Ümmüşen İkinci Albümünü Çıkarttı

Baraka dergisi, Ümmüşen ile görüştü

Beyaz Gelinlik, Sevda, Nenni, Ocaklar gibi dillerden dile dolaşan, albümlerden albümlere giren parçaların yaratıcısı Ümmüşen kendi adı altında ikinci albümü Rüzgara Karşı’yı çıkarttı. ODTÜ İdari Bilimler Fakültesi’nden 1979 yılında mezun olan Ümmüşen Gürsoy ile ODTÜ ve müzik üzerine konuştuk.

ODTÜ öncesi yaşamınızı ve ODTÜ’yr giriş hikayenizi kısaca anlatır mısınız?
Antalya’nın Korkuteli ilçesine bağlı Yazır köyünde doğmuşum. Ortanca çocuk olmanın bütün yararlarını kullanarak büyüdümü anlıyorum. Okul öncesi, çoğunlukla dedem nenemle köyde yaylalarda yaşadım. Bizimkiler yörüklükten gelme, hala tam yerleşik hayata geçemediler. Şiirlerimde şarkılarımda doğanın önemli bir yer tutmasına sebebi sanırım bu ilk yıllar. Babamın memuriyeti nedeniyle çok değişik yerlerde yaşadık. Ama önemli bir bölümü İmroz’da (Gökçeada) geçti. İlkokulu Malatya Arapkir’de bitirdim. Ortaokul ve liseyi Erenköy Kız Lisesi’nde parasız yatılı olarak okudum. Liseyi bitirirken öğretmenlerim ve mezunlar derneği, benim için Boğaziçi Üniversitesi’ni uygun görüp gereken ön koşulları da hazırladılar (O dönemlerde, B.Ü. paralıydı ve bazı lise birincilerini de sınavsız alıyordu). Ama benim idealim, bir kısmını gördüğüm doğuya gidip çocuk doktoru olarak hizmet vermekti. Üniversite hazırlık için dershaneye gitmediğimden ve test sınavına alışık olmadığımdan, bu eksiğimi, tıp fakültelerinin de yer aldığı merkezi sınavdan önceki üç üniversite sınavına girerek kapatmak istedim. ODTÜ’nün sınavı 4 Temmuz, merkezi sistem 6 Temmuzdaydı. Yani merkezi sistem önce olsaydı ODTÜ’nün sınavına girmeyecektim. Girdiğim tüm sınavlardan derece yaparak başarılı oldum. Ben Cerrahpaşa’lı oldum derken, merkezi sınav sorularının çalındığı için geçersiz olduğu ve ileri bir tarihte yenileneceği haberi geldi. Aynı günlerde de ODTÜ’de kayıtların sonuna geliniyordu. ODTÜ tercih formuna alfabenin ilk harfi olduğu için A (Administrative Sciences) yazdığımdan İdari İlimlere kaydımı yaptırdım, hemen ardından eğitim başladı. ODTÜ’deki 19. günümde merkezi sistem sınavına tekrar girdim. birkaç ay sonra sonuçlar geldi, istediğim tıp fakültesine girebilecektim, ama ben ODTÜ’den ayrılamadım.

peki müzik ve bağlama ne zaman girdi hayatınıza?
benim hayatıma müzik ve bağlama girmedi aslında. doğarak sazlı-sözlü müziğin içine ben girmişim. babam ve amcalarımın hepsi çok güzel bağlama, kabak kemane, ud, cümbüş çalarlardı, hatta kendi çaplarında müzik aletleri de imal ederlerdi. halalarım çok yanık türküler söyler ağıtlar yakarlardı. bir nenem, başparmağını gırtlağında gezdirerek parmak saza benzeyen tınılarla anlatılmaz güzellikte ümük (boğaz) çalardı. nenelerim ve dedelerim çok güzel halk destanları- meseller bilir anlatırlardı. kullandıkları her beş cümlenin ikisi üçü, deyimlerle ata sözleriyle bezeli olurdu. daha sonra yaşadığımız küçük yerleşim yerlerinde, en batıdan en doğuya anadolu’nun halk kültür zenginliğini yaşayarak bir ölçüde tanıdım, şiirlerimde şarkılarımda halk edebiyatı ögelerini çok kullanmam, yaşadıklarımın birikimi olmalı.

müzikle ilgili olarak özel bir eğitim almadınız ama değil mi?
diplomalı bir okulda akademik bir eğitimi kastediyorsanız alamadım. alaylıyım.

odtü’ye yanınızda müzikle geldiniz demek.
evet öyle oldu. geldiğimin ikinci günü thbt’nin yolunu öğrenmiştim. çocuk doktoru idealimi terk ettiren ana neden de thbt’dir. ama thbt aracılığı ile yaşadığım bir olay, müzik maceramı da başka bir mecraya döktü. odtü’deki ilk 4-5 ayımdan sonra, atatürk kapalı spor salonunda, ankara çapında bir etkinlik düzenlenmiş, odtü-thbt de bu etkinliğe üç yörenin halk oyunları ile katılmıştı. ben, bir yöre bitince hemen kıyafet değiştiriyor, heyecanla sahnedeki dönemin ünlü ozanlarını dinlemeye koşuyordum. dinlediklerim sade halk ezgilerinin üstüne slogan şeklinde sözlerdi. duygularıma hitap etmemiş, hayal kırıklığına uğramıştım. ertesi gün thbt’ye koştum, bir bağlama kapıp gece bulamadığım tınıları sözleri aramaya koyuldum. bir ara tepemden birinin beni izlediğini hissettim. baktım sevgili haluk (okumuş). “ne yapıyorsun ” dedi, “beste” dedim. “sen beste yaparsan ben de alain delon olurum” dedi. iki hafta sonra yaptığım 5-6 beste ile ilk konserime çıkmıştım. bu arada sevgili haluk, ruh güzellikleri yüzlerine vurmuş diğer tüm dostlarım gibi, alain delon’dan çok daha yakışıklıydı zaten.

odtü’deydi ilk konseriniz yani?
ikinci konserim odtü’de oldu. ilki ankara’da bir sinemada gerçekleşti.

thbt etkinliklerinizden, konserlerden kısaca anlatır mısınız?
odtü’de bulunduğum sürece thbt’nin halk müziği korosunda koro ve solo türküler söylemeye, halk oyunları oynamaya, diğer iki dalında -araştırma ve seyirlik köylü oyunları- çalışmaya devam ettim. koromuzu çalıştıran nida (tüfekçi) hocamızın, türkiye’nin değişik yerlerinden keşfettiği özel sesleri biraya getirerek ayda bir kez çalıştırdığı koro çalışmalarında bulundum. kendi şarkılarımı seslendirdiğim konserlerim çoğunlukla thbt’den bağımsızdı. o dönemlerde devrimci demokrat gençlik örgütleri ve partilerin, türkiye’nin değişik yerlerinde düzenledikleri etkinliklere davet ediliyordum.

“rüzgara karşı” ikinci albümünüz sanırım, ilk albümünüz ne zaman yayınlanmıştı?
evet ikinci albüm. ilk albüm “nenni” 1999 yılında yayınlandı.

hep müzikleydiniz, neden albüm çıkarışınız bu kadar geç oldu?
albüm çıkarmayı 1990 yılına doğru düşündüm. bir sorumluluk olarak. ben müziğe “sanat sanat içindir, sanat halk içindir” türünden bilimsel ya da idealist bir şekilde bakmadım, bakamadım. müzik, dinlemesiyle söylemesiyle bestesiyle yaşamımı kolaylaştıran bir araç, araçtan da öte yaşamın kendisi. insanlara beğendireyim gibi iddiam- derdim de hiç olmadı. kendim türkü yakayım gibi bir hedefim de yoktu. şiir yazıyordum, biraz bağlama çalıyordum, türkü şarkı söylüyordum. biraz önce bahsettiğim 74 deki etkinlikte ruhuma daha iyi hitap eden müzikler dinleseydim, beste yapmak aklıma bile gelmezdi. ben, bana iyi gelecek şarkıların peşine düştüm, hala da arıyorum. ilk şarkılarımın yakın çevremde duyulmasıyla, konserlere çağrıldım. 74-80 arasında bu konserlerle türkiye’de gitmediğim yer kalmadı gibi. söylediğim kendi bestelerimin kısacık bir sürede yurt çapında ve yurtdışına da taşarak milyonlarca insan tarafından bilinip söylenmesini, -anonim- olarak kasetlere girmesini izledim. benim arayışlarımın ürünleri bunca paylaşılırken duyulmayanları ve daha sonraki yıllarda yaptıklarımı da paylaşmamı gerektiren bir sorumluluk duygusuydu bu. en uygun araç olarak da albümü düşündüm. 80 sonrası dış koşullar değişmişti, geniş katılımlı konserler düzenlenmiyordu, ben de dolaşarak konserler verecek durumda değildim. ama albüm yapabilmek için de istanbul’a gelmem, derya’yı (köroğlu) ve uygun ekibi bulmam gerekiyormuş.

anonim diye bilinen eserlerinizden birkaç örnek verebilir misiniz?
bebeğim/ağlayarak geldin dünyaya, sevda, ocaklar, işkence/senin alnındaki yara, hayat/beyaz gelinlik, gayri dur durak yok.. örneğin söz ve müziği bana ait hayat şarkısı saptayabildiğim kadarıyla 1984 den günümüze kadar çeşitli sanatçı ve gruplar tarafından 43 albümde okunmuş.

hayat/beyaz gelinlik çok ünlüdür, ben de anonim diye biliyordum. telif haklarına aykırı olan bu durumdan rahatsız olmadınız mı?
anonim dediğimiz bütün müzik eserlerinin bir yaratıcısı vardır aslında. herkes kendinden de bir parça bulduğu için kulaktan kulağa geçer ve zamanla yaratıldığı yerleşim yerinin sınırlarını da aşarak yaygınlık kazanır. ben kendi şarkılarımın çok kısa sürede anonimleşme sürecini görebildim. “hayat” da dahil olmak üzere benim şarkımın yapısına bakıldığında geleneksel halk müziğinden oldukça farklı. ama birkaç istisna dışında, albümlerde şarkılarıma -anonim- olarak yer verenlerin bence tek kusuru, araştırma konusunda özensiz davranmaları. hukuken bu şarkılar benim eserlerim, telif hakkı bana ait. daha geniş baktığımda telif hakkını reddetme anlamında değil ama bu şarkılar benim değil bizim. kullandığım sözcükler, ağırlıklı olarak hepimizin korumak-yaşatmaktan sorumlu olduğumuz doğa ve halk edebiyatından, ezgiler, halk müziği sanat müziği ve dünya müziğinin dev birikiminden besleniyor… benden başka da dinleyenler söyleyenler oluyor. bu da “ben”i “biz” yapan önemli bir faktör.

her iki albüm sürecinde de o kadar çok kişi emekleriyle fikirleriyle katkı da bulundu ki, benim albümüm demek çok zor. büyük bir imecenin ürünü bu bizim albümler.

odtü’deki durumunuz beli oldu, beyaz gelinlik ve diğer şarkılarınız malum, o zaman merakımızı giderelim bari. odtü’de dy mi yoksa hk’lı mıydınız?
türküler, kula kulluğu, namertliği reddedişin etkin bir ifadesidir. tertemizdir ve özünde devrimcidir. halkın sahiplenişi bundandır. türkülerin sadece söylendiği değil, yaşandığı bir kültürden geliyorsanız, zaten devrimci-demokrat bir alt yapıdasınız demektir. odtü, söylediğiniz bu iki çizginin dışında da birçok düşünce akımının olduğu bir yerdi. her siyasi görüşten, görüşüm yok diyenlerden, türkü sevenlerden vb… birçok kalıcı dost kazandım odtü’de. çevresinde çok sevilen ve ne yazık ki gencecik yaşta trafik terörüne kurban giden safiye (korkmaz) ile dostluğum, benim bir tarafa yakınlığımı da getirdi. yoksa şehirden dağa değil de dağdan şehre doğru bir yola meyletmem, bu iki görüşü ve diğerlerini çok iyi incelediğimden değildi. o dönemlerde katıldığım konserler, sadece kendimi yakın hissettiğim hareketin etkinlikleri de değildi. tip’in, chp’nin, yerel derneklerin vb. düzenlediği konserlere de gittim. şarkılarımda düz siyasi ifadeler-sloganlar yok ki. zaten bundan duyduğum rahatsızlıkla beste yapmaya başlamıştım. bu nedenle de her kesimde siyasi ve olmayan çevrelerde de yaygınlaşmış olduğunu sanıyorum.

şarkılarınız yaygın bilinirken sizin bilinmemeniz hiç rahatsız etmedi mi?
hiç etmedi. ama adımın bilinip de şarkılarımın bilinmemesi çok üzücü olurdu.

mezun olduktan sonra ne yaptınız?
1979’un sonlarında odtü’den mezun oldum. birkaç hafta sonra çukurova üniversitesi’nin asistanlık sınavlarına girdim. çü’de 7 yıla yakın ders verdim aynı zamanda da muhasebe-finans ana bilim dalında yüksek lisans ve doktoramı tamamladım. aynı dönemde, ç.ü. de thbt benzeri oluşumların temelini attım. çok iyi mali yöneticiler yanı sıra, müzik ve halk bilimi dalında hizmet veren öğrencilerimle, bu yapılanmalarında bir harcım olduğunu da bilerek gurur duyuyorum. pratiksiz teorisyenlikten bunaldığım bir anda gelen bir teklifle özel sektöre geçtim. üç ayrı kuruluşta kurmay ağırlıklı, müdürlükten holding genel koordinatörlüğüne kadar orta ve üst kademe yöneticilik yaptım. daha sonra da şirketlerde organizasyon, stratejik yönetim, mali ve diğer sistemlerin kurulması ve eğitimine yönelik danışmanlık. işlerimi türkü söyler beste yapar gibi zevkle yürüttüm. çalışmamanın en kestirme yolu sevdiğin işi yapmak. hiç yorulmuyorsun, çalışırken dinleniyorsun.

bu arada evlendiniz, çocuklarınız?
1983 de evlendim. şu anda odtü inşaat son sınıfta bir kızım, robert kolej’de bir oğlum var. kızım benden resim, oğlum müzik yanımı almış. babalarından da fiziksel ve ruhsal güzelliklerini.

kaynak: baraka dergisi mart 2006

One thought on “Ümmüşen İkinci Albümünü Çıkarttı”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.