“Kalû Belâ”dan beri Erkekegemen bir dünyada yaşıyoruz!

Orhan Yalçın Gültekin

Muhtemelen ilk toplumsal işbölümü, ilk toplumsal egemenlik biçimini de oluşturdu. İnsanlığın en eski çağlarında bir anaerkil dönem oldu mu, bilinmez; öyle olduğu savlanır. Kadınların asr-ı saadeti (bir yanılsama değilse eğer) çok ama çok uzun zaman önce asar-ı atika müzesinin tozlu kuytuluklarından birine hapsedilmiş demektir. En azından bilinen tarih, erkekegemen bir tarihtir. Öyle yaşanmış ve yaşanmakta, öyle anlatılıp aktarılmaktadır. Kadını, yalnızca erkdışı tutmanın değil toplumsal yaşamın dışında tutmanın, onu basit bir eklenti düzeyinde konumlandırmanın hemen her yolu denenmekte, dahası bu durum kutsanmaktadır da.

Türkçe’nin en büyük şairlerinden biri (Nazım Hikmet Ran), dilimize persenk olan o olağanüstü dizelerde bile erkekegemen bakıştan sıyrılabilmiş değildir.

“Ve kadınlar,
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri,
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve karasabana koşulan
ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız”

Onlar hep erkeklerin arkasında “ortak dava”lar peşinde koşturup durdular. “Ortak dava”ların her başarı durumunda “kendi” erkekleri tarafından eski konumlarına itildiler. Ana, kızkardeş, sevgili, eş, evlat oldular ama onların “kendileri” olmalarına hiç izin verilmedi.

Şimdi kadınlar “kendileri” olmak istiyorlar. “kendi olmak” nasıl bir şeydir, bildiklerinden çok da emin değilim. Onlar, tarihte kaybolmuş kendilerini arıyorlar.

Bulacaklar…

Onlar şimdi şöyle haykırıyorlar:

Ekmek. Tertemiz bir gökyüzü. Barışın egemenliği. Bir yerlerde şarkı söyleyen bir kadın sesi, pişen yemeklerden tüten duman gibi her yeri saran bir melodi. Silahları bırakmış askerler, bereketli hasatlar, iyileşmiş yara, istenen çocuk, özgürlüğüne kavuşmuş tutsak, bütünselliğine saygı gösterilen beden, geri dönen sevgili. Işaretleri anlamlı ve okunur kılan o büyülü yetenek. Eşit ve hakça paylaşılan, değeri verilen emek. Sorunları çözmek için varılan anlaşmadan duyulan sevinç. Yalnızca selamlamak için kaldırılan eller. Güvenli yerler – yürekler, evler, ülkeler – öylesine güvenli ki en sonunda artık güvenli sınırlara gerek kalmamış. Ve her yerde kahkahalar, dayanışma, sevinç, dans, doygunluk. Mütevazi bir cennet şimdi’de.

Biz bunu gerçek kılacağız; kendimizin yapacağız; politikayı, tarihi, barışı yaratacağız; bunları ulaşılabilir kılacağız; yaramazlık yapacağız; farklılık yapacağız; aşk yapacağız; bağlar kuracağız; mucize yaratacağız.

İnanın bize.

Biz dünyayı değiştireceğiz!

Kadınların Küresel Stratejileri Toplantısı Bildirgesi, Beijing 1995

““Kalû Belâ”dan beri Erkekegemen bir dünyada yaşıyoruz!” için 2 yorum

  1. bu dünyada değiştirmek istediğim yegâne değerlerden biri de kadının toplumdaki yeridir. ne kadar çok ezilir yurdum kadını, dayak yer, anasına bacısına küfür edilir. sırtından sopa karnından sıpa eksik edilmez tabiri caizse. kim bu gidişe bir dur diyecek; kim kadınlarımızı, bizleri değerli görecek? artık yok mu böyle bir erkek dünyada, böyle bir baba, böyle bir sevgili…?

    çok şey istemiyorum erkeklerden; 1 günlüğüne kadın olsunlar yani sabahtan akşama bir kadının tüm görevlerini yapsınlar; sonra konuşalım..

    saygılar…

    Beğen

OYG için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.