SON SÖZ

“NE OLURSAN OL YİNE DE GEL”

Hoşgörünün kökleri kuşkusuz ki Anadolu’ya dayanır. Çağdaş düşüncenin ve tarihin doğduğu yer olan Batı Anadolu kıyılarından Mezopotamya’ya değin uzanan coğrafya, tarih boyunca büyük savaşlara ve kavgalara sahne olduğu kadar, çokkültürlü birlikte yaşama ve hoşgörü pratiğine de ev sahipliği yapmıştır.

Tarih boyunca çeşitli kökenden halkların güvenli sığınağı olan Anadolu, onlarca etnik kökenden gelen farklı geleneklere mensup insan, grup ve ulusu bağrında barındırmıştır.

Herodot ve Homeros’tan Mevlana ve Hacıbektaş-ı Veli’ye uzanan kültür birikimi elbette farklı etnik, dinsel ve kültürel kökenden insanın ortak eseridir. Ne olursa olsun gelenlerin hiçbirini geri çevirmeyen bu topraklarda bugün yaşayanlar, sahip olduğu birikimi çoğu zaman unutur görünmektedir. Ya da en azından çağdaş düşünceler içindeki bu geleneğin izlerini pek ayırt edememektedir.

Dünyanın başka hiçbir bölgesi, Anadolu kadar farklı zenginlikte bir uygarlıklar birikimine sahip olmamıştır. Birbirinden farklı cihan uygarlıklarının sahne aldığı bu topraklar insanlık mirası açısından paha biçilmez tarihi bir mirasa sahiptir.

Belki de bu birikim, yanıbaşında tarihin en karanlık insanlık dramları yaşanırken, Anadolu topraklarındaki halkların aynı kötü kaderi paylaşmamasını açıklayabilir.

Hoşgörü, saygı, karşılıklı öğrenme, farklılıklara saygı, eşit muamele gibi birçok değer Anadolu kültürünün ev sahipliği yaptığı ve doğum yeri olduğu kavramlardır.

Savaşlar ve milliyetçiliğin getirdiği dar bakış Anadolu kültürünün belini bükmüş olsa bile hala bu topraklar 40’ın üzerinde etnik gruba, üç büyük dinin yüzlerce kutsal mekanına, tarihin yönünü değiştiren büyük düşüncelerin sahiplerinin doğum yerlerine, bilimlere, mitolojiye, özgürlükçü düşünceye, Herodot’a, Homeros’a, Şeyh Bedrettin’e, Mevlana’ya, Hacıbektaş-ı Veli’ye, Yunus Emre’ye, Mustafa Kemal’e ev sahipliği yapmıştır.

Bu topraklar, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Süryaniler, Lazlar, Kürtler, Çerkezler, Türkler, Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yezidiler, Aleviler, Şafiiler, Sünniler, kadınlar, erkekler, eşcinseller, işçiler ve her türden farklılık barındıran insanların ortak malıdır. Bu topraklar aydınlık düşüncenin anavatanıdır.

Böylesi topraklarda yaşayanların ortak sorumluluğu bu zenginliği korumaktır. Eğer bu ortak zenginliğimizin farkına varabilirsek tarihin ve medeniyetin son krizine yanıtı vermek bu topraklarda yaşayan insanlara düşer.

Mevlana’nın çağrısı Anadolu’nun çağrısıdır. Ne olursan ol yine de gel!