Cizre yolunda güneşe bakan asker

Yılmaz Odabaşı

kuşatılmışlığa kar yağıyordu
toprağın mayınlı şakağı ürkek
ve sabahın yeni renginde bir asker
cizre yolunda güneşe bakıyordu

herkes bir dünya konuşurken dilinin yordamıyla
en önce aşklar bitiyordu cizre yolunda
sonra sigara paketleri ve sofralar
sonra mevsimler
çocuklar ergenliğe bitiyordu.

kar beyaz, bembeyazdı morarmanın dilini bilmiyordu
cizre’de havalar o gün ayazdı
neredeydi o alabalık sürüleri, turna katarı
nerede bulurduk çılgınlıklarla yonttuğumuz
ve karlar gibi eriyip yiten baharı

/cizre yolunda güneşe bakan asker sesini nerede bulur?/

özlemler biraz kalsın, bırak
bırak her özlem önüne bir yol bulur
sen de o fısıltıya savrulma asker
cizre ellerimize
hayat düşlerimize yeter…
(Yurtsuz Şiirler)

Endişeye gerek yok, yangın Cudi’de

Nurcan Baysal

Şırnak’ın Cudi dağında askerlerin yaptığı top atışı sonrası meydana geldiği söylenen yangın dünden beri devam ediyor. Çevredeki köylüler yangını kendi imkânları ile söndürmeye çalışsalar da, dağ koşullarının zor olması köylülerin yangına müdahalesini zorluyor. Yangını çıkaran devlet ise ben bu yazıyı yazdığım saatlerde halen yangının yayılmasını izlemekle yetiniyordu. Köylüler telefon yoluyla yetkili bütün kurumlardan yardım talep ettiklerini ancak şimdiye kadar herhangi bir yangın söndürme çalışmasının başlatılmadığını söylüyorlardı. Evrensel gazetesinin görüştüğü Silopi İtfaiyesi Müdürü Mahmut Olgun ise “Başka yerlerdeki yangınlara helikopterlerle, uçaklarla yukarıdan müdahale ediyorlar. Burada neden edilmiyor? Neden Cudi’deki yangını söndürmek için helikopterler kullanılmıyor?” diye devlet yetkililerine soruyordu.

Bu sorunun cevabı belli… 30 yıllık savaşta Kürtlerin yaşadığı tüm coğrafyayı devlet talan etti. Ormanlar yakıldı, dereler kirletildi. Öyle kimyasal silahlar, bombalar kullanıldı ki bugün Bölgenin birçok yerinde hem insanlar hem diğer canlılarda ciddi hastalıklar var. Geçen yılki Dersim ziyaretimde Munzur’a atılan kimyasal silahlardan dolayı Dersimli çevreciler Dersim’deki kanser vakalarının Türkiye ortalamasının kat be kat üstünde olduğunu söylemişlerdi. Bölge coğrafyası devlet eliyle 30 yılda ters yüz edildi. Bölgenin birçok yerinde hayvanlar bile kısır artık.

Okumaya devam et Endişeye gerek yok, yangın Cudi’de

Karşıyaka’nın Üç Gülü

Tahsin Saraç

Asılmış bir al umuttan
Karagücün korku dalında
Şu can topraktaki üç fidan ölü.
Ve artık ölmezliğin son boyutundan
Göverir yeşil bahar yağmurlarında
Denizgülü, Yusufgülü, Hüseyingülü.

Ölümdür kimileyin kavganın tek ödülü.

Kançiçeği sökünü arkalarından…
Açmış böğrünü, hepsine ana sıcaklığında
Devrimin kankalesi Karşıyaka gömütlüğü.
Ve gençlik günlerine doymamışlık dağından
Bakar, alınlar mavide ve göğüs hep namluda
Gezmişgülü, Aslangülü, İnangülü.

İnanç bir deliçay ki yeşertir bir gün çölü.

Karşıyakanın üç gülü
Yürek dalıma gömülü
Karşıyakanın üç gülü
Tüm kançiçekleriyle
Göz pınarıma gömülü.

1 Mayıs Marşı

Söz ve Müzik: Sarper Özsan

Günlerin bugün getirdiği baskı zulüm ve kandır
Ancak bu böyle gitmez sömürü devam etmez
Yepyeni bir hayat gelir bizde ve ülkelerde/her yerde

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkın/halkların bayramı

Yepyeni bir güneş doğar dağların doruklarından
Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarından
Yurdumun mutlu günleri mutlak gelen gündedir

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkın/halkların bayramı

Vermeyin insana izin kanması ve susması için
Hakkını alması için kitleyi bilinçlendirin
Bizlerin ellerindedir gelen ışıklı günler

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkın/halkların bayramı

Ulusların gürleyen sesi yeri göğü sarsıyor
Halkların nasırlı yumruğu balyoz gibi patlıyor
Devrimin şanlı dalgası dünyamızı kaplıyor

Gün gelir gün gelir zorbalar kalmaz gider
Devrimin şanlı yolunda bir kağıt gibi erir/kül gibi savrulur gider

Not: Marşın ilk dönem kullanımlarında 1. kıtada “ülkelerde” kullanılıyordu; sonradan “her yerde” olarak kullanılmaya başlandı. Nakarat bölümündeki “halkın” ise yerini “halkların“a bıraktı. Son bölümde ise “bir kâğıt gibi erir” yerine “kül gibi savrulur” tercih edildi.

1 Mayıs Marşı’nın bestecisi Sarper Özsan şikayetçi: “Marşı artık eski ruhla söylemiyorlar

1970 yıllardan günümüze miting meydanlarında dua gibi dilden düşürülmeyen ünlü 1 Mayıs Marşı’nın söz yazarı ve bestecisi Sarper Özhan, yeni nesilden şikayetçi. Özsan, Marş’ın eski ruhuyla söylenmediği görüşünde. Eskiden telif hakları konusunun yeterince bilinmediğini kaydeden Özsan, kendisinin de bu haktan yararlanamadığını kaydetti. Besteci Özsan, MİHA’dan Semra Dursun’a konuştu.

Semra Dursun-MİHA
1970 yıllardan günümüze miting meydanlarında dua gibi dilden düşürülmeyen ünlü 1 Mayıs Marşı’nı bilmeyeniniz, duymayanınız yoktur. Ya sözü ve bestesinin kime ait olduğunu biliyor muyuz?

Marşın sözü ve bestesi hakkında yıllardır çeşitli söylentiler dolaşır durur. Yabancı bir marştan uyarlandığı da bunlardan bir tanesi.  Ama marş sözüyle ve bestesiyle,  bir Türk sanatçı olan Sarper Özsan’a ait.

1969 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı Kompozisyon Bölümü’nden mezun olan Sarper Özsan, “Türk Beşleri” diye anılan bestecilerimizden Necil Kazım Akses’in öğrencisi. Türkiye’nin değişen siyasal yaşamı ile sürekli iç içe olan sanatçı, bugün Mimar Sinan Üniversitesi’nde ve Kocaeli Üniversitesi- Güzel Sanatlar Fakültesi- Müzik Bölümünde öğretmenlik yapıyor. Okumaya devam et 1 Mayıs Marşı’nın bestecisi Sarper Özsan şikayetçi: “Marşı artık eski ruhla söylemiyorlar

Acı Acı Ağlıyorum

Rakel Dink

“1915’teki dünyayı seyrediyorum. Bütün insanlığa, politikalarına acı acı ağlıyorum. 2015 insanlığını seyrediyorum, ruhum inliyor içimde. Canım çekiliyor. Ülkemi seyrediyorum. Utanıyorum. Boğazım düğümleniyor. Sesimi koyveriyorum. Bağrımdan dökülüyor gözyaşlarım.”

Bu yazıyı okuduğunuz gün 24 Nisan. Ağır ve çok acılı bir yas günü. Bugün sizler için kendi hikâyemi Tanrı’nın yardımıyla kısaca yazmaya çalışacağım.

1959’da şimdi Şırnak’a bağlı olan Ermeni Varto Aşireti’nde doğdum. Adı şimdi Yolağzı Köyü olarak değişmiştir. Varto, babamın dedesinin adı, Vartan’dan gelir. Büyük dede Vartan zamanında Van’dan gelmiş oraya. Cudi Dağı’nın güney eteğinde bulunur. Irak ve Suriye sınırına yakın. Cudi Dağı bizim oradan bakarken çok heybetlidir. Bize komşu Hasana köyünden ise kanatlarını üzerine germiş gibi görünür. Şimdi ise ne Hasana Köyü ne de Ermeni Varto Aşireti var. 1915’te yok etme fermanı gelir. Bizde Kürtçe “Fermana Me Xatibi” derlerdi. Bizimkiler bu fermandan “Tayanlar” olarak bildiğimiz Arap Müslüman bir aşiretin yardımıyla Cudi’nin içinde, yükseklerdeki kaya kovuklarında, mağaralarda uzun yıllar saklanarak hayatta kalmışlar. “Cudi bir azizin adı. Mesih onun adı hatrına bizi sakladı” derler. Hatta efsane olmuştur; o zamanki mağaralar aslında yokmuş… Okumaya devam et Acı Acı Ağlıyorum

Fabrika Kızı Sevgiliye Değil Marksizme Yazıldı

“Sevgiliye değil Marksizm’e yazıldı”
1969 yılında gazetede, fabrikada tütün saran bir kadın fotoğrafı gördüğünü ve bundan çok etkilendiği için şarkıyı yazdığını söyleyen Ayanoğlu: Fabrika Kızı, bir aşk şarkısı değil Marksizm’in tanımıdır.

Adem Ülker (Marmaris) 18.08.2009 16.59

Müzik, sinema ve tiyatro sanatçısı, oyun müziği yazarı ve bestecisi 63 yaşındaki Bora Ayanoğlu, Marmaris’te Kalimerhaba Derneği’nce düzenlenen şiir gecesine katıldı. Gecede sevilen şarkılarını seslendiren Ayanoğlu, gazetecilerle yaptığı sohbette, çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Bora Ayanoğlu, söz yazarı ve bestecisi olduğu Türk popüler müziğinin son 40 yılına damgasını vuran şarkılardan biri olan ‘Fabrika Kızı’nın doğuş hikayesini ilk kez anlattı. Bora Ayanoğlu, dillerden düşmeyen “Fabrika Kızı” şarkısının aşk şarkısı değil, “Marksizm’in tanımı” olduğunu söyledi. Ayanoğlu, şarkıyı izinsiz kasetine alarak okuyan, söz yazarı ve besteci olarak kendi adını yazan Ahmet Kaya için de, “Allah Rahmet eylesin ama ben hakkımı helal etmiyorum” ifadesini kullandı. Okumaya devam et Fabrika Kızı Sevgiliye Değil Marksizme Yazıldı