21′inci Yüzyılın Ütopyası: Çokkültürlülük

4. BÖLÜM

ÇOKKÜLTÜRLÜLÜK POLİTİKASI

4.1. ÇOKKÜLTÜRCÜLÜK

Buraya gelene kadar çokkültürcülüğün bilimsel ve tarihi kökenleri ortaya kondu. Artık çokkültürcülüğün ne olduğu ve ne tür politikalar önerdiğini ve düşünce biçimleri açısından ne ifade ettiğini değerlendirebiliriz.

Çokkültürcülük politikası, ilk defa 1970’ler sonrası Kanada’da göçmenleri asimile etmek yerine çoketnikli yapıyı ilerletme politikasına geçiş sırasında kullanılmıştır.

Hasan Bülent Kahraman’a göre çokkültürlülük, etnik, dinsel, dilsel, ırksal, ve cinsel çoğulculuk demektir. Çokkültürlülüğü, kimlik kavramının bir uzantısı olarak gören Kahraman, bunun sadece etnik kimlik olarak düşünülmemesi gerektiğini belirterek “Nitekim, Batı’da bu anlayışın başatlaşma sürecinde cinsel kimlikler ve cinsiyet özellikle rol oynamıştır” diyor.

Bu noktadan birkaç adım daha ileriye gidince Fay’in tanımı geliyor:

“Çokkültürcülük, çağdaş dünyada yaşamsal bir şeye, birbirlerinden önemli biçimde farklı olan insanların birbirleriyle temasta olduklarına ve birbirleriyle iş yapmaları gerektiğine işaret ediyor. Bütün çokkültürcüler, kültürel ve toplumsal farklılığı anlama ve bununla yaşamaya vurgu yapıyorlar.”1

Bhiku Parekh ise çokkültürlülüğü dayatan koşulları kısaca şöyle tanımlıyor:

“Bugüne kadar birliği homojenlik ile özdeşleştirdik, Eşitliği de tekdüzelikle. Öyle ki modern-öncesi toplumlardan farklı olarak bundan değişik talepleri olanlar, bizi ahlaki ve duygusal olarak dezoriyente etmeye yetiyor. Derin ve asi çeşitliliğin siyasi talepleri ile ne yapacağımızı bilemiyoruz”2

Edibe Sözen ise bir makro-anlatı olarak çokkültürlülüğün, şu anda uygulamada en çarpıcı görünen göçmen siyasetiyle kendine cismanilik kazandırdığını fakat, daha çok azınlık-çoğunluk ve tanıma-tanınma siyaseti; liberal görüşler çerçevesinde de çoklu etnik yapılanmalarla anıldığını belirtir. Sözen, çokkültürlülüğün bir mikro anlatı olarak ise terapatik, psikolojik ve pedagojik bir süreç olarak yorumlandığını kaydeder.

“Felsefi olarak çokkültürlülük, ırka dayalı görüşlerden kültürel görüşlere geçişle –anayasal vatandaşlık tartışmalarının ortaya çıkmasında olduğu gibi- sosyolojik olarak -her ne kadar tartışmalı olsa da- yabancı ya da göçmen olmaktan yerliliğe geçişle kültürel olarak da Avrupalı monokültürlerin sonu (!) teziyle beslenen bir söylemdir.”3

Çokkültürcülük anlayışı doğal olarak farklı ülkelerde farklı anlamlara sahip oluyor. Bu konudaki bakış, yaklaşım ve uygulamalar farklılaşıyor.

“Çokkültürcülük, Kanada’da esas olarak göçmenlerin önyargı ya da ayrımcılık korkusu duymaksızın etnik kimliklerini ifade etme hakkı demektir. Avrupa’da genelde ulusal cemaatler arasında güçlerin paylaşımı demektir. ABD’de ise sıklıkla marjinalleşmiş sosyal grupların taleplerini karşılamak için kullanılır.”4

Kymlicka ABD’de çokkültürlü teriminin toplum tarafından dışlanmış ya da kenara itilmiş etnik olmayan çok çeşitli sosyal grupları içine alacak şekilde oldukça geniş bir şekilde anlaşıldığını belirterek, “sıklıkla sakatlar, gayler ve lezbiyenler, kadınlar, işçi sınıfı, ateistler ve komünistler gibi grupların tarihsel dışlanışını tersine çevirme gayretlerini ifade etmek için” kullanıldığına dikkat çekiyor.

4.1.1 ÇOĞULCULUK VE ÇOKKÜLTÜRLÜLÜK

Çokkültürlülük ile en fazla karıştırılan kavram çoğulculuktur. Çokkültürlülük çoğulcu bakış açısını taşısa bile çoğulculuk çokkültürlülüğü her zaman gerekli kılmıyor.

Semra Somersan çoğulculuk ile çokkültürlülük arasındaki ayrıma dikkat çekerken çoğulcu toplumun, ayrımcı hatta ırkçı olabilirken, çokkültürlü toplumun, farklılıklar ile birlikte tüm eşitlik haklarını da tanıması temeli üzerinde yapılandırılması gerektiğini belirtiyor.

4.2. KÜLTÜRLERARASI İLETİŞİM

“Siyaseten çokkültürlülük nasıl ki tanıma ve tanınma süreçlerini cari kılıyorsa, iletişimsel boyutta da, etkileşim ve iletişim imkanlarını hazırlamak durumundadır. Başta kişilerarası iletişim olmak üzere, basın, televizyon ve kitap dünyası farklı kültürlere temsil hakkı verdiğini öne süren (!) çokkültürlü toplumlarda varsayıldığının aksine temsil imkanları zayıftır ve bu durum çokkültürlülüğün önemli bir problematiğini teşkil eder. Bir meta-teorik yaklaşım olarak iletişimsel süreç çokkültürlü toplumda kültürlerarası diyalogu öngörür.”5

Bu çalışmada esas olarak farklı kültürlerin birbiriyle kuracağı iletişim konusunda tezler öneri sürmek yerine farklı kültürlerin birarada nasıl yaşayacağına ilişkin tezler ileri sürülmektedir. Buna rağmen çokkültürlülüğün bir alt disiplini olarak nitelendirilebilecek kültürlerarası iletişim ile aynı kaynaktan beslenmektedir. Başlangıç ve çıkış noktaları ile yürüdükleri hat paralel hatta aynıdır. İşin içine politika uygulamaları girdiği noktada bu iki disiplinin birbirinden ayrıldığı söylenebilir. Çokkültürlü iletişim işin içine makro politikalar girdiğinde çekilmekte, çokkültürcülük ise bu noktada devreye girmektedir.

Prof. Dr. Erol Mutlu, kültürlerarası iletişim ile politika, iletişim, felsefe, etnoloji, antropoloji ve psikoloji gibi dalların nerede içiçe geçtiğini ve nerede ayrıldığını şöyle tarif ediyor.

“… Kültürlerarası iletişimin kör noktası, politika bilimidir, siyasal düşünceler, devlet sistemleri, kuramlarıdır, ideoloji ve iktidar kavramlarıdır. Kültürlerarası iletişim, antropoloji, etnoloji, halkbilim, dilbilim, psikoloji ve pedagoji alanlarıyla ilişki içinde olmakla birlikte, bütün bu alanları da kesen politika alanıyla ilişkisiz gibidir. Oysa, “farklılıklarla yaşamak” iddiası esas olarak politik bir iddiadır ve eğer kültürlerarası iletişim disiplininin “etik” temeli bu iddianın hayata geçmesi ise bu disiplinin siyaset bilimi ve felsefeyle buluşması gerekmektedir”6

İşte kültürlerarası iletişimin kör noktası olarak tarif edilen yerde Çokkültürcülük devreye girer. Kültürlerarası iletişim ve çokkültürcülük bu anlamda birbirini tamamlar. Birisi mikro düzeyde farklılıkların birbiriyle olan iletişimini kurarken, diğeri makro düzeyde bu iletişimin sağlıklı işlemesi için genel düzenlemeler peşinde koşar.

“Saygı duyulacak farklılıklarımız üzerinde tartışma arzusu ve becerisi, demokratik siyasal idealin bir parçasıdır. Tüm insanların özgürlüğünü ve eşitliğini savunan çokkültürlü toplumlar ve topluluklar, akılcı entelektüel, siyasal ve kültürel farklılıkların karşılıklı saygı duyma temeline dayanırlar. Karşılıklı saygı, anlaşmazlıklarımızı ifade etmede, anlaşmazlık içinde bulunduğumuz insanların karşısında bunları savunmada, saygın ve saygı duyulamaz anlaşmazlıklar arasındaki farkları ayırt etmede ve akılcı eleştiriler karşısında fikrimizi değiştirmeye hazır olmada geniş bir isteklilik ve beceri gerektirir. Çokkültürlülüğün ahlak açısından taşıdığı umut, bu erdemlerin tartışmalarla ortaya çıkarılmasında yatar.”7

4.3. ÇAĞDAŞ HUKUK AÇISINDAN ÇOKKÜLTÜRLÜLÜK

Habermas, çağdaş hukukun biçimsel, bireysel, zorlayıcı, pozitif ve usule uygun olduğunu belirterek, yurttaşların eğer kendilerini bu yasaların yapıcıları olarak görmeleri halinde kendilerini bağımlılık yerine özerklik içinde hissedeceklerini kaydediyor.

“Çağdaş hukuk biçimseldir, çünkü açıkça yasaklanmamış olan herhangi bir şeye izin verilmiş olduğu öncülüne dayanır. Bireyselcidir, çünkü tek tek kişileri hakların taşıyıcısı yapar. Zorlayıcıdır, çünkü devletçe yürütülür ve sadece yasal ya da kurala uygun davranışa uygulanır –din pratiğine izin verir ama dinsel görüşler buyuramaz. Pozitif hukuktur, çünkü yasa koyucu bir siyasal meclisin kararlarından türer; son olarak usule uygun yasalaşmış hukuktur, çünkü demokratik süreç tarafından onaylanmıştır.”8

Pozitif hukuk katıksız yasal davranış gerektirdiğini, ama bunun da yasalara uygun olmak zorunda olduğunu belirten Habermas, “Hukuksal bir düzen, bütün yurttaşların özerkliğini aynı derecede koruduğunda yasalara uygundur. Yurttaşlar, ancak yasanın muhatapları, kendilerini aynı zamanda onun yapıcısı olarak görebilirse özerktirler” görüşünü savunur.

4.4. ALKIŞLAMAK HİÇBİR ZAMAN YETMEZ

Sadece farklılığı tanımayı ve ona saygı göstermeyi vurgulayan yaygın çokkültürcülük anlayışının nihai sonucunun farklı grupların tecridi olacağını iddia eden Brian Fay, karşılıklı öğrenmeye, diyaloga ve etkileşime vurgu yapan bir çokkültürcülük anlayışı öneriyor.

Bunu yaparken de benlik-başkası, biz-onlar, benzerlik-farklılık, içerdekiler-dışarıdakiler gibi tüm katı ikili kategorileri sorguluyor; yalnız sosyal bilimlerde değil, gündelik hayatımızda da hakim olan bu ikici düşünce tarzını yıkmaya ve bunun yerine diyalektik düşünceyi koymaya çalışıyor.

Yaygın görecilik ve çokkültürcülük anlayışları, farklılığı, kültürel bütünlüğü ve kültürel tahakküme direnişi vurguladıklarını belirten Fay, bunların, benlik-başkası, biz-onlar, kimlik/aynılık-başkalık/farklılık, asimilasyon-ayrılıkçılık, içerdekiler-dışarıdakiler gibi esnek olmayan ikili kategoriler bağlamında düşündüklerini belirterek bunun yerine yeni bir anlayış öneriyor.

Görecilik ve de farklılığın kutlanması olarak anlaşılan çokkültürcülük anlayışının hatalı olabileceğini ifade eden Fay, farklılığın yerine aktarışımı, bütünlüğün yerine açıklık ve etkileşimi, direnişin yerine öğrenmeyi vurguluyor. Genel anlamda ikili düşünce biçiminin yerine diyalektik düşünceyi yerleştiriyor.

“Çokkültürcülük, kültürel ve toplumsal bütünlüğe ve öteki birimlerin bütünlüğüne saygı duyulmasına vurgu yapıyor. … Burada bize düşen görev, bu olguyu tanımak ve kutlamak, yeryüzündeki insan yaşamını oluşturan renk ve şekil mozaiğini alkışlamaktır.”9

One thought on “21′inci Yüzyılın Ütopyası: Çokkültürlülük”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.