dayıma, cihan alptekin’e…

belgin
(dayısı cihan alptekin’i tanıma olanağı bulamayan yeğeni)

köydeki evin salonunda bir fotoğraf asılıydı.

fotoğrafta, parmaklıklı pencerenin önünde bedenini sıkıştırmış, gülen gözleriyle bir adam otururdu.

geleni ilk o karşılardı evde. gülen gözleriyle…

ben küçüktüm o zaman…

ve sen en çok bana gülerdin. küçük, gizli işlerimi ilk sen görürdün zira.

en çok da bordo olduğunu düşündüğüm o bez ayakkabılarını severdim ben o zaman.

renkli değildi fotoğrafın oysa.

tek renkli görünen bana gözlerin ve bez ayakkabılarındı.

sevgi rengindeydi gözlerin, umut rengindeydi, yaşam rengindeydi.

ve bordoydu bez ayakkabıların.

ben büyüdüm, sen fotoğraftaki adam hala.

ama hep gülen…

dayım, dayıcım…

yok hükmünde girdin hayatıma.

sana dair pek çok şey vardı da sen yoktun.

sana dair şeyler dolapta kilitliydi ve sen de saklanıyordun sevdiklerinin, sevdiklerimin kalplerinde özenle.

dolabın kilidiyle sevdiklerimizin kalbi açılınca ne çok şey çıkardı senle ilgili…

şimdi benim sana dair anlatacaklarım hep insanlardan, yazılanlardan, fotoğraflarından doğacak. bir de mektuplarından… o zaman “dayımın yazısı böyle çirkin olamaz” dediğim o güzel mektuplarından.

oysa seni yaşayıp anlatmak vardı dayım be.

seni senle yaşayıp cümle kurmak, yaşamak vardı seni.

okuduğun, okuduğum, benim için hep “senin okulun” olacak o okulda o güzel ve uzun yolu senle yürümek vardı.

bu güzel aile artık hep eksik hep yarım.

gözlerimiz hep hüzünlü artık.

sanki hepimiz gülen gözlerimizi senin fotoğraftaki gülümseyen yüzüne teslim etmişiz.

biz seni saklarken sen gülümsememizi saklamışsın.

dayım, dayıcım.

senin yokluğunla bir acı gelmiş, yerleşmiş yanı başımıza.

seni yaşayamayanlara da sirayet etmiş bu acı.

ve biliyorum doğacak olanlarımıza da sirayet edecek.

sen güzeldin ya, hani güzeli isterdin o yüzden biz de senden kalan eksikliğimizi yaşamın güzelliği ile doldurmaya çalışıyoruz.

güzelleştiriyoruz bu yüzden.

dayım, dayıcım.

her acıda yeniden diriliyorsun…

bazen acıtarak, bazen güldürerek…

ama sen hep bana gülüyorsun..en çok da bana…

“dayıma, cihan alptekin’e…” için bir yorum

  1. onunla tanışma fırsatını yakalayamamış bizler için esas olan hep onu anlayabilmekti.

    onda biz yalnızca bir devrimciyi değil, yaşama sevincini, dostluk, arkadaşlık, yoldaşlık gibi paha biçilmez güzel duyguları ve en zor anlarda bile gülümseyebilmeyi öğrendik.

    onunla tanışmadan, yüzyüze gelmeden, yalnızca fotoğraflarına bakarak ve hakkında yazılmış iki-üç sayfadan bunları çıkarabilmek kolay gelmiyor belki ama sanırım onun ışığı bütün bunları yansıtıyordu.

    onu hiç görmemiş yeğeni belgin’in mektubunu okuyunca, bizde uyandırdıklarının sağlam temelleri olduğunu, sahici ve hakiki olduğunu anladım.

    dolu dolu ve dolu dizgin yaşadılar.

    bildiğim bir şey var: yaşamın kendi başına bir anlamı yok. varsa da o anlamı bulup çıkarmaya çalışmaktansa kendi anlamımızı vermek daha anlamlı. yaşamı anlamlandıracaklar bizleriz.

    cihan alptekin, yaşamı anlamlandıran, hem de iyi ve güzel biçimde anlamlandıranlardan biri, en önde olanlarından biriydi.

    iyi ki vardı…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s