Şükran Soner’in 9 Mart Darbesi İnkârı

Hale Özgür Kıyıcı

haleozgurkiyiciHaber Türk kanalında “…Geçmişte de böyle bir komploya alet edildik” beyanlarını dinlerken, inanın kanım dondu. Hayretler içinde Şükran’ın bu anlatımlarına kendisini de nasıl inandırdığını izlemek beni gerçekten üzdü. MİT ajanı olarak anlattığı Mahir Kaynak bey için o darbe girişimi içindeki ekibe referans olanlar kendileri.

Birebir dinlediğim ve yaşadığımız bir gerçek olup, geçmişe yönelik bir anıdır anlatacaklarım.

9 Mart ekibi sürekli toplantı halindedir. Bu toplantıların dışarıya sızdığını anlarlar. İlhan Selçuk, Mahir Kaynak beyi vazifelendirir. Gelen herkesin üzeri aranacaktır. Arayan kişi Mahir beydir. İlkönce de kendisini aratır İlhan Selçuk. Madanoğlu Paşa dâhil herkes aranır. Aranmayan tek kişi kalır Mahir Bey. Bildiğiniz üzere 9 mart ekibi derdest edilip tutuklanır. MİT Mahir beyi deşifre eder.

Şimdi Şükran nasıl olur da bu yakın tarihi çarpıtarak anlatabilir. O dönemleri birebir yaşayanlar sağ ve aklı başında olup, herhangi bir bunama belirtisi de yok. Yakın tarihi çarpıtarak anlatan bu kişilerin kimlere hizmet ettiği ise merakımdır. Geçmişleri ile hesaplaşamayan bu türlerin tanıklıklarını ciddiye almak ise, ayrı bir gaflettir.

Bir nesli yok eden bu zihniyetlerin hala ortalarda dolaşarak kendilerine yandaş aramalarına artık dur demeliyiz. Darbelerin dışında yaşam alanı bulamayan bu türleri zamanın yargıçlığına bırakmak istemek ise bizleri buğday başağına döndürmektedir. Rüzgârın yönüne doğru yalpalamak asla köklerimize yakışmaz.

One thought on “Şükran Soner’in 9 Mart Darbesi İnkârı”

  1. hale abla,

    sizin yazılarınızı uzun zamandır takip ediyorum. o kadar içten ve o kadar tanıdıksınız ki, size abla demek istedim. kelimenin ötesindeki şeyleri ise sizin büyük yüreğiniz çok iyi anlar.

    biz sizden haberdarız. siz de bizden haberdar olun istedik.

    inanın, sizin gibi güzel insanlar dışında çok duyulmak, çok bilinmek de istemiyoruz. bilen biliyor…

    özlemle sarılıyorum…

    ***
    merhaba….

    bildiğiniz gibi ülkemizde emekçiler ve ezilenler, günlük yaşamda tahammül sınırlarını aşmış sorunlarından yola çıkarak “demokratikleşme” ve “insanca yaşam” talep etmektedirler. egemenler her türlü hile, baskı ve şiddete baş vurarak bu mücadeleyi bastırmaya, sesini kısmaya çalışmaktadırlar.

    yine bildiğiniz gibi, bu mücadelede öne çıkmış ve emeğini, alın terini, en başta da hayatını ortaya koymuş binlerce insan, bu ülkenin “cezaevleri”nde tutulmakta, çoğu yıllardır özgürlüklerinden mahrum bırakıldıkları gibi, özellikle 19 aralık 2000 operasyonundan sonra derinleştirilen “tecrit sistemi” ile türlü eziyete maruz bırakılmaktadırlar.

    f tiplerindeki “eziyetleri”, yaşanan hak gasplarını, keyfi uygulamaları, sonu kalıcı rahatsızlıklar, hatta ölümlerle biten “işkence” uygulamalarını sıralayacak değiliz. çok yakın bir tarihte engin ceber’in metris cezaevi’nde, gördüğü işkence sonucu yaşamını yitirmesi, başlı başına bir göstergedir.

    bizim dikkat çekmek istediğimiz husus, baskılar ve keyfi uygulamalar katmerlenerek artarken, “içerdeki”lere dönük “dışarda” yaşanan duyarsızlık, duymazlık, kabullenmişlik halidir. “içerdekiler” kimimizin sevdikleri, kimimizin arkadaşları, yoldaşları, kimimizin dostları… kimimiz için “yakın”, kimimiz içinse “uzak”… ama cezaevleri ve işkence hiçbirimiz için “uzak” değil.

    özellikle operasyon ve f tipleri’nden sonra içerde, yoğun olarak sahipsizlik ve unutulmuşluk duygusu yaşanmakta, bu onları gördükleri kötü muamele ve işkencelerden daha fazla yaralamaktadır. nerden mi biliyoruz? birçoğumuz oralardan çıktık, birçoğumuz operasyon sürecinde içerdeydik, arkadaşlarımız, dostlarımız, kardeşlerimiz hala orada. yüzlerce mektup alıyoruz. hikayeleri farklı olsa da, söyledikleri ortak şey; unutulmuş olduklarıdır. “dışarı”ya yönelik beklenti ve sitemler yerini, hayal kırıklığına bırakmıştır.

    biz yeteri kadar vicdanlı ve “deli” olan yaklaşık 40 kişi, (400 olsa da yine 40 kişi!), içeriye dönük bireysel çabalarımızı “kurum” olmadan kollektif bir potada birleştirelim dedik. kendimize sebahattin ali’nin o güzel “aldırma gönül” şiirindeki bir dizeden yola çıkarak “dışarda deli dalgalar” adını taktık. içerdeki başkaları başka başka adlar takıyor bize, o da kabulümüzdür.

    bir sıcak selamın, bir kitabın bir mektubun değerini çok iyi bilenler olarak onlara, onların hücrelerine fotoğraflarla, kitaplarla, “söz”lerimizle gidiyoruz.

    onlara “delice” mektubumuz aşağıdadır:

    merhaba can,

    bir kere daha kapını çaldık. ve o duvarların kıyısına vurduk dışarda deli dalgalar olarak…

    biz yoldaşların, arkadaşların, kardeşlerin…

    senin o duvarların ardında olduğunu bilen, seni seven, özleyen…

    biz… bir zamanlar o duvarların ardında günleri aylara, ayları yıllara ekleyerek kalmış ya da hiç kalmamış, hatta önünden geçmemiş… ama şimdi demir parmaklıkların ardında nefes alıp veren… yüreği, mavi düşlere salınmış uçurtmalar gibi sizin havalandırmada, hücrede atan… özgürlüğün her zaman için çoğul olduğunu bilecek kadar özgür…

    duyduk ki uzun zamandır sizi kimse şaşırtmıyormuş! biz de sürpriz yapıp sizi şaşırtalım dedik… ama yanlış anlamayın, bunu esasen sizin için değil, kendimiz için yapıyoruz. bize iyi geliyor… en çok kendimizi sevindiriyoruz.

    bir de, ne yalan söyleyelim, deliyiz biraz. “bir vatandaş insiyatifi oluşturalım, hunisini kapan gelsin, bizim içerdeki delileri şaşırtalım..” dedik. ne de olsa delilik usluluktan yeğdir… “delilik başka dünyaların mevcudiyetinin ilanıdır… deli hep başkasıdır…” demiş mavi filozof… “akıl ise soğuk ve işbirlikçidir.” biz soğuk ve işbirlikçi olamadık. itiraz parmağımız havada daha… onlara, -egemen olan, baskıcı olan, haksız olan tüm onlara- “kayba yazın bizi!” demişiz bir kere. siz de öyle demişsiniz ki, ordasınız. yani siz içeride, biz dışarıda deli dalgalarız. gayrı vuralım birbirimizin kıyılarına…

    biz mütemadiyen çalacağız kapılarınızı bundan böyle. ikişer üçer kitapla, birer fotoğrafla, sıcak selamlarımızla. orada olduğunuz sürece çekeceksiniz bizi, çareniz yok. biz kendi aramızda karınca kararınca para toplayıp kitap alıyoruz size, kurum değiliz, yayınevi falan da değiliz… “sıradan” olanın gücüyle herşeyin yapılabileceğine inananlardanız. bir de ayda bir kez yan yana geliyoruz ki, (sizi ve mektuplarınızı bahane edip) türküler söyleyip halaylar çekiyoruz sayenizde… daha ne isteriz. bazılarınız “siz kimsiniz, fotoğraf gönderin” demekte. yüzümüz yok bizim, kırk kişiyiz sadece… fotoğrafımız sizlerin bize yazdıkları… fotoğrafımız, senin aynaya baktığında gördüğün… bir zamanlar oradaydı bazılarımız, ne yazık ki sen orada olduğun sürece kendini orada hissedecek kırkımız..

    bir mektubun değerini çok iyi biliyoruz, o mazgal açıldığında verilen mektubun hücreye getirdiklerini de… çatlak bir duvar parçasında biten cılız bir otun ne demek olduğunu, her duvarın çatlayacağını da biliyoruz.. kapı açıldığında kapının önünde bulacaksın bizi, daha ne diyelim… sana benziyoruz aslında… acılardan geliyoruz, ama gülümseyerek…

    mavi düşlerimizin hiç solmaması dileğiyle….

    coşkulu selamlarımızla… umutla dirençli kal can… / dışarda deli dalgalar.

    onlar, yani “içerdekiler” bize ne mi yazıyorlar? okumak ve siz de onları şaşırtmak için onlara yazmak isterseniz, mektuplara ve adreslerine http://www.delidalgalar.com adresinden ulaşabilirsiniz.

    ülkemizin ve hepimizin kaderi haline getirilmek istenen tecrit işkencesine karşı siz de aramıza katılın, bugün “kendiniz” için delice bir şey yapın!

    sevgiyle selamlıyoruz. çalışmalarınızda başarılar….

    dışarda deli dalgalar

    not:

    dışarda deli dalgalar 1 seneyi aşkın bir süredir çalışmalarını sürdürmektedir. şimdiye dek üçü 2 günlük kamplar biçiminde olmak üzere 12 buluşma gerçekleştirilmiştir.

    geçtiğimiz 19 aralık’ta operasyonu konu alan bir sergimiz vardı.

    ayrımsız bir şekilde f tiplerinde ve cezaevlerinde bulunan yaklaşık 720 arkadaşımıza 2200 kitap ve dergi gönderilmiş, gelen mektuplara, mektuplar ve fotoğraflarla cevap verilmiş, imkanlarımız yettiğince bazı ihtiyaçlara cevap olunmaya çalışılmıştır.

    bize katılmanızı bekleriz.

    http://www.delidalgalar.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s