referandum ve türkiye birleşik işçi partisi

akp’nin anayasa değişiklik paketine neden “hayır” diyoruz?

türkiye her geçen gün daha büyük bir hızla felakete doğru sürükleniyor. türk halkımızla kürt halkımız arasına nifak tohumları saçılıyor. insanlar birbirlerine düşman gözüyle bakmaya başlıyorlar. ülkenin birçok yerinde küçük bir kıvılcıma sebebiyet verebilecek bir tahrik her an büyük bir yangın başlatabilir. bu durum karşısında hükümet ne yapıyor? çözüm yolu arayacağına muhtemel bir yangına körükle gitmeye hazırlanıyor: mevcut ordunun yerine yıllardır amerikan devletinin dayattığı profesyonel orduya geçişi sağlamaya çalışıyor. türklerle kürtleri yeni bir anayasada eşitleyecek bir “açılım” yapıp havadaki gerginliği yatıştıracağına anayasa değişiklik paketinde bu konuya hiç değinmemeyi ya da görmemeyi tercih ediyor. dahası büyük bir pişkinlikle dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan 12 eylül kenan evren anayasasının yüzde 10’luk seçim barajının aynen kalmasını savunuyor. demek ki, hükümet kürt meselesinin çözümü konusunda samimi değil. o halde ne yüzle referanduma sunmakta olduğu pakete “evet” oyu bekliyor?

akp hükümetinin “bize teğet geçti” diyerek hafife aldığı uluslararası ekonomik kriz daha şimdiden çalışabilir her dört gencimizden birinin işsiz kalması sonucunu verdi. kadın işçiler işlerinden ilk atılanlar oluyor. yoksul köylülerimiz ülkemizde emperyalist şirketlerin istekleri doğrultusunda tarım ve hayvancılığın bilinçli olarak hükümet eliyle yok edilmesi sonucu kaderleriyle başbaşa bırakılmış durumdalar. emeklilerimiz aldıkları sefalet ücretleriyle ayın bir haftasını bile zor geçiriyorlar. herkes kriz sırasında bile milyarlarca dolar kâr ettiklerini utanmazca ve iftiharla açıklayan yerli ve yabancı bankalara esir olmuş halde borç batağında yüzüyor. kimsenin geleceğe güveni ve umudu kalmamış durumda. ülkemizin faal nüfusunun sadece yüzde 3’ü sendikalı, geri kalanlarsa eğreti çalışma koşullarında taşerona bağlanmışlar. artık neredeyse bütün bir toplum zenginlerden sadaka bekler halde. akp hükümeti yarattığı bu toplumun insanlarından mı referandumda “evet” oyu bekliyor?

yargıyla ilgili düzenlemelerdeki büyük yalan

türkiye’de yargı kuşkusuz hiçbir zaman “bağımsız” olmadı. zaten üretim araçları üzerinde özel mülkiyetin hâkim olduğu hiçbir rejimde de yargının mutlak bağımsızlığından söz edilemez. böyle bir ülkede yargı son tahlilde hep egemen sınıfların ve onların devletinin çıkarlarını kollamak ve tabii egemen sınıflar arasındaki dengeleri sağlamakla yükümlü olup, ezilen sınıfların taleplerine onların örgütlü mücadelelerinin gücüyle orantılı olarak yanıt verme durumundadır. yani bir başka ifadeyle işçi sınıfının ve çalışanların örgütlü mücadelesi ne kadar güçlü olursa yargı o kadar onların taleplerini göz önünde bulundurmak zorunda kalır, tersi durumda da pek kaale almaz, meğer ki egemen sınıfların kendi içinde bir çatlak olmasın. bunun sonucu olarak 12 eylül’den bu yana örgütlü işçi sınıfı genellikle zayıf durumda olduğu için yargı kararları ezici bir çoğunlukla patronların çıkarlarını fazlasıyla gözetmiş buna mukabil işçilerin talepleri göz ardı edilmiştir. dolayısıyla başka bir dönemde hiçbir şekilde yapılamayacak özelleştirme ve satışlar gerçekleştirilebilmiştir. bununla birlikte egemen sınıflar arasındaki çatışmalar bazı durumlarda yargının yavaş hareket etmesine neden olmaktadır ki, satışçı ve özelleştirmeci akp hükümetinin buna tahammülü yoktur. akp yargı kararlarında uluslararası şirketlerin taleplerinin mutlak olarak yerine getirilmesini istediği için yargı üzerinde yürütmenin yani hükümetin gücünü arttırmak istemekte, yargının sınıflar mücadelesinden hiçbir şekilde etkilenmeksizin yerli ve yabancı büyük şirketlerin çıkarlarını gözetmesini istemektedir. 12 eylül darbecileriyle üst düzey generallerin eylemlerinden dolayı yüce divanda yargılanacakları iddiaları koca koca yalanlardır. 12 eylül’de kenan evren’in bile almaya cesaret edemediği yetkileri bugün cumhurbaşkanına ve hükümete devretmek nasıl bir “demokratikleşme” ola ki? tam tersine, bu, var olan demokrasi kırıntılarının bile yok edilmesi anlamına gelmiyor mu? işçi sınıfı ve çalışanlar kendi mücadelelerini dikkate almak zorunda kalacak bir yargıyı bundan hiç etkilenmeyecek bir yargıya her zaman tercih ederler. akp hükümetinin yürütmeyi sınırsız bir şekilde güçlendirmesi (ileride bir başka patron partisi iktidara geldiğinde de) her tür demokratik gelişmenin önünü keseceğinden işçi sınıfı açısından kabul edilemez bir değişikliktir.

grev ve toplu sözleşme hakkıyla ilgili büyük yalan

türkiye’de 12 eylül 1980’den bu yana özellikle özel sektörde işçilerin grev yapması neredeyse imkansız hâle getirilmişti. bu sadece 12 eylül anayasası’nda işçilerin grev hakkına getirilen sınırlamalarla ilgili değil aynı zamanda patrondan yana düzenlenen çalışma yasalarıyla da pekiştirilmiş bir imkansızlıktı. bununla birlikte 12 eylül 1980 anayasası’nda grev hakkı ve lokavtı düzenleyen 54. maddenin 7. fıkrasındaki “siyasi amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer direnişler yapılamaz” hükmü kaldırılmıştır. sanırsınız ki akp hükümeti işçilerin bütün bu şer(!) eylemlerine artık ses çıkartmayacak! bunun böyle olmadığını gene 12 eylül 1980 anayasası’nın aynı 54. maddesinin 8. maddesine hiç dokunmayarak akp hükümetinin ne kadar da “demokrat” olduğunu görmek mümkün. akp’nin kılına bile dokunmadığı 8. fıkra aynen şöyle diyor: “greve katılmayanların işyerinde çalışmaları, greve katılanlar tarafından hiçbir şekilde engellenemez.” cambaza bak!

gene aynı “büyük demokrat” akp hükümeti memurlar ve kamu görevlilerinin toplu sözleşme haklarıyla da şöyle bir madde değişikliği düzenlemesi yapıyor:” memurlar ve kamu görevlileri toplu sözleşme yapma hakkına sahiptirler. toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar kamu görevlileri hakem kurulu’na başvurabilir. kamu görevlileri hakem kurul kararları kesindir ve toplu sözleşme hükmündedir.” patronların ve patron hükümetlerinin sayısının çoğunlukta olduğu bir kuruldan nasıl karar çıkar? gene aynı cambazlık! ve demokratikleşme yalanı!

ekonomik ve sosyal konsey’in anayasal bir kurum haline getirilmesi

1961 anayasası’nın planlı ekonomiyi ön plana çıkaran hükümleri önce 12 mart 1971’de ve daha sonra da 12 eylül 1982’de serbest piyasa lehine budanmış ama bütün bunlar yetmemiş ve şimdi yeni bir değişikliğe uğratılmak isteniyor. 1961 anayasası’nın devlet planlama teşkilatı ve 5 yıllık kalkınma planı bölümleri en son 1982 anayasası ile kuşa çevrilmiş ama gene de mahcup bir biçimde korunmuştu. nitekim 1982 anayasası’nın 166. maddesindeki “planlama” başlıklı bölüm şimdi “planlama / ekonomik ve sosyal konsey” olarak değiştirilmek isteniyor. 1982 anayası’nda var olan bu maddede, (…) yatırımlarda toplum yararları ve gerekleri gözetilir (…) gibi piyasa düşmanı (!) ibareler yer aldığından bunların etkisizleştirilebilmesi için ve bir anlamda geçmişin artık kalmamış olan devlet planlama teşkilatı’nın yerini almak üzere kamuyu değil serbest piyasayı savunan bir korporatist kurum olarak ekonomik ve sosyal konsey getirilmek isteniyor. adı ekonomik ve sosyal konsey olarak anılacak bu kurum anayasal bir nitelik kazandığında doğal olarak bütün ekonomik hayatı anayasal meşruiyet içinde düzenleme imkanına kavuşacak ve doğal olarak toplum yararlarını gözetmeyip sadece yerli ve yabancı büyük patron şirketlerinin çıkarlarını ön planda tutacaktır. cambazlıkta dur durak yok! yeter ki işçi sınıfına ve çalışanlara düşmanlık zemini sağlam olsun!

“yerindelik” sahtekârlığı

12 eylül 1980 anayasası’nda bile kamu yararı başlıkları altında çeşitli maddeler vardır. söz gelimi 1982 anayasası’nın 43. maddesi “kamu yararı” ana başlığı altında ” (…) deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir (…) deniyor. aynı durum yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla ormanlarla ilgili olarak da söz konusudur. akp hükümetinin şimdi getirmek istediği “yargı yetkisi hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz” (madde 125’e ek) eklemesiyle benzer yerlerin yerli ve yabancı çokuluslu şirketlere satışının önündeki bütün pürüzler kaldırılmak isteniyor. işte bu yerindelik sahtekârlığıyla bütün kamusal zenginlikler muazzam bir yağmaya açılıyor. ve bu yağma anayasal bir zırha bürünüyor.

tek çözüm: kurucu meclis!

türkiye birleşik işçi partisi (tbip) yukarıda sıraladığımız bu gelişmelerin ve değerlendirmelerin ışığında bütün bu sorunların çözümünün washington ve brüksel’den yönetilmeyecek, türk-kürt eşitliğini sağlayacak egemen bir kurucu meclis için demokratik bir seçimden geçtiğini ilân eder. bunun için her şeyden önce mevcut seçim sisteminin ve partiler yasasının değiştirilmesini talep eder. bütün partilerin, genel bir seçimde aldıkları oy oranında bu kurucu meclis’te temsil edilebilmeleri için yüzde 10 barajının kaldırılmasının yanı sıra, kurulu bütün partilerin istedikleri takdirde seçimlere katılabilme hakkına sahip olmalarını, bütün partilere eşit propaganda hakkı verilmesini, yüz kızartıcı suçtan hüküm giymemiş bütün hükümlülerle tutukluların seçimde aday olabilmelerini ve seçildikleri takdirde kurucu meclis’e girebilmelerini savunur.

tbip bu çözüm önerisini fiilileştirebilmek için ülkemizin bütün işçi, köylü, kadın, gençlik, emekli ve işsizlerine ve onların örgütlerine aşağıdaki eksiksiz demokrasi programı çerçevesinde böyle bir meclisin “aşağıdakiler” tarafı olmak için bir kurucu meclis hareketi inşa etmeyi öneriyor.

ülkenin demokratik bileşenlerini meydana getiren bütün güçlerin özgür katılımıyla nispi temsil ve genel oy usulüyle seçilecek ve bütün yetkileri elinde toplayacak bir kurucu meclis seçimi önümüzdeki tek çözümdür. bu kurucu meclis akp hükümetinin kıskançlıkla savunduğu 12 eylül anayasası’nı değiştireceği gibi, ülkemizin nato’dan ve ab’den bağımsızlaşmasına da karar verecektir. ülkemizi meydana geiren halklar kendi aralarında barış ve kardeşliğin tesisini istiyorlar. oysa barış ve kardeşliğin ve tabii eşitliğin tesisi ab ve nato’nun hâkimiyetine son vermeyi gerektiriyor. hem bağımsızlıktan söz edip hem de nato’nun ülkemizdeki varlığına ve amerikan askeri üslerine ses çıkartmamak sahtekârlıktır. hem bağımsızlıktan dem vurmak hem de ab’ye karşı çıkmamak ikiyüzlülüktür.

bütün bunları sağlamak için türkiye’de eksiksiz bir demokrasi yerleştirilmelidir. bu demokrasi türkiye’de yaşayan emekçilere, köylülere, gençlere, kadınlara, emeklilere onurlu yaşama imkânı sunmalıdır. bunun gerçekleşebilmesi içinse:

*memleketimizi yıkan bütün özelleştirmeler derhal durdurulmalı,
*bugüne kadar satımı gerçekleştirilmiş bütün stratejik işletmeler derhal yeniden kamulaştırılmalı,
*kamu hizmetleri kendilerine ayrılacak yeni tahsisatlarla yeniden yürürlüğe sokulmalı,
*bütün sendikal haklar eksiksiz sağlanmalı,
*çalışanların ve emeklilerin ücretleri derhal arttırılmalı, sosyal güvenlik sistemi güçlendirilmeli, özel sağlık ve emeklilik sigortası uygulamalarına son verilmeli, taşeron çalışma ve işten atmak yasaklanmalı, herkese iş verilmeli,
*düşünce, örgütlenme, din ve vicdan özgürlüğü tam olarak sağlanmalı,
*türkiye’nin bütün halkları arasında eşitlik sağlanmalıdır.

tbip bu tam ve eksiksiz demokrasinin hayata geçebilmesi yolunda bir kurucu meclis hareketinin başlatılabilmesi için öncelikli olarak 12 eylülcü akp anayasa değişiklik paketine hayir denmesini zorunlu görür. meseleye sınıf çıkarları açısından baktığımızda- ki başka türlü bakma şansımız olmadığını yukarıda gördük- evet ile hayir tercihlerini sınıf mücadelesinde barikatın iki yanı olarak tanımlıyoruz. bu referandumda hayir oylarının kazanması işçi sınıfının mücadelesinin kazanması, evet ise kaybetmesi anlamına gelir. bu noktada hangi burjuva partisinin esas olarak gelecek yıl yapılacak seçim kaygılarıyla ne tür oy vereceği bizi zerre kadar ilgilendirmez. kaldı ki, eğer akp bu referandumdan zaferle çıkarsa, emin olun ki, bizi seçimlerden sonra 12 eylül anayasası’na bile rahmet okutacak ab normlarında gerici bir piyasacı anayasa bekliyor olacaktır. üstelik seçimleri akp’nin kaybetmesi durumunda bile yeni iktidar (hangisi olursa olsun) açılan bu yoldan yürüyecektir.

kaynak: türkiye birleşik işçi partisi

One thought on “referandum ve türkiye birleşik işçi partisi”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s