Al sana 12 Eylül…

yılmaz özdil

dün yazdım…

nüfusumuz genç.

memleketin çoğunluğu 12 eylül 1980’i hatırlamadığı için, “ağlama açılımı”yla etkilemeye çalışıyorlar.

değerli gençler…

takunyalıların önünü açan 12 eylül zihniyeti, kasım 1982’de referandum yapmıştı… “o günler”le “bu günler”i kıyaslayabilmeniz için, kasım 1982 arşivine girdim, buyrun…

“çiftçi zorda, tmo üç aydır para ödemiyor” diye bi haber var mesela… tmo genel müdürü ise, “1983’ten itibaren buğday ithal edilmeyeceğini” açıklamış… (nedir durum bugün?)

“kar başladı, doğu’da yüzlerce köy yolu kapandı” haberi var… (bu kış nasıldı?)

“yağma başlıyor, sahillere yapılaşma izni geliyor” haberi var… yetkililer “yalan” demiş.

“1978’te başlayan kurbağalıdere ıslah çalışmaları 1983’te bitirilecek”miş… (iki ay önce yağmur yağdı, ıslah işçisi dereye düştü, garibin cesedi hâlâ yok.)

“devlet bakanı nimet özdaş, vatandaşa kok kömürü dağıtacaklarını” açıklamış… (mucidi oymuş demek ki… merak ettim, kim bu diye, tübitak kurucusu profesörmüş iyi mi!)

“başbakan, ithalatı azaltacağımızı, borç almayacağımızı” açıklamış… (senelik ithalat 150 milyar dolar bugün, borç 460 milyar dolar.)

“üniversitelerde yurtsuz öğrenci kalmayacağı” açıklanmış… (tarikatlar sağ olsun!)

“siirt’te yüksek graviteli petrol” bulunmuş… (sırf benim hatırladığım 38 kere filan bulundu, hatta geçen ay gene buldular siirt’te, yüksek graviteli.)

“gazeteci ali sirmen, barış davası’ndan yargılanıyor”muş… (ali ağabeyi yargılamaya doyamadılar, açsam sorsam, en az 20 davadan yargılanıyordur bugün.)

“ssk’nın devletten 65 milyar lira alacağı var”mış… (ssk’yı kapattılar.)

oecd türkiye’ye yardım komisyonu başkanı dr. geberth, ekonomimizi övmüş, “sıhhatli büyüyorsunuz, amerikan firmalarının türkiye’ye yönelmesinden memnuniyet duyuyorum” demiş… (daha ne desin adam! adında meymenet yokmuş zaten, “geberth”eceği belliymiş.)

“özel dershanelerin kapatılması gündemde”ymiş… biri şunları yazmış: “dershaneye karşı olanlar, fakir fukaranın okumasına karşı… bereket versin, eğitim bakanlığımız sahip çıkıyor. dershaneye gitmeyen çocuk ne yapacak? sokağa düşecek. üç-beş kuruş verip, dershaneye gitse fena mı?” (bu adam, utanmadan, duayen ayaklarıyla hâlâ köşe yazıyor bugün.)

isviçre’ye kaçan yahya demirel’in, devlet malzeme ofisi’ne 8 milyon adet “ampul” sattığı ortaya çıkmış… (biz de merak ediyorduk birader, nerden çıktı bu ampul?)

bakın “ampul” dedim, bir örnek daha var… köklü kuruluş olduğunu anlatmaya çalışan ziraat bankası tam sayfa reklam vermiş, “ampul yokken, biz vardık” diyor!

boğaz’dan geçerken dümeni kilitlenen tanker, yalılara bindirmiş… tekirdağ’da otomobil kamyonun altına girmiş, 5 ölü… (tam gaz devam.)

“fenikeliler türk mü?” tartışması yaşanıyormuş… (bugün, türklerin aslında türk olmadığı tartışılıyor.)

televizyon eleştirisi döşenmiş biri… “islam âleminin liderliğini yapmış bir neslin evlatları olarak, flamingo yolu gibi ahlaksız dizileri seyretmekten utanıyoruz” diyor.

adalet bakanı “hâkim ve savcı açığımız var” demiş. sağlık bakanı “hekim ve hemşire eksiğimiz var” demiş. eğitim bakanı “kadrosuzluk nedeniyle tayinleri yapılamayan öğretmenlerin, en kısa sürede haklarının teslim edileceğini” söylüyor… (nakarata devam.)

hem vallahi, hem billahi… çin ticaret bakanı’nı kabul eden tarım bakanımız, “her çinliye bir portakal yedirebilsek, ihracat sorunumuz hallolur” demiş.

ticaret bakanlığı konjonktür dairesi’ne göre, enflasyon azalmış, fert başına milli gelirimiz artmış… ımf rapor yazmış, “faize devam” tavsiyesinde bulunmuş.

elektriğe zam gelmiş. suya zam gelmiş. benzine zam gelmiş. yalaka basın o zamanlar da yalakaymış, “son zamma rağmen, normal benzinde avrupa’dan ucuzuz” başlığı atılmış!

ürdün kralı’nı çankaya’da ağırlayan kenan evren, “arapları inanarak destekliyoruz, seviyoruz” demiş… altın tabak içinde lüfer ve fıstıklı baklava ikram edilmiş.

ırak’tan türkiye’ye geçerken dicle nehri’nde boğulan 10 kişinin cesedi bulunmuş… “apo’cu oldukları sanılan” kişilerin üzerinde “kalaşinkof diye tabir edilen otomatik tüfek var”mış… (ne pkk’dan haberi var o zamanlar memleketin, ne kalaşnikof’tan yani.)

federal almanya dışişleri bakanı “türkiye 1986’da aet üyesi olur” demiş! (federal almanya bile yok artık.)

ulusal ermeni komitesi, “amerikan senatosu’na 36 ermeni’nin girdiğini” açıklamış… (giriş o giriş.)

işsiz sayısı artıyormuş, 613 bin kişiye yükselmiş… (613 bin mi?)

“doğalgaz diye bir yakıt var”mış, “iran’dan döşenecek boru hattıyla senede 8 milyar dolar kazanacak”mışız… (bu kafaya az bile döşemişler!)

değerli gençler…

kabak gibi görüldüğü üzere, sorunlar aynı sorunlar… tek farkı, hepsinin büyümüş olması.

o günlerde de, analarınıza babalarınıza “evet” deyin, hepsini halledeceğiz dediler… halbuki anayasayla manayasayla ilgisi yok bu işin… bugün “sivil anayasa” diye kakalamaya çalıştıkları metin de, yukarıdaki sorunların hiçbirine derman değil.

evet-hayır dayatmasına takılmayın, “bırak şimdi sen bundan sonra ne yapacağını… ne yaptın bugüne kadar?” diye sorun.

kaynak: hürriyet, 24 temmuz 2000

“Al sana 12 Eylül…” için 2 yorum

  1. şimdiye kadar “ne yaptın?” ya da “ne yaptınız?” sorusu, değneğin iki ucuna da sorulmalı! yığınlar, seçeneksiz bırakılarak, değneğin iki ucuna zorlanıyor. “bıyık”la “sakal” arasında tercih dayatılıyor… ama aldatılan yığınların üçüncü bir (boykot) seçeneği yok değil! iğne ucu kadar ışık da olsa, bundan gayri, yığınların, emekçi ve demokrasi güçlerinin, ulusal-demokratik kürt hareketinin ve kürt halkının bir seçeneği olmalı. kendiliğindenci bir akışa ve bunların insafına terk edilmemeli ortam. zira iğne ucu kadar ışık da olsa; korkutuyor bu yarasaları ve korkutmalı da. korkuyu yenemezsek, korkutanları da yenemeyiz. hele de kürt halkı, bu kan emicilerinden korkma korkusunu yenmiştir. türkiye halkı da vatan-millet-sakarya, kuran-bayrak-ezan… arasında sıkıştırılmışlığı aşarsa, yıllardır bu içi boşaltılmış propaganda ve ajitasyon bombardımanından kendisini kurtarırsa, bölündük-bölünüyoruz korku ve sendromundan kurtulursa, korkuyu da aşarsa… işte egemenler ve kandan beslenen yarasalar da bundan kaygılanıp korkuyorlar! ya bu sendromu aşarsa türkiye halkı ve birleştirirse kendini kürt yoksullarıyla; işte, iğne ucu kadar ışık, korkutuyor bu kan emici yarasaları… korkuyu yendik ha yeneceğiz; sonrasında korkutanları yenmek mi? saman alevi gibi uçuşurlar!

    “onlar, korkuyorlar bizim birliğimizden
    korkuyorlar düzenlik, dirliğimizden.
    onlar korkuyorlar, hatta birbirlerinden;
    bizler ne demeye, kimden korkuyoruz ki?”
    (***)

    atelier des cultures anatoliennes

  2. sevgili yalçın, sayın umur talu yazılarınıda takip edersen nefis şeyler bulursun.

    sayın talu bir tek düpedüz kaymadığı kalıyor ama anlayan kim…

    bir yazışmamızda ben bunları dipsiz kuyuya atıyorum dedi.

    “dipsiz kuyu” köşesinin adı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s