Arthur Penn

Orhan Yalçın Gültekin

Oyuncu odaklı bir sinema filmi izleyicisiyim. Bu çocukluğumdan bugüne değişmeden gelen bir özelliğim. Şu ya da bu yönetmenin diye bir filmi izlemek için kuyruğa girişim olmamıştır ama sırf oyuncuyu tuttuğum için kötü eleştiriler almış bir filmi izlemek için karda, yağmurda, çamurda yollara düşmüşlüğüm çok olmuştur.

Kadim dostum Harun Cantürk ise benim tam tersimdir. O, “Filanca yönetmenin feşmekân filmini izledin mi?” diye sorar ve ekler: “İzlemediysen mutlaka izle…” Benim karşılığım hiç değişmeden kalmıştır: “Kim oynuyor?”

Ne var ki körle yatan şaşı kalkarmış atasözünü haklı çıkarırcasına ben de yavaş yavaş –özellikle sevdiğim filmlerle ilgili- “Yönetmeni kim?” sorusunu sormaya başladım yakın zamanlarda.

Şimdilerde, beğendiğim filmlerin yönetmenlerinin aynı kişiler olduğunu görüp “yönetmende de keramet varmış” demişliğim olmaya başladı.

Bu girizgâhı yazmamın sebebi gazetelerdeki beş kelimelik bir haber: “Amerikalı yönetmen Arthur Penn öldü”.

Şimdinin gençleri muhtemelen Arthur Penn’i hatırlamayacaklardır. Zira 27 Eylül 1922’de doğup 88. Doğum yıldönümünden bir gün sonra, 28 Eylül 2010’da ölen Amerikalı sinema filmi yönetmeni ve yapımcısı Arthur Penn, ağırlığını 1960 ve 1970’li yıllarda hissettirmişti. Aynı zamanda tiyatro yönetmeni de olan Penn, hepsi birbirinden değerli bir dizi sinema filmi ve tiyatro oyunu yönetmişti.

Onu anlatmak ve anlamak için yalnızca iki filmini zikretmek yeter: Bonnie and Clyde (1967) ve Little Big Man (1970).

Bonnie and Clyde

En sevdiğim filmlerden biri olan 1967 yapımı “Bonnie and Clyde”ın yönetmeninin Arthur Penn olduğunu öğrendiğimde beynimin kıvrımlarında bir yerlere yerleştirmiştim bu adı. Sonra sıkça karşılaşacaktım.

“Bonnie and Clyde” deyip de dudak bükebilecek birileri çıkabilir mi? Çıkarsa hayret ederim. Robert Towne’ın katkılarıyla David Newman ve Robert Benton tarafından yazılan ve Warren Beaty’nin ölçülemeyecek değerde katkıda bulunduğu senaryoyu beyazperdeye aktarmak için Arthur Penn sanırım en uygun isim olmuştur. Yeni Hollywood döneminin ilk filmlerinden biri kabul edilen “Bonnie and Clyde”, Büyük Bunalım döneminde, ABD’nin orta bölgelerinde faaliyette bulunan Bonnie Parker ve Clyde Barrow adlı iki ünlü banka soyguncusunun yaşamları çerçevesinde insan ilişkilerini, iyilik-kötülük ve suç-ceza kavramlarını irdeleyen ve/ama bunu daha öncesinde rastlanılmayan biçimde cinsellik ve şiddeti kullanarak yapan sıradışı bir film. Film, bir çok tabuyu yerle bir etmiş ve genç kuşak arasında hayli popüler olmuştu. İşin ilginç –belki de ilginç olmayan- tarafı alışıldık değer yargıları bağlamında “sû-i misâl emsal olmaz” kıvamında değerlendirilecek esas kahramanların meşrulaşmasıydı. Bonnie Parker ve onu ete, kemiğe ve ruha kavuşturan Faye Dunaway ile Clyde Barrow karakterini belki de anlamlı kılabilecek yegâne aktör Warren Beaty, geleneksel değer yargıları karşıtlığının simgeleri olacaklardı. (O dönemimde çokça âşık olurdum; Faye Dunaway’e de âşık oldum netekim. Warren Beaty’yi ise sevemedim gitti. Kıskançlıktandır muhtemelen.) Bonnie and Clyde’ın iki tane de Akademi Ödülü var: En iyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Estelle Parsons) ve En İyi Sinematografi (Burnett Guffey). Film, ayrıca Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi tarafından “kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli” filmler arasına seçilerek ABD Ulusal Film Arşivi’nde korunmasına karar verilmiştir (1992).

Little Big Man

İtiraf ediyorum: “Little Big Man” (1970) filmine Faye Dunaway için gitmiştim. Dustin Hoffman da “The Graduate” (1967) filmiyle dikkatimi çekmişti ama Faye Dunaway varken Hoffman yüzünden filmi izlemeye gidecek de değildim.

“Little Big Man” (Küçük Dev Adam), Thomas Berger’in 1964 tarihli romanına dayanan bir film. Cheyenneler tarafından büyütülen Kafkasya kökenli bir çocuğun yaşamı-yetişmesi-yaşlanması çerçevesinde Amerikan Yerlileri ile “Amerikan Öncüleri” arasındaki yaşam farklılıklarını-karşıtlıklarını anlatan film, Kızılderili-Beyaz karşıtlığının geleneksel anlatımının tersine Amerikan Yerlilerine yönelik olumlu yaklaşımı ve Amerikan süvarilerini caniler olarak aktarışıyla gerçek bir devrimci özelliğe sahiptir. Film, bir başka yönüyle de önemlidir: göndermeler yoluyla ABD’nin Vietnam Savaşına karşı çıkar. Filmdeki Amerikan Yerlileri, Vietnamlı yüzüne sahiptir. Filmin dramatik sahnelerinden birinde “yavaş çekim”de ölümü gösterilen kız, kesinlikle “Şarklı”/”Uzak Doğulu”dur. Arthur Penn, bir röportajında filmin öğelerinin “Holocaust”a yakın olarak tanımladığı “Amerikan soykırımı”na vurguda bulunduğunu söylemiştir. Dustin Hoffman, Faye Dunaway, Chief Dan George, Martin Balsam, Richard Mulligan ve Cal Bellini’den oluşan oyuncu kadrosunun böylesine önemli değişimler yaratan filme uygun düştüğünü, hiçbirinin filmde sırıtmadığını söylemeliyim. Dustin Hoffman’ın yüz yirmi bir yaşındaki Jack Crabb’ı canlandırmak için kaç saatlik bir makyaja maruz kaldığını hep merak etmişimdir.

Ve diğerleri


Bu iki film dışında, Penn denilince aklıma hemencecik gelen bir kaç film ise şunlar: “The Left Handed Gun (1958), The Missouri Breaks (1976) ve The Chase (1966). “The Left Handed Gun”, hem kült aktörüm Paul Newman hem de canlandırdığı Billy the Kid karakteri açısından bende özel bir yere sahiptir. The Missouri Breaks, bu kez iki kült aktörüm Marlon Brando ve Jack Nicholson sebebiyle başımın tacıdır. Bizde pek ilgi görmemiş olsa da Penn’in en önemli filmlerinden birinin The Chase olduğunu söylemem gerekiyor. Film, ırkçılık, cinsel devrim, kasabanın çürüyüşü/yozlaşması ve keyfi cezalandırma gibi temaları işliyordu. Oyuncu kadrosu ise göz kamaştırıcıydı: Marlon Brando, Jane Fonda, Robert Redford, E. G. Marshall ve Angie Dickinson.

Filmografi

• Inside (1996)
• Penn & Teller Get Killed (1989)
• Dead of Winter (1987)
• Target (1985)
• Four Friends (1981)
• The Missouri Breaks (1976)
• Night Moves (1975)
• Little Big Man (1970)
• Alice’s Restaurant (1969)
• Bonnie and Clyde (1967)
• The Chase (1966)
• Mickey One (1965)
• The Miracle Worker (1962)
• The Left Handed Gun (1958)

Tiyatro Oyunları

• Fortune’s Fool (2002)
• Sly Fox (1976)
• Wait Until Dark (1966)
• Golden Boy (1964)
• All the Way Home (1960)
• An Evening With Mike Nichols and Elaine May (1960)
• Toys in the Attic (1960)
• The Miracle Worker (1959)
• Two for the Seesaw (1958)

One thought on “Arthur Penn”

  1. Bu yazılar siyasi yazılarına beş basar. Bende gavurca olmadığı için çok iyi geliyor. Yeni baştan yaşıyorum gençliğimi…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s