Nasıl can verdi?

Deniz Gezmiş’in avukatı Halit Çelenk ‘bir türlü unutamıyorum’ dediği o idam gecesini anlattı.
Bugün 87 yaşında olan, 5 yıldır kanser ve astım tedavisi gören, bir dönemin tanığı avukat Halit Çelenk, Ankara Bahçelievler”deki evinin kapılarını Akşam”a açtı. 68 kuşağının önderleri, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan”ın, 6 Mayıs 1972 sabahı Ankara Ulucanlar Cezaevi”nin avlusunda darağacına gidişlerine avukat Mükerrem Erdoğan”la birlikte tanıklık eden Çelenk, “İdam Gecesi Anıları” adlı kitabında dahi söz etmediği önemli bir olayı Akşam”a anlattı. Çelenk”in “bir türlü gözümün önünden gitmiyor” dediği saatler şöyle:
Okumaya devam et Nasıl can verdi?

İdama Giderken (6 Mayıs 1972)

İdamları izleyen iki avukattan biri olan Mükerrem Erdoğan o sabahı şöyle anlatıyor:

Deniz Gezmiş

Deniz bize döndü. “Cezaevinde bizi, yangından mal kaçırır gibi kaptılar, havalandırarak getirdiler. Ayakkabılarımızın bağlarını bile bağlamamıza fırsat vermediler. Postallarımın bağlarını bağlasınlar; asıldığımda ayağımdan düşmelerini istemem.” dedi. Deniz gardiyanların yardımıyla masaya çıktı. Bir gardiyan ilmiği açtı, genişletti, başından geçirip taktı Deniz’in boğazına. İşte o an Deniz son sözlerini söyledi:

Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye!
Yaşasın Marksizm-Leninizmin Yüce İdeolojisi!
Yaşasın Türk ve Kürt Halklarının Kardeşliği!
Yaşasın İşçiler, Köylüler!
Kahrolsun Emperyalizm!

Halit Çelenk’e göre ise Deniz Gezmiş’in son sözleri şöyledir:

Yaşasın Türkiye’nin Bağımsızlığı!
Yaşasın Marksizm’in, Leninizm’in yüce ilkeleri!
Yaşasın Türk ve Kürt Halklarının Bağımsızlık Mücadelesi!
Kahrolsun Emperyalizm!
Yaşasın İşçiler ve Köylüler!

Deniz Gezmiş’in son sözleriyle ilgili bu karışılıklığa avukatları Halit Çelenk’in kızı yazar Serpil Güvenç’ten aşağıdaki yazıyla bir açıklama geldi:

Son sözlerle bugüne taşınan…

12 Mart askeri cuntasının Süleyman Demirel başkanlığındaki Adalet Partisi ile diğer sağ parti milletvekillerinin desteğiyle gerçekleştireceği, Türkiye tarihinin büyük siyasal cinayetlerinden birisine çok yaklaştığımızı hissediyorduk… Ve 5 Mayıs gecesi kapımız çalındı. Gelenler babam Halit Çelenk’i infazların yapılacağı Ulucanlar Cezaevine götürmeye gelmişlerdi. Babam giyindi ve gitti… Upuzun gecenin sabahında avukat Mükerrem Erdoğan’la birlikte eve geldiğinde yüzünün renginin kül gibi olduğunu ve saçlarındaki kırların görünür bir biçimde artmış olduğunu anımsıyorum… Beni hemen daktilonun başına oturttu. Mükerrem Erdoğan’ı da yanına çağırdı. Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in idam öncesi son sözlerini ezberlemişlerdi. Özellikle Deniz’in “yasalara aykırı” olduğu için idam tutanağına yazdırılmayan ve o metinde (…) olarak geçen sözleri önemliydi ve tarihin tanıklığına aktarılması gerekiyordu. Konuştular ve netleştirdiler. Onlar söyledi, ben yazdım…

Deniz’in son sözleri şunlardı:

“Yaşasın tam bağımsız Türkiye!
Yaşasın Marksizm Leninizmin yüce ideolojisi!
Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi!
Kahrolsun emperyalizm!
Yaşasın işçiler, köylüler!”

Son sözler TCK’nın 141/142. maddelerinin varlığı nedeniyle basın ya da herhangi bir yayın organında yer almadı ve dillendirilemedi. Ama o daktilo sayfası çoğaldı. Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in idam sehpası altında haykırdıkları cümleler Türkiye’nin her yanına dalga dalga yayıldı.

Kaynak: Sol Portal, 6 Mayıs 2010

Yusuf Aslan

Deniz’in asılması sırasında Yusuf’u alıp oraya getirmişler. Bize dönerek “Duydum Deniz’in sesini.” dedi. Darağacı hazırlanmış, tazelenmişti. Yusuf masaya oradan da tabureye çıktı. Geçirdiler ilmiği boynuna. Yusuf da gür, yürekli bir sesle son sözlerini söyledi, taburenin üzerinde:

Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için şerefimle bir defa ölüyorum! Sizler bizi asanlar şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz! Biz halkımızın hizmetindeyiz! Sizler Amerika’nın hizmetindesiniz!
Yaşasın Devrimciler!
Kahrolsun Faşizm!

Hüseyin İnan

Bu arada Hüseyin’i getirdiler. Bildiğimiz hüseyin’di. Her zamanki Hüseyin. Sigara içip içmeyeceğini sorduk. “İçmeyim.” dedi. Bize döndü. “Söyleyin babama.” dedi; ayağındaki lastik ayakkabıları gösterdi, “babam, yarın ayağımdaki bu lastik ayakkabıları görüp, doğru dürüst bir ayakkabısı bile yokmuş diye üzülmesin. Askeri Cezaevinde, ayakkabılarımızı giymemize bile fırsat vermediler. Ayakkabılarım cezaevinde kaldı. Onlara hediyem olsun.” dedi. Durdu.

“Sehpaya çık.” diye bağırdı savcı. Hüseyin savcıya döndü masanın üzerinde, “Sabırlı ol, çıkacağım.” dedi. Ve tabureye çıkmadan, masanın üzerinde, yürekli bir sesle bağıra bağıra son sözlerini söyledi:

Ben şahsi hiçbir çıkar gözetmeden halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım! Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım! Bundan sonra bu bayrağı Türkiye Halkına emanet ediyorum!
Yaşasın İşçiler, Köylüler ve Yaşasın Devrimciler.
Kahrolsun Faşizm!”