21′inci Yüzyılın Ütopyası: Çokkültürlülük

1. BÖLÜM

Yöntem Üzerine

1. 1. YÖNTEM SORUNU

Bir araştırma için yola çıkarken önce kullanacağınız araç avadanlığını belirlemeniz gerekir. Kullanacağınız bu araçlar amacınıza uygun olmalı. Araştırma için hangi yolları izleyeceğinizi de önceden belirlemelisiniz.

Bu çalışma, bir yanda amaca giderken tek bir yöntem ve yolu izlememizi öneren görüşe prim vermeden, diğer yanda da ne bilimsel pragmatizme ne de pozitivizme sapmadan, farklı araç ve yolların ortaya çıkarabileceği yeni ve farklı bilgileri değerlendirmeyi şimdiden kabul eder.

“Bu toplumsal analizin yaptığı şey nedir? Kimin için ve neden dile getiriliyor? Buna kimler hangi dilde ulaşabilirler? Hangi anlatıyı ya da öteki raporlama yollarından hangisini izliyor? Kim hangi adla ve ne ölçüde buna yanıt verebilecek durumdadır?”

Bu sorulara yanıt verebilmek ve çokkültürlü bir sosyal bilimler felsefesi için en baştan diyalektik düşünceyi garanti altına almak lazımdır.

Bilimsel ve toplumsal sorumluluk gereği bu soruları dikkatten kaçırmadan ve sosyal bilimleri kapsamındaki araştırmalarda bilimsellik kaygısının yanı sıra “…özellikle de farklı olanları- anlamanın mümkün olup olmadığı ve eğer mümkünse böyle bir anlamanın nasıl olacağı”2 yönündeki görüş rehber alınmıştır.

1.1.1 BİLİMSEL ELEŞTİRİDEN YANA

Öte yandan, bilim bugün hiç olmadığı kadar büyük eleştiri oklarına hedef oluyor. Bu eleştiriler bilimi yıkmak bir yana güçlendiriyor. Çünkü bilim şüphe ve eleştirinin ürünüdür. Ancak Fay’a göre bilimsel bilgiden aşırı kuşku duymak, tarihin egemenler tarafından yazıldığını öne süren ve bunun için bize sunulan bilginin de yanlı ve yalanlardan oluştuğu yönünde inanmazcılığa (cynism) varabileceği tehlikesine dikkat çekerek “Bu durumda, bilgi ve hikmetin olası bir kaynağı olarak toplumsal araştırma ortadan kalkar” diyor.

“Kuşkuculuğun, toplumsal incelemenin ölümünden daha tehlikeli sonuçları da var. Kuşkuculuk ivedi toplumsal sorunlar konusunda rasyonel analiz ve çözümlerin olabilirliğini de kuşku alanına çekiyor. Bu kuşku ise, ya toplumsal ve siyasal tevekkülü, toplumsal alandan benliğe inmeyi ve umutsuzluğu ya da kişinin kendi perspektifi ve kültürünün değerliliği için kavgaya girmesini teşvik ediyor. Çokkültürcülük ve göreciliği eleştirenler, bu felsefi duruşların kaçınılmaz olarak ya “californization”a (pasif narsistlerin dünyadaki zulümlere karşı yalnızca “Fark etmez” umursamazlığıyla tepki verdikleri) ya da “balkanlaşmaya” (birbirlerini anlamayan düşman kampların silahlı çatışmaya girdikleri) yol açacağını boşuna söylemiyorlar”3

Madalyonun öbür yüzünde ise bilim tapıcılığı yapmanın da kimseye özellikle bilime ve onun saygınlığına bir faydası yok. Bilim doğruluk peşinde koşmak değildir. Hatta bilimsel bilgi, şüphe edilmesi yasak olan tanrısal bilgiden farklı olarak yanlışlanabilir olandır. Bilim dünyası son yıllarda yanlışlanabilir olan bilginin bilimsel olduğu konusunda belli bir oranda uzlaşmaya varmıştır.

Prof. Dr. Ahmet İnam’ın bilim konusunda Hüsamettin Arslan’ın çevirisiyle Vadi yayınlarından çıkan Alan Chalmers’ın “Bilim Dedikleri” adlı kitabına yazdığı önsöz Fay’in söylediklerini bir başka açıdan farklı bir anlamda bütünlüyor.

“Ben bilimi, şu şu verilerden, böyle görüyorum diyebilirsiniz. Sizin bakışınızdır, buna saygı duyarım. Ama, “Bilim benim gördüğüm gibi çalışır, diğer görüşlerin peşinden gitmek, hele bilimi alaya almak, ondan kuşku duymak, bilim düşmanlığıdır” diyebilmek haddini bilmemek oluyor.

Ne bilim belli bir bilim felsefesinin tekelindedir, ne de insan ve dağı ve de uçsuz bucaksız evren, anlaşılması için bilimin tekelinde olmak zorundadır! Yaşanan anlaşılıp açıklanması için (adına bilimsel diyelim, demeyelim) sayısız yollar vardır.

Hele sosyolojide, psikolojide kuramların (teorilerin), modellerin bolluğunu yaşıyoruz. Felsefeyi hiç sormayın. Bunlara bir de sanatın, mizahın, folklorun, dinlerin, mitolojilerin anlama biçimlerini ekleyin; bu denli engin anlama ummanında, olanca genişliğiyle önümüze açılan mana ufkunda yaşamaya çabalayan insana, “bilimsellik budur, farklı düşünürsen bilim düşmanı olursun” demek, hangi psikolojinin sonucudur?

Bilim de bilim eleştirilerinden öğrenecektir. Onun “ruhuna” yakışan da budur. Bilim, kendi “düşmanlarından” bile öğrenir. Öğrenmelidir.

Kendi payıma ben, hangi otoriteye. Hangi mantığa sığınırsa sığınsın, tekelci her türlü yoruma düşmanım. Bilim adına, bilimin tek bir acıya tutsak edilmesinin düşmanıyım. Bilime tapanların, bilim yobazlarının düşmanıyım. Bilimin işleyişini anlamadan hangi kaygılarla olursa olsun, bilimi bir düşman belleyenlerin de düşmanıyım.”

Epistemoloji ve ontolojik sorunları bir yana bırakalım ve daha pratik olan esas konumuza dönelim.

1.1.2. DİL SORUNU

Çokkültürlülük sorununu ele alıp, dil ile hesaplaşmadan yola çıkmak hatalı olurdu. Kullanacağınız söylem, baştan sizin gideceğiniz yolu ve varacağınız noktayı belirleyebilir. Öte yandan inceleme alanındaki farklı söylemlerin analizi de gerekir. Bunun için baştan dil konusundaki tavrı belirlemek gerekir.

“Sosyal bilimler öteden beri gayri şahsi ve her şeyi bilen üçüncü şahsın dilinden konuşuyor. Sosyal bilimciler bu retorik biçimini benimsemekle, şeyler üzerindeki değerlendirmelerini sanki anonim, bağımsız ve tamamen tarafsız bir araştırmacının gözüyle bakıyormuş gibi aktarıyorlar. Bu retorik yanıltıcı olabilir.”4

Bu çalışmada üçüncü şahsın sanki bilimsellik zırhı ardına saklanan söylemi kullanılmayacaktır. Bunun yerine çalışmanın sahibi ya da çalışmanın kendisini öne çıkaran edilgen bir söylem tercih edilmiştir. Alıntılar, yazarların tercihini bağlamaktadır.

Öte yandan dil ve söylem deyince elbette akla Foucault’nun “Bilginin Arkeolojisi”ndeki (The Archaeology of Knowledge) yaklaşımı akla gelir.

“Yapısal dilbilimin insanlık tarihine güçlü uzantılarından biri de Michel Foucault’nun “Bilginin Arkeolojisi”ndeki (The Archaeology of Knowledge) yaklaşımıdır. Bu çalışmanın tezine göre, tarih farklı söylem sistemlerinden oluşan bir dönemler dizisidir. Her sistemin kendi iç mantığı vardır ve egemen söylem sistemleri, öteki sistemleri dışlayarak kolektif kimlikler yaratırlar. Tarihsel değişim aktörler tarafından üretilmez; tersine aktörler, bir söylem sistemi tarafından yaratılırlar ve bunlar sistemin taşıyıcılarından başka bir şey değildirler. Değişim ise, bir söylem sisteminin ötekine yol verdiği jeolojik bir kaymaya benzer. Nitekim Foucault’ya göre sosyal bilimciler, toplumsal kurumların altındaki linguistik yapıların arkeologu olmalıdırlar.”5

Yöntem konusu işlenirken bu konuda en detaylı araştırmayı yapan ve dilimize de çevrilmiş olan Brian Fay’in “Çağdaş Sosyal Bilimler Felsefesi, Çokkültürlü Bir Yaklaşım” adlı kitabından ileride göreceğiniz gibi önemli ölçüde yararlanılmıştır.

Yönteme hiç değinmeden de doğrudan çokkültürlülük konusuna giriş yapmak ve Fay’den bu denli fazla alıntı yapmaya gerek olmayabilirdi. “Eğer elinizdeki çekiç ise tüm sorunlar size çivi olarak görünür” deyişinde olduğu gibi çok disiplinli, çok merkezli ve çok bilinmeyenli bir denkleme bir çekiçle yaklaşmak yerine zengin bir araç avadanlığını tercih etmek yazarın kişisel tercihidir.

1.1.3. GÖRECİLİK

Görecilik, çokkültürlülük düşüncesine giden yolun işaret tabelalarından biridir. Bu yolda kaybolmamak için sadece kendi bilgimize değil, bizim dışımızdaki insanların ve söylemlerin de bilgilerine başvurmalıyız. İşte görecelik penceresinden bakınca manzaranın bizim gördüğümüzden farklı olabileceğine yönelik ön kabul gündeme getirir.

Buradan hareketle farklı bakış açılarının olabileceği ve bu bakış açılarının da kendileri için doğru olabileceği kavrayışı başlar. Başkasının ayakkabısından dünyanın farklı olduğunun farkına varmak yeni dünyaların kapısını da açar. Görecelik bu açıdan Fay’ın da belirttiği gibi hem etnosantrizme hem de şovenizme karşı durur:

“Görecilik birinci olarak bizden farklı olan başkaları/ötekiler hakkında konuşma yolunu sunuyor ve böylelikle de bizi bu farklılıklara karşı duyarlılaştırıyor. Bu bağlamda görecelik etnosantrimze (herkesin bizim gibi olduğu görüşüne) karşı koyuyor.

İkincisi, göreciliğe göre başkalarının düşünme ve eylem biçimlerini eleştirmede bağımsız bir temele sahip olmadığımız için insani düşünce pratiği çoğunca yaralayan yargılayıcı değil, hoşgörü ve takdir tutumunu benimsemeliyiz. Bu anlamda ise görecilik şovenizme karşı koyuyor.”6

1.1.4. NESNELCİLİK

Nesnellik, kişinin kendi bağlılıklarından bunları incelemeye tabi tutacak kadar uzak durması ve öteki bakış açılarının olası meziyetlerine yeterince açık olmasıdır. Fay nesnelciliği şöyle tanımlıyor: “Gerçeklik tek başına ve insan zihninden bağımsız olarak vardır ve gerçeklik bu haliyle bilinebilir bir şeydir.”

1.1.5. DOĞRULANAMAZCILIK

Fay’a göre nesnel olan şey analizlerin vardığı sonuçlar değil, analiz metodunun kendisidir. Burada söylenmek istenen bilimsel araştırmanın sonucunun nesnel olmayacağı ve bu yüzden eleştiriye açık olduğu yönündeki bilimin ve bilimsel bilginin doğasına ait olan görüştür.

Doğrulanamazcılık bilimin sonucu olarak üretilen bilgiyi tanrısal mevkiden dünyevi olana indirgeyerek cismanileştiriyor ve insanın hizmetine sunuyor.

“İnandığımız her teori hatta onlara inanmamız için olağanüstü gerekçelere sahip olan teoriler bile yanlış olabilirler. Bu sonuç doğrulanamazcılık adı verilen felsefi tezin özüdür.” diyen Fay’a göre, kesinlik bilimin sunabileceği bir şey değildir ve bu bilimin şu an için eksikli olmasının, daha iyi donanımlarla daha iyi deneylerle ya da daha iyi hipotezlerle düzeltilebilecek bir eksikliğin sonucu olarak böyle değildir. Bu, bilimin ve bilimsel uslamlamanın epistemolojisinin içkin bir özelliğidir.

1.2.1. ÖZNELERARASI ELEŞTİRELLİK

Öznelerarası eleştirellik, çokkültürlü sosyal bilim felsefesinin temel taşıdır. Her bilimsel çalışmanın değerli nitelikler taşıdığı önkabulünden hareketle bilimde tek bir doğru olduğu anlayışını reddeder. Bilimsel çalışmanın çokkültürcü yaklaşımla açık yapıt olma yönünde yeniden kurgulanmasını önerir.

Böylece açık bilimsel araştırmanın önü de açılmış olur. Tek bir değerli yöntem, tek bir amaç, tek bir doğru yoktur. Öyleyse herkes duvar örmekten vazgeçerek bilimin toplumun tümünün hizmetine girmesi için kendi duvarlarını indirmelidir. Putlar kırılabilirse eleştiri çok daha aydınlatıcı bir bilime giden yolu açabilir.

“Çokkültürcülük, insanların mübadeleler, çarpışmalar, borçlanmalar, kırılmalar, değişimler, tepkimeler ve hatta hırsızlıklar yoluyla birbirlerini dinleme ve birbirlerinden öğrenme biçimlerini ortaya koymalıdır. İşte eleştirel öznelerarasılık bunu bir ilke haline getiriyor.

Bilişçilerin başkalarına açık olmasını, başkalarını hesaba katmasını, başkalarının gözlem, keşif ve eleştirilerini merak etmesini ve dinlemesini istiyor. Dolayısıyla bu şekilde anlaşılan çokkültürcülük, göreciliğin kapalı devre küçük dünyalarını değil, doğrulanamazcılığın etkileşimci formunu besliyor.”7

1.3.1 DERRİDACI YAPISÖKÜM

Jacques Derrida, toplumsal araştırmalarda bilginin çoğu kez göründüğü kadar kolay elde edilemeyeceğini daha doğrusu, çoğu bilginin toplumsal yapı, söylem ve eylemlerde gizli olarak bulunduğunu belirtir. Eylemlerin, pratiklerin, ilişkilerin ve sözlerin bir de görünmeyen anlamlar içerdiğini ve bu anlamların karmaşık bir şekilde içkin olduğunu, bunların yapısökümle incelenmesi gerektiğini söyler.

Derrida’nın, bu karmaşık yapı içinde anlamları söküp çıkarmanın yolu olarak sunduğu çözüm olan yapısöküm, sistemlerin yanılgılarını ya da çelişkilerini ifşa etmek için gerilim noktalarına, eksiltilere, suskunluklara ve marjinlere bakıyor.

“Yapısöküm, bir anlam sistemini oluşturan açık kavramsal sınırların, bunlar bağlamında yaşayan ve eylemde bulunan insanlara göründüğü kadar açık olmadığını göstermeye çalışıyor. Özellikle de, bu tür karşıtlıkların nasıl istemeyerek tersyüz olduğunu, çöktüğünü ya da birbirine içine girdiğini göstermeye uğraşıyor.

Anlam sistemleri, görünürdeki tutarlılıklarına rağmen çoğu zaman kendi egemen kavramsal mantıklarının dışına çıkıyorlar. Yapısökümcüler şunu diyor. Anlam daima karışıktır, sürekli titrer, çöker ve görünür düşünce ve eylem kategorilerinin dışına ve etrafına taşarak onları birbirine karıştırır.”8

Yapısökümde diyalektik olan bilgi vardır. Herşeyin bir zıttı vardır. Bu anlayışla ben varsam öteki de olacaktır. Bunu ortaya çıkarmak elbette bu kadar basit değildir. Bu zıt anlamları, yani ötekini ortaya koymak için biraz dikkatli olmak gerekir.

“Jacques Derrida’ya göre olumlanan her şey için kendisinin zıttı olan bir “öteki”, yok gibi görünse de aslında ertelenmiş bir anlam olarak şu şeylerin içindedir. Yapısöküm, varsayılan bu ötekinin ortaya çıkarıldığı ve bunun görünmese de, süregiden bir anlam sisteminde işleyen bir unsur olduğunun gösterildiği eleştirel yöntemdir.”9

1.3.2. GADAMERCİ YORUMBİLGİSİ (“HERMENEUTICS”)

“Hans Georg Gadamer’in yorumbilgisel felsefesi “Hermeneutics”, kendisinin ifadesiyle ‘yapay anlamın maskesini düşürmek, gizlenen veya başka bir biçimde aktarılan anlamın üzerindeki örtüyü kaldırmaktır.’ Söylem analizi olarak yorumbilgisi, yazılı metinlerin yorumlanması bilimidir. Yorum için bir edim, bir metin ve bir söylem ile bundan bağımsız yorumlayan bir kişi gerekir.

“Yorum için söylem/lere ihtiyaç vardır. Herkesin söylem olarak kabul ettiği, bir metin veya bir insanın demek istedikleriyle kastedilen ifadeler, yorumlama ile açık hale gelir. Bu süreç yorumlanan ile yorumlayan arasında köprü kurarak boşluğu ortadan kaldırır”10

Gadamer’e göre gizli anlamı ortaya çıkarmak için iki öznenin etkileşime girmesi gerekir. Bu iletişimden anlam doğar. Anlam tek başına bağımsız olarak mevcut değildir. Onu ortaya çıkarmak için diyalektik bir anlayış gerekir.

“Gadamer’in yorumbilgisine göre, başkalarının davranışlarının ya da bunların sonuçlarının anlamı, onların bu davranışlar hakkındaki düşüncelerinden oluşmaz. Bunların anlamı bizim (ya da başka yorumcuların) başkalarının yaptıklarına yüklediğimiz (ya da yükledikleri) anlamdır.

Gadamer’in değerlendirmesinde anlam hem çok hücreli hem de iki unsurludur; Çok hücrelidir, çünkü herhangi bir maksatlı edim ya da bunun sonucu ilgili yorumculara bağlı olarak birçok anlama sahip olacaktır; ve iki unsurludur çünkü anlam yalnızca iki özne (aktör ile yorumcu) arasındaki ilişkiden doğar.

Maksatçılığa göre bir edimin anlamı, bu edimin icra edildiği anda sabitleniyor. Halbuki, Gadamerci analize göre, anlam, sadece yorumlandığı zaman ortaya çıkıyor ve her yeni yorumla birlikte yeniden doğuyor.”11

1.2. ÇOKKÜLTÜRLÜ BİLİM FELSEFESİ İÇİN 12 TEZ

Brian Fay, kitabının sonunda çokkültürlü bir sosyal bilimler felsefesinin 12 tezini şöyle sıralar:

  1. İkilikler konusunda dikkatli olun. Tehlikeli ikiciliklerden kaçın. Diyalektik düşünün.
  2. Başkalarını başkası olarak kategorize etmeyin. Benzerlik ve farklılığı, birbirini gerektiren göreli terimler olarak düşünün.
  3. Evrenselcilik ile tikelcilik, asimilasyon ile ayrılma arasında seçim yapmanız gerektiği yanılgısından kurtulun. Farklılıkları yok etmek ya da katılaştırmak yerine, daimi karşılıklı öğrenme ve gelişimi gözeterek bu farklılıklarla farklılaşan insanlar etkileşime girin.
  4. Tözsel değil, süreçsel düşünün (yani isimler bağlamında değil, fiiller bağlamında düşünün) Zamana, bütün toplumsal varlıkların temel bir unsuru olarak bakın. Her yerde varolan hareketi dönüşümü evrimi, değişimi görün.
  5. Üzerinde çalışılan öznelerin eylemliliğine vurgu yapın.
  6. Aktörleri aktör yapan şeyin onları anda hem güçlendiren hem de sınırlayan sistemlerde konumlanmışlıkları olduğunu unutmayın.
  7. Anlamaya çalıştığınız insani eylem ya da ürünlerden daha fazla aydınlatıcılık bekleyin.
  8. Toplumları, birbirlerinden yalıtılmış entegre monadlar olarak ya da başkalarını sadece belli bir kültür ya da grubun üyeleri olarak düşünmeyin. Farklı insanların birbirleriyle kaynaştığı ve bu süreçte de değiştiği sınır bölgelerine bakın. Melez olanı inceleyin. İç gerilimlere, direnişlere, çatışmalara, merkezin çevredekileri sabitleme ve denetleme girişimlerindeki başarısızlıklarına dikkat edin. Ve her yerde varolan belirsizliği, müphemliği ve çelişkiyi görün.
  9. Geçmişin sizi güçlü kıldığını kabul edin. Fakat sizin de geçmişi tanımladığınızı bilin.
  10. Sosyal bilimsel bilginin tarihsel ve kültürel konumsallığına dikkat edin. Bugün bildiğimiz şeylerin, kendi hayatlarımızda ve üzerinde çalıştığımız insanların hayatlarında meydana gelen kavramsal ve başka türlü değişimlerce demode kılınmasına hazır olun.
  11. Nesnel olduğunuza kendinizi ya da başkalarını inandırmak için yanıltıcı bir tarafsızlık görüntüsünün arkasına saklanmayın. Başkaları üzerine yapılan araştırmalara getirdiğiniz entelektüel donanımı kabul edin; etkileşim içinde olduğunuz insanları nasıl değiştirdiğinizin farkında olun ve başkalarının yaptıkları hakkında açık değerlendirmeler yapın. Ancak bunu yaparken daima belirleyebildiğiniz bütün kanıtları hesaba katın ve haklarında ve adlarına yazılar yazdığınız insanlara karşı sorumluluk duyun. Başkalarının sizi eleştirmesini isteyin.
  12. Tanıma ve kutlama yetmez Angaje olun.

One thought on “21′inci Yüzyılın Ütopyası: Çokkültürlülük”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.