Karşıyaka’nın Üç Gülü

Tahsin Saraç

Asılmış bir al umuttan
Karagücün korku dalında
Şu can topraktaki üç fidan ölü.
Ve artık ölmezliğin son boyutundan
Göverir yeşil bahar yağmurlarında
Denizgülü, Yusufgülü, Hüseyingülü.

Ölümdür kimileyin kavganın tek ödülü.

Kançiçeği sökünü arkalarından…
Açmış böğrünü, hepsine ana sıcaklığında
Devrimin kankalesi Karşıyaka gömütlüğü.
Ve gençlik günlerine doymamışlık dağından
Bakar, alınlar mavide ve göğüs hep namluda
Gezmişgülü, Aslangülü, İnangülü.

İnanç bir deliçay ki yeşertir bir gün çölü.

Karşıyakanın üç gülü
Yürek dalıma gömülü
Karşıyakanın üç gülü
Tüm kançiçekleriyle
Göz pınarıma gömülü.

1 Mayıs Marşı

Söz ve Müzik: Sarper Özsan

Günlerin bugün getirdiği baskı zulüm ve kandır
Ancak bu böyle gitmez sömürü devam etmez
Yepyeni bir hayat gelir bizde ve ülkelerde/her yerde

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkın/halkların bayramı

Yepyeni bir güneş doğar dağların doruklarından
Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarından
Yurdumun mutlu günleri mutlak gelen gündedir

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkın/halkların bayramı

Vermeyin insana izin kanması ve susması için
Hakkını alması için kitleyi bilinçlendirin
Bizlerin ellerindedir gelen ışıklı günler

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkın/halkların bayramı

Ulusların gürleyen sesi yeri göğü sarsıyor
Halkların nasırlı yumruğu balyoz gibi patlıyor
Devrimin şanlı dalgası dünyamızı kaplıyor

Gün gelir gün gelir zorbalar kalmaz gider
Devrimin şanlı yolunda bir kağıt gibi erir/kül gibi savrulur gider

Not: Marşın ilk dönem kullanımlarında 1. kıtada “ülkelerde” kullanılıyordu; sonradan “her yerde” olarak kullanılmaya başlandı. Nakarat bölümündeki “halkın” ise yerini “halkların“a bıraktı. Son bölümde ise “bir kâğıt gibi erir” yerine “kül gibi savrulur” tercih edildi.

1 Mayıs Marşı’nın bestecisi Sarper Özsan şikayetçi: “Marşı artık eski ruhla söylemiyorlar

1970 yıllardan günümüze miting meydanlarında dua gibi dilden düşürülmeyen ünlü 1 Mayıs Marşı’nın söz yazarı ve bestecisi Sarper Özhan, yeni nesilden şikayetçi. Özsan, Marş’ın eski ruhuyla söylenmediği görüşünde. Eskiden telif hakları konusunun yeterince bilinmediğini kaydeden Özsan, kendisinin de bu haktan yararlanamadığını kaydetti. Besteci Özsan, MİHA’dan Semra Dursun’a konuştu.

Semra Dursun-MİHA
1970 yıllardan günümüze miting meydanlarında dua gibi dilden düşürülmeyen ünlü 1 Mayıs Marşı’nı bilmeyeniniz, duymayanınız yoktur. Ya sözü ve bestesinin kime ait olduğunu biliyor muyuz?

Marşın sözü ve bestesi hakkında yıllardır çeşitli söylentiler dolaşır durur. Yabancı bir marştan uyarlandığı da bunlardan bir tanesi.  Ama marş sözüyle ve bestesiyle,  bir Türk sanatçı olan Sarper Özsan’a ait.

1969 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı Kompozisyon Bölümü’nden mezun olan Sarper Özsan, “Türk Beşleri” diye anılan bestecilerimizden Necil Kazım Akses’in öğrencisi. Türkiye’nin değişen siyasal yaşamı ile sürekli iç içe olan sanatçı, bugün Mimar Sinan Üniversitesi’nde ve Kocaeli Üniversitesi- Güzel Sanatlar Fakültesi- Müzik Bölümünde öğretmenlik yapıyor. Okumaya devam et 1 Mayıs Marşı’nın bestecisi Sarper Özsan şikayetçi: “Marşı artık eski ruhla söylemiyorlar

Acı Acı Ağlıyorum

Rakel Dink

“1915’teki dünyayı seyrediyorum. Bütün insanlığa, politikalarına acı acı ağlıyorum. 2015 insanlığını seyrediyorum, ruhum inliyor içimde. Canım çekiliyor. Ülkemi seyrediyorum. Utanıyorum. Boğazım düğümleniyor. Sesimi koyveriyorum. Bağrımdan dökülüyor gözyaşlarım.”

Bu yazıyı okuduğunuz gün 24 Nisan. Ağır ve çok acılı bir yas günü. Bugün sizler için kendi hikâyemi Tanrı’nın yardımıyla kısaca yazmaya çalışacağım.

1959’da şimdi Şırnak’a bağlı olan Ermeni Varto Aşireti’nde doğdum. Adı şimdi Yolağzı Köyü olarak değişmiştir. Varto, babamın dedesinin adı, Vartan’dan gelir. Büyük dede Vartan zamanında Van’dan gelmiş oraya. Cudi Dağı’nın güney eteğinde bulunur. Irak ve Suriye sınırına yakın. Cudi Dağı bizim oradan bakarken çok heybetlidir. Bize komşu Hasana köyünden ise kanatlarını üzerine germiş gibi görünür. Şimdi ise ne Hasana Köyü ne de Ermeni Varto Aşireti var. 1915’te yok etme fermanı gelir. Bizde Kürtçe “Fermana Me Xatibi” derlerdi. Bizimkiler bu fermandan “Tayanlar” olarak bildiğimiz Arap Müslüman bir aşiretin yardımıyla Cudi’nin içinde, yükseklerdeki kaya kovuklarında, mağaralarda uzun yıllar saklanarak hayatta kalmışlar. “Cudi bir azizin adı. Mesih onun adı hatrına bizi sakladı” derler. Hatta efsane olmuştur; o zamanki mağaralar aslında yokmuş… Okumaya devam et Acı Acı Ağlıyorum

Fabrika Kızı Sevgiliye Değil Marksizme Yazıldı

“Sevgiliye değil Marksizm’e yazıldı”
1969 yılında gazetede, fabrikada tütün saran bir kadın fotoğrafı gördüğünü ve bundan çok etkilendiği için şarkıyı yazdığını söyleyen Ayanoğlu: Fabrika Kızı, bir aşk şarkısı değil Marksizm’in tanımıdır.

Adem Ülker (Marmaris) 18.08.2009 16.59

Müzik, sinema ve tiyatro sanatçısı, oyun müziği yazarı ve bestecisi 63 yaşındaki Bora Ayanoğlu, Marmaris’te Kalimerhaba Derneği’nce düzenlenen şiir gecesine katıldı. Gecede sevilen şarkılarını seslendiren Ayanoğlu, gazetecilerle yaptığı sohbette, çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Bora Ayanoğlu, söz yazarı ve bestecisi olduğu Türk popüler müziğinin son 40 yılına damgasını vuran şarkılardan biri olan ‘Fabrika Kızı’nın doğuş hikayesini ilk kez anlattı. Bora Ayanoğlu, dillerden düşmeyen “Fabrika Kızı” şarkısının aşk şarkısı değil, “Marksizm’in tanımı” olduğunu söyledi. Ayanoğlu, şarkıyı izinsiz kasetine alarak okuyan, söz yazarı ve besteci olarak kendi adını yazan Ahmet Kaya için de, “Allah Rahmet eylesin ama ben hakkımı helal etmiyorum” ifadesini kullandı. Okumaya devam et Fabrika Kızı Sevgiliye Değil Marksizme Yazıldı

Ode to the West Wind

Percy Bysshe Shelley
1792 – 1822

I
O wild West Wind, thou breath of Autumn’s being,
Thou, from whose unseen presence the leaves dead
Are driven, like ghosts from an enchanter fleeing,

Yellow, and black, and pale, and hectic red,
Pestilence-stricken multitudes: O thou,
Who chariotest to their dark wintry bed

The wingèd seeds, where they lie cold and low,
Each like a corpse within its grave, until
Thine azure sister of the Spring shall blow

Her clarion o’er the dreaming earth, and fill
(Driving sweet buds like flocks to feed in air)
With living hues and odours plain and hill:

Wild Spirit, which art moving everywhere;
Destroyer and Preserver; hear, O hear!

II
Thou on whose stream, ‘mid the steep sky’s commotion,
Loose clouds like Earth’s decaying leaves are shed,
Shook from the tangled boughs of Heaven and Ocean,

Angels of rain and lightning: there are spread
On the blue surface of thine airy surge,
Like the bright hair uplifted from the head

Of some fierce Maenad, even from the dim verge
Of the horizon to the zenith’s height,
The locks of the approaching storm. Thou dirge

Of the dying year, to which this closing night
Will be the dome of a vast sepulchre
Vaulted with all thy congregated might

Of vapours, from whose solid atmosphere
Black rain, and fire, and hail will burst: O hear!

III
Thou who didst waken from his summer dreams
The blue Mediterranean, where he lay,
Lulled by the coil of his crystalline streams,

Beside a pumice isle in Baiae’s bay,
And saw in sleep old palaces and towers
Quivering within the wave’s intenser day,

All overgrown with azure moss and flowers
So sweet, the sense faints picturing them! Thou
For whose path the Atlantic’s level powers

Cleave themselves into chasms, while far below
The sea-blooms and the oozy woods which wear
The sapless foliage of the ocean, know

Thy voice, and suddenly grow grey with fear,
And tremble and despoil themselves: O hear!

IV
If I were a dead leaf thou mightest bear;
If I were a swift cloud to fly with thee;
A wave to pant beneath thy power, and share

The impulse of thy strength, only less free
Than thou, O Uncontrollable! If even
I were as in my boyhood, and could be

The comrade of thy wanderings over Heaven,
As then, when to outstrip thy skiey speed
Scarce seemed a vision; I would ne’er have striven

As thus with thee in prayer in my sore need.
Oh! lift me as a wave, a leaf, a cloud!
I fall upon the thorns of life! I bleed!

A heavy weight of hours has chained and bowed
One too like thee: tameless, and swift, and proud.

V
Make me thy lyre, even as the forest is:
What if my leaves are falling like its own!
The tumult of thy mighty harmonies

Will take from both a deep, autumnal tone,
Sweet though in sadness. Be thou, Spirit fierce,
My spirit! Be thou me, impetuous one!

Drive my dead thoughts over the universe
Like withered leaves to quicken a new birth!
And, by the incantation of this verse,

Scatter, as from an unextinguished hearth
Ashes and sparks, my words among mankind!
Be through my lips to unawakened Earth

The trumpet of a prophecy! O Wind,
If Winter comes, can Spring be far behind?

Tütengil’e Saygı…

Zeynep Oral

Önümdeki fotoğrafa bakıyorum. Fotoğrafın çekildiği tarih 7 Aralık 1979. Fotoğraftan gözlerimi alamıyorum: Sabahın alacakaranlığında gri bir asfalt… Asfaltın üzerine sanki uzanıvermiş bir beden… Otobüs durağının yakınlarında. Üzeri beyaz çarşafla örtülü. Ama çarşaf bembeyaz kıvırcık saçlarla taçlanan başı örtmüyor. Gözlükleri gözünde, dudakları kenetlenmiş. Ne gülümseyen, ne de somurtan, yalnızca susan dudaklar…

Yüzükoyun uzanıvermiş ama yüzü asfalta değmiyor, hava soğuk, kaşkolü başının altında, kalın paltosu sırtını, boynunu örtüyor. Bir kolu öne doğru uzanmış. Bileğinde saati. Zaman onun için çok önemli, şaşmaz çalışma disiplini içinde, sorumluluğunun bilincinde saatsiz edemez. Eli, başının, beyaz saçlarının hemen yanında. Alışkanlıktan olsa gerek, parmakları, tam da kalem tutar gibi kıvrılıvermiş. Omuz başında çantası. Öyle Bond çantası falan değil, babadan kalma klasik okul çantası, öğretmen çantası… Okumaya devam et Tütengil’e Saygı…

Trabzon Halk Cumhuriyeti’nde Kadının Yeri

Hilmi Köksal Alişanoğlu

Büyük düşünür dedi ki, “Kadınlar komünist ülkelerde zor işlerde çalıştırılıyordu.

Ben şahidim, dediği harfiyen doğru. Çocukluğum ve gençliğimin bir bölümü THC’de (Trabzon Halk Cumhuriyeti) geçti. Bütün komünist ülkelerde olduğu gibi orada da en ağır fiziksel işler kadınlara yaptırıldı.

THC’de de cennet anaların ayakları altındaydı ama biz, büyük düşünür gibi, analarımızın ayaklarının altını öpemez, haliyle cennet kokusunu alamazdık.

Bütün gün kara lastik içinde kalan cennetin üst kısmından yayılan ağır koku, cennet konusunda hayal kırıklığına uğratırdı bizi.

Bereket Trabzon’da komünist yönetim devrildi de kadınlar artık zor işlerle uğraşmıyor, sadece bebelerine meme veriyor, kocalarına yeterince vakit ayırabiliyor.

Resimlerde Trabzon’da komünist yönetim döneminde kadınların çalışmalarından örnekler gösterilmektedir. Erkeklerin olduğu resimde ise zalim TKP (Trabzon Komünist Partisi) politbürosu, kadınları erkeklerle daha da eşitleyebilecek başka projeler peşinde.

Anlat Açılırsın

Özgür Mumcu

Fazla kimsenin bilmediği bir müzik grubu keşfedersiniz. Bazen de kıyıda kalmış bir film ya da kitap bulursunuz. Hem başkaları bilmesin size özel kalsın istersiniz hem de bir iki kişiyle de olsun bu garip keşfinizi paylaşmayı dilersiniz.

Yeni Şafak’ta yazan Yusuf Kaplan benim için bu çeşitten biriydi. Ne yalan söyleyeyim senelerdir gizli neşe kaynağımdı. Şöhreti yayılır da herkes ondan bahseder ve bu eğlence elimden alınır diye hep korktum. Yazıp ettiklerini sadece dar bir arkadaş çevresiyle paylaştım. Yusuf Kaplan’ı vicdanımda hep bir sır gibi sakladım.

Ancak kendisiyle yaşadığım mutlu anların hızla tükenmekte olduğunun da içten içe farkındaydım. Cevherlerin eninde sonunda parlaklıklarıyla göz almak gibi bir huyları vardır ve Sayın Kaplan da buna istisna değil. Okumaya devam et Anlat Açılırsın

Pivot

Hülya Key

Ceren çocukken, özellikle de ilkokul çağında iken bir köpek almamızı çok isterdi. Ben/biz yıllarca bu isteğine kendimizce usta bir şekilde karşı çıktık. Yavrum okuldan gelir, köpek sahibi olan arkadaşlarından öğrendikleriyle bizim öne sürdüğümüz gerekçeleri ortadan kaldırmaya çalışırdı. Aramızda şöyle konuşmalar geçerdi:

-Anne, biliyor musun bir kere çiş yaptıklarında oraya bir sprey sıkıyormuşsun, bir daha oraya işemiyorlarmış.
-Öyle mi?
– Evet. Bak arkadaşımın ev telefonunu aldım. İstersen annesini ara sor.
– Baban gelsin ararız.

Baba gelir, yemek telaşı, sonra yatma. Telefon edilmez.

-Anne, köpek etraftaki süslere (bibloları kastediyor) zarar verecek, kıracak diye istemiyorsun ama sen anlatıyorsun ya, bir kere ben de bir tabla kırmışım. Sen kızmışsın, bir daha kırmamışım, o da öğrenir.
– Ceren sen ödevini yapmış mıydın? Haydi, bak baban gelecek şimdi.

Bir akşam daha böyle atlatılır. Okumaya devam et Pivot