Bölünmüş Politik Kimlik

engin erkiner

enginerkiner1değişik avrupa ülkelerinde yaşayan türkiyeli göçmenlerin genel özelliklerinden bir tanesi de bölünmüş politik kimliktir. (benzer bir durum muhtemelen avrupa dışındaki ülkelerde bulunan türkiyeli göçmenler için de geçerlidir.)

bölünmüş politik kimlik; kişinin gelmiş olduğu ülke ile yaşadığı ülkede farklı politik tercihlere sahip olması anlamına gelir. politik tercihi seçimlerde seçilen parti olarak görürsek, bölünmüş politik kimlik, farklı ülkelerdeki seçimlerde birbirinden farklı partileri seçmek anlamına gelir. kişi türkiye’de iken sağ bir partiyi seçerken, ülke dışında ise solu seçer ya da tersi…

birkaç örnek verilecek olursa:

1980’li yılların ikinci yarısında fransa’nın strassbourg kentinde fransız vatandaşı olmuş ve dolayısıyla da seçimlerde oy kullanabilen mhp’liler (kentteki ülkü ocakları benzeri bir derneğin üyeleri) seçimlerde fransız komünist partisi’ne oy verdiklerini açıklamışlardı. gerekçeleri şöyleydi: göçmenlerin haklarını daha iyi savunuyor.

aynı insanların türkiye’de yapılan seçimlerde oy kullanma hakları olsaydı mhp’yi seçecekleri açıktır.

benzeri bir durum avrupa ülkelerindeki türkiyeli göçmenlerin yaklaşık yüzde 70’ini barındıran almanya’da da görülür. bu ülkede yaklaşık yarım milyon almanya vatandaşı türkiye kökenli yaşıyor. en fazla seçtikleri parti spd, sonra yeşiller, ardından cdu ve sol parti’dir. spd açık arayla öndedir.

alman vatandaşı olmamış türkiyeli kitlenin tercihi de bundan farklı değildir. almanya seçimlerinde oy kullanabilselerdi, özellikle spd ve yeşilleri seçerlerdi.

gerekçeleri aynıdır: bu partiler göçmenlere daha yakındır…

bu insanların türkiye’de büyük oranda sağ partileri seçeceklerini biliyoruz. ülke dışında yaşayan t.c. vatandaşlarına da türkiye’de yaşayan genel seçimlerde oy kullanma hakkı nihayet tanındığı için, önümüzdeki seçimlerde en fazla oyu açık farkla akp’nin aldığını göreceğiz.

benzeri bir durum, ters yönde, türkiyeli solcular için de geçerli oldu. 1980’li ve 1990’li yıllarda türkiye’de iken sosyalist olan ve hatta hala bir örgüte bağlı bulunan insanların almanya’daki eğilimi öncelikle yeşiller’i daha sonra da spd’yi seçmekti. bu insanlar sosyalist faaliyetleri nedeniyle ülkeyi terk etmek zorunda kalmışlardı, ama almanya’da ne kadar sol olduğu hayli tartışmalı olan yeşiller’i ve hatta spd’yi seçebiliyorlardı.

gerekçe yine aynıydı: bu partiler göçmenlere daha yakınlar…

son yıllarda bu tablo biraz değişti ve yeşiller ile spd’nin yerini sol parti almaya başladı.

bunun bir nedeni, özellikle spd’nin göçmenler aleyhindeki çok yasaya imza atması ise, öteki nedeni de, sol parti’nin güçlenmesi ve bir göçmenler lehinde aktif bir politika izlemesidir.

yine de sol parti’yi seçmenin önde gelen gerekçesinin sol olmasından ziyade göçmenlere daha yakın olması olduğu söylenilebilir.

ya türkıye…

türkiye bir göçmen ülkesidir. bu göçmenlik birkaç kategoriye ayrılabilir:

birincisi: oturma ve çalışma izni olanlardır. ülkedeki oturma ve çalışma izni koşullarının hayli kısıtlı olduğu söylenilebilir. almanya’da genel olarak göçmenlerin ve bu arada türkiyeli göçmenlerin de haklarının genişletilmesini isteyen sol, türkiye’deki göçmenlerle –işin ucu kendisine dokunmadığı için- ilgilenmez.

ikincisi: kaçak göçmenlerdir. bunlar en kötü koşullarda ve en düşük ücretlerle çalışırlar. kaçak olmaları ve çalışmak zorunda bulunmaları onları katmerli sömürüye açık hale getirir. haklarını arayamazlar. bazı durumlarda patronun ücretlerini vermeden onları kapı dışarı etmesi de söz konusudur. nasıl olsa şikâyet edebilecekleri yer yoktur.

geçtiğimiz yıllarda bir sendika başkanı, işçilere yönelik olarak: “kaçak isçileri dövün” diye buyurmuştu. gerekçe, kaçak isçiler zaten işsizliğin yüksek olduğu ülkede var olan islerin azalmasına yol açıyorlardı.

iyi güzel de, aynı anlayış yıllardan beri almanya sağı ve naziler tarafından göçmen isçilere karsı kullanıldı (halen de kullanılıyor). “önce almanlara iş!” secim sloganının başka hangi anlamı bulunuyor?

üçüncüsü: mültecilerdir. türkiye, bulunduğu coğrafi konum gereği, bir mülteci ülkesidir. çevredeki çok sayıda ülkeden açlık ve baskı nedeniyle kaçan çok sayıda insan bazen geçici olarak bazen de sürekli olarak kalmak üzere türkiye’ye gelmektedir.

okuyucuya garip gelebilir ama gerçektir: türkiye, sahip olduğu bütün eksikliklere karşın, örneğin ıran ve suriye ile karsılaştırılamayacak kadar demokratik bir ülkedir. bu ülkelerde siyasi davalarda avukat bulamazsınız, zira avukatın “suç ortağı” gerekçesiyle hapsi boylaması işten bile değildir.

bu ülkede, kısa zaman öncesine kadar, mültecilere yönelik açık bir yasa yoktu. bu insanlara yönelik olarak nasıl bir yasal muamele yapılacak, ne yiyip ne içecekler, nerede kalacaklar, belli değildi. ege bölgesindeki mülteciler derneği büyük bir çabayla mültecilerin değişik sorunlarını çözmeye çalışıyor ama çabasının büyük mülteci kitlesi karşısında kaçınılmaz olarak hayli yetersiz kalması söz konusudur.

tipik uygulama, polisin ve jandarmanın mülteciyi ya geldiği ülkeye geri göndermesi ya da yunanistan’a geçmesi için sınıra bırakmasıdır. trakya’da mayınlı arazide ve iki ülke arasında kalan afrikalı göçmenlerin durumu ve yaşadıkları daha önce basında az da olsa konu olmuştu.

kumkapı’da göçmenlerin kalmak zorunda oldukları yerin adı “misafirhane”. adı bile açıklayıcı… “yakında yolcusunuz” denilmek isteniyor… artık geldiğiniz ülkeye mi geri gönderilirsiniz yoksa başka yere mi postalanırsınız, bilinmez.

bu ülkede sol, yasal izinle oturan yabancıların haklarıyla, kaçak işçilerle ve mültecilerle ne kadar ilgilenir? çok az! böyle bir konu gündeminde yoktur.

“kaçak isçilerin ve mültecilerin nedeni burjuvazidir, emperyalizmdir” derseniz, doğrusu çok açıklayıcı olursunuz. hiç kimse ülkesini bırakıp da çeşitli tehlikelere girerek başka ülkelere gitmez. ağır politik ve ekonomik nedenler insanların artan sayıda ülkelerinden ayrılmasına neden olmaktadır. bunun nedenini genel olarak burjuvazilere ve emperyalizme bağlasak bile, bu “çözümleme” bugün yapılması gereken konusunda hiç açıklayıcı olmamaktadır.

bu insanların haklarını savunacak mıyız, yoksa ilgilenmeyecek miyiz?

yeni haklar icat edecek değiliz. birleşmiş milletlerin mültecilerle ilgili olarak almış olduğu kararlar vardır. bunların uygulanmasının savunulması gerekir. hepsi bu kadar!

avrupa ülkelerinin sol örgütleri göçmenlerin ve mültecilerin haklarıyla yakından ilgilenir. bilinir ki, mültecileri ve göçmenleri dışlayan bir ülkede demokrasi eksiklidir. demokratik hakların genişletilmesini savunulması mutlaka mültecilerin ve göçmenlerin haklarını da içerir.

avrupa ülkelerinde yaşamakta olan göçmenlerin ve henüz kalıcı bir statü kazanamamış mültecilerin hakları gasp edildiğinde kıyametleri koparıp, kendi ülkesindeki göçmen ve mültecilerin durumuyla ilgilenmemek, sizce farkında bile olunmayan bir ikiyüzlülükten başka ne olarak adlandırılabilir?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s