinin nedenini açıklarken, istanbul’daki damat ferit paşa hükümetinin ankara aleyhinde başlattığı dine dayalı karalama kampanyasının etkili olduğunu belirtir ve sözlerini şöyle sürdürür:

“hâlbuki ankara’da vatan ve milletin halas ve istiklali gayesi etrafında toplanan zevat din ve imandan tecerrüt etmiş kimseler değildi. onların içinde hakiki din âlimleri de bulunduktan başka milletin halas ve istiklaline elbette din ve şeriatın dahi düşmanların ayakları altında zelil ve perişan edilmekten kurtarılması hususu da vardı. dine hizmet ve riayet bahsinde dahi en büyük hürmet mevkii elbette ankara’da toplanan fedakârlar tarafında idi. ingilizlerle yunanlıların lehine milleti boğmaya, parçalamaya, mahvetmeye alet olanların dini ağızlarına almaları bile dünyanın en sefil alçaklığı idi. hakikat bu merkezde iken istanbul’un olanca redaeti ile ankara aleyhine milletin mukaddesatını tahrik vesilesi yapmasına karşı ankara’nın dahi layık ve lazım olduğu veçhile mukabele etmesi zarureti hâsıl olmuştur. bu cümleden olarak meclisin açılışı günü perşembeden cumaya geçirilerek evvela hacı bayram camiinde cuma namazının edası ve oradan da o büyük cemaatla meclise gidilerek ruhani bir hava içinde açılış merasiminin icrasına karar verilmişti”. (2).

gerçekten de meclis, 23 nisan günü büyük bir dini törenin ardından açılmıştı. açılış töreniyle ilgili olarak sözü gaziantep mebusu kılıç ali bey ile antalya mebusu hamdullah suphi (tanrıöver) bey’e bırakıyorum.

kılıç ali bey, o günü şöyle tasvir ediyor:

“meclisin açıldığı 23 nisan cuma günü ankara şehri, o zamana kadar görmediği, bilmediği, alışamadığı cidden tarihi bir vakaya sahne olmuştu. memleketin her tarafından seçilerek arka arkaya gelen mebuslarla istanbul’dan kaçabilen mebuslar, bütün hükümet memurları, ankara halkı, hacı bayram veli camiinde toplanıp cuma namazını kıldıktan sonra o günün adet ve icabına uyarak ellerinde sancaklarla meclisin önüne gelmişler ve kapı önünde dualar okunduktan, kurbanlar kesildikten sonra üzerinde ayetler ve hadisler yazılı sancakları meclisin kürsüsü üzerine koyarak dualar ettikten sonra muvakkat reisliğe mebusların en yaşlısı olan sinop mebusu şerif bey’i seçmişlerdi”.(3).

hamdullah suphi bey’in izlenimleri ise şöyle:

“ankara’da son mücadeleyi idare edecek halk meclisi açıldığı gün, hacı bayramı veli camiinde büyük cemaatle kılınmış bir namaz vardır. o namazdan çıkıp meclise doğru gidenleri ben yolun bir kenarına çekilerek seyrettim. şeyhler, kırçıl tüylerle örtülü göğüslerini gösteren gömlekleri açık, ellerinde teberler, üstünde yırtık bayraklara yazılmış ayetlerle, tehlil ve tekbir getiriyorlar. kendime soruyorum, acaba bugün büyük bir cenaze mi kaldırıyoruz? yoksa bu, bir bayram gününün, yeni bir devri müjdeleyen başlangıcı mıdır?”. (4).

açılışta, din unsuruna bu kadar önem verilmiş olması, edirne mebusu kazım karabekir’in yıllar sonra yazacağı hatıralarında eleştiri konusu yapılmıştır. karabekir şöyle diyor:

“tarihimizde bu kadar koyu bir taassuplu dini merasimle hiçbir meclis açılmamıştır. fetvaları takip eden bu muazzam ihtifaller acaba yer yer başlayan ayaklanmalara karşı bir sigorta mı olacağı düşünüldü. ne olursa olsun inançla taassubu milli meclis’in başlangıcı gününden ayırmak daha ihtiyatlı olurdu. yani ne cuma gününü seçmeye ve ne de bu kadar velveleye lüzum yoktu. güzel bir dua daha iyi tesir yapardı. gösterilen bu taassubun devamı mümkün olamayacağından aksi tesiri daha tehlikeli olabilir. milli meclis 23 nisan cuma günü pek dindarane, daha doğrusu pek dervişane bir merasimle açılıyor”. (5).

meclis binası

ankara o günlerde viran bir kasaba, ıssız ve fakir bir yayladır. hamdullah suphi tanrıöver, o günlerde yeni bir mücadeleye girişildiğini, karşımızda muzaffer bir dünyanın olduğunu, bizim ise yalnız olup 23 yılda beşinci kez savaşa girdiğimizi belirtir ve altında barındıkları çatının penceresinden bu düşüncelerle boşluğu seyrettiğini yazar. (6). altında barınılan çatı tbmm binasıdır. bu, insan zihninin sadeliğin tanımı konusunda, götürülebileceği en uç ölçüde sade bir bina. ittihat ve terakki’ye ait bir kulüp binası olarak yapımına başlanmış, ama henüz tamamlanmadan tbmm binasına dönüştürülmüş, üzerinde kiremitleri bile olmayan bir bina. hakkari mebusu mazhar müfit kansu’nun aktardığına göre ankara halkı evlerinin kiremitlerini sökerek getirmiş, binanın üstü böyle örtülebilmişti. (7).

birçok anı kitabında bu binanın tasviri yapılmıştır. biz burada sözü kılıç ali’ye bırakalım:

“birinci büyük millet meclisi, mütevazı bir şekilde istasyon caddesinin şehre mülâki olduğu bir noktada, etrafı alçak duvarlarla çevrilmiş vaktiyle ittihat ve terakki merkezi olarak inşa edilmiş, o zamanın en iyi binalarından sayılan kâgir bir katlı bir binada toplanmıştı. bu binanın iki giriş kapısı vardı. biri şehir, diğeri de istasyon tarafında idi. bu her iki kapıyı birbirine bağlayan uzun fakat uzunluğuna göre dar bir koridoru vardı ki bu koridorun şehir tarafındaki kısmında namaz kılmak için bir mescit, meclis reisi’nin küçük bir makam odası, bunun karşısında daha büyücek bir salon (burada, reis paşa misafirlerini kabul eder, mebuslarla burada hasbıhal ederdi). diğer odalarda da yaverler, ziyaretçiler otururlardı. koridorun istasyon cihetindeki odalar da meclis başkâtibi’nin, zabıt kâtiplerinin ve encümenlerin içtima odalarıydı. koridorun tam ortasındaki oldukça büyük salon, meclis’in içtima salonuydu. bunun karşısındaki bir küçük salonda da encümenler, şubeler içtima eder ve bu salonun cadde üstündeki balkonundan, merasim günlerinde, reis ve mebuslar tarafından halk selamlanırdı.

meclisin içtima salonu çok mütevazı bir haldeydi. salona sağ ve soldan iki kapıdan girilirdi. mebuslar, siyaha boyanmış iki kişilik kapaklı mektep sıralarında otururlardı. salonun iki kapısının ortasında büyük bir camekân vardı. bu camekânın tam karşısında da riyaset makamı, kâtipler ve hatipler kürsüsü yer alırdı. toplantı salonu şu surette taksim edilmişti: riyaset kürsüsünün sağ tarafındaki sıralarda muhalifler, sol tarafında muvafıklar ve bu her iki tarafın tam ortasında mutediller otururlardı ki bazen sağ ve sol birbirine girdiği zaman ortadaki mutedillerin aracılıkları pek faydalı oluyordu.

salonun tam orta tavanında artvin’den hediye olarak gönderilmiş muazzam kristal bir avize asılıydı. o zaman elektrik olmadığı için, bu avize bir süs olarak kalır, meclisin gece içtimaları daima kahvehanelerde kullanılan petrol lambalarının ışığı altında yapılırdı”. (8).

erzincan mebusu hüseyin (aksu) bey elektrik bulunmadığı gibi, lüks lambasının da olmadığını, aydınlanma sorununun 15 mumluk gaz lambalarıyla giderildiğini, zabıtları tutan kâtiplerin önlerine geceleri birer mum dikildiğini aktarır. (9). ısınma sorunu ise meclis’te memur olarak çalışan eflatun cem güney’in belirttiği üzere, toplantı salonunda iri gövdeli bir odun sobasıyla, odalarda ise küçük saç sobalarla çözülmeye çalışılmıştı. (10).

meclis’in üye sayısı ve ilk toplantıda hazır bulunan mebusların sayısı

birinci meclis iki ayrı seçimle gelen mebuslardan oluşuyordu. 1920 yılı içinde bu meclis için yeni seçimler yapılmıştı, ama istanbul’daki son osmanlı meclis-i mebusanı’nın üyeleri de ankara’daki meclise doğrudan kabul edilmişlerdi. toplam olarak 437 mebusa tbmm tarafından birer sicil numarası verilmiştir. bu sayının içine, seçildiği halde hiçbir toplantıya katılmadan mebusluktan istifa edenler de 1922 yılına kadar uzanan ara seçimler sonucunda seçilenler de dâhildir. 437 mebusun 349’u 1920 seçimleri ve daha sonraki yıllarda yapılan ara seçimler sonucu seçilmiştir. 88’i ise meclis-i mebusan üyesi olup, yeni bir seçime girmeden doğrudan tbmm’ye kabul edilenlerdir. meclis’in son toplantısını yaptığı 16 nisan 1923 günü, mebusluk sıfatı sürmekte olanların sayısı 337’dir. (11).

23 nisan 1920 tarihli ilk toplantıda yoklama yapılmamış olduğu için tbmm’nin kaç mebusla açıldığı sorusu tutanaklara bakılarak cevaplandırılabilecek bir soru değildir. ilk toplantıya katılan mebus sayısı konusunda farklı kaynaklarda değişik sayılardan söz edilmektedir. fahri belen ve suna kili, 24 nisan 1920’de yapılan meclis başkanlığı seçiminde 120 mebusun oy kullandığı gerçeğinden yola çıkarak, ilk günkü toplantıda da 120 mebus olduğunu belirtmektedirler. (12). elimizde, ilk günkü toplantıya, ikinci günkü toplantıda oy kullanan sayıda mebusun katıldığını doğrulayan herhangi bir kanıt yok. bir de açılış toplantısında 115 mebusun hazır bulunduğundan söz edenler vardır. bu 115 sayısı, ilginç bir biçimde, 112’ye de dönüştürülmüştür! 115 sayısının öncüsü, saptayabildiğim kadarıyla, öğüt gazetesi muhabiri enver behnan şapolyo’dur. şapolyo, “mustafa kemal paşa ve milli mücadelenin iç âlemi” (istanbul, inkılâp ve aka kitapevleri, 1967), adlı kitabında ilk celseye 115 kişinin katıldığını ve 50’sinin kalpaklı, 41’inin fesli ve 24’ünün ise sarıklı olduğunu saptadığını belirtir (s. 99). oysa aynı şapolyo, büyük millet meclisi’nin 50. yıldönümü münasebetiyle anılarını anlatırken, meclis’in ilk toplantısına katılmadığını, ankara’ya 10 ekim 1920’de geldiğini belirtmiştir! (13). hakkari mebusu mazhar müfit bey (kansu) ise anılarının “büyük millet meclisi’nin açılması” başlıklı bölümünün hemen girişinde “resmi küşatta açılışta ben ankara’ya gelmek üzere beyrut’tan hareket etmiş ve binaenaleyh ankara’da bulunamamıştım” demekte, ama bir sayfa sonra şöyle bir tespit yapmaktadır: “mebusların adedi, ilk açılışta 115 olup, meclis’te bizzat merak ederek saydım, 50 mebus kalpaklı ve 41 mebus fesli ve 21 mebus sarıklı idi”. (14). biri mebus, öteki gazeteci, iki kişi, kendi yaptıkları sayımlara dayanarak 115 sayısını veriyorlar, ama bir yandan da, ilk günkü toplantı sırasında ankara’da olmadıklarını da söylüyorlar. kısacası, sayımı kimin yaptığı meçhul; ama 115 sayısını veren bu iki kişinin yapmadıkları kesin. şapolyo’nun kitabı 1967’de, kansu’nun kitabı ise 1968’de yayınlandı. tarihlere bakılırsa, kansu’nun, şapolyo’nun vermiş olduğu sayıları kullanmış olduğu akla geliyor. ama mesele burada bitmiyor: kalpaklı, fesli ve sarıklı mebusların toplamı şapolyo’da 115 iken, bu sayı kansu’da aslında 115 değil 112 ediyor (sarıklıların sayısını 24 yerine 21 olarak “saptandığı” için – ama kansu buna da rağmen toplamın 115 olduğu konusunda ısrarlı). kansu’daki bu toplama hatasının farkına varan abdurrahman dilipak ise, bildiğim kadarıyla, hiçbir kaynakta ilk toplantıda 112 kişinin hazır bulunduğuna dair bir ibare bulunmazken, kansu’nun toplama hatasını (veya şapolyo’nun sayılarını yanlış aktarma hatasını) düzeltip şunları söylemektedir: “…meclisin ilk toplantısına 112 milletvekili katıldı. bunların 50’si kalpaklı, 41’i fesli, 21’i sarıklıydı” (15)

ilk gün yoklama yapılmamış olmakla birlikte, 1923’te eski türkçe harflerle yayınlanan “türkiye büyük millet meclisi, bir tarihçe ve aza-yı kiramın tasvirlerini muhtevi albüm”de mebusların meclise katıldıkları tarihlere yer verilmiştir. ama bu albümde sadece yayın tarihinde mebusluk sıfatı sürmekte olanlara yer verilmiştir (338 kişi). albümde verilen bazı tarihler yanlıştır. ayrıca albümde yer verilmeyen mebusların bazıları ilk toplantıya katılmamıştır. böyle olunca, bu albüm de, kendi başına, ilk günkü toplantıda meclis’te kaç kişinin olduğu sorusunu cevaplandırmamızı sağlamıyor. benim, bu albümdeki bilgileri, tutanaklarla karşılaştırarak varmış olduğum sonuca göre ilk toplantıda en az 127 mebus vardı.

meclis’teki görüşmeler ve tutanakların tutulması

birinci meclis çok canlı bir tartışma ortamına sahne olmuştur. meclis, yasama yetkisinin yanı sıra, yürütme ve hatta yargı yetkilerini de elinde bulunduruyordu. ayrıca toplumun bütün kesimlerinin meclis’te temsilcisi vardı. böyle olunca, doğal olarak, en önemli konulardan, teferruata ait olup önemsiz görülebilecek konulara kadar her konu meclis’te yoğun olarak tartışılmıştır.

ismet inönü, 1970’te, 50 sene öncesine bakarak şunları söyler:

“birinci büyük millet meclisinin temel mevzuatı kendine göredir. tedbirleri ve fedakârlıkları kendine göredir. sinirlerin daimi olarak gergin bulunduğu bir hayattır, o zamanki hayat. meclis’te tartışmaların özü tekrar bulunamaz, heyecanı ölçülemez, faydalı veya hırçın ve zararlı olduğu seçilemez. ama hepsi bugün ele geçip incelense ilginç ve kendine göre değerli bulunur”. (16).

sonuçta bugün elimizde 29’u açık toplantılara, 4’ü de gizli toplantılara ait olmak üzere birinci meclis’e ait toplam 33 ciltlik bir tutanak demeti var. oldukça da iyi tutulmuş tutanaklar bunlar. ses veya görüntü alma cihazlarının olmadığı 1920’nin teknolojik koşulları göz önüne alındığında hemen akla şu soru geliyor: “bu kadar yoğun tartışmalara sahne olan bu meclisin tutanakları nasıl tutulabilmişti?” bu sorunun cevabını birinci meclis’te tutanakları temize çekme göreviyle memur olarak çalışan o yılların lise öğrencisi hıfzı veldet velidedeoğlu çok güzel bir biçimde aktarmaktadır. sözü kendisine bırakalım:

“mecliste genel kurul görüşmeleri başlamadan önce, tutanak kâtibi arkadaşlarımız, milletvekillerinin konuşma kürsüsü önünde bulunan yerlerinde –sırtları bu kürsüye, yüzleri salona dönük olarak– otururlar, grup şefi arkalarında ayakta beklerdi. görüşmeler başlayınca tutanaklar şöyle tutulurdu. konuşmacıların söylediklerini tek kişi zapt edemeyeceği için, on beş kişilik tutanak kâtipleri kurulu, birer şefin yönetiminde, beşerden üç gruba ayrılmıştı. bu beş kâtipten biri yedekti. dört kişilik grup oturur, konuşmacı söze başlayınca tutanak şefi elindeki kalemle en sağdaki kâtibin omzuna dokunur (o zaman yazı sağdan sola doğruydu), konuşmacının sözlerinden o kâtibin belleğinde tutabileceği kadar bir zaman geçince onun solundakinin omzuna, daha sonra ötekine dokunur, en soldakinden sonra yeniden en sağdakinin arkasına gelir ve görüşmeler süresince bu iş böyle yinelenirdi. omzuna dokunulan kâtip, konuşmacının sözlerini –cümle başı veya cümle sonu olduğuna bakmaksızın– hemen duyduğu yerden yazmaya başlar, kendisine yeniden sıra gelip omzuna vuruluncaya değin, belleğinde tutabildiği sözleri önündeki kâğıda döker, yeniden omzuna vurulunca, yazmakta olduğu satırı hemen olduğu yerde kesip alt satıra geçerek konuşmacının o anda konuştuğu yerden yazmaya başlardı.

kalem odasına (yani büroya) gidilip kâğıtlar yan yana konduğu zaman her satırda yazılanlar birbiri hizasına getirilerek konuşmacının sözlerinin tümü meydana çıkarılıp ayrı bir kâğıda temize çekilirdi. buna ‘zaptın tevhidi’ (tutanağın birleştirilmesi) denilirdi.

zabıt grupları her on beş veya yirmi dakikada bir nöbet değiştirerek, büroya dönüp ‘tevhid’i yaparlar, süre dolunca yeniden salona gelerek nöbet değiştirirlerdi. meclis görüşmelerinin gece yarılarına değin sürdüğü günler ‘tevhid’ işi de, kimi zaman, sabahlara kadar sürerdi. (17).

başarılı bir şefin yönetiminde orkestra gibi çalışan bir ekip. bugünün işinin yarına bırakılmaması ve tutanakların günü gününe “tevhid” edilmesi sayesinde tutanaklar bugüne ulaşabildi. gizli toplantıların tutanaklarını ise mebuslar tutarlardı. acaba onlar da mı aynı yöntemle çalışıyorlardı? bilemiyoruz…

ankara’nın günlük yaşamından kesitler

o günlerin ankarası’nda yatacak bir yer bulmak en önemli sorunlardan biriydi. ankara’ya gelen milletvekilleri nerede barındırılacaklardı? karınları nasıl doyurulacaktı. mazhar müfit kansu bu sorunların nasıl giderildiğini hatıralarında şöyle anlatıyor:

“meclis azaları ankara’ya geldikleri zaman, yatacak yer bulmak müşküldü. bunun için muallim mektebi yani maarif vekâleti binası yatakhane olarak tahsis edilmiş, büyük bir koğuşta yerlere yataklar serilerek yatakhane vücuda getirilmiş ve mebusların yemeği için de yine mebuslardan cevdet ızrap ve diğer bir arkadaşı tarafından tabldot tahsis edilmiş idi ve yetmiş kuruş mukabilinde üç kap yemek verilmekteydi. mebusların aylık tahsisatı ise seksen lira iken, nihayet yüz lira olmuştu”. (18).

meclis başkanı mustafa kemal paşa ise ankara’ya ilk geldiğinde ziraat mektebi’ne yerleşerek orayı karargâhı olarak kullanmaya başlamış, meclis açıldıktan sonra istasyona ait üç dört odalı bir binaya geçmişti. zamanla ankara belediyesi, bulgur tevfik efendi’den dört bin küsur liraya satın aldığı çankaya’daki küçük bir bağ evini meclis başkanı’na hediye edince paşa oraya geçti. sonuçta bu bağ evi milli mücadelenin karargâhı oldu. (19).

mebusların meclis dışındaki vakitlerini geçirdikleri en önemli yerler kahvelerdi. zaten çok da seçenek yoktu. kahvelerin işlevini salih bozok’un oğlu cemil s. bozok şöyle anlatıyor:

“hacıbayram caddesi üzerinde karaoğlan’a çok yakın iki büyük kahve vardı. bunlardan birisi caddenin sağındaki merkez kıraathanesi, öbürü sol tarafında ünlü kuyulu kahveydi. en rağbette olanı da buydu. kuyulu kahve o zamanın bir siyasi kulübü görevini de görüyordu. mebuslar boş zamanlarında bu kahvede buluşurlar, kulis faaliyetlerinde de bulunurlardı.” (20).

birinci meclis’in ilk kabul ettiği kanunlardan biri men-i müskirat kanunu idi. bu kanunla birlikte içki içilmesi yasaklanmış, ankara’daki bütün meyhaneler kapatılmıştı. fakat içkiyi alışkanlık haline getirenler, kanun zoruna rağmen, bu alışkanlıklarından vazgeçmediler. bunlar için ankara’da gizli meyhaneler açıldı. bu meyhanelere herkes alınmaz, ancak parolayla içeri girilebilirdi. şapolyo bu konuda şunları söylüyor:

“bunlardan bir tanesi karaoğlan’da dayko’nun dükkânı, ikincisi tahtakale’de efe haydar’ın meyhanesi, üçüncüsü ise babo’nun meyhanesi idi, yani bayram fehmi’nin meyhanesi idi. (…) bu gizli meyhaneyi dolduranlar ayak takımından adamlar değildi. mebus, muharrir ve devlet memurlarının en yüksekleri idi. çünkü efe haydar her adamı içeri almıyordu (…) bir gün de babo’nun meyhanesine gittik. bu da gizli meyhanelerden biri idi. bu meyhaneye de aynı şekilde parola vererek içeri girdik. burası efe’’in meyhanesine nazaran daha asri idi. burada kırık hasır iskemleler ve üzerine gazeteler serili bir ayağı kırık masalar üzerinde kadehle rakı içiliyordu. o zamanlar rakı imbiklerle bağlarda çekiliyordu. gayet nefisti. tekel yoktu. şarabı da hıristiyanlar yapıyordu. ankara’da bira yoktu. biz birayı, yollar açılınca içebildik. başka içkiler de yoktu”. (21).

üç gizli meyhaneden birinin sahibi dayko “hürriyet kahramanları”ndan biri olan eskişehir mebusu eyüp sabri (akgöl) bey’in kardeşiydi. ankara’da onu tanımayan hemen hemen kimse yoktu. yakın arkadaşı olan mebuslar akşamları soluğu onun meyhanesinde alır gizliden parlatırlardı. cemil s. bozok bu bilgileri verdikten sonra şunları da ekliyor:

“işin en ilginç yanı da rakıyı polis müdürü dilaver bey, bir bağ evinde imal ettiriyor, eşine dostuna dağıtıyordu. içenler bu rakının fevkalade olduğunu söylerlerdi” (22).

otomobil bir yana, yeterli sayıda at arabası bile yoktu o günün ankarası’nda. hatıralarında ulaşım sorunu çözmek için özel olarak at besleyenlerin bile olduğunu söyleyenler vardır. ulaşım güçlüğünü çok iyi yansıtması bakımından kars mebusu fahrettin (erdoğan) bey’in anılarından bir bölüm aktarmak istiyorum. bilindiği gibi, eskişehir-kütahya savaşları’nda alınan yenilgi üzerine ankara’ya karamsar bir hava hâkim olmuş meclis’in daha güvenli bir yer olan kayseri’ye nakli gündeme gelmişti. meclis büyük tartışmalardan sonra meclis’in ankara’dan taşınmasının doğru olmadığına karar vermişti. bundan sonra sözü fahrettin bey’e bırakalım:

“fevzi paşa (mareşal çakmak) ‘madem ki buradan çıkılmasını kabul etmiyorsunuz, aileleri gönderiniz’ deyince, bunu meclis kabul etti. yalınız şu şartla, ‘evvela cephede çarpışan subayların aileleri gidecek, ikincisi milletvekillerininki, üçüncüsü geri hizmette çalışan subay ve memurların aileleri geri gönderilecek’ kararını kabul etti. nakil için iç anadolu’dan gelecek arabalar, buna göre taksim edilecekti. milletvekillerinin ailelerini göndermek için 12 kişilik bir komisyon teşkil edildi. ailesi yanında olan 125 milletvekili vardı. kura çekildi. kars milletvekili olan cavit bey’le bana, onuncu sıra çıktı. atatürk’e ise 120’nci sıra çıktı. her gün gelen taşıtlar, cephede çalışan subayların ailelerine verilir, sonra da milletvekillerine ayrılırdı. bizim sıra geldi, 5 öküz arabasını teklif ettiler. ben ‘at arabası olmayınca ailemi göndermem’ dedim. 120’nci sıra mustafa kemal paşa (atatürk) ile millet meclisi ikinci reisi adnan adıvar’a geldi. onlara da beşer öküz arabası verildi. onlar kabul ettiler, eşyaları yüklendi, yola çıktılar. bundan bir gün sonra polisler çift atlı üç araba da bize getirdiler, birisine eşyaları koydular, diğerine de cavit bey’in eşyası kondu ve eşim zehra bindiler. kırşehir’e kadar nakil ücreti olarak defaten 50 lira verdik”. (23).

sanırım burada en ilginç olan nokta mustafa kemal paşa’nın da, diğer milletvekilleri gibi, kuraya girmiş olması ve kendisine 125 kişi içinde 120’nci sıranın çıkmış olmasıdır. ülkeyi işgalden kurtarmak için çalışan mebusların, hayati bir durumla karşı karşıya olunmasına rağmen, arabacıların paralarını ödeyerek bu nakil işlemlerini gerçekleştirmiş olmaları da bir başka ilginç nokta olarak göze çarpıyor. bilindiği gibi kısa bir süre sonra sakarya savaşı kazanılmış, düşman kuvvetler sakarya nehri’nin batısına atılmış, ankara için tehlike ortadan kalkmış ve meclis’in kayseri’ye nakil işi de rafa kaldırılmıştır.

mebuslar

birinci meclis’teki mebusların bileşiminden çok renkli bir manzara ortaya çıkmıştı. toplumun bütün kesimlerinin temsil edildiği bu mecliste, doğal olarak, fikirlerden giyim-kuşama kadar her açıdan farklılıklar hemen göze çarpıyordu. nitekim hıfzı veldet velidedeoğlu da bu noktaya şöyle dikkat çeker:

“ilk türkiye büyük millet meclisinde milletvekillerinin giyim ve kuşamları, yaşları, düşünsel yetenekleri ve görgüleri başka başka ve çok değişikti. beyaz sarıklı, beyaz veya kara sakallı, cüppeli, eli tespihli hocalarla, pırıl pırıl üniformalı genç subaylar; yazma veya şal sarıklı aşiret beyleri, külahlı ağalar, tarikat babaları ve kavuklu çelebilerle, avrupa’da yüksek öğrenimlerini yeni bitirmiş, batı kültürüyle yetişmiş, ‘kuva-yı milliye’ kalpaklı, nokta bıyıklı, modern giyinişli gençler yan yana oturuyorlardı. gerçi mebusların kıyafetleri ve kafaları renk renkti; fakat gönülleri ve amaçları birdi”. (24).

bir olan bu amacı, batum mebusu ahmet fevzi bey (erdem) şöyle açıklar:

“birinci büyük millet meclisi’ndeki mebuslar, yetişme, duygu, düşünce, kültür ve ideal bakımından çok değişik bir manzara arz ediyordu. ama ulusun varlığı ve devletin bağımsızlığı konusunda tam bir anlayış birliği içinde idiler”. (25).

zamanla meclis içinde önemli görüş ayrılıklarının ortaya çıkması ve buna bağlı olarak mebusların birinci grup, ikinci grup ve müstakiller olmak üzere adeta üç kampa ayrılmaları, bu anlayış birliğini ve mebusların birbirleriyle olan dostluklarını ortadan kaldırmamıştır. ayrılıklar, daha çok, bu amaca ulaşırken nasıl bir yol izlenmesi gerektiği hususuyla, iç politika meseleleri üzerinde odaklanmıştır. adana mebusu damar (arıkoğlu) bey, hatıralarında, örnekler de vererek bu noktaya şöyle dikkat çeker:

“o vakit birinci ve ikinci grup azaları mecliste münakaşalarını sert yapmakla beraber dışarı çıktıkları zaman her şey her söz mecliste kalır ve birbirleriyle gayet dostane arkadaşlıklarına devam ederlerdi. bir küçük misal vereyim. kayseri mebuslarının ikisi birinci grup’tan, ikisi de ikinci grup’tandı. bir evde otururlar, bir arada yemek yerlerdi. birinci grup’tan maliye vekili hasan fehmi bey ve ikinci grup’tan ziya hurşit (lazistan) ile bir evde otururlar ve bir sofrada yemek yerlerdi. hiçbir vakit kin ve düşmanlık, kuru partizanlık mevcut değildi. hücumlar sert olur fakat tartışmalar meclisin haricine çıkmazdı. (26).

o günlerde türkiye’de soyadı uygulaması olmadığı için mebusları, birbirlerinden ayırt edebilmek için, seçim bölgeleriyle birlikte anmak adetten olmuş ve mebusların adları seçim bölgeleriyle birlikte zihinlere kaydedilmişti. hıfzı veldet velidedeoğlu, bunu, renkli üslubuyla şöyle anlatır:

“biz memurlar bütün mebusların seçim bölgelerini daha ilk günden, seçim tutanaklarını sıraya dizerken öğrenmeye başlamıştık, çünkü öğrenmek zorundaydık. o zaman soysallıoğlu ismail suphi, besim atalay, tunalı hilmi gibi soyadı kullanan mebuslar müstesna olmak üzere, bütün milletvekilleri kendi adlarıyla anılırdı. böyle olunca onları birbirinden ayırt edebilmek için nerenin mebusu olduğunu bilmek gerekirdi. mesela necip bey adındaki bir mebusun herhangi bir işi veya önergesi memurlar arasında söz konusu olsa ‘mardin’ mi yoksa ‘ertuğrul’ mu diye sorulurdu. böylece çok geçmeden hemen bütün mebusların, seçildikleri yerleri, sanki soyadı gibi, onların adıyla birlikte ezberlemiştik. hacı şükrü bey denildiğinde, hemen diyarbakır, zamir bey denildiği zaman hemen adana, hafız ibrahim bey denildiği zaman hemen ısparta aklımıza gelirdi. hele refik bey, refik şevket bey gibi ilk meclis’in en çok söz alan milletvekillerinin adı söylenince ‘konya’ veya ‘saruhan’ sözleri ağzımızdan çıkardı. haydar bey denilirse ‘kütahya’ mı ‘van’ mı diye sorardık. öyle bir zaman geldi ki, birinci büyük millet meclisi’ndeki –hiçbir işe karışmayan, hiç söz almayan silik mebuslar müstesna olmak üzere– hemen bütün milletvekillerinin adları ve seçim bölgeleri bir arada olmak üzere belleğimizde yerleşti. bugün aradan yarım yüzyıl geçtiği halde, örneğin ‘hüseyin hüsnü efendi’ denilse, bir çağrışımla hemen ‘ısparta’ ve rahmetlinin dikkatli bakışları, sakallı ve sarıklı görünüşü hatırıma gelir. mebusların seçildikleri illerin adı, sanki askerlikteki künye veya şimdiki öz ad ile birlikte kullanılan soyadı niteliğinde idi o mecliste.” (27).

burada 437 mebusun özelliklerini teker teker saymaya olanak yok. bununla birlikte meclis görüşmelerini gazetesinde renkli bir üslupla günü gününe aktaran tan gazetesi meclis muhabir-i mahsusunun milletvekilleri hakkında yapmış olduğu tanımlardan bazı örnekler vermek istiyorum. tan gazetesinin meclis muhabir-i mahsusu bazı mebuslar için gazetesinde şu tanımları yapmış: saruhan’ın kadd ü kameti mevzun mebusu necati bey, tokat’ın biperva mebusu mustafa bey, bitaraflığa halel getirmemeye hahişker reis hüseyin avni bey veya erzurum’un her dâim münekkid hatibi hüseyin avni bey veya söz söylemekte hiçbir kayıt ve şarta tabi olmayan hüseyin avni-i erzurumî, kravatı elmaslı içel mebusu sami bey, bî-kıravat doktor abidin bey, hilm ü sükunetiyle maruf esat bey (lazistan), karahisar’ın yuvarlak mebusu şükrü bey, izmit’in azimü’lcüsse mebusu sırrı bey, soğuktan yakasını kulaklarına kadar kaldırmış adliye vekili rıfat bey veya geçenki nasihatimizden pek çabuk ibret alan adliye vekili rıfat bey, kendisi adanalı, mebusluğu kastamonu’dan olan hürriyet-i şahsiye kanun-ı mensîsi muharriri abdülkadir kemali bey veya müdafaat-ı şifahiyesinde bulunamadığı kanunun derdiyle yanan tutuşan abdülkadir kemali bey, asabiyülmizac nebil hoca, muvazene encümeninde bulundukça muhabbet-i tabii günden güne mütezayid sami bey, nûşine-i kâse-i fağfur, şair-i turan-mağfur besim atalay, epey zamandır aramızda görünmeyen durak bey, ara sıra göründüğü kürsüde mutlaka bir nokta-i muaraza çıkarmakla meluf çorum mebusu dursun bey, mutlaka kendisini bana göstermek ve hakkındaki teveccühümü anlamak için bir vesile taharri eden gazetemiz sahib-i imtiyazı ali şükrü bey veya nezleden bozuk sesine bakmayarak makam-ı hitabeti işgal eden sahib-i imtiyazımız ali şükrü bey, karahisar-ı şarki’nin tecrübe-dîde mebusu mustafa bey, elaziz’in sabıkan istiklal mahkemesi’nde bulunmakla müftehir mebusu, kangırı’nın ufacık tefecik mebusu, makam-ı riyaseti işgal eden konya’nın pes-sada mebusu, bolu’nun gözlüğü kaşı üstünde mebusu şükrü bey, bayezid’in esmerüllevn kara kaş ve kara göz mebusu şevket bey, canik’in nazik ve nahif mebusu nafiz bey veya sanatoryumların bile nehafetini izâle edemediği nahifü’l-bünye nafiz bey, bir vakitler hürriyet için rumeli dağlarında silahbedest çalışan fethi bey, kıratla söz söyleyen ve fakat sözünün yerinde sarfını bilen karahisar-ı sahib mebusu hulusi bey, çorum’un tapucu mebusu haşim bey, mebus-ı diyâr-ı muş elhac ahmed efendi-i herdem-huş, gaziantep’in alafranga mebusu cenani bey, saruhan’ın semiz mebusu avni bey, masuniyet-i şahsiye kanunu muarızı refik şevket bey, matbuatı müdafaasıyla fotoğrafı bir gazeteye geçen konya refik bey, kürsi-i hitabetin yanındaki sandalyede bir azamet-i istirahat-nişin karahisar mebusu hulusi bey, lazistan’ın afacan ve yaramaz çocuğu ziya hurşid, tahtessıfr on beş derece-i bürûdette bile terleyen emin bey erzincan, sarı kalpağının kendisine pek yakıştığına kanaat getiren hakkı hami bey, tekke şeyhi gibi âidât tevziiyle mütelezziz hasib bey (maraş) ve diğerleri…

bitirirken son sözü ismet inönü’ye bırakıyorum:

“birinci büyük millet meclisinin bütün üyelerini, zamanında müspet çalıştığından, menfi çalıştığından bahs olunan hepsini beraber, yürekten saygı duyguları ile hatırlıyorum”. (28).

notlar

1. nurettin can gülekli, rıza onaran, türkiye birinci büyük millet meclisi 50. yıldönümü, istanbul, milli eğitim basımevi, 1973, s. 111. abç.
2. yunus nadi, kurtuluş savaşı anıları, istanbul, çağdaş yay., istanbul, 1978. s. 309-310.
3. kılıç ali, kılıç ali hatıralarını anlatıyor, istanbul, sel yay., 1955, s. 32.
4. mustafa baydar, hamdullah suphi tanrıöver ve anıları, istanbul, menteş kitabevi, 1968, s. 280.
5. kazım karabekir, istiklal harbimiz, istanbul, merk yay, 1988, s. 627.
6. mustafa baydar, hamdullah suphi tanrıöver ve anıları, s. 279.
7. mazhar müfit kansu, erzurum’dan ölümüne kadar atatürk’le beraber, cilt 2, ankara, türk tarih kurumu yay., 1986, s. 570.
8. nurettin can gülekli, rıza onaran, türkiye birinci büyük millet meclisi 50. yıldönümü, 87-88.
9. ibid., s. 95.
10. ibid., s. 133.
11. meclis üye sayısı ve bu sayıdaki değişmelerin ayrıntıları için bkz. ahmet demirel, birinci meclis’te muhalefet: ikinci grup, istanbul, iletişim yay., 1994. s. 85-108.
12. suna kili, türk devrim tarihi, istanbul, boğaziçi üniversitesi yay., 1980, s. 57. fahri belen, türk kurtuluş savaşı, ankara, kültür ve turizm bakanlığı yay., 1983, s. 168-169.
13. nurettin can gülekli, rıza onaran, türkiye birinci büyük millet meclisi 50. yıldönümü, s. 249.
14. mazhar müfit kansu, erzurum’dan ölümüne kadar atatürk’le beraber, cilt 2, s. 569-570.
15. abdurrahman dilipak, bir başka açıdan kemalizm, istanbul, beyan yay., 1988, s. 82.
16. ibid., 111.
17. hıfzı v. velidedeoğlu, milli mücadele anılarım, istanbul, hil yay., 1983, s. 45-46).
18. mazhar müfit kansu, erzurum’dan ölümüne kadar atatürk’le beraber, cilt 2, s. 570.
19. ibid., s. 570.
20. salih bozok – cemil s. bozok, hep atatürk’ün yanında, istanbul, çağdaş yay., 1985, s. 81.
21. enver behnan şapolyo, mustafa kemal paşa ve milli mücadelenin iç alemi, istanbul, inkılap ve aka kitapevleri, 1967, s. 143-146.
22. salih bozok – cemil s. bozok, hep atatürk’ün yanında, s. 82.
23. fahrettin erdoğan, türk ellerinde hatıralarım, yeni matbaa, 1954, s. 275.
24. nurettin can gülekli, rıza onaran, türkiye birinci büyük millet meclisi 50. yıldönümü, s. 125.
25. nurettin can gülekli, rıza onaran, türkiye birinci büyük millet meclisi 50. yıldönümü, s. 62.
26. damar arıkoğlu, hatıralarım, istanbul, tan gazetesi ve matbaası, 1961, s. 282-283.
27. hıfzı v. velidedeoğlu, milli mücadele anılarım, s. 160
28. nurettin can gülekli, rıza onaran, türkiye birinci büyük millet meclisi 50. yıldönümü, s. 111.

kaynak: toplumsal tarih, nisan 2000, sayı 76

kim kimdir?

doç. dr. ahmet demirel

1957’de trabzon’da doğdu. orta öğrenimini 1976’da darüşşafaka lisesi’nde tamamladıktan sonra, 1980’de boğaziçi üniversitesi idari bilimler fakültesi siyaset bilimi bölümü’nü bitirdi. aynı üniversitenin sosyal bilimler enstitüsü’nde yüksek lisans çalışmasını, ardından 1993 yılında doktorasını tamamladı. 1981’de yurt ansiklopedisi’nin “sosyo-ekonomik yapı bölümü” koordinatörü olarak çalışma yaşamına atılan demirel, şimdiye kadar çeşitli basın yayın kuruluşları ile piyasa ve kamuoyu şirketlerinde çalıştı. ismet inönü/defterler (1919 -1973) adlı çalışması yapı kredi yayınlarınca yayımlandı. halen marmara üniversitesi uluslararası ilişkiler bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışıyor ve türkiye’nin yakın siyasi tarihiyle ilgili çalışmalarını sürdürüyor.

One thought on “80. Yıldönümünde Birinci Meclis”

  1. sayın ahmet demirel’e teşekkür ederim. insanlık tarıhi olarak güzel bir belge bırakmaktadır. bu ve buna benzer olayların tarih olarak yerini almasına ve gerekli derslerin çıkartılmasına hiç itirazım yok. ancak, hamaset aracı olarak kullanılmasına itirazım var. bu tür meclisler ve kurtuluş savaşları dünyanın her yerinde yapılmıştır. halen de yapılmaktadır. bu insanlığın ayıbıdır. insanlığın diğer bir ayıbı olan 4 milyar yoksul, bir milyarı da aç insanlarına faydalı şekilde kullanılmalıdır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s