21′inci Yüzyılın Ütopyası: Çokkültürlülük

9. BÖLÜM

TÜRKİYE ‘DE ÇOKKÜLTÜRLÜLÜK

Türkiye’de azınlık teriminden müslüman olmayan halklar tarif edilegelmiştir. Farklı kökenden gelen ve farklı bir dile sahip olan Müslüman etnik topluluklar ise azınlık sayılmamıştır.

Türkiye’de azınlıkları belirleyen iki resmi anlaşma vardır. Bunlar dışında hukuki olarak azınlık varlığı kabul edilmemektedir. Lozan Andlaşması ve Türk-Bulgar Dostluk Anlaşması. Lozan 23 Temmuz 1923’te imzalanmış 24 Ağustos 1923’te TBMM’de onaylanmıştır.

Andlaşmanın 38. maddesi “Türk hükümeti Türkiye’de oturan herkesin doğum, bir ulusal topluluktan olma (milliyet, nationalite), dil, soy ya da din ayrımı yapmaksızın hayatlarını ve özgürlüklerini korumayı tam ve eksksiz olarak sağlamayı yükümlenir.

Türkiye’de oturan herkez her inancın, dinin ya da mezhebin kamu düzeni ve ahlak kurallarıyla çatışmayan geleneklerini, ister açıkça, ister özel olarak serbestçe yerine getirme hakkına sahip olacaktır.”

39’uncu madde ise müslüman olmayan azınlıkların müslümanların yararlandıkları aynı medeni ve siyasi haklardan yararlanmalırını garanti altına alır. Lozan ile Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler dinsel azınlık statüsüne kavuşmuştur.

9.1. TÜRKİYE’DE AZINLIKLAR SORUNU

Azınlıklar sorununun siyasi yanı gözönünde tutulduğunda tanım belirsizliğinin devletlere kendi ülkelerindeki azınlıkların varlığını reddetmeya da azınlık statüsünü dar yorumlama imkanı tanıdığı öne sürülür.
Pulat Tacar, “Kültürel haklar dünyadaki uygulamalar ve Türkiye için bir model önerisi” adlı kitabında azınlıkların temel evrensel haklarını şöyle sıralar:

– Kişinin bir topluluğa ait olma ya da o topluluğa ait olduğunu sandığı bir kimliği seçme hakkı, ya da böyle bir kimliği kabul etmeyerek reddetme hakkı; bir kimsenin arzusu ve onayı olmadan başka bir kimliğe mensup kişiler tarafından özümsenmeyi kabul etmeme hakkı;

– Kişinin ve topluluktan üstüste sarılmış, girift bir yumak oluşturan birden fazla kimlikleri bulunduğu gözönünde tutularak, bir ya da daha çok kimliğe sahip olma hakkı; birden fazla değere sahip olabilme hakkı,

– Sabit olmayan değişebilen, başka bir deyimle dinamik kimliğe sahip olma hakkı

– Etnik kimliğin kültürel açıdan yok edilmesine karşı korunma hakkı

– Her kültüre insan hakları çerçevesinde saygı duyulmasını bekleme hakkı”1

9.2. NÜFUS SAYIMLARI VE AZINLIKLAR

Osmanlı nüfus sayımlarının ilki 1831 yılında yapıldı. Bu sayımda nüfus Müslüman, Reaya, Kıpti, Yahudi ve Ermeni olarak beş ayrı gruba bölündü.

1881 sayımlarında bu sayı 11’e çıktı: Müslüman, Rum, Ermeni, Bulgar, Katolik, Yahudi, Protestan, Latin, Süryani, gayrimuslim Kıpti ve yabancı ülke vatandaşları.

1897 sayımlarındaAsuriler ikiye ayrılarak Keldani ve Kadim Süryani ve Maruniler eklenerek 13 gruba bölünmüştür.

1906-1907 sayımında ise grup sayısı Yezidi, Rum Katolik ve Ermeni Katolik ile 19’a kadar yükselmiştir. 1914 sayım sonuçlarında ise 22 dinsel ve dilsel grup tasnif edilirken, yabancı ülke vatandaşları dahil edilmemiş, nasturi,. Dürzi, Sırp ve Kadim Süryani eklenmiştir.

Cumhuriyet döneminde 1985 yılına kadar yapılan tüm sayımlarda “Ana dili nedir?”, “Anadilinden başka kullandığı dili nedir?”, “Milliyeti nedir?” soruları “Tabiyeti nedir?” olarak değiştirilmiştir.

1927 sayımında 14 ayrı dil konuşulduğu saptanırken, 1935 ve 1945 sayımlarında 31 dilin varlığı 1950’de ise 28 dil konuşulduğu saptanmıştır.1960-65’te ise 25 dilin varlığı belirlenmiştir.

9.3. MOZAİK’TEN MERMERE

Anayasa Mahkemesi taragından alınan ve 9 Ağustos 1994 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan kararda şöyle denilmektedir:

“Ülkemizde Lozan Andlaşması ve Türk-Bulgar dostluk Anlaşması’yla kabul edilenler dışında bir azınlık yoktur. Devletlerde dil, din, ırk, mezhep bakımlarından farklı toplulukların bulunması hem doğal hem de olgudur. Ancak bu topluluklardan herbirine azınlık hakkı tanınması devletin ülkesiyle bölünmez bütünlüğüne ters düşer.”

Herhangi bir yoruma ihtiyaç duymayacak kadar açık. Mahkeme kararlarını hele Yüksek Mahkeme kararlarını tartışmaya açmanın faydası olmaz. Türkiye’nin azınlıkların varlığını kabul ettiği fakat sorunun bu azınlıklara haklarını vermekte olduğu görülebilir. Bir politikacının kısaca özetlediği gibi çokkültürlülüğe bakış “mozaik değil mermer” gibidir.

9.4. SÜRYANİLER

Bu diller arasında konuşanları sayısı birkaç bin olan bazı diller olmasına rağmen bazıları yeralırken sayıca çok olmasına rağmen Süryanice yeralmamaktadır. Bu bile gercçek sayının daha fazla olabileceğini göstermektedir. Yapılan araştırmalar Anadolu’da 42 etnik grubun varolduğunu öne sürmektedir. Bunlar arasında en korumasızlardan biri olan Süryanilerin sayısı bugün 15 bine kadar düşmüştür.

Süryanilerin tarihi, bir bakıma göç tarihidir aslında. 20. yüzyılın hemen başında ABD, Brezilya ve Arjantin’e, 1940’larda Suriye’ye, 1960’larda başlayan ve 1975’te hızlanarak İstanbul ve Avrupa’ya uzanan göçün ardından anavatanlarında ancak bir avuç Süryani kalmıştır.

Özellikle 1980 sonrası yaşadıkları bölgedeki olaylar nedeniyle büyük baskı altında kalan Süryaniler, birçok Avrupa ülkesinde başvurdukları takdirde öncelikli mülteci statüsü kazanmış ve büyük tehdit altında sayılan halkların başında gelmektedir.

Son olarak köye dönüş projesi kapsamında yurtlarına geri dönen Süryaniler, gidişleriyle birlikte ölen gümüş işlemeciliği mesleği Telkarilik de yeniden canlanma ümidi taşımaktadır.

Dünyada toplam Süryani sayısının 450 bin olduğu tahmin edilmektedir. Süryaniler, Mardin ve Midyat’tan sonra en çok İstanbul ve Diyarbakır’da bulunmaktadır.

One thought on “21′inci Yüzyılın Ütopyası: Çokkültürlülük”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.