Rıza Zelyut Ulaş Bardakçı’yı bilir mi?

Orhan Yalçın Gültekin

“Rıza Zelyut’u nasıl bilirsiniz?” diye sormayacağım.

Bir yazı yazdı ve ben o yazıdan yola çıkarak onu nereye koyduğumu anlatacağım.

Rıza Zelyut’un yazısının başlığı “68’i, 78’i kirletmeyin”. Yazı, 68’liler Dayanışma Derneği ve Devrimci 78’liler Federasyonu’nun Ulaş Bardakçı’nın 37. ölüm yıldönümü için hazırlayıp değişik gazetelerde yayımlattıkları ortak ilanla ilgili… Aslında ilgili demek doğru değil, çünkü Rıza Zelyut ilanın içeriğiyle değil de ilanın taraf gazetesinde yayımlanmış olmasıyla ilgileniyor.

Zinhar taraf gazetesinde yayımlanmamalıydı bu ilan demeye getiriyor; nasıl yayımlatırsınız bu ilanı diyor, 68’liler Dayanışma Derneği ve Devrimci 78’liler Federasyonu’nu suçlayarak.

O, bunu, iki tanımlama üzerinden yapıyor: birinci tanımlaması Ulaş Bardakçı, Mahir Çayan ve Deniz Gezmiş üzerinden Türkiye 68’inin önder isimleri ile ilgilidir. İkinci tanımlama ise Taraf gazetesi ile…

Şimdi bakalım Rıza Zelyut, Ulaşları, Mahirleri, Denizleri nasıl anlatıyor, tanımlıyor. Kendi değerlendirmemi ise hemen onun değerlendirmelerinin altına koyacağım.

Rıza Zelyut diyor ki “Bir: bunların tümü antiemperyalisttiler. Yani Amerika’ya da Avrupa’ya da karşıydılar.”

El hak, doğrudur; onların tamamı antiemperyalistti. Ama bu kadar mı? Onlar, demokrattı ve sulandırmadan söyleyelim komünistti. Rıza Zelyut, onların diğer karakterleri –demokrat- ile ana karakterlerini –komünist- zikretmiyor. Bunları zikretmemesinin sebeb-i mucibini 2. Maddede görüyoruz.

Rıza Zelyut’a göre “iki: bunların tümü Kemalisttiler. Kemalizmin halkçı-devrimci kanadını temsil ediyorlardı.”

Yalanın böylesi, desteksiz atış ve uçuşun böylesi görülmemiştir diyemeyeceğim, zira mebzul miktarda bu tür atış ve uçuş bulunuyor. Zelyut bilmiyor mu ki Ulaşlar, Mahirler, Denizler… Kemalizmi küçük burjuvazinin antiemperyalist temeldeki siyasî hareketi olarak değerlendirmişler ve/ama aynı zamanda bir çıkmaz sokak olarak kabul etmişlerdir. Ve yine bilmiyor mu ki, onlara göre Kemalizm, ancak savaşımın antiemperyalist evresinde bir müttefiktir; birlikte yürünecek mesafede bile sürekli çatışmalı olunacaktır; sonrasında ise herkes kendi yoluna gidecektir… Onlara dair değil de onlardan iki-üç satır okusa öğrenecek. Zelyut ya bilmiyor ya da bilmezden geliyor. Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp ama bilmeden biliyormuş gibi yapıp konuşmak daha da büyük ayıp.

Zelyut, devam ediyor:

“Üç: bunların tümü; dünya genelinde de ezilen halklardan yana idiler; yani ABD’ye küresel anlamda da karşı idiler.

“Dört: bunların tümü; aklı temel alan, laik bir dünya görüşünü savunan, cumhuriyetçi gençlerdi.”

Zelyut, burada doğruyu söylüyor: onlar, gerçekten de böyleydiler. Ne ki başa dönüyoruz; onları sadece bunlardan ibaret görmek, yalnızca böyle anlatmak, onlara yapılacak en büyük zulümdür. Onlar, komünist oldukları için –tam da bu yüzden- başka birilerinin olamayacağı ölçüde küresel düzeyde ezilen halklardan yana ve yalnızca ABD emperyalizmine değil genel olarak emperyalizme karşıydılar ve tam da komünist oldukları için başka birilerinin alamayacağı düzeyde aklı temel alıyor, laikliği savunuyorlardı ve sonuna kadar cumhuriyetçiydiler. Sonuna kadar cumhuriyetçiydiler, zira onların cumhuriyeti sosyal cumhuriyetti; demokratik cumhuriyetin de ötesi…

Zelyut’un bunu anlamaması doğal, çünkü onun kavrayışı Kemalizm ve burjuva cumhuriyetin ötesine geçemiyor.

Son olarak öyle bir şey söylüyor ki Rıza Zelyut, tam ibretliktir: “Beş: bunlar, Türk halkının ahlâki değerleri ile donanmışlardı.”

Burada biraz durmak gerekiyor. Zelyut, ırkçı değilse bile buduncu bir temelde yaklaşıyor ahlâk konusuna ve halk indinde geçerli ahlâk kurallarını kutsuyor. Oysa onların ahlâk konusundaki yaklaşımları yalnızca Türk halkının olumlu ahlâkî değerlerini değil, dünyanın bütün halklarının olumlu ahlâkî değerlerini sahiplenmeye dayanıyordu; onlar, kendilerini bütün dünya halklarının olumlu ahlâkî değerleriyle donatmaya çalışıyorlardı, çünkü onlar, Rıza Zelyut’un anlayamayacağı biçim ve ölçüde de enternasyonalistti. Dahası, Rıza Zelyut ve onun türü, bu memlekette yalnızca Türk görüyorlar, Türk kabul ediyorlar ama onların arasında Türk de vardı, Kürt de, Çerkez de, Ermeni de… Sünni İslam kökenlisi de vardı, Alevi kökenlisi de, değişik Hristiyan kökenlileri de…

Son sözü ise doğrudur Rıza Zelyut’un: “Altı: bunlar; kaynağı belirsiz bir kuruş yememişlerdir.”

“Ulaş Bardakçı ile aynı fikirleri paylaşan biri olarak” Rıza Zelyut, o tarihlerde -1968- taşıdığı ruhu 2009 yılı şubat ayında da taşıyormuş. Ulaş Bardakçı ile hangi fikirleri paylaştığı bizce müphem (belirsiz) olan Rıza Zelyut, “bu yazım da senedim olsun.” diyor ama bahse konu yazısı, bir senedin içermesi gereken temel olmazları kapsamadığından senet değeri taşımıyor. O temel olmazlardan biri “gerçek”tir. Rıza Zelyut’un senedinde–yazısında eksik olan da “o ruh” ile ilgili gerçeklerdir. Acaba Zelyut, tuz ruhundan bahsediyor olmasın?

Taraf’ı tanımlamasına, anlatımına gelince… Orada da şirazeyi kaydırmaktadır, Zelyut.

Hemen şöyle başlıyor: “Bir: Ahmet Altan denilen; ahlâksız bir adamın elindedir…” Ve şöyle bağlıyor: “Altı: Taraf’ta Türk halkının ahlâki değerleri değil sapık Ahmet’in ahlâki değerleri geçerlidir.”

Rıza Zelyut, “ahlâk polisliği”ne başlamış da yeni haberimiz olmuş… Ahmet Altan’ın hangi ahlâka göre ve hangi söylem ve davranışı sebebiyle “ahlâksız”; hangi edimi sebebiyle “sapık” olarak tanımladığını açıklamalıdır Zelyut. Bu tür ucuz ifadelerle bir gazeteyi sıfırlamaya çalışmanın kendisi “ahlâk”tan yoksun bir “sapıklık” içerir mi, içermez mi, kendi kendine sormalıdır.

Diğer maddelere gelince…

“Fethullahçılar tarafından basılmakta ve desteklenmekte” olan “tarikatçı, gerici güçlerin yayımladığı bir organ”, Ulaş Bardakçı’nın ölüm yıldönümü ilanını itirazsız yayımlıyor! O taraf ki “Amerikan güdümlü Gladyo’nun yayın organıdır”; “ABD’nin; AB’nin ve alaturka faşizmin bir numaralı destekçisidir”, “devletimizin içine çöreklenmiş olan gerçek çetenin (Gladyo) gizlenmesi için görev yapmaktadır” ama ilan metnini yayımlamaktan imtina etmemiştir! Metinde bir sorun mu var ki, bu böyle oluyor? Yani “68” ve “78”lilerin iki örgütünün ortak ilanında “Fethullahçı”, “tarikatçı”, gerici güçleri” ve “Gladyo”yu rahatsız etmeyen bir yön mü var ki, onların yayımladığı bir organda yer bulabiliyor bu ilan?

Aynı ilan Cumhuriyet gazetesinde de yer buldu kendine. Sorun ilan metni ise, Cumhuriyet nasıl bir aymazlık içindeydi ki bu ilanı yayımladı? O Cumhuriyet ki adı “Ergenekon”la, “derin devlet”le, “darbe girişimcileri” ile birlikte anılıyor uzun zamandır.

Rıza Zelyut, iki ayrı kutuptaki iki gazetenin de aynı ilanı, noktasına, virgülüne dokunmaksızın yayımlamış olmasının anlamını düşünmelidir.

Rıza Zelyut’un hoş ama boş bir ifadesiyle devam edelim. Zelyut diyor ki, “Taraf; modern yaşam biçimini bize armağan eden cumhuriyet rejiminin baş düşmanıdır.”

Zelyut’un kafasında tek bir cumhuriyetin olduğu, o cumhuriyetin de Türkiye’de 1923’te kurulan ve bugüne gelen cumhuriyet olduğu; Zelyut’un bütün bu süreç boyunca yaşanan kırılma ve kopuşmaları hiç dikkate almadığı ve cumhuriyet düşüncesine dair bütün bilgi ve görgüsünün de bu yaşanmışlık olduğu yeterince açıkmış gibi geliyor. Zelyut’un cumhuriyete dair bu anlayışının, bizatihi cumhuriyet düşüncesine aykırı olduğunu anlamasını beklememek gerekiyor. “ahlâk bekçiliği” yapan birinden modern yaşam biçimine uyumlu bir düşünce beklememek gerektiği gibi…

Rıza Zelyut’un sayıyla kendine gelmesi gerekiyor. Bilmediği konularda çalakalem yazıyor. Bilmediği ya da bilip de anlamadığı, anlamak istemediği insanları kendine siper edinmeyi bırakması gerekiyor.

11 thoughts on “Rıza Zelyut Ulaş Bardakçı’yı bilir mi?”

  1. bay orhan yalçın gökdemir!

    1-rıza zelyut ulaş bardakçı’yı tanır. çünkü aynı yılların devrimcileridirler.

    2-ben ise, o yılların dev-genç ist. ün. fen fakültesi temsilcilerindenim. 12 mart’ta yargılandım ve ceza aldım. yani ulaş bardakçılarla selimiye ve maltepe askeri cezaevlerinde kaldık. istersen bunu, taraf’taki ağabeylerinden ve bir 68′li döneği olan alev er’e; cıa görevlisi olduğu için her türlü antikomünist istihbarat elinin altında sayılacak ablan yasemin çongar’a sorabilirsin.

    3-rıza zelyut’un, mahirlerin kemalizm’le ilişkisi konusunda söyledikleri tamamen doğru, asıl seninki, senin gibi okumadan atan ve tüm bilgisi radikal 2 ile taraf kaynaklı olan zır cahil abd-ab muhibi “komünist”lerinki yalan ve yanlış. sana bir kitap tavsiye edeyim, hem de mahir’in kaleminden çıkmış: savunmalar ve toplu yazılar. bak, bu kitapları taraf ve radikal 2′de bulamazsın. oku oğlum, oku da ondan sonra konuş.

    1. sayın mustafa demir,

      soyadım “gökdemir” değil, “gültekin”… sanırım telaştan doğru okumamışsınız. eğer bütün metinleri böyle okuyorsanız, vay halimize.

      1. rıza zelyut’un ulaş bardakçı’yı tanıyıp tanımadığından değil, bilip bilmediğinden bahsediliyor. ulaş bardakçı’yı o dönemde yaşayanlar değil, o dönemde doğmamış olanlar bile tanıyor. o dönemden tanıyanların bir kısmı ise ya yanlış biliyor ya yanlış hatırlıyor (hafıza-i beşer nisyan ile maluldür) ya da bilmezden gelip kendi işlerine geldiği biçimde tanıtmaya çalışıyor.

      2. müstear ad mı kullanıyorsunuz, bilemiyorum; ne i.ü. fen fakültesi’nden ve thkp-c’nin 256 sanıklı davasında yargılanan osman cavit iyigün ne i.ü. kimya fakültesi’nden erkut selçuk ne de istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi’nden eyüp yıldırım sizi hatırlamıyor. o dönemde selimiye ve maltepe’de yatan döb kurucusu mustafa lütfi kıyıcı da sizi hatırlamıyor; yine döb kurucularından ve thkp-c’nin önemli isimlerinden ömer erim süerkan da hatırlamıyor.

      bana gelince: benim taraf’ta ne ağabeyim ne ablam var. (bahsettiğiniz isimlerden yasemin çongar ise yaş itibariyle olsa olsa kızkardeşim olur. 🙂 sizin nerelerde ağabey ve ablanız var?

      3. “savunmalar ve toplu yazılar”a gönderme yapmışsınız ama alıntı yok. ben size bir alıntı aktarayım da kestirmeden zır cahil demenin nasıl bir şey olduğu ortaya çıksın.

      “fakat yarı-sömürge bir ülkede, marksist akım içinde yalnızca ‘emperyalizme teslimiyeti oluşturan’ yukarıda kısaca özetlediğimiz tipte bir oportünizm yeşermez. böyle bir ülkede birinci oportünizme tepki olarak, diğer anti-emperyalist sınıfların lehinde bir oportünizm, marksist çevrelerde gürbüzleşme imkanına her zaman sahiptir. bilindiği gibi, ülkemizde amerikan emperyalizmi ile çelişkisi olan sadece işçi sınıfı değildir; milli burjuvazinin, küçük-burjuvazinin de çıkar çatışması açıktır. küçük-burjuvazinin en bilinçli kesimini oluşturan “kemalistlerin” amerikan emperyalizmine karşı kıyasıya bir mücadele vermenin hazırlığı içinde bulunduğu bilinen bir gerçektir. her sınıf kendi iktidarı için mücadele edeceğinden kemalistlerin anti-amerikan milli cephenin kendi önderliklerinde kurulmasına çalışmaları ve 2. kurtuluş savaşımızı sevk ve idare etmek istemeleri çok doğaldır. bu nedenle kemalistler marksist saflarda kendi lehlerine bir ‘eğilim’ yaratmak isteyeceklerdir elbette. bugün saflarımızda böyle bir sapma filizlenmiştir.

      “bunu kolaylaştıran pek çok neden vardır: bir kere, ülkemiz küçük-burjuvalar ülkesidir. türkiye devrimler tarihi bir bakıma küçük-burjuva devrimler tarihidir. uzun bir geçmişi olan küçük-burjuva bürokrasisinin böyle bir ülkede etkin olmaması olanaksızdır. özellikle, küçük burjuva bürokrasisinin öncülüğünde -kemalizm’in bayraktarlığını yaptığı- bir milli kurtuluş savaşı vermemiz ve 2. emperyalist evren savaşının sonuna kadar ‘kemalist düşüncenin’ ülkede tek hakim politik akım olarak tutulmaya dikkatle çalışılması, yüzde yetmişli okuma yazma bilmeyen yar›-feodal bir ülkenin kamuoyunun genellikle küçük-burjuva aydınlarından oluşması oldukça önemli etkenlerdir.

      kaynak: mahir çayan, “sağ sapma: devrimci pratik ve teori”. bu yazı ilk kez ocak 1970 tarihinde aydınlık sosyalist dergi’nin 15. sayısında yayınlanmıştır. “bütün yazılar” içinde)

      sevgiyle kalın,

      orhan yalçın gültekin

  2. sevgili orhan yalçın gültekin,

    sizi kutluyorum. nezaket kurallarından ayrılmadan gerçekleri gün yüzüne çıkardığınız için. ama gönül isterdi ki, kurum olarak rıza zelyut’un yazdıklarına yanıt verilsin. kemalizmin geldiği nokta anlatılsın.

    gidenlerin ışıkları bol olsun.

    sevgiyle kalın.

  3. sayın rıza zelyurt’un o sevimsiz yazısını ben de malesef okudum. ne üzerine durulmaya ne de tartışmaya değer bir yazı. emeğinize sağlık ama bana boş yere emek israfı olarak geldi.

    saygılarımla

  4. sayın rıza zelyut alevilik üzerine derlediği bir kitap ile popüler oldu ve genellikle sağ tandanslı gazetelerde türk-islam sentezinin alevi versiyonu üzerine yazdığı yazılar ile tanindi. daha sonraları ise yazılarına her şeyi ve herkesi konu etmeye başladı. gerek 68 gerekse 78 kuşağını ağzına dahi almaması gereken biri olarak zaman zaman haddini aşmaktadır. ama sayın oryan yalçın gültekin, mahir çayan’ın “bütün yazılar” ya da toplu yazılar adı altında basılan eserinde bu ve benzeri türkiye devriminin yolu üzerine birçok konuda yazıları vardır. bence artık mahır cayan’ın bir “bütun yazılar” kitabını almalı yavaş yavaş, not tutarak okumalıdır.

    1. mahir çayan’ın “bütün yazılar”ı, hüseyin inan’ın “türkiye devriminin yolu” ve ibrahim kaypakkaya’nın “seçme eserler”ı birlikte okunduğu zaman hem birbirleriyle olan benzerlikleri hem de farklılıkları anlaşılacağı gibi, “ulusalcı”sından “liberal”ine değişik çevrelerin onlar üzerine yazıp çizdikleri ve onlar üzerinden sürdürdükleri kör döğüşünün temelsizliği de anlaşılacaktır.

  5. orhan bey, yılmaz bey, ergin bey;

    sayın zelyut’a eleştiri yapmak için evvela sayın zelyut gibi 12 eylül’de topbaşı ve gelibolu cezaevlerinde işkenceden geçmeniz; sayın zelyut gibi kütüphanenizde en az 3000 kitap sahibi olmanız; türkiye’de herkes aleviliği itiraftan korkarken 1990 yılında alevilik bildirgesini yazmış olmanız; aynı yıllarda pkk alevi gençleri kandırmak isterken köy köy gezerek kan akmasını engellemeniz ve bu nedenle med tv’de her gece küfür yemeniz birkaç gerek şarttır. sayın zelyut sol ile bazılarının yaptığı gibi salt istiklal caddesinde içerek, bağırıp çağırarak değil, özünde tüm antidemokratik güçlerle savaşarak bir olmuştur. sayın zelyut bir cephe savaşçısı olup tatlı su devrimcilerinin onu kıskanması da doğaldır… saç uzatarak solcu olunmaz, mütareke basını yazarları dün vardı bugünde varlar, sayın zelyut da, biz de bu gerçeği biliyoruz bu mihraklar türk solunun temiz göğsüne çarparak yok olacaklardır ve uzun saçları onları kurtaramayacaktır.

    1. sayın tarkan karalı,

      yazdıklarınız terbiyesizlik, saygısızlık, densizlik ve hedef şaşırtma örneğidir.

      1. kimin nerede yatıp nerede yatmadığını; kimin işkence görüp görmediğini bilmeniz gerekir ki bunları yazabilesiniz. sanki yalnızca sayın zelyut bunları yaşamış gibi anlatıyorsunuz. haddinizi bileceksiniz.
      2. hapis yatmak, işkence görmek, kişileri eleştiri dışında tutmaz. böyle bir kalkan yoktur; bunu bileceksiniz.
      3. kimin kütüphanesinde ne kadar kitap var bilmeniz gerekir. bilmiyorsunuz. haddinizi bilmeniz gerekir. (nazlı ılıcak da uğur mumcu ile katıldığı bir televizyon programında “benim kütüphanemde şu kitap da var, bu kitap da var” demişti. yaşınız yetiyor mu bilmiyorum ama gırgır dergisinde bir hayli tiye alınmıştı.)
      4. kütüphaneye kitapları yığmak yetmez. o kitapları okumak, anlamak ve doğru aktarmak gerekir. bunu da öğreneceksiniz.
      5. kimileri alevilik bildirgesi yazar, kimileri de bir başka şeyin bildirgesini. kimin ne yazıp yazmadığını bilmeden çalakalem yazmak kolay. haddinizi bileceksiniz.
      6. siz kime laf attığınızı bilmiyorsunuz. beni istiklal caddesi ahalisinden mi sandınız? nereden anladınız? haddinizi bileceksiniz.
      7. istiklal caddesi ahalisinden olmak da kendi başına dışlanacak bir şey değildir. herkesin savaşım içinde farklı düzeylerde yeri vardır. bunu da bileceksiniz.
      8. içki içmekle demokrasi mücadelesi çelişiyor ya da biri diğerini engelliyor mu? ikisini bir arada sürdüremiyor musunuz?
      9. insanların saçıyla, başıyla uğraşmak ilkelliktir. uzun saç solculuğun simgesi değildir; kısa saçın olmadığı gibi… haddinizi bileceksiniz.
      10. siz türk solu dersiniz. herkes aynı şeyi söylemek zorunda mı? ben, türkiye solu diyorum.
      11. siz, tartışmayla ilgili bir şey söylemiyorsunuz. sizin için bir zelyut putu var, onu korumaya çalışıyorsunuz. çapınız yetiyorsa, yazdığımı eleştirirsiniz. yanlışım varsa ortaya koyarsınız. koyamıyorsanız, haddinizi bileceksiniz ve susacaksınız.

      sevgi, itidal ve iz’anla kalın…

      belinize karışmam ama klavye kullanan elinize ve dilinize hakim olun…

  6. sevgili orhan bey,

    bu kadar kızacağınızı bilseydim yorum yazmazdım. bence sizin ve türeviniz solcu adlı arkadaşların problemi sol cepheden çıkmış topluma gerçek manada mal olmuş sayın zelyut gibi liderleri alt beyninizde kıskanıyor ama bunu kendinize dahi itiraf edemiyor olmanızdır.

    lütfen sayın zelyut’un yazısına karşı yazdığınız yazıyı bir daha okuyun, küfür etmediğiniz kalmış, şimdi bana dilime ve elime hakim ol deme hakkınız kalıyor mu?

    şunu bilinki bırakın yazınızı okumayı, eleştirmeyi rahmetli mahir ve deniz yazdığınızı okusaydı, vallahi onları tutamazdık bir araba sopa yerdiniz 🙂

    neticede anadolu halkının gönlünde ve türk akademik dünyasında ciddiye alınmayan, bilinmeyen birisiniz ve sonsuza kadar da öyle kalacaksınız…

    gerçeği sinirlenmeden görmeniz dileğiyle sevgiler…

    1. sayın tarkan karalı,

      öncelikle kızmadım… yalnızca sizin yazdıklarınıza sizin üslubunuzla yanıt verdim. genelde öyle yapmam, bir ton yukardan yazarım. bir tür torpil yaptım kabul edin.

      habire giydiriyorsunuz ama herhangi bir şey kanıtlama, örneklerle destekleme gibi bir çabanız görünmüyor.

      ben kıskanmam gıpta ederim. sayın zelyut gıpta edeceğim biri değil.

      ne hakaret ne küfür ederim. eleştirilerimin neresinde bir küfür etmediğim kalmış, göstermenizi beklerim.

      ben anadolu halkının gönlünde olmayan biriyim, “türk” akademik dünyasında ciddiye alınmayan biri bile olamam, dediğiniz gibi bilinmeyen biriyim.

      zira ben, herhangi biriyim. bana çarşıda-pazarda, otobüs ya da minibüste, sahilde bir çay bahçesinde, belki bir esnaf lokantasında rastlayabilir ama fark etmezsiniz. yoldan geçerken gözünüze bile ilişmeyen, fark edilmeyen biriyim. ben o fark edilmeyen, yalnızca belli aralıklarla sayılan, kayda geçirilen insanlardan biriyim. o insanlardan biri olarak görüşlerimi yazıp çiziyorum.

      ne lider olmak gibi bir çabam, ne “türk” akademik dünyasında ciddiye alınmak gibi bir derdim var. anadolu halkının gönlünde olmak gibi büyük iddialara da sahip değilim. bunlar haddimi aşar; haddimi aşmak istemem.

      sıradan bir insan, bir yurttaş olarak yazıp çiziyor, eğilimlerimi, yönelimlerimi, görüşlerimi yazıyor; büyük büyük laf edip de bu büyük büyük lafları desteksiz atışlarla yazanları arada bir eleştiriyorum. bu eleştirilerimi de kesinlikle belgeye dayandırıyor, kayda kuyda bağlıyorum.

      yoksa siz, sıradan insanların eleştiri hakkını kabul etmiyor musunuz?

      birinin eleştiri hakkının olabilmesi için yüce yüce makamlara çıkmasının gerektiğini mi düşünüyorsunuz?

      şunu bilin ki bırakın yazınızı okumayı, eleştirmeyi rahmetli mahir ve deniz yazdığınızı okusaydı, vallahi onları tutamazdık bir araba sopa yerdiniz 🙂” diyorsunuz ya… ne kadar da şiddet eğilimlisiniz.

      demek siz de mahir ve deniz’i tanıyan, onların kimlere, ne tür insanlara bir araba sopa attığını bilenlerdensiniz.

      ne diyeyim… herhalde onlar kimsenin kendileri adına ahkam kesmesine izin vermeyecek türde insanlardı. kendi sözleri vardı ve söylerlerdi.

      onlar artık konuşamadığına göre, size vekaletname mi verdiler de siz onlar adına konuşuyorsunuz?

      şimdi size bir ev ödevi: lütfen benim yazdıklarımın neresini okuduklarında mahir ve/veya deniz’in bana bir araba sopa atacağını söyler misiniz?

      örnekler lütfen…

  7. Sevgili Yalçın Ağabeyim, merhaba…

    Hem yazını hem de Zelyut ‘un yazısını okudum. Açıkçası Zelyut’un yazısında eleştirilecek bazı yanlar olduğu gibi, haklı olduğunu düşündüğüm yönler de yok değil.

    Tabii ki Mahir de Deniz de Ulaş da öncelikle komünist idi. Ancak Milli Mücadeleye ve Kemalizme bakış açılarının olumlu olduğunu siz de benim kadar bilirsiniz. Salt anti-emperyalist olması yönünden değil, İzmir İktisat Kongrelerinde alınan kararlar göz önüne alındığında anti-kapitalist bir çizgide de olduğunu bilirsiniz.

    Çağdaşlığı hedef koyduğu için, devrimci yapısı gereği de sürekli gelişme ve çağdaşlığı arama zorunluluğu sebebiyle de, eğer günümüz çağdaşlığının tanımı denetlenebilir çoğulcu demokrasi ise, her Kemalist’in bu doğrultuda hareket etmek zorunda olduğunu da bilirsiniz.

    Sizin itirazınızın, Zelyut’un bahse konu devrimcilerin “komünist” kimliğini ön plana çıkartmaması ve farklı bir algı manüplasyonu çabası içinde olduğu doğrultusunda. Ancak Zelyut, daha yazının başında komünist tanımını yapıyor zaten… Belki “milli” sözcüğü seni rahatsız etti ağabeyim. Ancak bunu da “yurtsever” olarak tercüme etmende ben bir beis göremiyorum.

    Gelelim işin “The Taraf” tarafına… Hani Taraf’la ve tosuncuk Altan kardeşlerle ilgili fikirlerini bilmesem, hayırdır inşallah diyeceğim. Evvelde Washington’dan bildirirken, evliliği sonrası da Pentagon’dan bildirmeye başlayan Jasmin Hanım’la ilgili fikirlerini de gayet iyi bilirim… Ancak öyle bir cümle kurmuşsun ki yazında, nerdeyse Ahmet Altan’ı “ahlak abidesi” olarak görmek gerekiyor. Ahmet Altan da babası Çetin Altan da, kardeşi Mehmet Altan da, bana göre de ahlaksıztır… Hangi gerekçelerle “ahlaksız” kategorisine soktuğumun delilleri için bu satırlar yetmez. Darüşşafakalılar Google groupta 5 sene boyunca yazdıklarımı zaten sen de biliyorsun. Üstelik bu fikrime katıldığını da ben biliyorum.

    Benim nasıl bir Kemalist olduğumu da bilirsin. Öyle yeni Kemalistlerden filan da değil. Rahmetlinin ölümünden sonra kurulan oligarşinin Kemalistlerinden de değil. Kurucu Felsefeyi sonuna kadar benimsemiş bir Kemalist olduğumu iyi bilirsin. O yüzden de ortalıkta dolaşan Atataürkçü ve Kemalist bozuntularından ne kadar nefret ettiğimi de bilirsin.

    Zelyut ile ilgili bu bağlamda bir saptamada bulunacak kadar kendisini tanımıyorum. Esasen Alevi kimliği de eğer sadece “kimlik”te kalıyorsa, o da benim için önemli değil. Ben “Ben Aleviyim ve de ateistim” diyen çok cahille tanıştım bugüne kadar. Eşyanın tabiatına aykırı söylemleri artık ciddiye dahi almıyorum.

    Bu ilanın Taraf’ta yayınlanması konusunda ben de rahatsız olduğumu açıkça söyleyebilirim. Ancak Zelyut’un yazısında bu hususta kantarın topuzunu bence de fazla kaçırmış.

    Bu arada Cumhuriyet Gazetesi örneğini verirken, senin de esasen “inanmadığını” bildiğim Ergenekon meselesine atıfta bulunmuş olmanı da bir “dil sürçmesi” ya da “tapaj hatası” olarak gördüğümü bilmeni isterim. Aksi halde 10 yıldır yazdıklarımızın sanırım bir anlamı kalmaz. Hani şu “kasası ” olduğu iddia edilen Kuddusi Okkır’ın parasızlıktan cenazesi kaldırılamamıştı. O Ergenekon Örgütünden bahsediyoruz değil mi? Hani Mustafa Balbay’ların içeri tıkıldığı, İlhan Ağabeyi, Cumhuriyet Gazetesini bombalattığı iddia edilen davadaki örgütten… Hani hala “varlığı” dahi Fetocu Mahkemeler tarafından dahi kanıtlananamış o örgütten… Haa, kastettiğin Gladyo ve derin devletse, o ayrı… Ama onun da Cumhuriyet Gazetesi ile ilintisi ortaya konamadı be ağabey…

    Sevgiyle kal…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s