12 Mart Sonrası Gençlik Hareketi

12 Mart Muhtırası ile başlayan olağanüstü dönemin baskı uygulamalarının başlıca hedeflerinden birisi de üniversite gençliğiydi. Önce efsanesi bütün toplum katlarına yayılmış bulunan Dev-Genç kapatıldı ve yöneticileri hakkında dava açıldı, sonra hemen hemen bütün üniversitelerde polis karakolları kuruldu; yüzlerce Dev-Genç’li tutuklandı. Böylece 1971-72’lerde üniversiteler, devrimci gençler için önderlerinin ard arda gelen ölüm haberlerinin yarattığı ağır hava içindeki kasvetli yalnızlıklarının sürdüğü ortamlara dönüştü. Ancak, bir kolektif örgütlenme mirası olarak Dev-Genç’in ruhu, rejimin baskısına tepki duyan öğrenci kitlesi arasında 12 Mart’ın baskı günlerinde de yaşar kaldı. Merkezî örgütlenme kapatılmış, ancak geleneğin kökü kazınamamıştı. Yüksek öğrenim kurumlarında, 12 Mart öncesinde olduğu gibi devrimci gençlerle faşistler arasındaki saflaşma bu dönemde açık çatışma karakterini yitirmekle birlikte örtük de olsa varlığını sürdürüyor, hatta zaman zaman öğrenci temsilcilikleri seçimlerinde anlık çatışmalara da dönüşebiliyordu. Muhtıra arifesinde, sosyalist kamptaki siyasal bölünmeler sonraki sıkıyönetim döneminde de varlıklarını sürdürdüler.’60’ların sonları ile ’70’lerin başlarında gençlik hareketinin karakteristikleri itibariyle bir süreklilik gösterdiği söylenebilir. Bu dönemde yeni kurulan İYÖKD, ADYÖD gibi öğrenci gençlik örgütleri, Dev-Genç’in yalnızca mücadele mirasını devralmakla kalmıyor, aynı zamanda onun devrimci eğilimlerin çeşitliliğinden oluşan katılımcı karakterini de yeniden üretiyorlardı.

Askerî müdahalenin hükmünü icra ettiği yıllarda, gençlik, kendi sorunlarını tartışmak ve çözümler üretmekten çok, baskı altındaki bir cemaatin dayanışma ruhu içinde yaşıyordu.

Ancak bu hava uzun sürmedi. Yeni dönemin kendine özgü özellikleri 1973 içinde kendisini göstermeye başladı. Devrimci kamptaki ilk bölünme, 12 Mart Muhtırasından sonraki silahlı eylemler karşısında takınılacak tavır konusunda ortaya çıktı. Bu, dönemde THKP-C önderliği içindeki ayrışmaya da bağlı olarak yükselen “Kıvılcımlı” sempatisine karşı yüksek öğrenim gençliği içinde THKP-C, THKO ve TİKKO sempatizanları ortak bir eleştirel cephe oluşturdular.

Aslında yükselen bu “Kıvılcımlıcılık” dalgası, Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın eserinin ve siyasal çizgisinin tutarlı bir incelenmesinden çok; Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın çizgisinin izlenmesi halinde, 12 Mart terörü karşısında silahlı eylemin uğradığı yenilgiye uğranılmış olmayacağına ilişkin olarak Yusuf Küpeli ve Münir Aktolga’nın ileri sürdükleri varsayımların, yaşanan bozgun ve hayal kırıklıklarının devası olarak benimsenmesinden kaynaklanıyordu. Yukarıda yaşanan bu ayrışma anında, üniversitelerde devrimci gençlik içindeki cemaat dayanışması havası yerini söz konusu bölünmenin gölgesi altında süren gençlik örgütlenmesi tartışmalarına bıraktı.

İstanbul Yüksek Öğrenim Kültür Derneğinin (İYÖKD) Kuruluşu

12 Mart sonrasında kurulan ilk devrimci gençlik örgütü İYÖKD idi. 1973’de İstanbul üniversitelerinde okuyan devrimci öğrenciler, merkezi bir örgütlenme ihtiyacı içinde farklı yüksek okullardaki devrimci çevreler arasında bir tartışma süreci başlattılar. 12 Mart öncesi gençlik hareketinde yer almış öğrenciler 12 Mart koşullarının henüz bütünüyle ortadan kalkmadığını, legal bir örgütlenme olanağının bulunmadığını savunurken, eski örgütlenmelerden arta kalan unsurlar da yasal örgütlenmenin devrimcileri “deşifre edeceği” gerekçesiyle bu çabayı soğuk karşılıyorlardı. Daha çok 12 Mart sonrası devrimci mücadeleye katılmış devrimci öğrencilerce Kasım 1973’de kurulan bu derneğin ilk yönetimi gençlik içinde ortaya çıkmış olan sosyalist perspektif farklılıklarının hemen hepsini içinde barındıracak biçimde oluştu. Bu bileşim, geçiş sürecinin tipik bir özelliğiydi. Dernek dışında kalan tek grup Devrimci Gençlik Birliği (DGB) içinde örgütlenmiş TİİKP yanlılarıydı. Bu grup herkesi birleştirici “anti-faşist, anti-emperyalist” olmak ilkesini yurtseverlik ölçüsü olamayacağından reddediyor, gençlik örgütünün temel mücadele hedefleri arasında sosyal emperyalizmin de olması gerektiğini ileri sürüyorlardı. İYÖKD genel başkanı Alişan Özdemir, 18 Kasım 1974’de yayın hayatına başlayan İleri dergisinde yayınlanan yazısında derneğin ilkelerini şöyle sıralıyordu: Anti-faşist, anti-emperyalist olmak, gençliğin acil talepleri uğruna mücadele etmek, anti-reformist olmak, halkların kendi kaderlerini tayin hakkım savunmak, anti-militarist ve anti-şovenist olmak, demokratik merkeziyetçiliği savunmak, geçmişin mirasına sahip çıkmak, emekçi, öğrenci ve çeşitli milliyetlerden gençliğin tek bir örgütte toplanmasını savunmak, halktan soyutlanmamak, dünya gençliği ile dayanışma, örgütsel bağımsızlığı titizlikle korumak, devrimci görüşün gençlik üzerinde egemen olması için çalışmak.

İlk İYÖKD yönetimi 1. Olağan Kongre’ye gidilirken İstanbul’un hemen hemen bütün üniversite ve yüksek okullarında çok sayıda öğrenciyi örgütlemeyi başardı. Devrimci gençlik içindeki bütün siyasal eğilimlerin dernek çatısı altında toparlanabilmiş olması ve siyasal içerikli çabalarla akademik faaliyetlerin dengeli biçimde birleştirilebilmesi, derneğin kısa sürede kitleselleşebilmesini sağlayan en temel faktör olduysa da, bu ancak 1.Olağan Kongre’ye kadar sürdü. Devrimci gençliğin ezici bir çoğunluğunun tek bir merkezî dernek altında toparlanabilmesinde FKF ve Dev-Genç’ten kalan kadroların yönlendiriciliği önemli bir rol oynadı.

1973 sonu ve 1974 başının en yakıcı sorunu Türkiye’nin siyasal gündeminde önemli bir yer tutan af meselesiydi. İYÖKD’ün en çarpıcı kampanyalarından birisi de bu konuda gerçekleştirildi. İYÖKD’ün örgütlediği af kampanyası sırasında İstanbul afişler ve pullarla donatıldı, af lehine yaygın bir kamuoyu çalışması yapıldı. Derneğin siyasal içerikli bir diğer kampanyası “NATO ‘ya Hayır” sloganıyla başlatıldı. Bu kampanyalarla iç içe sürdürülen “özerk üniversite” kampanyası da üniversite ve yüksek okullarda geniş bir öğrenci kesiminin İYÖKD faaliyetlerine katılmasını sağladı.

Bu dönemde gençlik örgütlenmesine ilişkin tartışmaların başlıca konusu, her okulda birim örgütlenmesinin mi, yoksa birimlerde İYÖKD’ün merkezi örgütlenmesinin mi esas alınması gerektiğiydi. Dernek yönetimi birim derneklerinin kurulmasına karşı çıkıyor, merkezî derneğin güçlendirilmesini savunuyordu. Bu pozisyonuyla tabandaki eğilime ters düşen İYÖKD yönetiminin politikası, öğrencilerin inisiyatifiyle ard arda birim derneklerinin kurulmasıyla boşa çıkmış oldu. Ancak bütün bu tartışmalar sonraki yıllarda bütünüyle yitirilen bir yumuşaklık içinde sürdü. İYÖKD yönetiminin zorlayıcı olmaması ve tabandan gelen eğilim ve gelişmelere esnek yaklaşımı birim derneklerinin etki ve faaliyetlerinin giderek artmasını sağladı. Bu dönem gençlik hareketinin sonuç olarak 12 Mart rejiminin terörüyle yitirdiği güveni yeniden kazanmada önemli bir ilerleme sağladığı söylenebilir.

1. Olağan Kongre ve Bölünme

Kongre hazırlıklarında tabandan yukarıya doğru seçimlerin örgütlenememiş olmasına, rağmen 1974 baharında gerçekleşen 1.Kongre’de devrimci gençlik siyasal bir eksende saflaştı: Bir tarafta 12 Mart sonrası yürütülen silahlı eylemleri meşru ve doğru bulanlar, yani THKP-C, THKO, TİKKO ve Mihri Belli yanlıları; diğer yanda bu tavra karşı çıkan “Kıvılcımlıcı” dalgasının ideolojik etkisi altındaki TSİP ve henüz kimliklerini açıkça ortaya koymayan TKP yanlıları…

Kongre’ye katılan delegelerin bu saflaşmada takındıkları tavrın bilinmediği, büyük çoğunluğun tartışmalar içinde tercihlerini yapmaya yatkın olduğu bir ortamda TSİP yanlısı bir konuşmacının Dev-Genç hakkında delegelere hoş gelmeyen ağır eleştiriler yöneltmesi ve militan mücadeleyi küçümseyici sözleri, delegelerin çoğunluğunun “radikal” eğilimlerin temsilcilerine yaklaşmasına yol açtı. Kongre sonucunda İstanbul’daki üniversite ve yüksek okullarda gerek eylem üstünlüğüne gerekse de öğrencilerin çoğunluğunun desteğine sahip olan liste seçimleri kazandı. Yeni yönetim bir Mihri Belli sempatizanı, bir THKO sempatizanı ve beş THKP-C sempatizanından oluştu. Bu kongreden sonra TSİP taraftarları Genç Sosyalistler Birliği (GSB), TİKKO taraftarları ise Devrimci Gençlik Derneği’nde faaliyet göstermek üzere İYÖKD’den ayrıldılar. Ancak öğrenci gençlik içinde hâlâ canlı olan birlik ve baskıcı bir dönemden yeni çıkılmasının doğurduğu dayanışma ve mücadele eğilimi, öğrenci gençliğin yeni derneklere doğru akışım engellediyse de, özellikle GSB hatırı sayılır ölçüde bir öğrenci grubunu peşinden sürükleyebilmişti.

Kıbrıs Müdahalesi ve İYÖKD

Kongre’den sonra derneğin yeni yönetiminin karşı karşıya kaldığı ilk çetin sorun Türk Ordusu’nun Kıbrıs’a çıkartma yapması karşısında takınılacak tavır konusunda ortaya çıktı. 1974 yazında CHP-MSP koalisyon hükümetinin Kıbrıs’a yaptığı çıkartma 12 Mart’ın uygulamalarına tepki olarak sola yönelen kitlelerden destek bulduğu gibi, solun “tek” temsilcisi olarak gözüken Bülent Ecevit’in kendisinden önceki sağcı hükümetlerinkini bile geride bırakan milliyetçi söylemi, devrimci akımların önemli bir bölümü tarafından da sempatiyle karşılandı.

Sol aydınların büyük çoğunluğu, Türk Ordusu’nun müdahalesinin Yunanistan ve Kıbrıs’ta faşizmin sonunu getirdiğini dile getirdiler.

Radikal devrimci grupların ortak paydası ise şovenist histeriyle donanmış böylesi geniş bir cepheye karşı, çıkartmayı “işgal” olarak tanımlamak, bu işgale karşı çıkmak, toplumun geniş bir kesiminin 12 Mart’ın yaralarını sarmayı güncel, bir hedef olarak önüne koyduğu için “umut” olarak gördüğü Bülent Ecevit’i açıkça karşıya almaktı. Ecevit’in desteklenmesini ve hükümetin sağlayacağı kolaylıklarla örgütlenmelerini daha da sağlamlaştırmayı hedefleyen TKP ve TSİP yanlıları askerî müdahaleye karşı çıkmayı reddettiler. İYÖKD yönetimi içinde bu konuda takınılacak tavra ilişkin bir görüş birliğine varılamadı. Yönetimde bulunan ve Mihri Belli sempatizanı üyeler,”Barış Müdahalesi’ni işgal olarak nitelendiren diğer üyeleri “Türk düşmanı” olmakla suçluyordu. Ancak dernek yönetimi çoğunluk kararıyla, müdahaleyi işgal olarak tanımlayan ve Türk Ordusu’nun derhal Kıbrıs’tan çekilmesini talep eden bir bildiri yayınlayarak genel şovenist havanın içinde istisnai bir pozisyon takındı. İYÖKD bildirisinde çözümün Kıbrıs’ın bağımsızlığını kazanmasında yattığı ileri sürülürken, örgütlenme ve mücadele geleneğini sürdürdüğünü iddia ettiği Dev-Genç’in bu konudaki tavrını da devralmış oluyordu.

İYÖKD yönetimi kısa bir müddet sonra Kıbrıs’a müdahaleyi protesto amacıyla bir miting düzenleme kararı aldı ve mitingin örgütlenmesi hazırlıklarına girişti. Miting öncesi İstanbul sokakları “Bağımsız Kıbrıs Mitingine Katıl!” afişleriyle donandı. Miting izni alındıktan hemen sonra Tertip Komitesi üyeleri üzerine yoğun bir baskı uygulandı.

İYÖKD’ün Özel Okulların Devletleştirilmesi Kampanyası

Özel okulların devletleştirilmesi sorunu 12 Mart öncesinde de Dev-Genç’in akademik mücadele programının başlıca konularından birini oluşturuyordu. Aynı sorun 12 Mart sonrasına da taşındı. Bu konudaki ilk inisiyatif özel okullardaki birim derneklerinden geldi. İYÖKD’ün genel organizatörlüğünün yanı sıra, esas yükü birim dernekleri taşıdı. Bir aydan fazla süren boykotlar İstanbul’daki bütün özel okulları kapsadı. Devletin doğrudan desteğindeki MHP yanlısı faşistlerin saldırılarının artması tam da bu döneme rastladı. Okulları ve öğrenci yurtlarını işgal ederek devrimci öğrencileri baskı ve terörle yıldırarak ideolojilerinin egemenliği altına almak isteyen faşistlerin giderek artan faaliyetleri karşısında, bir yandan süren boykotları başarıya ulaştırmak, diğer yandan da boykotları kırma çabasındaki faşist saldırılan engellemek amacındaki İYÖKD, birim derneklerini de harekete geçirerek öğrenci kitlesiyle bağlarını güçlendirdi ve öğrencilere yönelik propagandası sayesinde çok sayıda yeni militan kazandı.

Bütün özel okullarda günde bir kaç kez bildiri dağıtıldı ve gezgin koruma ekipleri oluşturularak okullarda güvenlik sağlanmaya çalışıldı. Geniş bir kamuoyu çalışması yapılmasının ardından, özel okullardan seçilmiş temsilciler Ankara’ya giderek Bakanlığa özel yüksek okulların öğrencilerinin taleplerini iletti.

Bu dönemin bir başka önemli olayı 6 Temmuz 1973’deki Üniversiteye Giriş Sınavları’nda, sınav sorularının çalındığı ve satıldığı ihbarıyla yaşandı. Soruları çalan Bayraktaroğlu adlı kişi 31 Temmuz 1973’de Tirebolu’da yakalanınca sınavın iptal edilmesi ve yenilenmesi kararlaştırıldıysa da özellikle taşra kentlerindeki gençler arasında büyük bir hoşnutsuzluk doğdu ve İYÖKD bir bildiri yayınlayarak bu olayı protesto etti.

Ankara Demokratik Yüksek Öğrenim Derneği’nden, Ankara Yüksek Öğretim Derneği’ne

12 Mart sonrası Ankara’da kurulan ilk gençlik örgütü Ankara Demokratik Yüksek Öğrenim Derneği (ADYÖD)oldu. TSİP yanlısı gençlerin oluşturduğu bu örgüte Ankara’daki değişik siyasal eğilimlerdeki gençler katıldılar. Kuruluş sonrasının en önemli faaliyetleri demek merkezinde düzenlenen tartışma toplantıları oldu.12 Mart döneminde silahlı mücadele yürüten örgüt sempatizanlarının ortak muhalefeti sonunda Ankara’daki bütün yüksek okullarda forumlar düzenlenerek dernek yönetiminin genişletilmesine karar verildi. Bu forumlarda seçilen delegelerin oluşturduğu bir üst forumda da dernek yönetimine girecek yeni üyeler saptandı.

Yeni oluşturulan yönetim, değişik sosyalist eğilimlere mensup öğrencileri kapsıyordu. Kasım 1974’de Kissinger’in Türkiye’yi “ziyareti”ni protesto etmek amacıyla dernek yönetimi Ankara’daki yüksek okullarda bir günlük boykot kararı almasına rağmen TSIP yanlıları boykotun öncülüğünü üzerlerine almak amacıyla boykotun yapılacağı gün erken saatlerde okulların önünde toplanarak boykot ilan ettiler. Bu eylem, farklı eğilimlerin birlikte davranma geleneğinin sonu anlamına geldi ve dernek içinde, öğrenci hareketinin gelecekteki çok başlılığının nüvelerini ortaya çıkaracak siyasal tartışmalar ve çekişmeler egemen oldu.

Faşistlerin yüksek okulları denetini altına alma girişimlerinin yoğunlaşması bile tartışmaların hızını kesemedi. Örgütlü saldırıların ilki 8 Kasım’da Hacettepe Üniversitesi ve ODTÜ’nün basılması oldu. Hacettepe Üniversitesi’ni basan faşistler Ayhan Yalın adlı öğrenciyi tabancayla yaralarlarken, aynı gün ODTÜ otobüslerinin hareket etmesini engellediler. Okula gitmek isteyenler saldırganlarca dövüldü. Şehir merkezinde bu olaylar olurken, ODTÜ kampusu dışarıdan gelen faşistlerce basıldı. Önce telefon santralini ele geçirerek memurları silah zoruyla rehin alan saldırganlar, yurtlardan gelen öğrencilerin üzerine ateş açtılar. Açılan ateş sonucu aralarında ADYÖD Yönetim Kurulu üyesi Uğurhan Gazi Berkok’un da bulunduğu üç öğrenci ağır biçimde yaralandı. Öğrencilerin saldırganlara taş ve sopalarla karşı koyması üzerine saldırganlar kaçtılar. Öğrenciler Ankara Ülkü Ocağı başkanı Ergin Bayramcı’yı silahıyla birlikte yakalayıp jandarmaya teslim ettiler. Ülkü Ocakları Derneği Genel Başkanı Muharrem Şemsek ise kaçarken kimliğini düşürdüğünden tutuklandıysa da faşist bir asistanın kendisini iş bulmak vaadiyle davet ettiği yönünde tanıklık etmesi sonucu serbest bırakıldı.

ADYÖD’ün ömrü uzun sürmedi. DTCF’de faşistlerin öğrencileri okuldan atmak için giriştikleri bir saldırı polis tarafından da sürdürülünce devrimci öğrenciler dernek merkezine sığınmak zorunda ‘kaldılar. Çatışmayı bahane eden polisin derneği basarak, dernekte bulunan 163 öğrenciyi gözaltına almasından sonra dernek, Kıbrıs Müdahalesi nedeniyle ilan edilen sıkıyönetim tarafından Aralık 1974’de kapatıldı.

ADYÖD’ün kapatılmasından sonra yeni bir merkezî örgüt kurma çabalarına girişildi. Bütün okullarda anti-emperyalist ve anti-faşist öğrencilerin katıldığı forumlar düzenlendi. Gençliğin örgütlenmesi ve sorunları üzerine geniş tartışmaların yapıldığı bu forumlarda yeni derneğin kurucularını ve kuruluş ilkelerini saptamak için toplanacak üst foruma katılmaları için her fakülteden 3’er temsilcinin seçilmesine karar verildi. Üst forum, günlerce süren tartışmalar sonunda kurulacak derneğin mücadele programını ve kurucular heyetini belirlendi. AYÖD’ün kuruluşunu izleyen günlerde bütün okullarda sürdürülen tartışma ve seminerler eskilerinin yanı sıra Türkiye sosyalist hareketinin içinde boy gösteren düşünce farklılıklarının sınırlarının belirlendiği birer platform oldu.

Taşrada Gençlik Örgütlenmeleri ve Federasyonlaşma Çabaları

İzmir, Bursa, Adana ve Sakarya’da yüksek öğrenim gençliğinin kurmuş olduğu Yüksek Öğrenim Kültür Demekleri Ekim 1974’de özellikle İYÖKD’ün inisiyatifiyle İstanbul’da bir araya geldiler, Toplantıda gençlik hareketinin merkezî bir örgütlülüğe kavuşturulması gereği üzerinde anlaşmaya varıldı. Dernek temsilcileri kurulması düşünülen merkezî derneğin oluşum sürecinin derneğin geleceği açısından hayatî bir önem taşıdığı, dolayısıyla yakın bir zamanda Ankara’da çok daha geniş bir katılımla ve gündemi sadece federasyonun ilkelerini saptamak ve örgütlenme biçimi olacak yeni bir toplantıda buluşmakta anlaştılar. 26-27 Ekim’deki toplantı 16 yerel derneğin katılımıyla gerçekleşti. Toplantı süresince Devrimci Gençlik Birliği (DGB) taraftarları gençlik örgütlenmesinde o güne kadar “atlandığını” ileri sürdükleri “sosyal emperyalizme” karşı olmak ilkesinin benimsenmesini sağlamaya çalıştılar ve toplantının sonunda ortak bir bildirinin kaleme alınmasında direttiler. Anlaşmazlığın sürmesi üzerine federasyonlaşma çabalarını yürütmek üzere DGB, ADYÖD ve Gaziantep Devrimci Kültür Derneği’nden oluşan bir koordinasyon komitesi oluşturulmasına karar verildi. Tartışmaların bir” çıkmaza doğru yönelmesiyle DGB koordinasyon toplantılarını terk ederek ayrı bir federasyon kurmaya yöneldi. İzmir ve Adana öğrenci dernekleri ise DGB özeleştiri vermediği sürece toplantılara katılmayacaklarını açıkladılar. DGB ve onunla paralel davranan İskenderun Kültür Derneği özeleştiri yapmayı reddettiklerinden platformdan ihraç edildiler. Arta kalan dernekler İleri dergisinin oluşturulacak federasyonun çatısını kurma ve merkezî yayım olmasını kabul ettiler. Ancak gerek İYÖKD gerekse de ADYÖD’ün kapatılmasını izleyen günlerde solda derinleşen düşünce farklılıkları değil federasyon, aynı şehirde ortak bir gençlik derneğinin bile kurulması önünde en büyük engeli oluşturdu.

Faşist Saldırıların Yoğunlaşması ve Ölümler

MHP’ye bağlı Ülkü Ocakları, özellikle başlangıçta üniversite öğrencilerine yönelik saldırılar örgütleyen paramiliter bir örgüt olarak 12 Mart’ı izleyen yıllarda da bu eylemlerine devam etti. İstanbul’da ilk faşist saldırı 8 Mart 1974’de 30 kadar faşistin Atatürk Öğrenci Yurdu’na düzenlediği baskın oldu. Bu baskın sonraki yılların saldırılarının bütün özelliklerini ve faşistlerin saldırı yöntemlerinin ana hatlarını taşıyordu: Saldırı polislerin açık desteği ve himayesinde gerçekleştirildi ve faşistler devrimci öğrencilerin hiç de beklemediği anı yakalamak ve onları paniğe sevk etmekte oldukça başarılı oldular.1974 boyunca süre giden saldırılar, her an çatışma çıkacağı etkisini özellikle yaratan bir atmosfer içinde öğrenciler üzerinde bir tedirginlik doğurmasına karşın giderek yayılan birleşme ve örgütlenme eğilimi, saldırıları Örgütleyen faşistlerin beklemediği bir gelişmeydi. Ancak askerî bir çatışma için herhangi bir hazırlığı olmayan devrimci gençler için bu saldırılar, büyük kayıplarla doluydu.

19 Aralık 1974’de Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi önünde sağcılarca bıçaklanan İYÖKD yönetim kurulu üyesi Şahin Aydın 12 Mart sonrası devrimci gençliğin verdiği ilk ölüydü. İYÖKD yöneticileri siyasal yönelimlerinin kendilerinden yana olduğunu düşündükleri sendikaların bir günlük uyarı grevi yapmaları için uğraştılarsa da girişimleri cevapsız kaldı. Öğrenciler Şahin Aydın’ın cenazesinin büyük bir kitle gösterisiyle kaldırılmasını kararlaştırdılar.

İstanbul Üniversitesi Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Kadıköy Mühendislik ve Kadıköy Eğitim Enstitüsü’nden aynı anda yürüyüşe geçerek yürüyüş boyunca Şahin Aydın’ın öldürülmesini protesto eden sloganlar attılar. İstanbul yakasındaki değişik okullarda okuyan öğrencilerin birleşmesini engellemek amacıyla 15-16 Haziran Olayları’ndan sonra ilk kez Galata Köprüsü açıldı, Kadıköy’den Karaköy’e vapur seferleri iptal edildi ve Boğaz Köprüsü trafiğe kapatıldı. Köprünün bir tarafında kalan öğrenciler Vilayet önünde gösteri yaptıktan sonra dağıldılar. Polisle yapılan uzun pazarlıklar sonucunda ertesi gün Sultanahmet Meydanı’nda düzenlenen bir törenle Şahin Aydın’ın cenazesi memleketine gönderildi. 23 Ocak 1975’de Vatan Mühendislik Yüksek Okulu faşistler tarafından basıldı. Baskın sırasında Kerim Yaman adlı devrimci öğrenci öldürüldü. Olay gecesi Kerim Yaman’ın cenazesini Çapa Tıp Fakültesi’nden kaçıran İYÖKD üyeleri, sabaha karşı İstanbul Üniversitesi merkez binasını işgal ettiler. Ertesi gün öğleye doğru 15 bine yakın öğrenci merkez binada toplanmış bulunuyordu. Devrimci marşlar söyleyerek cenazeyi beklemeye başladılar. Polisi atlatarak Süleymaniye kapısından cenazeyi içeri sokmayı başaran İYÖKD üyeleri elli bine yaklaşan bir öğrenci topluluğuyla karşılaştılar. Üniversite’den çıkan kortej Sirkeci’ye kadar yürüyerek cenazeyi uğurladı. Kerim Yaman’ın doğum yeri olan Akhisar’da da beş bin kişinin katıldığı bir tören düzenlendi.

Faşistler, 24 Nisan 1975’de İstanbul Site Yurdu’nu basarak müstahdem Abdi Gönen’i, 25 Nisan’da Ankara DMMA’dan çıkan öğrenciler üzerine ateş açarak yoldan geçmekte olan bir kadının kucağındaki 2 yaşındaki kızı Burcu Öztürk’ü, 27 Nisan’da Kars’ta Mehmet Toprak’ı bıçaklayarak, 13 Mayıs’ta Sivas’ta TÖB-DER üyesi Hüseyin Esen’i, 12 Haziran’da Şavşat’ta öğretmen Hasan Şimşek’i,11 Temmuz’da Bursa’da Ahmet Vatan Kırbulak’ı, 15 Ağustos’ta Kırşehir’de Ahmet Deveci’yi (Simurg’un notu: THKO-TDY), 5 Eylül’de İzmit’te öğretmen Ali Genç’i, 24 Eylül’de Kırıkkale’de CHP’li Yusuf Vehbi Yılmaz’ı, 25 Eylül’de Muğla’da yine CHP’li İbrahim Kocakarın’ı, 1 Aralık’ta İstanbul’da Cezmi Yılmaz ve Halit Pelitözü’yü, 5 Aralık’ta Malatya’da Kazım Göktaş’ı, 11 Aralık’ta Elazığ’da Selahattin Bereket’i ve 1975’in son günlerinde Ankara’da Kenan Dayıoğlu’nu öldürdüler.

Devrimci öğrenciler arasında bu cinayetler sonrasında faşistlere karşı aktif bir savunma örgütlenmesi ve silahlı saldırılara gene silahla karşı konulması eğilimi gelişmeye başladı, TKP ve TSİP yanlıları provokasyona gelmemek için bu politikanın benimsenmemesi gerektiğini ileri sürüyorlardı. Bu tartışma sonuçlanamadan sürüp giderken, öğrenci hareketi farkına varmadan ve uzun süreli bir mücadele perspektifinin gereği üzerinde fazlaca bir fikri olmaksızın demokratik ve özerk bir üniversite için mücadele hedefinden uzaklaşarak, faşist saldırılar karşısında bir direniş örgütleme ve faşistlerin işgali altına giren okullardaki işgalleri kırma çabasına girişti.

İYÖKD’ün Kapatılması ve İYÖD’ün Kuruluşu

Şubat 1975’de İYÖKD’ün Aksaray’daki binası ve o güne kadar toplam 6 sayı çıkabilmiş İleri dergisinin bürosu polis tarafından basıldı. İki İYÖKD yönetim kurulu üyesi ve derginin yazı işleri müdürü gözaltına alındı. Yönetim kurulunun öteki üç üyesinin de gözaltına alınmasından sonra İYÖKD hakkında, bir gizli örgüte dönüştüğü iddiasıyla dava açıldı. Mahkeme boyunca İYÖKD üyeleri duruşmalara gelerek gösteriler yaptılar. İYÖKD’ün kapatılmasından sonra İstanbul yüksek öğrenim gençliği yeniden bir merkezî örgüt altında toplanma çabalarına girişti. Aşağıdan yukarıya bir örgütlenme süreci sonunda, seçilen temsilcilerin aralarında seçtiği bir yönetim kurulunun başvurusuyla İstanbul Yüksek Öğrenim Derneği (İYÖD) kuruldu. İYÖD’ün oluşum süreci farklı eğilimler arasında günlerce süren bir tartışmaya tanık oldu. Tartışmalar sonunda “nispi temsil” esasına göre yapılan seçimlerle saptanan delegeler kurucuları seçtiler.

İYÖD’ün kurulduğu dönem, sol hareketin uzun bir ayrışma döneminden sonra saflaşmaya doğru yöneldiği bir evreye tekabül ediyordu. Farklı siyasal eğilimler o güne kadar aynı çatı altında yer aldıkları merkezî bir örgütlenme yerine,”kendi” gençlik örgütlerini kurmaya başladılar. Yeni kurulanların yanı sıra İYÖD de tek bir siyasal eğilimin gençlik örgütüne dönüştü. Faşist saldırıların da yoğunlaşmasıyla, gençlik hareketinde militanlaşma özelliği derinleşirken kitle katılımında belli belirsiz bir düşüş görülmeye başladı. THKP-C sempatizanlarının yönetimde bulunduğu İYÖD,”cephe” hareketi içinde meydana gelen bölünmeye paralel olarak, sadece Devrimci Gençlik dergisi etrafında kümelenmiş bir çevrenin örgütüne dönüştü. Bu gelişmeyi hızlandıran bir diğer etmen yeni derneğin kuruluş çalışmaları sırasında süren yönetimin oluşumuna ilişkin tartışmaların tıkanma noktasına gelmesiydi.

Kendilerini Dev-Genç grubu olarak tanımlayan bir çevre, yeni kurulacak derneğin yönetiminin, faaliyet programını tam olarak gerçekleştirebileceği ve pratik faaliyetlerin uygulanmasında avantaj sağlayacağı gerekçesiyle homojen olması gerektiğini savunurken, öteki bütün siyasal eğilimler yönetimin “nispi temsil” esasına göre oluşturulmasını savunuyorlardı. Birimlerde seçimler yapılmadan önce, delegeleri seçecek öğrenciler önce seçim sistemi üzerinde bir tartışma yürüttüler. Dev-Genç grubunun önerisinin genel olarak kabul görmesiyle liste usulü yapılan seçimlerle teşekkül etmiş delegeler merkezî derneğin yönetimini de homojen biçimde belirlediler.

Kaynak: Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s