Sen copunu, biber gazını bırak, ben yumurtalı omlet yaparım

Turan Eser

Öğrenci gençlik, AKP hükümetinin hesaplaşmaktan kaçtığı, hatta aksine sığındığı, darbe ürünü YÖK’ün totaliter uygulamalarına itiraz ediyor ve YÖK’le hesaplaşmayı sürekli gündemde tutuyor. AKP ise öğrencilere karşı darbe ürünü olan YÖK’ü savunuyor. Aslında öğrencilerin ceplerindeki yumurta ve limon AKP ve yandaşlarının samimiyetsizliğini gösteren otoriterlikten yana tutumlarını deşifre ediyor ve maskelerini yırtıyor. Yumurtalı muhalefet, Tekel işçilerinin direnişinden sonra, AKP’nin maskesini ortaya çıkartan ikinci önemli ve barışçıl eylemdir. Bu eylemler, sözde özgürlükçülerin, aslında AKP ile ideolojik ruh ikizi olduklarını, bundan önemli rant elde ettiklerini ve AKP ile ittifak halinde olduklarını daha net açığa çıkarması açısından da önemlidir.

Gençlik hak ve taleplerini yumurtalı mesajla tartıştırdı.

Öğrenciler demokrasi dersinde yumurtalı bir sınav yaptı. Köşe yazarlarından, siyasetçilerden ve hükümet üyelerinden oluşan sınavın öğrencisi grup bu sınavda çuvalladı. Bu sınavın yanlış cevaplarıyla sıfır alan öğrencileri ise cemaat bağlantılı YÖK başkanı Yusuf Ziya Özcan, Mümtaz’er Türköne, Bülent Arınç, Emre Aköz, Engin Ardıç, Burhan Kuzu, Recep Tayyip Erdoğan ve Egemen Bağış gibi öğrencilerdi.

Üniversiteli gençler, sınava katılan bu şahıslara gayet basit ve bu şahısların iyi çalıştığı bölümlerden ve bildiği konulardan oluşan tek sorulu bir sınav yaptı. Soru şöyleydi:

“12 Eylül ürünü ve totaliter bir kurum olan YÖK’ün anti demokratik uygulamalarına, neredeyse tümü hükümet tarafından atanmış AKP yandaşı rektörlere teslim edilmiş üniversitelerde paralı, anti demokratik, yasakçı, polis barikatlarıyla çevrilmiş, eşitlik ilkesinin ihlal edildiği ve polis copları, biber gazları, kelepçelere ve gözaltı baskılarına karşı, özerk, parasız ve demokratik eğitim hakkı talep etmek ve bu talebi yumurtalı mesajla iletmek, demokratik bir hak mıdır?”

Yusuf Ziya Özcan, Mümtaz’er Türköne, Emre Aköz, Engin Ardıç, Bülent Arınç, Burhan Kuzu, Recep Tayyip Erdoğan ve Egemen Bağış ve aynı sınıftaki diğer öğrenciler hep bir ağızdan, “Polis dayağını, hamile kadının karnında çocuk öldürmeyi, cop kullanmayı, biber gazını, polisin burun kırmasını ve göz morartmasını, GÜVENLİKLERİ AÇISINDAN demokratik bir hak gördüklerini, ama öğrencilerin yumurtalı mesajlarını anti demokratik, patolojik, çirkinlik, aptallık, hastalıklı ve faşizan” olarak cevapladılar. Bu cevap türleri ideolojik açıdan tuhaf değildir. Sağ ve siyasal İslamcı gericilikten farklı bir cevap beklenmesi zaten arızalı bir bekleyiş olurdu.

Çünkü bugünün sağ ve siyasal İslamcı geleneği, 1968 yılında “Emperyalizme Karşı Bağımsız Türkiye” diye mücadele veren öğrenci gençliğe karşı, ABD desteğiyle kurulan “Komünizme Karşı Mücadele Derneği (KKMD)” yöneticilerinin çocuklarıdır. 1968 gençliğine karşı olan o ideolojik ruh ve beden sadece okyanus ötesinde değildir. Dün 1968 kuşağına karşı KKMD yöneticisi olan Fethullah Gülen, bugün yumurtaya karşı birleşik sağ ve siyasal İslamcı gericilik cephesi olarak karşımıza çıkıyor. Gülen cemaatinin gazetelerinde yazan kiralanmış beyin ve kalemler, YÖK ve AKP’yi korumak için gençlere karşı örgütlenmiş durumdadır. 1968 kuşağı gençlik hareketine ve o dönemin özgürlük mücadelesine karşı olan ideolojik ruh, 2010 yılında ise yumurtalı muhalefet karşısında yeniden şahinleşmeye başladı.

Faşizm yapma!

Faşizm nedir? Wikipedi diyor ki; “Faşizmde toplumsal yaşamın tüm alanlarını kapsayan bir tek ideoloji bağlayıcı olarak ilan edilir. Gerek devlet gerekse de iktidarın dünya görüşüne göre ve lider ilkesine göre örgütlenir ve belirlenir. Basın ve yayın kuruluşlarının mevcut ideolojiye göre yayınlar yapması zorlanır. Hâkim görüşe zıt düşünceler ve muhalif seslerin çıkması çeşitli baskı unsurlarıyla önlenir. Aykırı yayın yapanlar sansürlenir, kapatılır veya başka türlü yollarla engellenmeye çalışılır. Böylece hâkim düşüncenin karşısına farklı düşüncelerin çıkmasının önüne geçilmiş olunur ve tek tip düşünce, toplumda baskın hale getirilir. Faşizmin boyutu, bu koşulların ne kadarının somut olarak uygulamaya geçirildiğiyle doğru orantılıdır. “ Şimdi bu tanımdan yola çıkarak, özellikle altı çizili bölümün, AKP hükümetinin ne kadar net tarif ettiğini görebiliriz. Yani bu tanımdan ilham alarak su soruları yöneltebiliriz.

Nedir faşizm? Eşitlik isteyen gençler mi? Yoksa eşitliği yasaklayanlar mı?

Nedir faşizm? Gençlerin cebinde yumurta ve limon taşıması mı? Yoksa devletin ideolojik ve şiddet aygıtlarının üniversitelerde karargâh kurması mı faşizm? Yumurta atmak mı faşizm yoksa yoksa rahimde doğmamış canı almak mı?

Nedir faşizm? Elbisede yumurta lekesi bırakmak mı, yoksa bedende morluk, gözde kan, burnu kırılmış surat bırakmak mı?

Nedir faşizm, demokrasiye, özgürlüklere, insan haklarına ve en önemli insan aklına yapılan saldırı mı, biber gazı mı, yoksa bu saldırılara karşı durmak ve öğrencilerin cebinde biber gazına karşı limon taşıması mı?

Nedir faşizm? Birileri gibi aklını, fikrini ve tercihini ranta ve hükümete teslim etmek ve egemenlerin iktidarını koruyan kalemi olmak mı, yoksa aklı ve insanı devlet ve AKP baskısından özgürleştirmek mi?

Bunların cevabını Yusuf Ziya Özcan, Mümtaz’er Türköne, Bülent Arınç, Emre Aköz, Engin Ardıç, Burhan Kuzu, Recep Tayyip Erdoğan ve Egemen Bağış ve aynı sınıftaki diğer öğrencilere yeni bir sınav sorusu olarak bırakıp, biz devam edelim.

Gençler eğitim sisteminden memnun değil

Gençler eğitim sisteminden ve AKP tipi kendine demokrat uygulamalarından memnun değil. Çünkü gençler YÖK’ün, 21. yüzyıl dünyasının özlemi olan özgürlükçü, bilimsel, laik, parasız, özerk ve demokratik eğitim sistemine aykırı ve karşıt bir kurum olduğu için, kaldırılması için mücadele ediyor. AKP hükümeti ise bu özlemin karşıtı tutumu sahipleniyor. Çünkü AKP, despotik yönetimine, polise teslim edilmiş üniversitede, paralı eğitimle, siyasal İslamcı cemaatlere peşkeş çekilmiş vakıf üniversiteleriyle, öğrencilere katılım, söz hakkı tanımayan ve bunları koordine eden faşist darbe kurumu olan YÖK ile denetim altına almaya hedefliyor.

Üniversitelerde demokrasi yok. Çünkü rektör atamaları, önceki yıllardan farklı ve demokratik değil. AKP kendi yandaşlarını ve kendi siyasal İslamcı ideolojisine uygun üniversite yaratıyor. Bu düzeni korumak içinde, üniversiteleri polis ve cemaat yuvası haline dönüştürmektedir. Sadece öğrencilerin demokratik haklarına ve eğitim hakkına değil, aklın gücüne karşı bir ruhani cihat ilan edilmiştir. Laik, çağdaş ve bilimsel eğitim AKP ile terk edilmiştir. Dinsel ağırlıklı eğitimle toplum teslim alınmak istenmektir. Sorun biraz da buradadır.

Yumurta ifade özgürlüğüne engel mi?

Yumurtalı eylem görüntüleri TV’lerde yayınlandı. Neredeyse salonun tümü eyleme destek verdi. Bu görüntüler üzerine kitaplar açıldı, sözlüklere bakıldı ve teorik sözler görünen resimler üzerinden ifade edildi. “Yumurtalı eylem ifade özgürlüğünü engellemiştir” hükmü verildi. Görünen üzerinde bir resim çizilebilir ya da fotoğraf çekilebilir. Bu işin en kolay kısmıdır. Birde bunun zor bir kısmı var. Görünen resmin ya da çekilen fotoğrafın içindeki öğrencilerin özlemlerini, ruhunu, taleplerini, okumak için çekilen onca acıyı ve çileyi çizmek ve görmek. Bunun için kitaplar açılmadı. Sözlükler buna yer vermemişti. Çünkü “ifade özgürlüğünü engellemiştir” tezini savunanlar, analiz fakirliğinin, cesaret zayıflığının ve rant kaygılarından dolayı sadece bakmakla meşgul olmuş, görmeyi, gençlerle empati kurmayı ve onları anlamayı tercih etmemişlerdir. Çünkü görmek ve anlamak isteği olsaydı şu gerçekleri görmeleri mümkün olacaktı.

Bir; Türkiye’de ifade özgürlüğünü en sık, en yaygın ve en çok kullanan AKP hükümeti üyeleridir. Örneğin TV’lerin yükselen reyting değeri Burhan Kuzu, diğer AKP üyeleri gibi hemen hemen her TV programın konuğudur. Mecliste, kürsülerde konuşurlar. Yani kendini ifade etme sorunu olan biri değildir.

İki: Medyanın %60’nı elinde tutanların, hükümeti tek başına kullananların, hukuku kendi tekellerinde tutanların, devletin ideolojik ve şiddet aygıtını kendini korumak için kullananların “ifade özgürlüğü engellendiği” tezi, trajik komik bir durumdur.

Üç; Eğer ifade özgürlüğünü bir eşitlik ilkesiyle ilişkilendirmek gerekirse, ifade özgürlüğünü engellenen yumurtalı gençlerdir. Yumurta yağmurunu görünce gençleri tartışan AKP’lilerin ifade özgürlüğü sorunu yoktur.

Dört; Bu ülkede ifade özgürlüğü sorunu vardır. Bu ise hakları halen inkâr ve ihlal edilen öğrenciler, Kürtler, Aleviler, kadınlar, işçiler, kamu emekçileri, gayrimüslimler, Çingeneler, eşcinseller, yoksullar, işsizler ve AKP hükümetin yok saydığı tüm ötekilerdir.

Beş; Bireylerin ifade özgürlüğü hakkını, seçim barajı, siyasi parti kanunlarıyla verdiği yetkiyle elinde toplayan liderlik sultası engellemektedir. Kendi milletvekillerinin konuşma ve ifade özgürlüğü engelleyenlerin, ifade için özgürlük talebi çok komik durmaktadır. İfade özgürlüğü engellenen diğer bir kesim ise, yüzde 10’luk baraj sistemi sonucu, oylarını mecliste temsil ettiremeyen yüzde 40 seçmendir.

Son: Eğitim bir toplum inşa eder. Onun için öğrenciler özerk bir üniversitede, polisten arındırılmış, YÖK’süz, demokratik, özgürlükçü, bilimsel, laik, eşitlikçi, parasız bir eğitim ile çağdaş bir toplum bireyi olmak istiyor. Bunun içinde sadece parası ve cemaati olanların değil, herkese eşitlik talep ediyor.

Özetle, Yumurtalı eylemle, ifade özgürlüğünün engellenip engellenmeyeceğine dair tartışma yerine, Mümtaz’er Türköne önce AKP içindeki ifade özgürlüğünü ve ülkemizde kendini ifade etme özgürlüğü olan toplumsal kesimleri, getirmeye çalışana da “Ananı da al git” diye totaliter zihniyeti dile getirsin.

Demokrasiye karşılık omlet sözü

Demokrasiden ve eşitlikten yana, ücretsiz, katılımcı, özerk, bilimsel, demokratik, çağdaş ve laik eğitimden yana olanların davası ile Yusuf Ziya Özcan, Mümtaz’er Türköne, Emre Aköz, Engin Ardıç, Burhan Kuzu, Recep Tayyip Erdoğan ve Egemen Bağış gibilerin davası aynı değildir. Çünkü onlara “O yumurtayı atacağınıza yeseydiniz”, “bu kadar paranız var madem omlet yapın yiyin” derinliğinde entelektüel cari açıklık göstergelerine sığınmak zorunda kalmış bir çaresizlik içindedir. Gençleri anlamak ve dinlemek zahmetinde bulunmamışlardır. AKP hükümeti, Türkiye’de öğrenci olmanın zorluğuna, çekilen acılara ve dertlere kapalı vicdanın temsilcileridir. Gençlerin demokratik hak ve taleplerini yumurtalı, barışçıl eylemini halka şikâyet ederek, gençleri şiddetin kaynağı gibi göstermeye çalışan, siyasal İslamcı gericiliğin temsilcisi yazarlar ise demokrasiden değil, Başbakandan övgü almak için yarıştılar. Suçu cop ve biber gazının yanına değil, yumurta ve limonun yanına koyarak tartışmayı tercih edenlerin, nasıl bir taraftarlık ilişkisi içinde olduğunu, emekli solcuların kendi beyanlarından öğrenmiş olduk.

Kim masum? Yumurta ve limon mu? Yoksa tekme, darp, cop ve biber gazı mı?

Evet, gençler yumurtalarını omlet yapıp yiyebilir, ama bunun için önce AKP coplarını üniversiteden ve ortadan kaldırmalıdır. Gençler limonlarını evde bırakabilir, ama önce AKP hükümeti biber gazınızı üniversiteden çekmeli ve depolara kilitlemelidir. Soru şu; Hükümet şiddetten, AKP ve cemaatlerin baskıdan arındırılmış, YÖK’süz, demokratik, ücretsiz eğitim ve özerk bir üniversite sunacak mı? AKP hükümeti bunu yaratacak demokratikleşmeyi gerçekleştirirse, öğrenciler TBMM önünde yumurtayı omlette yapar, teşekkürde eder. Ama önce suçun yumurtayı ve limonu kullananda değil, mağdur üreten cop, dayak, biber gazı ve kelepçelerde arayın. Yani masum olan biber gazı değil, limondur! Cop değil, yumurtadır.

AKP için sorun demokratikleşme değil, muhalefetin varlığı

Başbakan çözmedikleri en önemli sorunun muhalefet olduğunu itiraf etti. Başbakan ne demişti; “çok sorununu çözdük ama muhalefet sorununu çözemedik”.

Evet, AKP imparatorluğu muhalefeti sevmiyor. Ümmetçi bir toplum yaratmak istiyor. Ama hak eksenli demokratik taleplerin ısrarlı savunucularının varlığı bu İslamcı AKP imparatorluğunu rahatsız ediyor. Sancının sebebi budur. Bu sancı sadece yumurtalı sancı değil, ama yumurtanın ortaya çıkardığı derin ve ağır bir sancı olduğu kesin. Yoksa rantlarını korumaya çalışan sözde aydın ve gazeteci yalakaları bu kadar AKP yandaşlığı ve kapıkulu haline açıktan sokturmazdı.

Teşekkürler gençler

Karanlığın, siyasi sahtekârlığın ve aklı satılmışlığın zavallı yüzünü bu kadar net ortaya çıkmamıştı. Gençler sadece AKP hükümetine ve onların yandaşlarına verdikleri mesajla birlikte, solun tüm kesimlerine bir mesaj daha vermiştir. AKP karşısında güçlü bir sol muhalefet için, zaman kaybedilmemelidir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s