13 Eylül 2010’da Nasıl Bir Türkiye?

Ulaş Başar Gezgin

Halkoylamasından evet çıkarsa, iktidar, halka hesap verme yükümlülüğünün kırıntılarından bile kurtulacak. Hayır çıkarsa iktidar, çoğunluk olmadığının farkına varacak, eski gücünde olmadığını anlayacak. BDP’nin boykotu bölgede büyük bir yüzdeye ulaşırsa, iktidara bir ders olacak.

“Evet” çıkarsa

“Evet” çıkarsa, demokrasi daha genişlemiş olmayacak. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP9, Kürtçe TV ve yasal 1 Mayıs tatili gibi “açılımlar”ı demokratikliğinin kanıtı olarak önümüze sürüyor. Oysa, haklar verilmemiş, alınmıştır. AKP’nin bugün verdiğini ileri sürdüğü birçok hak, on yıllardır verilen mücadelenin ürünü.

“Evet” çıkarsa, demokrasi daralacak; çünkü yalnızca yargı ele geçirilmiş olmayacak; insan hakları ihlallerinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gidilmesi için tüketilmesi gereken iç yargı yolları uzatılacak. Ankara’daki hukuk kurumları, tek tük de olsa, işçilerden yana ve özelleştirme karşıtı kararlar alabiliyordu. Şimdi bunlar da ortadan kalkmış olacak. “Evet” çıkarsa, sermaye daha güçlü; işçiler daha güçsüz olacak. Sermaye örgütleri de “evet” diyor zaten. İşlerine geliyor ki “evet” diyorlar.

“Evet” çıkarsa, hesap verme yükümlülüğünden kurtulduğunu düşünen iktidar laiklikte gerilemeler yaşatacak uygulamalarını artırabilir. Sözgelimi, düşündüğü her okula bir mescit, kız-oğlan ayrı okullar gibi uygulamalar da söz konusu olabilir. Kemalizm’in eleştirilecek yanları olsa da; laiklik, solun olmazsa olmazıdır.

“Evet” çıkarsa, 12 Eylülcüler yargılanabilir mi? Olanaksız olduğunu söyleyen hukukçular var. Ancak, 12 Eylülcüler yargılansa bile; bunlar, birkaç simgesel kişilikle sınırlı kalacaktır. İktidarın bu tür konulara yaklaşımı, birkaç kişiye suçu atıp onları günah keçisi ilan ederek sistem sorununu gözden kaçırtma biçiminde. Yani iktidar, bir yandan, birkaç 12 Eylülcüyü yargılayıp bir yandan da kendi sivil dinci darbesine devam edebilir. Bunda bir engel yok.

“Evet” çıkarsa, iktidar, halka hesap verme yükümlülüğünün kırıntılarından bile kurtulacak. “Evet” çıkarsa, iktidar, kimseye sormadan, yeni anayasa değişiklikleri getirmeyi sürdürecek.

“Hayır” çıkarsa

“Hayır” çıkarsa, iktidar, kendi kafasına göre, toplumsal uzlaşmaya dayanmayan bir anayasa yaptığında kabul görmeyeceğini anlamış olacak. Bu durumda, ya yeni seçimlere dek daha uzlaşmacı bir tarzda birkaç maddeyi geçirmeye çalışacak ya da tümüyle pes edip seçimleri bekleyecek.

“Hayır” çıkarsa, “biz halkın iradesini temsil ediyoruz” söylemi, tarihin çöp kutusuna atılacak. İktidar, dinsel tabanla genişletilmiş de olsa; çoğunluk olmadığının bir kez daha farkına varacak ve artık eski gücünde olmadığını anlayacak.

“Hayır” çıkarsa, birkaç 12 Eylülcünün göstermelik olarak yargılanması yerine (ki bu bile olası değil), 12 Eylül anayasasının tümüyle değiştirilmesi için bir olanak doğacak.

AKP anayasasına “hayır” demek, yalnızca, anayasa değişikliğine ve AKP’ye “hayır” demek değil; aynı zamanda, anayasanın, kim yaparsa yapsın, toplumsal uzlaşı olmadan, kendi çıkarlarına uygun olarak, kapalı kapılar ardında değiştirilmesine “hayır” demek anlamına geliyor. “Hayır” demek, 12 Eylül anayasasını makyajlayıp büyük bir demokrasi açılımı olarak pazarlamaya “hayır” demek anlamına geliyor. “Hayır” çıkarsa, toplumun gerçek sorunlarına karşılık gelecek bir anayasa için daha çok umut olacak.

Aslına bakarsak, “evet”in sonuçları, “hayır”ın sonuçlarından daha belirgin. “Hayır”, statükoyu olumlamanın tersine, yeni olasılıklar ortaya çıkarıyor.

Ya “boykot”?

Boykot, devrimci tavır; ancak, pratik değil. Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) bölgesel boykotu, anlamlı. Boykot, bölgede, büyük bir yüzdeye ulaşırsa; bu, iktidara bir ders olmuş olacak. Ancak, Diyarbakır’daki çeşitli sivil toplum örgütlerinin boykotu desteklemeyen açıklamaları; boykotun yaygınlığını kuşkuya düşürüyor.

Yine de, boykot, edimsel olarak en kolay eylem: Sandığa gitmek, daha çok enerji gerektiriyor. Bölgede boykot, anlamlı olabilir; ancak, ülke genelinde sol bir boykotun bir etkisinin olacağını söylemek zor. Boykotu az sayıda insan gerçekleştirirse, bir tepki olduğu bile anlaşılmayabilir; oy vermeme, umursamazlığa, siyasetdışılığa ya da pazar tembelliğine/sefasına yorulabilir. Boykot, ancak, solun sayıca güçlü olduğu bir tarihsel kesitte başarıya ulaşabilir. BDP’nin boykotunun başarısı da, yine, boykot edenlerin sayısına bağlı olacak.

Öyleyse?

12 Eylül 2010 Anayasa değişikliği halkoylamasında “hayır” oyu, daha hayırlı olacak. Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin “hayır” demesinde, sol için zarar yok. Sonuç, kiminle yan yana durulduğundan daha önemli. Ayrıca, bu halkoylaması, sol için bir turnusol kağıdı niteliği taşıyor.

Halkoylamasından sonra da, sol, hayır ve boykot cephesi olarak ortak çalışmalar düzenlemeli; hayırcılarla boykotçuların kavga etmesinden çok birlik olması için çaba gösterilmeli. Boykot cephesi ve “hayır”daki Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP)- Emeğin Partisi (EMEP)- Türkiye Komünist Partisi (TKP)-Halkevleri, vd. birlikteliği, ancak bu biçimde, iktidar hedefi olan bir sola evrilebilir.

Sol, bugüne dek çok bölündü. Halkoylaması, sonunda onları birleştirebilecekse, “hayır”lı bir iş sayılmalı… (UBG/TK)

Kim kimdir?
Ulaş Başar Gezgin, Dr. Avustralya merkezli Royal Melbourne Institute of Technology (RMIT) üniversitesinin Vietnam yerleşkesinde iktisat dersleri veriyor.

Kaynak: Ho Chi Minh kenti – BİA Haber Merkezi, 05 Eylül 2010, Pazar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s