21′inci Yüzyılın Ütopyası: Çokkültürlülük

8. BÖLÜM

ÇOKKÜLTÜRLÜ PRATİKLERE BAKIŞ

8.1. ÇOKKÜLTÜRLÜ BİR MODEL OLARAK KANADA ÖRNEĞİ

Kanada’da 1991 yılında yapılan tespite göre yüzde 28 İngiliz ve yüzde 23 ile Fransız grupları hala en büyük etnik grupları oluşturuyor. Bunlara ek olarak yüzde 18’lik grup ise İngiliz ve Fransız karışımı ile diğer etnik grupların karışımından oluşuyor.

Öte yandan yüzde 31’lik bir kesim ise başka etnik kökenlerden geldiğini belirtiyor. İstikrarlı olarak artış gösteren göçmenlerin oranı yaklaşık yüzde 16’ya ulaştığı belirtilirken, geçen yüzyılın ilk yarısında gelen göçmenlerin çoğunluğunun Avrupa ve Kuzey Amerika’dan geldiği ifade ediliyor.

1960’lı yıllarla birlikte bu durum değişerek göçmenlerin çoğu Ortadoğu ve Asya kökenlilerden oluşturuyor. Bu değişime rağmen Avrupa doğumlu göçmenler yüzde 54 ile en büyük grubu, ardından da yüzde 25 ile Ortadoğu ve Asyalılar oluşturuyor.

Kanada’nın etnik bileşimi giderek daha karmaşıklaşırken, etnik grupların görünür hale gelmesiyle önyargı ve ayrımcılık da devreye giriyor. Kanada’da resmi olarak 10 etnik grup azınlık olarak kabul edilmektedir. Siyahlar, Çinliler, Filipinliler, Japonlar, Koreliler, Latin Amerikalılar, diğer Pasifik Adalılar, Güneydoğu Asyalılar (Hint-Pakistan) ve Batı Asyalılar ile Araplar. 1991 yılında bu azınlıklar yetişkin nüfusun yüzde 10’una tekabül ediyordu.

Azınlıkların yanı sıra Kanada’da bir de tarih boyunca önyargı ve ayrımcılığa maruz kalmış yerli nüfusun varlığından söz edilebilir. 1991 yılında yerli nüfusun 10 yıl öncesine oranla ikiye katlanarak yüzde dörde çıktığı tespit edildi. 2016 yılında ise nüfuslarının Manitoba ve Saskatchewan’da yüzde 16, Yukon’un yüzde 24, Kuzey Bölgelerinin ise yüzde 67’sini oluşturması bekleniyor.

Kanada’daki ilk çokkültürlülük uygulaması 1971 yılında o zamanın Başbakanı Pierre Trudeau tarafından “İki Dillilik Çerçevesinde Çokkültürlülük” (Multiculturalism within a Bilingual Framework) adıyla başlatıldı. 1963 yılında etnik grupların -ki bundan kasıt anglofon ve frankofonlardı- eşit koşullarda birliğini sağlamak ve diğer etnik azınlıkların taleplerini hesaba katacak “Çift dillilik ve Çift kültürlülük Komisyonu” kuruldu. Frankofonların eşitliğine yönelik bu adımların kaynağı Quebec’teki eşitlik iddiaları ve ayrılıkçı harekettir.

Diğer etnik grupların oluşturduğu baskı sonucu çiftkültürlülükten çokkültürlülüğe yönelim başladı. 1969 yılındaki Resmi Diller Hakkındaki Kanun, İngiliz ve Fransız varlığını resmen tanırken, 1971 yılındaki çokkültürlülük hakkındaki politikayla birlikte diğer etnik grupların tanınması da gündeme geldi.

Kanada’nın çokkültürlü hale gelmesi 1960’lı yıllardaki göçmen politikasında yaptığı değişikliğe dayanır. 1962 yılında göç politikasında yapılan değişiklik 1967 yılında resmileştirildi. Bu politika Avrupa dışından gelen göçmenler açısından, ırk, ulusal köken, din ya da kültür konusunda daha az ayırımcı bir nitelik taşıyordu.

Üçüncü olarak, İngiliz kültürel etkisinin İkinci Dünya Savaşı’nın ardından azalması yerine Amerikan etkisinin baskın çıkması beraberinde “Kimliğimizi kaybediyor muyuz?” korkusu yarattı. Çokkültürlülük politikasının devreye girmesinin nedenlerinden biri de Kanadalıların çokkültürlülüğü kendilerini ABD’den ayırt edici bir faktör olarak kullanmak istemelerinden kaynaklanmaktadır. Böylece yaratılacak kolektif kimlik ayırt edici bir Kanadalı kimliğini oluşturarak diğer toplumlardan ayırt edici hale gelebilirdi.

1982 yılında ise Quebec’e önemli özerklik hakları verilen Kanada Haklar Sözleşmesi ilan edildi. 1998 yılında ise Kanada Çokkültürlülük Yasası olarak bilinen “Kanada’da Çokkültürlülüğü Koruma ve Geliştirme Yasası” kabul edilerek, farklı kültürlerin (anglofon ve frankofon dışındakiler de dahil olmak üzere) tanınması ve kendi kültürlerini koruyarak geliştirmeleri yasal koruma altına alarak çokkültürlülüğün bir devlet politikası haline geldiğini ilan etti.

Buraya kadar anlatılan çokkültürlülük politikasının dayandığı temellerin kısa bir tarihçesini oluşturuyor. Fakat bizi asıl ilgilendiren bugünkü durum.

Kanada’da anglofon kökenliler çoğunluğu oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra Quebec merkezli, Fransızca konuşan Kanadalılar, geniş çaplı bir özerklik talebinde bulunmaktadır. Hatta özerkliğin ötesinde ayrılık isteyenler dahi vardır. Ayrıca hatırı sayılır nicelikle yerli nüfusu da vardır. Özellikle son çeyrekte ise göçmen akınına uğrayan ülkede çokkültürlülük giderek yakıcı bir sorun haline gelmiştir.

Bu açıdan 1970’li yıllardan itibaren ülkede çokkültürlülük tartışma konusu olagelmiştir. Dünyada çokkültürlülüğün siyasi uygulamalarının ilk hayata geçirildiği ülke Kanada’dır. Kanada bu açıdan farklılıklarla birlikte yaşama ve bu farklılıkların idaresinde karşılaşılan sorunları göstermesi açısından detaylıca incelenmesi gereken bir örnektir.

Kanada’daki çokkültürlülük deneyimi Quebec’teki Fransızca konuşan Kanadalıların kültürel ve siyasi hak talepleriyle başlamıştır. 1982 yılında kabul edilen “Kanada Haklar Sözleşmesi”yle resmi olarak farklılıkların varlığını kabul edilmiştir. Daha sonra Quebec özerklik kapsamında frankofon toplumun geleneklerini koruyacak bazı yasaları yürürlüğe sokmuştur.

Bu yasalardan biri Quebec’te kimlerin çocuklarını İngilizce eğitim veren okullara gönderebileceklerini düzenler. Fransızca konuşanların ve göçmenlerin çocuklarını İngilizce eğitim veren okullara göndermesi yasaklanmıştır.

Öte yandan 50’den fazla kişi çalıştıran şirketlerde kullanılacak dilin Fransızca olması mecburidir. Daha da ötesi, ticari sözleşmelerin Fransızca’dan başka bir dilde olması da yasaktır.

Quebec kültürel ve siyasi varlığını garanti altına almak için yaptığı bu kısıtlamaların çokkültürlülük mantığına aykırı olduğu yönde de tartışmalar vardır. Her şeyden önce bu yasaklar ve sınırlamalar Quebec’teki diğer azınlık haklarını ayaklar altına aldığı gibi, tek tek bireylerin de özgürlüğünü kısıtladığı öne sürülmüştür.

“Sonunda bu sorun yasa taslağının ilk kaleme alındığı toplantı yeri olan Meech Lake adıyla anılan bir anayasa maddesi değişikliği önerisiyle gündeme getirildi. Meech Lake anayasa değişikliği maddesinde, Quebec’in ayrı bir toplum olarak tanınmasının, sözleşme dahil, anayasanın geri kalan kesiminin yorumlanmasında temel alınması öneriliyordu.

Kanada Sözleşmesi, ABD ve Avrupa’daki başka sözleşmelerle ve insan hakları bildirgeleriyle koruma altına alınanlara benzeyen bir dizi bireysel hak tanımlanıyor. İkinci olarak, vatandaşlara eşit davranılmasını güvence altına alıyor, ırk ya da cinsiyet gibi konuyla ilgisi olmayan bazı gerekçelerle yapılacak ayrım gözetici muamelelere karşı vatandaşları koruyor.”1

Kanada Yüksek Mahkemesi, Quebec İnsan Hakları Yasası uyarınca, Quebec’te ebeveynlerin çocuklarını istedikleri okula göndermekte özgür olduklarını belirterek, yasanın çocukların hangi okula gönderileceğini belirleme yetkisine sahip olmadığına karar vermiştir. Fakat Sözleşmede bulunan bir madde belli durumlarda yasaların sözleşmeyle ilgili olarak mahkemelerde alınan kararların kısa süre üzerinde sayılmasını sağlayan madde nedeniyle bu karar geçerlilik kazanamamıştır.

Bu noktada toplu amaçlar bireysel özgürlüklerin önüne geçmiştir. Olayın daha da çetrefilli bir hal aldığı Kanada özelinde, Anglofonların Frankofonlara reva gördüğü hakları Quebec’teki Frankofonlar ne Anglofonlara ne de diğer azınlıklara vermekten sakınmaktadır.
Sözleşme, Quebec’e geniş özerklik vermiş ve bunun sonucu olarak ayrılık talepleri başarıya ulaşamamıştır. Artık frankofon temelde ayrılık talepleri eskisi kadar rağbet görmemektedir.

“Sessiz Devrim öncesinde, Quebecliler genel olarak Katolik, muhafazakar ataerkil ve kırsal bir iyi kavrayışı taşıyordu. Bugün, hızlı bir liberalleşme sürecinin ardından, çoğu insan bu geleneksel hayat tarzını terk etmiştir ve artık Quebec toplumu, herhangi bir modern toplumun barındırdığı tüm zenginliği sergiliyor –ateistler ve Katolikler, gayler ve heteroseksüeller, kent yupileri ve çiftçiler. Sosyalistler ve muhafazakarlar. Bu yüzden günümüzde bir “Quebecli” yalnızca Quebec’in frankofon toplumunun bir ferdi olmak anlamına geliyor. Ve Quebec’teki frankofon topluluk artık ABD’deki anglofon toplumdan daha fazla ortak bir iyi kavrayışı paylaşmıyor. Dolayısıyla Quebecli olmak çok zayıf bir kimlik biçimi haline gelmiş görünüyor.”2

8.1.1. KANADA’YA AÇILAN PARANTEZ: MANITOBA

Kanada eyaletlerinden biri olan Manitoba, çokkültürlülüğün adeta bir cenneti konumunda. Eyalette 100’den fazla dil konuşuluyor ve her etnik grup kendi geçmişini özgürce ifade edebiliyor. Göç ve çokkültürlülüğün idaresi için bir de özel bakanlık bulunan eyalette herşey bu kültürel zenginliği maddi zenginliğe çevirmek üzerine kurgulanmış.

Elbette Manitoba’nın bu etnik zenginliği ticari zenginliği de beraberinde getiriyor. Bu sayede Manitoba, dünyanın tüm pazarlarına kolayca girerek ticari ilişkiler kurmakta zorlanmıyor. Manitoba, düzenli olarak göçmen alan ve bunu sistematiğe bağlamış ve bir göçmen ülkesi olduğunu kabul etmiş durumda.

8.2. ABD

ABD kendisini çokkültürlü ve çok etnikli bir ülke olarak kabul ederken, çokuluslu olduğunu ise reddediyor. Bunun sonucu olarak ulusal azınlıkların özel kültürel haklar ve özyönetim talepleri de kabul görmez. Ülkede, Kızılderililer, Meksikalılar, Hispanik’ler, Porto Rikolu’lar önemli ulusal azınlıkları oluştursa da bunları kültürel gruplar olarak tanımlama eğilimleri daha güçlüdür. Kızılderililer ve Porto Rikolu’lara önemli özerk haklar tanınmıştır.

Öte yandan ABD’nin hem bireysel haklar hem de ırkçılık tarihi aynı oranda eskiye dayanmaktadır. Magna Carta’dan sonra çağdaş anlamda ilk insan hakları bildirgesi, ABD’nin Kurucu Babaları tarafından kaleme alınmış ancak yine aynı ABD 1960’lı yıllara kadar ırkçılığı kanunlarıyla resmi olarak uygulamıştır.

“Bir insan hakları bildirgesi kaleme almayı ve yürürlüğe koymayı ilk kez Amerikalılar başardı; bunu Anayasalarının düzeltilmesinin ve başarıyla uygulanmasının önkoşulu yaptılar.” Yasalarını, bu gibi hakları güvence altına almak amacıyla gözden geçirip geçirmedikleri konusunda tam bir açıklık yoktu; ama uygulamalar hızla buna dönüştü. İlk yasa değişiklikleri, bireyleri, bazen de yeni federal hükümetin müdahalesine karşı eyalet hükümetlerini koruyordu. Ayrım gözetmeme konusunun, yasaların düzeltilmesinde merkezi önem kazanması, ancak İç Savaştan sonraki zafer döneminde yer alan Yeniden Yapılanma’yla özellikle de yasalarla tüm vatandaşlara “eşit korunma” hakkı sağlanmasını isteyen “On dördüncü Yasa Değişikliği”yle oldu.”3

8.2.1. ABD’DE ÇOKKÜLTÜRLÜĞÜN GELİŞİMİNDE DÖNÜM NOKTASI: BROWN DAVASI VE “RENK KÖRÜ YASALAR”

Kansas Eyaletine bağlı bir kasabada Linda Brown adlı küçük bir kızın zenci olması nedeniyle evine çok yakın bir okula alınmaması, 5 mil ötede bir okula otobüsle gitmek zorunda kalması nedeniyle açılan ve “ayrı ama eşit” ilkesinin Anayasa’ya aykırı bulunmasıyla Yüksek Mahkeme’ce 1954’te uygulamadan kaldırıldığı dava ırk ayrımının yasalardan silinmesinde dönüm noktası olmuştur. Dava meşhur 14. Yasa değişikliği neden gösterilerek açılmıştır.

“Amerikan Yüksek Mahkemesi’nde görülen, Brown davası Güney’deki siyah ve beyaz çocuklara verilen eğitimdeki ırk ayrımcı sistemi yıkmıştı. Bu kararın ve genel olarak medeni haklar hareketinin ırkların eşitliği hakkında Amerikan görüşü üzerinde muazzam bir etkisi oldu. Artık ırksal adaletsizlik paradigması olarak görülen “ayrı ama eşit muamele” yerini bu yeni ırksal adalet modeline “renk körü yasalar”a bıraktı.”4

Kymlicka, Brown davasının doğal uzantısının, azınlık kültürlerinin ayrı statülerinin ortadan kaldırılması ve onların egemen topluma eşit katılımlarının sağlanması olduğunu kaydeder.

Michael Gross, siyahların yasa zoruyla toplumdan dışlanırken, Kızılderililerin ise yasa değiştikten sonra zorla toplum içine sokulduğunu belirterek bunun zorla asimilasyon denen şey olduğunu kaydeder. Bu anlamda asimilasyonun anlamının, etnik, kültürel ve dilsel bir azınlığı bastırma yoluyla, kendi biricikliğini ve kimliğini terk edip toplumun geri kalanına karışmaya zorlama olduğunu kaydeder.

Gross, “Siyahlar için ayrımcı eğitim gibi Kızılderililer için de birleşik eğitim “aşağılanma alametidir; çünkü böyle bir şey “Kızılderili cemaatinin önemini ve geçerliliğini tanımamaktır” der.

“Siyahlara karşı uygulanan ırkçılık beyazların siyahları toplumun tam üyeleri olarak görmemelerinden kaynaklanırken, Kızılderililer karşısında ırkçılık asıl olarak beyazların Kızılderilileri kendi kültürleri ve cemaatleri olan ayrı bir halk olarak tanımamasından kaynaklanır.”5

8.3. İSVİÇRE’DE ÇOKKÜLTÜRLÜLÜK

İsviçre esas olarak Almanca, Fransızca ve İtalyanca konuşan üç toplumdan oluşmaktadır. İsviçre bağımsız olmasına rağmen, onu oluşturan toplumlar üç ayrı ulus kökeninden gelmektedir. 1848 yılına anayasal bir devlet haline gelen İsviçre’de yüzyıllar boyu kent ve kır, Protestan ve Katolik ile faklı dilleri kullanan gruplar arasında gerilimlere sahne olmuştur.

Fransız Devrimi’nin ardından 1803 yılında Fransız ve İtalyanca konuşan kantonlar eşit statü kazandı. 1848 yılında ise Anayasa ilan edilmiş ve dengeli yapısı sayesinde İsviçre’yi 150 yıldan uzun süredir modern demokrasinin örnek ülkesi olarak kalmasını sağlamıştır.

“Bir devlete bağlılık duygusu olan yurtseverliği, ulusal bir gruba ait olma duygusu olan ulusal kimlikten ayırmamız gerekir. Çoğu çokuluslu devlette olduğu gibi İsviçre’de de ulusal gruplar sırf büyük devlet kendi ulusal varlıklarını tanıdığı ve saygı gösterdiği için o devlete bağlılık duyarlar.”6

1- İsviçre Anayasası’na göre azınlık dili yoktur, sadece eşit nitelikte diller vardır. Resmi diller Fransızca, Almanca ve İtalyanca’dır. Ulusal diller ise Fransızca, Almanca, İtalyanca ve Romence’dir. Bu dillerin hiçbiri günlük kullanım ve resmi dairelerde birbirinden üstün kabul edilmez.

2- İsviçre’de 23 kanton bulunmaktadır. Bu kantonların çoğu birbirinden farklı tek dillidir. Bunlardan dördü çokdilli olup bölgelere ayrılır. Çiftdilli kantonlar azınlıktadır. Coğrafi olarak izole bölgelerdeki diller ulaşımın gelişmesiyle bozulmaya uğrama tehlikesiyle karşı karşıya kalırsa orijinal özelliklerini koruması için desteklenir.

3- İki farklı dil bölgesine sahip kantonlar (İtalyanca ve Romence), İsviçre’nin kültürel farklılığını koruması için eğitim ve kültürel destek olarak daha fazla bütçe yardımı alır. Yayın bütçeleri de küçük grupların avantajına göredir.

4- İsviçre politik kültürü, temsiliyet konusunda hem politik partiler hem de diller açısından farklılıkları yansıtan bir yapıya sahiptir. Kamu hizmetleri, Yüksek Mahkeme ve hükümet içinde bu kültürün yansımaları görülebilir.

5- İsviçre politik sistemi çoğunluk konusunda uzun vadeli bir kuşkuya sahiptir. Bu kuşku nedeniyle yasaların yapımında salt çoğunluk ya çifte denetimle ya da farklı kantonal çözüm yollarıyla uygulanmaktadır.

6- İsviçre desantralize bir federalizm uygulamaktadır. Bunun anlamı ademimerkezi uygulamanın güçlü olması yerinden yönetime ağırlık verilmesi demektir. Kantonların dilsel bütünlüğüne saygı gösterilir.

Kanada’dan farklı olarak asimetrik sürtüşme durumlarında İsviçre’de simetri takıntısı yoktur. Tek bir formül dayatması yerine İsviçre’de diyalog devreye sokularak sorunun karşılıklı özveriyle çözümlenmesi sağlanır.

7- İsviçre’de konfederasyon ile kantonlar arasında çok az sorun yaşanır. Birçok alanda Federal Hükümet yasamayı yapmakta, uygulamayı ise kantonlara bırakır. Bu uyumun nedenlerinden biri de, İsviçre’deki parlamenterlerin aynı zamanda kantonal –yasama meclisi, yönetim ve belediye meclis üyesi gibi- görevlerinin de olabilmesidir. Bu sayede Hükümette çoğulculuk bir ölçüde sağlanabilmektedir.

8- Ülkede güçlü bir gelenekte her kantonun kendi işine bakması ve diğer kantonları eleştirerek gerilim yaratmaktan kaçınmasıdır.

9- İsviçre vatandaşlarının çoğu farklı kimliklerle aynı ülkenin, kantonun ve topluluğun vatandaşı olmayı normal sayar.

8.4. BELÇİKA’DAKİ FLAMAN VE VALONLARIN DURUMU

Avrupa`nın güçlü devletleri tarafından, 1830 yılında, “suni bir devlet” ve “tampon bölge” oluşturmak amacıyla kurulan Belçika, Hollandaca konuşan Flamanların bulunduğu Flandr bölgesi ile Fransızca konuşan Valonların bulunduğu Valonya`dan ve ayrı bölgesel yapı oluşturan Brüksel`den meydana gelir.

Ülkede, sadece Almanca konuşan ve Almanya sınırında ikamet eden 70 bin kadar Belçikalı, resmen “ulusal azınlık” olarak tanınıyor.

Belçika, Flaman ve Valonlar arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle Avrupa Konseyi`nin azınlıkların korunmasına ilişkin belgelerini onaylamıyor. Flaman kesimi, Flandr`da yaşayan 300 bin Valon`a “azınlık hakkı” vermeyi reddediyor.

“Kendi ülkelerinde” ama Flaman bölgesinde yaşayan Valonlar, belediyelerde ve resmi dairelerde anadillerini kullanamıyor. Kamu sektöründe, özel sektörde ve ticari yerlerde, Fransızca konuşanlar dışlanıyor. Valonlar, ülkelerinin yarısını oluşturan bu bölgesinde televizyon yayınları, okul ve eğitim gibi konularda kültürel hak elde edemiyorlar.

Flaman belediyeler, Valonların düzenlemek istedikleri kültürel toplantılar için salon kiralamayı reddediyorlar. Valonlar, Flandr`da yaşayan İtalyanlara, Türklere ve diğer yabancılara bu alanlarda hiçbir sorun yaratılmadığına dikkat çekiyorlar.

Valonlar, Valonya`da ikamet eden Flamanlara azınlık hakları vermeyi kabul ediyorlar, ancak bu bölgede çok az Flaman bulunuyor.

Avrupa Konseyi, “Belçika`da azınlıklar” konulu rapor ve bu rapor kapsamındaki karar çerçevesinde, Federal Belçika Kraliyeti`nin Flandr bölgesinde ikamet eden Valonların ve Valonya bölgesinde ikamet eden Flamanların “azınlık haklarından yararlanması”, “kültürel haklarının tanınması” ve “azınlık olarak korunmaları” gerektiğini vurguladı.

Avrupa Konseyi kararını “anlamsız” olarak nitelendiren ve “Belçika`da hiçbir işe yaramayacağını” söyleyen Flaman Liberal Parti üyesi Başbakan Guy Verhofstadt, bu kararın dikkate alınmasının söz konusu olmadığını açıklayarak dosyayı kapatırken, hükümet koalisyonunda bulunan Valon yeşiller, sosyalistler ve liberaller, güç durumda kaldılar.

Muhalefetteki Valon Hıristiyan Demokrat Parti, hükümet koalisyonundaki Valonları “ihanetle” suçluyor. Basında yer alan yorumlarda, “Belçika`da Valonlar istedikleri kadar ağlasınlar, kendilerini teselli edecek tek Flaman bulamazlar” ifadeleri dikkat çekiyor.

One thought on “21′inci Yüzyılın Ütopyası: Çokkültürlülük”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.