21′inci Yüzyılın Ütopyası: Çokkültürlülük

2. BÖLÜM

KİMLİK VE ÖTEKİLİK

“Ötekilerin hepsini anlamadan belli bir yüzyılı anlayabilmek, sözkonusu değildir. Tarihin şarkısı, ancak bir bütün olarak söylenebilir.”

2.1. BENLİK: KENDİMİZ OLMAK İÇİN BAŞKALARINA MUHTAÇ MIYIZ?

Benlik ve varoluş karşılıklı bir şeydir. Tek başına bilinçli varlık sözkonusu değildir. Benliğin bilincinde olmak için başka şeylerin varlığına ihtiyaç duyarız. Bizim varlığımızın matematik açıdan sağlanması ötekilerin varlığıdır.

Benliğin oluşabilmesi için ise diğer bilinçli varlıklara ihtiyaç duyarız. Değerli olduğumuzu hissetmek için bizi olumlayacak ve değerli olduğumuzu düşünen ve bunu ifade eden başkalarına gereksinim duyarız.

“Sartre, Varlık ve Hiçlik’te (Being and Nothingness), benliğimizin bilincine, sadece bizim bilincimizde olan öteki bilinçli varlıkların bilincinde olduğumuz zaman vardığımızı savlıyor.”1

Benlik sadece toplum içinde yaşayan bilinçli bir varlık olan insanın sahip olduğu bir şeydir. Bunu da yaratan kendisinden başka bilinçli insanların varlığıdır. Yani başkaları varolduğu için ben de varım. Tek başına düşünmek varolmak için yetmez. Varolduğumuzu kanıtlamak için düşündüğümüzü bilen başkalarına muhtacız. Fay’in söylediği gibi “Bir kimliğe sahip olmak, kısmen, belli biçimlerde başkalarıyla ilintili olmaktır ve kişinin bu ilintiyi anlamasıdır.”

“Dolayısıyla öz-bilinç, ta en başında, özü toplumsal olan bir şeydir. Bir bilinç olarak kendinizin farkına varmanız, ancak başka birinin sizin bilincinizde olduğunun bilincine varmanızla oluyor. Yani ancak başka biri için nesne olduğunuzun farkına vardığınız zaman bir benlik olarak kendinizin farkına varıyorsunuz. Varlığınız, sadece başka biri için bir varlık olduğu sürece kendi varlığınızdır (yani sadece bu duruda kendiniz için de bir varlık oluyorsunuz), Nitekim sizin varlığınız sorunlu olarak benim varlığıma bağlıdır”2

2. 2. KİMLİK

Bu çalışmada ele alınan kimlik, “Ben kimim?” sorusuna verilen cevabın biraz daha ötesinde “biz kimiz?” sorusuna verilen cevapta aranmalıdır. Sosyal yaratık olan insanın, içinde yaşadığı sosyal yapıdaki kolektif kimliğinden kaynaklanan sorunlarına çözüm aranır. Kimliğin, mikro yani sadece bizi ilgilendiren boyutu benliktir. Kimlik, toplumda varolur ve toplum tarafından şekillendirilir.

Çokkültürlülük sorunun inceleyen araştırmacılar kimlik sorununu sadece etniklik temelinde ele alıyor. Elbette işi içinden çıkılamayacak denli karmaşıklaştırmamak için belli ölçüde buna mecbur olabiliriz. Fakat bilimsel açıdan kimliğin boyutlarını ikili yapılara indirgememiz bağışlanabilir bir şey midir, tartışılması gerekir.

Çokkültürlülük aslında çok kimliklilik değil midir? Bizi belirleyen temel şey, etnik kökenimiz midir sadece? Yoksa cinsiyetimiz mi? Yoksa sınıfsal kökenimiz mi, din mi ya da başka niteliklerimiz mi? Yoksa bunların hepsi birden mi? Türkiye vatandaşı, Çerkez kökenli, çiftçi çocuğu, ateist bir eşcinsel öğrencinin yaşadığı sorunların kaynağı nedir. Bu kişinin yaşayacağı sorunlar hangi kimliğinden kaynaklanmaktadır ve nasıl çözülebilir. Çokkültürcülük her zaman böyle marjinal sorunlara yönelik çözüm yolları aramasa da, böyle bir vakanın da olabilirliği gözden kaçırılmamalıdır.

Elbette bütün sorunlar bu kadar çetrefilli olmayacaktır. Ama kim kimliğinin tek bir boyutuyla yetinebilir ve sadece bir özelliğimizle kendimizi tanımlayabiliriz. Zaman zaman farklı kimliklerden dolayı yaşadığımız sorunların zaman içinde farklılaştığını hepimiz görürüz.

Toplumsal anlamda çağdaş kimlik kavramının ortaya çıkışı Rousseau’ya dayanır. Bu konuda ilerde daha ayrıntılı bilgi verilecektir.

2.3. ÖTEKİ KİMDİR?

Benlik ve kimlik sorununun doğrudan olarak öteki ile bağlantılı olduğunu gördük. Öteki bizden farklı olandır. Bizim gibi olmayan, bizden farklı düşünen, etnik, dinsel, cinsel, sınıfsal, ırksal açıdan farklı olan herkes ötekidir. Ötekiyi belirleyen farklılıktır. Farklı olan herşey bir biçimde ötekidir.

“Emmanuel Levinas’a göre ‘öteki, arzu (eros), ölüm ve gelecek gibi üzerinde konuşabileceğimiz ama deneyimlemeksizin asla tam olarak anlayamayacağımız türde bir tasarımdır.’ Levinas, ötekinin asla tam olarak bilinemeyeceğini söyler ve tam olarak bilmek yerine öteki ile eşit ilişkiler geliştirilmesini tavsiye eder.

Levinas’ın hareket ettiği nokta ‘ötekine’ saygıdır. Ötekine saygı ve öteki ile aradaki mesafenin korunması ile asimilasyona, totalizme, aynılığa karşı konulabileceğini düşünür. Ötekini ne kendimize asimile etmeli ne de tam anlamaya çalışmalıyız.”3

Levinas, benlik ve kimliğin oluşturulması sürecinde ötekinin hırpalanmasını ve onun benlik ve kimlik alanının işgal edilmesini eleştirir. Habermas ise ötekini benimsemenin içine kapanmak olmadığını hatta toplumsal sınırların herkese ve özellikle birbirine yabancı kalmak isteyenlere bile açık olması demek olduğunu belirtiyor.

“Eğer biz kendi çerçevemizde ve ötekiler de kendi çerçevelerinde yaşıyorsa, onları nasıl anlayabileceğiz.

Etnik cinsel, ırksal, dinsel, sınıfsal ve kültürel farklılıkları vurgulayan –ve insanları kendi tikelliklerini keşfetme ve koruma çabasında oldukları- çokkültürlü bir dünya, toplumsal bilginin parçalanmasına yol açıyor. Nihayetinde, bir türden insanların yalnızca aynı türden insanlar tarafından bilinebileceği noktasına varılıyor. Fakat bu, toplumsal incelemenin ciddi biçimde kısıtlanması demektir. Bu bağlamda düşünüldüğünde çokkültürcülük ve görecilik öz-yıkıcı görünüyor.”4

2.4. FARKLILIĞA SAYGI

Farklılık ve farklılıklara saygı politikası, çokkültürcülüğün sac ayaklarından birisidir. Zaten çokkültürcülük “farklılığa saygı” ve her kültürün farklı pratiklerinin kabulü olarak tanımlanır. Fakat çokkültürcüler ‘bu şekilde yorumlanan bir farklılık saygısı, karşılıklı aktarışım ve öğrenimi kapsayan ya da yücelten bir şey olmadığını’ vurgular.

Bu anlamdaki saygı hiçbir zaman çokkültürlülük için hiçbir şekilde yeterli değildir. Saygının ötesinde harekete geçmek ve saygının gerektirdiklerini yerine getirmek gerekir. Saygı tek başına pasif olarak kaldığı sürece fazlaca bir önemi olmayacaktır. Gerekleri yerine getirilirse toplumun iletişim kanalları açılır. Saygının gereklerini Fay şöyle özetliyor:

“Saygı, dinlemek istemek, başkalarından öğrenmeye açık olmak, tepki vermek ve gerektiği zaman eleştirmek demektir. Saygı, zeka, duyarlılık ve açık fikirlilikle yaklaşmak demektir. Dolayısıyla eğer saygı, çokkültürlülüğün ana değeri olacaksa o zaman sadece tanıma/kabul etme anlamıyla alınmamalıdır.”5

One thought on “21′inci Yüzyılın Ütopyası: Çokkültürlülük”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.