Siz Alevi olsanız ne yapardınız?

Hayri Cem & Necdet Saraç

Mehmet Ali Erbil’in canlı programda ‘Mum söndü mü yapıyoruz burada?’ demesi bazı gazete ve TV haberlerin “inanılmaz gaf” olarak adlandırıldı ve geçiştirildi. Mehmet Ali Erbil, yaptığı “gafı” telafi etmek için çıktığı Hakan’ın Tarafsız Bölge programında yaptığı açıklama özrünü kabahatinden büyük hale getirdi. Erbil, “’mum söndü mü yapıyoruz burada?” ifadesini “iyiniyet” olarak niteleyerek “benim iyi niyetli de olsa ağzımdan çıkan bir söz onları incitmişse çok özür dilerim” dedi. “İyiniyetli” Erbil üstelik çok masum havalarda “ben bunu bilsem ben Mehmet Ali Erbil olarak nasıl böyle bir şey söylerim” deyiverdi. Ahmet Hakan’da “Erbil’in kötü bir niyeti olmadığını anlaşılan sadece bilgisizlikten kaynaklanan bir kazanın sözkonusu olduğunu” söyleyerek olayı kapattı.

Alevi toplumu biliyor ki, bu söylem ne bir “gaf”, ne bir “iş kazası” ne de “bilgisizlik”. Bu söylemlerin hepsi açıkça yalan! Mehmet Ali Erbil “Mum söndü”nün ne anlama geldiğini bilmeyecek! Kimi kandırıyor? Aleviler de, Sünniler de bunun bir hakaret oldarak kullanılageldiğini çok iyi biliyorlar.

Bu kararlamalar yüzyıllardır sürüyor. Bazıları bu karalamayı kasten kullanırken, bazıları da dedelerinden, ninenelerinden duydukları bu karalamayı uluorta kullanmakta bir sakınca görmüyor ama tepki aldıklarında, “ben demiyorum, başkaları söylüyor” diye kıvırtırlar…

Aslında bu karalamalar, hakim güç durumundaki Sunni çoğunluğun sistematik bir propogandasıdır. Tarihten bazı örnekler vererek bu karalamanın nasıl sistematik işlendiğine tanık olalım:

1) Daha referandumda “Alevilerin katli vaciptir” diyen Şeyhülislam Ebusuut Efendi’yi “örnek insan, büyük alim” diye gösteren sayın Başbakanımız RTE değil miydi? Tarihteki binlerce şeyhülislam arasından Ebusuut Efendi’nin seçilmesi bir tesadüf müydü?

2) RTE, Ergenekon, balyoz, sarıkız vs adlar altında açtırdığı davalarla sözde geçmişin pislikleri ile hesaplaştığı imajını yaratmak istiyor. Ama bugüne kadar, 12 Eylül darbesi dönemi ve öncesinde yaşanan Çorum ve Maraş Alevi katliamları ile ilgili bir dava açtı mı? Bu olayları telafuz bile etmedi.

3) İstanbul Belediye başkanı iken, belediyenin greyderleri, kepçeleri, dozerleriyle Karacaahmet Dergahını yıkmak için didinip duran RTE değil miydi? Oysa RTE Karacaahmet Dergahının Aleviler için ne kadar önemli olduğunu herkesten daha iyi biliyor. Zaten bunu bildiği için bu dergahı yok etmek istemişti.

4) Alevilerin ibadet yerleri olan “Cemevi cümbüş evidir” diyen zat-ı muhterem şimdi Başbakan yardımcısı değil mi?

5) Bu hükümet ve iktidarı elinde tutan güçlerden Alevi açılımı beklemek büyük saflıktır. Ancak Aleviliğe yönelik bu saldırılar yeni olmadığı gibi Cumhuriyet’in kuruluş döneminden itibaren de sistematik olarak işlemeye devam etti. Cumhuriyet dönemi aydın ve yazarları da bu karalamaya dahil oldular. Bunlardan bazı örnekler;

  • Yıl 1923: (Son baskı 1999): Türk edebiyatın önemli isimlerinden Yakup Kadri Karaosmanoğlu, ‘Nur Baba’ adlı romanındaki bölüm başlıklarından biri şöyle: “Bir Bektaşi Tekkesinde Mumlar Nasıl Söner”…
  • Yıl 1971: Reşat Nuri Güntekin’in Aleviler’i aşağılayan “Balıkesir Muhasebecisi Tanrı Dağı Ziyafeti” adlı eserinin 13. sayfasındaki diyalog şöyledir: ’‘Karı amma vurdu ha. Eh bu da olur… Kızılbaşların mum söndü gecesi gibi töbe olsun…’’ Kitap MEB tarafından basılır ve dağıtılır.
  • Yıl 1973: Hüseyin Rahmi Gürpınar ‘Toraman’ adlı romanında şöyle yazar: “Tanrım insanı bir kere şaşırtmasın. Herif artık bu hırtlamba karının yüzüne bakmaktan bıktı. Karşısında dolaşan ay gibi evlatlığı görünce kendini tutamadı. Mezhebi geniş adam…Kızılbaş mıdır nedir…”
  • Yıl 1977: Prof. Nebahat Küyel için “Felsefeye Başlangıç” adlı kitabında Aleviler’e hakeret ettiğinden dolayı dava açıldı.
  • Yıl 1989: Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulunun 2 Mart 1989 tarih ve 1420 sayılı yasa ile eğitim ve öğretim açısından uygun bulduğu İngilizce sözlükte Ensest sözcüğünün Türkçe karşılığı şöyle yazılmış: “Akraba ile zina, Kızılbaşlık”! Aynı ifade Milli Eğitim Bakanlığı FONO Açık öğretim kurumu tarafından Aydın Karaahmetoğlu ile Ali Bayram’a hazırlanan Fransızca-Türkçe sözlükte değişmeden yer almış: “Akraba ile zina, Kızılbaşlık.”
  • Yıl 2004: Yine Milli Eğitim Bakanlığı, tarafından ilk ve ortaöğretim öğrencilerine önerilen 100 Temel Eser arasında yer alan Ömer Seyfettin’in “Harem” adlı yeni baskı kitabında “…Evvel zamanda, insanlar daha hayvanlara pek yakın iken, ferdi izdivaç yokmuş. Sürü halinde yaşarlarmış. Kabilenin bütün erkekleri, bütün kadınların musavi surette kocası imiş. (…) Doğan çocukların anası babası da kabilenin, bütün halkı imiş. Bu hal ayin gibi hala bazı cemaatlerde devam eder. Mesela Kızılbaşlar gibi… Ne ise…”
  • Yıl 2005: Haldun Taner’in Milli Eğitim Bakanlığı, tarafından ilk ve ortaöğretim öğrencilerine önerilen 100 Temel Eser arasında yer alan “Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu’ adlı (yeni baskı) kitabında yer alan iki cümle ise şöyle: “Bırak alasen müdür bey. Bazen kanıma dokanıyor vallaha. Sen onun oruçlu olduğuna inanıyor musun? O ne hinoğluhindir o, ne kahpe dinli kızılbaştır o! Müslüman olsa acımak bilir.” … “Ve iste o anda, tövbeler olsun, abla-kardeş, Kızılbaşlar gibi sarmaş dolaş oluverdik.”
  • Yıl 2007: İnternetten Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne girip “mum söndü” diye yazdığınızda karşınıza şu cevap çıkıyor: ” Cem ayinlerinde, aydınlatmak için kullanılan mumun tören bitiminde söndürülmesinin yanlış yorumlanmasıyla ortaya çıkmış bir inanış.”

6) Yukarıdaki yazılı belgelere ek olarak bir de sözleriyle tacizde bulunup sonra, Mehmet Ali Erbil gibi “yanlış anlaşıldım” diyenler var. Hatırımda kalan örnekler;

  • Yıl 1977: Dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan, “Aydınlık Türkiye İçin Bir Dakika Karanlık” eylemleri için “Mum söndü oynuyorlar” dedi.
  • Yıl 1988: Zaman Gazetesi’nin bulmaca köşesinde soruyor; “Ehli sünnet dışı sapık bir mezhep?” Cevap: Aleviler.
  • Yıl 1994: Güner Ümit 9 Ocak tarihinde televizyon programında hamile bir kadın rolündeki arkadaşına sanki çok doğalmış gibi “sen Kızılbaşlar gibi babandan mı aldın o çocuğu” der.
    Yıl 2007: Yer Almanya ve ARD televizyonu: Bir dizi filmde bir Türk ailesi Alevi olarak gösteriliyor ve “mum söndü” çağrışımı işleniyor.
  • Yıl 2009: 2009 ağustos ayında yine Star Tv’de yayınlanan bir izdivaç programında 42 yaşındaki talibini kabul etmeyen 82 yaşındaki bir bunağın “Kızım ben Kızılbaş mıyım?” diye sunucu soru sorması.

Bu örneklerin hepsi “gaf”, hepsi “iş kazası”, hepsi “tesadüf”. Sonra da kendilerinin iyi niyetlerine inanmamızı bekliyorlar. Pes doğrusu!

Siz Alevi olsanız ne yapardınız?

“Siz Alevi olsanız ne yapardınız?” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s